Nev-i Şahsına Münhasır Bir Hristiyan Anarşist: Tolstoy

tolstoy

"Gerçek anlamda Hristiyanlık Hz. İsa’nın Çarmıha gerildiği, ta ilk dönemlerden itibaren, devletin varlığına son vermeyi savunur." Leo Tolstoy

Leo Tolstoy’un İncil okumaları hristiyan anarşistler için dahi olağan değildir. 50’li yaşlarda hristiyanlığa döndüğünde, geleneksel ortodoks hristiyanlığı benimsemedi. Ona göre, Hz. İsa ne allah’ın oğludur, ne de doğaüstü mucizeler gösteren biridir. Tolstoy, incildeki doğaüstü hikayelerin, hırıstiyanları hipnotize etmek maksadıyla uydurulduğunu, (kilise’nin devlet gibi olduğunu) savunulamayacak şeylerin sorgulanmasını engellemek maksadıyla kilise tarafından eklendiğini söyler. O, hristiyanlığın dürüstce ve tümüyle uygulamaya konması halinde kilisesiz ve devletsiz bir topluma yöneleceğini, aksini savunanların ise ikiyüzlü olduğunu söyler.

Hristiyanlığa Dönüş

Tolstoy 1828’de varlıklı ve aristokrat bir aileden dünya’ya geldi. Süreç içinde kendini saygı duyulan bir roman yazarı olarak yetiştirdi. En ünlü iki romanı olan Savaş ve Bariş ve Anna Karenina 1863-1869 ve 1873-1877 arasında yazılmıştır.

O’nun yaşamı 1869’da değişmeye başladı. Rusya’nın uzak kasabalarına yapmış olduğu bir gezi sırasında ölüm ıstırabı deneyimi ile yüzyüze geldi. Bir gece vakti ölümün hakiki bir veri olduğu ve tüm uğraşların boş olduğu duygusuyla doldu. O`nu dehşete düşüren ölümün kendisi değil, fakat Yaşamı takib eden ölümün yaşama manasızlık kattığı gerçeğiydi.”İtiraflarım” isimli eserinde ifade etmiş olduğu gibi, durup dinlenmeksizin artan bir enerji ile felsefei bilim ve din alanında eser vermiş düşünürlerin eserlerinde yaşamın anlamına cevap aradı. Yaşamın anlam ve değerine ilişkin bir yanıtı hiçbir şey ve yerde bulamadı. İntiharı bile düşünmüştü.

Ve sonra o an geldi. Etrafındaki köylülerin – ki o zamana kadar onlara yukarıdan bakan gururlu bir aristokrattı – ölüme sakin ve dinginlikle yaklaşmakta olduklarını gözlemledi. Fakat neden? Onları yaşamın bu apaçık manasızlığına karşı dingin kılan, onlara yardım eden ne idi? İdrak etti ki onların sadece bir “inançları” var idi. Bu onun hem ilgisini çekmiş, hem de umut vermişti. Bu sefer, yaşamın manasını idrak edeceği umuduyla yenilenmiş bir aşk ile incil’i okumaya gömüldü.

Dağdaki Vaaz

Hz. İsa’nın Dağdaki Vaaz’ında özel ve çok ünlü olan bölümünü okurken, bu esinlenme ona aniden geldi. “İnancım Neden İbarettir?” de anlattığı gibi, o’nun varoluşsal kaygısına son verip, İncil’in manasını çözmesine yardımcı oldu.

Bu önemli cümleler Matthew (bizde Matta olarak bilinir) İncil’inden 5:38-42 ve Kral James versiyonundadir:

“ Göze göz, dişe diş denildiğini duydunuz.

Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbürünü de çevirin.

Size karşı davacı olup mintanınızı almak isteyene abanızı da verin.

Sizi bin adım yol yürümeye zorlayanla iki bin adım yürüyün.

Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyenden yüz çevirmeyin.”

Bu önerilerin uygulanması, Tolstoy için, bir devrimden başka bir şey değildi. Hz. İsa insanoğlu için, “kötü”ye karşı koymada radikal ve zekice bir metod önermekteydi. Bu, baskı altına alınıldığında ya da haksızlığa uğranıldığında aynı ile karşılık vermeyi değil, sevgi ile, affedicilik ve cömertlikle yanıt verilmesini önermekte idi.

Tolstoy Hz. İsa’nın önerilerinden hareketle insanoğlunun öyle ya da böyle bir fasit daire içine girdiğini gözlemledi. Kötü’ye karşı kötü ile, şiddet’e karşı şiddet ile, savaş’a karşı önlem olarak savaş ile yanıt verildiğini idrak etti. Bu yanıtlar acı, öfke ve sefaleti yaymakta, kötülüğün garantisi olmakta, acıları derinleştirmekte idi. Şiddetin bu fasit dairesine yegane çözüm (Tolstoy simdi idrak etmişti), Hz. İsa tarafından çok iyi bir şekilde vurgulanan, sevginin erdemli dairesini ikame etmekti. Kötü, öfke ve kin’in yıkıcı çemberşnşn üstesinden, affedicilik, adanma ve sevginin sabır çemberi gelebilirdi. Öbür yanağını çevirmek kısa vadede çok acı çekmek anlamına gelir, fakat kötülük yapanın yavaş yavaş yolunu değiştirecek ve pişman olacaktır. Şiddet bulaşıcı olduğu gibi, sevgi de bulaşıcıdır.

Tolstoy’un anladığı, bu yolla bir kimse başka birini kendi isteğine göre zorlayıp, bir yola sokabilir. Tarz ve sonuç olarak bir farkları yoktur: şiddet şiddeti besler. Sadece ve sadece sevgi bir topluma merhamet ve barış getirebilir. Ve sevgi ancak örneklenerek öğretilebilir. Bunun için cesarete ihtiyaç vardır. Adaletsizce kovuşturmaya uğrasa bile Hz. İsa’nın takipçileri sonunda ölüm (ya da çarmıha gerilme) bile olsa sabırla sevmeli ve affetmelidir.

Tolstoy’a göre Hz. İsa’nın insanoğluna öğrettikleri budur. Budur hizmetleri süresince yaşamı ve ölümüyle pratik olarak gösterdikleri. Dağdaki Vaaz’ında en iyi şekilde gösterdiği prensipleri direnmemek ve sevmektir.

Birileri elbette bu vizyonun ütopik ve gerçek dışı olduğunu söyleyecektir. Fakat bu bakış açısına karşı “İnancım neden ibarettir?” adlı eserinde Tolstoy’un yanıtı var.

“Bu kuralın ara vermeksizin uygulanmasının zor olduğu düşünülebilir. Ve herkes ona uymaktan mutluluk duymayacaktır. