Kim Sever 'Feminist'i - Sultan Komut

feminizm

Hayatta bilmediğimiz şeyler var. Evet var. Kabul etmeseniz de var. Her şeyi bilir gibi yapan bir nesil şimdiki. İki “google” aramasıyla elde ettiği bilgi kırıntısını paylaşmayı “cool” sayıyor,  asla asıl bilgiye ulaşmayı denemiyoruz. . Bilmediğimizi çaktırmadan, her şeyi bilir gibi yapıyoruz. Her şeyi bilir gibi yaptığımızdan her konuda da bir fikrimiz var. İyi ya da kötü. Fikir sahibi olmak güzel de, çoğumuzun çoğu fikri başkasından çalıntı.

Önyargılarımız var bizim. Bilmeden, tanımadan karalamayı seviyoruz. Mesela hiç  görmediğimiz, suyunu içmediğimiz, halkıyla sohbet etmediğimiz  yerleri eğer bizden doğudaysa bizden “kötü, geri kalmış” ve eğer bizden batıdaysa “iyi” görüyoruz.  Biz görmesek bile bize böyle gösteriyorlar, bizi böyle kabul ediyorlar. Biz derken nerede olursanız olun hepimizi kastediyorum aslında. Hepimizin bir doğusu bir de batısı var ne de olsa. Sorun İzmirlilere Yozgat nasıl bir yer,  misal. Sonra da Yozgatlılara Siirt’i sorun.  Bunlar ve dahası söyleneli çok oldu.  ‘Said’cilik oynamaya kalkmayacağım. Henüz okumamış olanlara afili gelebilecek aslında ziyadesiyle detaylı olarak ele alınmış bir konu bu. Ve sonrasında elbette.  Okumak ya da bilmek yetiyor mu, emin değilim yine de.

İlk kez Diyarbakır’a giderken otobüsten indiğimde küçük bir kasaba meydanı göreceğimi düşünüyordum. Milenyuma yeni girmiştik ve ben bu milenyumun sadece batıda var olan acayip uçuk bir kavram olduğunu düşünecek kadar saftım o sıralar. Çocuk değildim, “eşek” kadardım, ama küçüktüm. Büyüdüm mü? Biraz. Ama tam değil.

Yakın zamanda Amerika’dan bir misafirim geldi. Birlikte kadın ve gençlik örgütlerini gezdik, neler yapıyorlar öğrenmeye çalıştık. Muhtemelen başta bahsettiğim önyargılarla gelmişti buraya fakat şehrin ve insanların büyüsüne kapılıp gittiğini söyleyebilirim. Şuna benzer bir cümle kurdu giderken “Bana İstanbul’un nasıl olduğunu soranlara şöyle diyeceğim.  Oldukça büyük,  normal  bir kent. Chicago gibi New York gibi ama bir karakteri, özel bir atmosferi var. Kiliseler yerine camileri olan bir metropol.” Haklıydı aslında, İstanbul’u diğer metropollerden  ayıran temel özellik göğe uzanan minareler değil mi?

Başta da yazdım bilmeden bilir gibi yapmalarımız ve önyargılarımız var bizim. Neyin ne olduğunu bilmeden o aslında bilmediğimiz sadece duyduğumuz ve hatta uygulayanların da aslında “aslını” bilmediği, okumadığı sadece kulaktan dolma handiyse  ‘dogmatik’ bilgilerle uygulamaya kalktığı o ‘şey’ ile ilgili önyargılar geliştirmeyi çok seviyoruz. Uzunca bir cümle oldu ve açıklamaya gebe. Örnekleyeceğim açıklamak yerine. Ve aslında bu yazıya başlamamın yegane saikası da budur.

Sizden açık sözlü olmanızı rica ediyorum şimdi. Yanınıza bir kağıt kalem alarak eylemimizi gerçekleştirebiliriz. Aslında bu bir çeşit deney olacak. –sonuçları benimle de paylaşırsanız mutlu bile olurum-. Ben size sorular soracağım ve cevaplarınızı yazacaksınız. Sesli söyleseniz de hatta düşünseniz de olur. Başlayalım.

başlamadan soru: cinsiyetiniz nedir?

soru bir: Feminist misiniz? – sadece evet ya da hayır demeniz yeterli-

soru iki:  Çevrenizde kendisini feminist olarak tanımlayan birileri var mı? –evet/hayır-

soru üç:  bir feministi üç sıfatla tanımlayın- en az üç olsun lütfen-

soru dört: feminizm neye denir?

soru beş: feminizm ile ilgili herhangi bir kitap ya da makale okudunuz mu? – forumlarda yazılanlar, twitter’ın 140 karakterlik metinleri, facebook durum güncellemelerini saymıyoruz değil mi?, lütfen-

Eğer bu küçük deneyde bana kalem kağıtla eşlik ettiyseniz lütfen sorularla birlikte cevapları okuyun ve eğer son soruya “hayır” cevabı verdiyseniz bir düşünün. Edinmiş olduğunuz bu algı nereden geliyor. Başladığım yere dönüyorum eğer feminizm hakkında sahip olduğunuz bilgiler sosyal medya,  google aramasında ilk sırada yer alan siteler ya da adını “feminist” koyduğunuz birkaç kadından hareketle geliştirdiğiniz fikirlerden oluşuyorsa siz de önyargı sahibi bir beşersiniz. Her beşer gibi de şaşarsınız.

