Başkasının Acısına Bakmak - Dilaver Demirağ

dilo

Fotoğraflar, ayrıcalıklı kesimlerin ve hayatlarını emniyet altına almış olanların görmezlikten gelmeyi tercih edeceği konuları' gerçek' (ya da 'daha gerçek') kılmanın bir vasıtasıdır." (Susan Sontag- Başkalarının Acısına Bakmak)

Kendinin dışında hiç bir şeye gönderme yapmayan gözü kendine odaklanmaya davet eden her görüntü pornografiktir. Son günlerde artık bir sanal lağım haline gelen ve alçakların onur abidesi gibi dolaşıp sosyalizmin de, anarşizmin de, devrimciliğin de ilericilik (her ne demekse) adına başkalarının acısına kayıtsız kalmayı öneren sahtekarların geçit resmi yaptığı bu mekanda dolaşan ölüm görüntüleri de ceset pornografisi oluşturmakta. Medya insanları tanık değil seyirci kıldığından beri yemek odamızdaki televizyon bize ölen çocukları, acı çeken insanların acılarını gösteriyor. Yemeklerini yerken televizyonu izleyen insanlar ise tuzu uzatsana hanım ya da anne biraz daha yemek diyen çocukların olağan sesleri ile ölen insanları ilgisiz bir biçimde seyrediyor.  Fotoğraf acı eşiğimizi yükseltmeye, tanık değil seyirciye dönüşmemize yardımcı olan bir şeydir.

"Başka bir ülkede meydana gelen felaketlerin seyircisi olmak, gazeteciler diye bilinen profesyonel, uzman turistlerin bir buçuk asrı aşkın sürelik maceralarında gittikçe katlanan birikimleriyle doğrudan ilintili olan, esaslı bir modern deneyimdir. Öyle ki, artık savaşlar hepimizin oturma odalarında sükûnet içinde seyredilip dinlenen görüntü ve seslere dönüşmüş durumdadır... Tabloid gazetelerin ve yirmi dört saat manşet patlatan haber programlarının baş tacı ettikleri düstur şudur: ‘Kan varsa, iş yapar.’ İlginçtir, her türlü sefaletin görüş alanımıza girmesinden itibaren, bu manzaralara vereceğimiz tepkiler de şefkat duyma, hiddete kapılma, için için sevinme ya da onaylama arasında gidip gelmektedir.”

Böyle diyor Susan Sontag Başkalarının Acısı ismini taşıyan kitabında. Acılara tanık olmak yerine onlara bakan ve bundan etkilendiği varsayılan seyirci bir vicdan skandaldır aslında. Bizleri bir futbol maçı seyreder gibi savaşı seyretmeye yönlendirmiştir. Günümüzde hepimiz ölümün dehşetini seyrediyoruz. Seyrettiğimiz oranda duyarlılık eşiğimizde tıpkı insanlığımız gibi azalıyor. Acıları seyrederek dehşetin tanığı değil tüketicisi oluyoruz.

Sosyal medyada dolaşan her katliam görüntüsü bizde o ölenlerin yasını tutma etkisi yaratmıyor. Bu cinayetleri işleyen ve adına devlet denen caninin suç ortakları haline gelmekteyiz.

Ceset pornografisi bizleri savaşların acımasızlığına tepki veren savaş makinesini eline geçirerek her geçen gün daha da başarılı bir biçimde öldüren savaş silahlarına ölesiye bir nefret duymamızı engelliyor.

Eğer amacımız insanların bu toplu cinayetlere karşı tepki vermesini beklemek ise varlık nedeni her birimizi bir röntgenciye dönüştürmek üzerine kurulan Facebook adlı görsel fahişe yanlış bir seçimdir. Çünkü attığımız her çığlık ilgisiz duyarsız ve artık ekrana dönüşmüş sanal bireylerin beğen işaretleri ile can vermekte. Siyasetin yeri gerçek canlı bir kamusal alandır. Sanal dünyanın klavye şövalyeleri ise bundan alabildiğine uzaktır. Sosyal Medya ancak Gezi olaylarında olduğu gerçek bir direnişe, gerçek bir mücadeleye davet ediyorsa anlamlı olur. Aksi halde içimizde kalan son asinin de soluk borusu kesilir atılır.

Çağrımdır olan biten haksızlıklara tepki verecek, devletler tarafından ölüm kusan silahlar ile öldürülen o masum çocukların kanı yerde kalsın istemiyorsanız ve içinizde bir parça bile vicdan, bir parça bile ahlak kaldı ise başkalarını acısına sevinecek kadar insanlık erozyonu yaşayanların çokça bulunduğu bir mekanda ceset pornografisi yapmaktan vazgeçin. Partnerimizle sevişmenin verdiği heyecanı soğuran pornografik görüntüler ne kadar işe yaramaz ise sergilenen her ceset de pazar tezgahında sunulan ölü balık ya da kasap vitrininde çengele asılan bir hayvan gövdesinden farksızdır. Vicdanımız bu görüntülerle dumura uğramakta ve bizleri gerçek acılara tepki veren gerçek bir insan olmaktan alıkoymakta. O yüzden gelin bu suça ortak olmayın.

Sözü yine Sontag'dan bir alıntı ile bağlayayım.

"Savaşın neye benzediğini fotoğrafların kendileri söylüyor. ... Savaş yırtar, savaş parçalar. Savaş iç deşer, savaş bağırsakları söküp boşaltır. Savaş teni yakıp kavurur. Savaş organları bedenden koparır. Savaş yıkıp yok eder."

Dilaver Demirağ / itaatsiz.org

Önceki Yazı:Anarşizm ve Şiddet - Errico Malatesta
Sonraki Yazı:Alakır'da Ali-Cengiz Oyunu
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...