Ayrımcılığın Sözde "Pozitifi" - Sultan Komut

ayrımcılık

İşin özü  bu; “çünkü herkes eşittir”. İlginç olan şu ki bu slogan “pozitif ayrımcılık merkezi” adlı bir organizasyona ait. Kulağa garip geldiğinin farkındayım, ilk bakışta.

Uzun zamandır, aslında 12 Eylül referandumunda kadınlara karşı pozitif ayrımcılığı da oyladığımızdan beri, bu konu beynimin çeşitli köşelerini kemirip duruyor. Her ne kadar yasa boyutunda yapılan ya da yapılması öngörülen ama hep - ve hep- kâğıtta kalan düzenlemeler konusunda söylenecek,  yazılacak çok şey olsa da teorik olarak da bir türlü içime tam olarak sindiremediğim bir konudur pozitif ayrımcılık. Bunun oldukça geniş ve bu nedenle tek bir taraftan bakmanın,  bazı özel durumlarda yanlış olabileceği, olduğu, sırf bu nedenle de hep tartışılan, tartışılması da gereken bir konu olduğunu belirtmem gerek.  Hatta bu gereklilikten öte bir zorunluluk. Yazdıklarım, düşündüklerimdir. Bu bir. Düşüncelerimden ötürü beni aforoz edenler olacaktır, kesin. Baştan söyleyeyim en az sizin kadar kadın hakları savunucusu, en az sizin kadar feministim. Bu da iki.

ZORUNLU PARANTEZ! (Yazıyı burada bırakanlar olacaktır. Olmadı çünkü değil mi  “feministim” dedim. Yazıyı okumayı bırakanların kafasında erkeklerden nefret eden, “evde kalmış”, elbette “çirkin” bir kadın belirdi. “Feminist mi aman! Kaç!”  Hala okumaya devam eden varsa kendisini tebrik edebilir. Önyargılardan arınmışsınız siz. Zaten bize de siz lazımsınız)

Başta da söylemiştim konu tartışmalı. Bu nedenle ben de bu yazıya girişmeden önce fikrine değer verdiğim insanlarla fikir alışverişinde bulundum. Bazı konularda uzlaştık, bazılarında uzlaşamadık. Uzlaştığımız temel noktalardan biri pozitif ayrımcılığın sistemi devam ettirme yönünde atılmış bir adım olmasıydı. Şöyle ki;  “Aslında pozitif ayrımcılık kavramı toplumsal hiyerarşiyi reddetmeyen bu toplumsal hiyerarşi içerisindeki özneler gruplar arasındaki var olan eşitsizliği eşitlemeyi amaçlamakta ve sistem içi olması ve yönetişim açısından hiyerarşiyi düzenlemeye yöneliktir.”  Dolayısıyla “Çeşitli gruplara ve öznelere avantajlar sağlasa da toplumsal hiyerarşinin devamlılığını ve güçlenmesini sağlayan bir söylemin adı olarak düşünülmelidir” Özetle; pozitif ayrımcılık adına atılan adımlar zaten kökten sorunlu olan sistemi besler.

Bir toplumda pozitif ayrımcılığın onay görmesi o toplum hakkında bize kabaca şunu söyler; bu toplumda herkes eşit değildir. Ki kadınlara karşı pozitif ayrımcılıktan bahsedeceksek şudur söylenen ; kadın erkek eşit değildir. Yani AKP 12 Eylül Referandumunda bize kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olmadığı bir ülkede yaşadığımızı söyledi. Biz bunu biliyorduk zaten, söylüyorduk da. Ama biz söyleyince “isyan” olarak algılanan şey, bir yasa değişikliği sürecinde bizi bu eşitsizlikte nefes almaya zorlayanlar tarafından ifade edildi. İyi bir şey yapıyoruz; pozitif ayrımcılık getireceğiz.  Tamam da bu şu demek; Ben senin benimle eşit olmadığını biliyorum, o nedenle seni eşit hale getirmek için sana ayrımcılık yapacağım. Korkma! Kelime kötü ;  ayrımcılık. Ama bu öylesi değil. Benim ki pozitif. Yine ayıracağım yine böleceğim, ama toplayacağım da. Bunu da ben yaparım ha. Kıymetimi bil!

Ama bir dakika; hani hepimiz eşittik. Değil miydik yoksa?

Benim için sorun tam olarak burada düğümleniyor. Biz eşit miyiz, değil miyiz? Eğer kanunlarınızda da belirttiğiniz üzere eşit isek bizi sizin seviyenize getirme saçmalığı da ne? İlk önce, siz neden oradasınız?

Pozitif ayrımcılığı savunmak, bir kadın olarak benim için baştan zayıf, baştan ezilmiş, baştan yenilmiş olmayı kabul etmek demek. Ben zayıf da değilim, ezilmeyi de, yenilmeyi de kabul etmiyorum. Benim sizin tarafınızdan korunmaya ihtiyacım yok.