Bu konuda daha önce kalem oynatmışlığım var, evet.  Yeniden aynı konuya dönmeme sebep olan son günlerde yaşadığım oldukça ilginç diyaloglar aslında. Beni önce yazılarımla tanımış insanlar ete kemiğe bürünüp güncel konulardan konuşunca “sen ne iyi feministsin!” diyorlar bana. “Ben genelde hiç anlaşamam feministlerle” diyorlar sonra. Hatta belki de içten içe sorguluyorlar feministliğimi. Açıkça “sen feminist değilsin” diyen de çıkmıyor değil.  Daha da eğlenceli anılar da biriktiriyorum. Yazılarım vesilesiyle tanıştığım  bir arkadaşım ile ilk defa telefonda  konuştuğumda bana “aaa senin sesin hiç de kalın değil” dedi. Sonra aynı arkadaş “aman seni tanımakta ne var? Erkeksi bir kadın girerse içeri, sensindir” diye devam etti.  Başka bir diyalogda “etek giyiyor musun, hayret” diye devam eden arkadaşım, aslında şaka yapıyor gibiydi. Ben şaka yapsın istiyordum, o da öyle olduğunu düşünüyordu belki ancak ikimiz de biliyorduk ki bu şakalar aslında toplumda var olan genel yargılar. Bizim önyargılarımız bunlar. Sanıyoruz ki “feminist” dediğin kalın sesli, erkeksi, sürekli pantolon giyen, kaba saba konuşan, erkeklerle anlaşamayan, sürekli “kadın da kadın” diye tutturan, kadınların erkeklerden üstün olduğunu düşünen,  muhtemelen çirkin, belki lezbiyen, - ki eğer öyleyse tü kaka- ve elbette bekar çünkü derler ya “feministlik evlenene kadar” , kısacası toplumun genel normlarına uymayan “kadın”dır.

Şimdi dönün bakın kendi verdiğiniz cevaplara, yazmadıysanız da az önce soruları sorduğumda aklınızdan ilk geçenleri  bir hatırlayın. Kesişen kelimeler ya da anlamlar var değil mi? Saklamayın lütfen. EN AZINDAN KENDİNİZE DÜRÜST OLUN.    Merak ediyorum cinsiyetiniz nedir sorusuna “erkek” dedikten sonra, akabinde gelen feminist misiniz sorusuna  “evet” diyen kaç kişi var aranızda? Dememişsinizdir, çünkü feminist dediğin kadın olur değil mi? Normal kadın değil ama, oje sürmez misal feminist, elbise de giymez! Önyargı dostlar bunlar, tamamen önyargı.

Şimdiye dek  tanıştığınız feministler, eğer sizde gerçek feministlere karşı bir çeşit önyargı oluşturmuşsa sorun biraz da bizlerde aslında. Başta da yazdım ya bazılarımız kendimizi yanlış konumlandırıyor ve belki de iyi bir şey yapmaya çalışırken bir çuval inciri berbat edebiliyor. Feministim diyen herkes feminist değildir aslında. Herkes kendini konumlandırdığı yerin özelliklerini tam olarak taşısa zaten dünya daha anlaşılır bir yer olurdu, değil mi?

Sözün özü şu; belki ben ideal feminist değilim, zaten ideal kavramına da inanmıyorum. Size bilgiçlik taslayacak feminizm şudur, feminist şudur da demeyeceğim. Çünkü herhangi bir ideolojinin, teorinin sadece bir tanımla, iki örnekle açıklanabileceğini düşünmüyorum. Okumak, anlamlandırmak gerek. Ancak şunu  rahatlıkla söyleyebilirim ki feminizm kavramı önyargılarla bezenmiş olduğu, feministim dediğinizde bakışların bile değiştiği bir toplumda aslında kimsenin bu meselenin asıl “mesele”sinin ne olduğunu bilmemesi bizi en başta yazdığım şeye götürüyor.

Hayatta bilmediğimiz şeyler var. Evet var. Kabul etmeseniz de var.

Feminizm de onlardan sadece biri.

Sultan Komut

Etiketler
Önceki Yazı:Vurma, Kırma, Öldürme! - Sultan Komut
Sonraki Yazı:Futbol ve Şiddet - B. Eraslan
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...