Kadına sağlanan pozitif ayrımcılığı onaylamak eşitliği yok saymaktır. Eşitliği savunur, korur,  kollar, desteklersek sözde yazık  kadına pozitif ayrımcılık yapmaya gerek kalmayacaktır.

Dahası bir tarafa pozitif ayrımcılık uygulamak diğer tarafa negatif ayrımcılık yapmak anlamına gelir. Kadınlar olarak yıllarca kadınlara yapılan eşitsizliği erkeklere uygulayarak eşitlik sağlamış olur muyuz? Bence hayır.  Kadına karşı şiddeti eleştirip, şiddet uygulayanı şiddetle cezalandıralım demekten çok da farklı değil.

Pozitif ayrımcılık adına yapılan uygulamalardan biri olan kota sistemine gelirsek sorun biraz daha netleşiyor aslında. Belki Türkiye gibi erkeklerin kadınlardan daha üstün olduğu, bazı mesleklerin erkekler tarafından icra edilmesi gerektiği fikrinin din tarafından da öğütlendiği ülkelerde iş yaşamındaki eşitliği sağlamak adına uygulanabilir gözükse de temelde yanlış bir uygulama olduğu açık. Bir işi kim iyi yapıyorsa o yapmalıdır. İşi iyi yapmak genital organlarla bağlantılı olmadığı gibi –burada vajina ya da penis yazarak toplum ahlakını bozmak istemem-  yaşla, ırkla ya da dış görünüşle de ilgili bir şey değildir. Mecliste kadın milletvekili sayısının azlığından şikayet eden biri olarak, meclisin en az yüzde otuz beşi kadın olsun ya da adaylarınızın yarısı kadın olsun demenin çözüm olmadığını da savunuyorum.  Kadınların siyasete katılımı kotalarla değil, sadece eşitlikle  mümkün olacaktır. Verilen kota sonucu meclise girebilmeyi başarmış bir kadın, aslında kendisine “bahşedilen” bir koltuğa oturur.  Zaten  problem  insanların hak ettiği için değil de bir şekilde birileri tarafından “uygun” görülüp bir yerlere getirilmesi değil mi?

Pozitif ayrımcılık kisvesi altında kadına verilen izinlere de değinip anneleri ve anne adaylarını da kızdırayım da tam olsun.  Bir iş yerinde kadına doğum sonrası “çocuğu var” diye ayrıcalık tanınmasının, doğum izni verilmesinin pozitif olduğu konusunda oldukça büyük endişelerim var. Birincisi bu kadını iş hayatından koparan bir uygulamadır. İkincisi  sağlık problemlerini dışarıda tutarak yazıyorum sadece anneye böyle bir hak tanımak- pozitif ayrımcılık adına ya da her ne ise- kadının toplumdaki  görev atfedilen rolünü pekiştirmekten öte bir şey değildir. Bebeği kadın büyütür. Bu onun görevidir.  Peki neden? Emzirmek gibi biyolojik bir olayı konu dışında bırakırsak- ki hepimizin bildiği gibi teknoloji bu konuda da gelişti-  bebeği büyütmek neden kadının görevi olsun ki? Hangi yönetici işyerinden 6 ay uzaklaşabilir. Yasa bunu desteklediğinde hiç bir patron kadını yönetici yapmak istemez. Ancak bu izin hem erkeğe hem kadına verilirse durum değişir. Baba da izin alabilir. Almanya’da yaşayan kuzenimin eşi bebek iznine ayrılmış ve bebeğe babası bakıyor. Oldukça da keyifli bebek.  Yine kızanlar olacaktır ancak bana kalırsa sadece kadına sağlanan bu hak,  hem eşitsizliktir hem de mevcut anlayışı güçlendiren bir yapıdadır.

Tekrar etmekte fayda var. Ben bir kadın hakları savunucusuyum. Herhangi bir hak ihlali konusunda her zaman bir sözüm vardır, olacaktır da. Ama sırf kadın olduğum için kadın – erkek eşitsizliğini vurgulayan ve kadını güçsüz, aciz, yardıma, desteklenmeye ihtiyacı olan, erkek olmayan olarak nitelendiren her türlü düşünceye ve davranışa da karşıyım. Kadına pozitif ayrımcılık yaparak hem onu küçülten hem de eşitsizlik sağlayan her türlü düzenlemeye de.

İhtiyacımız olan şey eşitlik, başına hangi sıfat getirilirse “ayrımcılık” değil.

Yani erkekler;

Beni ayırmayın kadınım diye.

Sizden “eksik” değilim ben!

Sultan Komut

Önceki Yazı:Hakikat ve İdeoloji – Alişan Şahin
Sonraki Yazı:Siyah Mürekkepli Yazın - Sultan Komut
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...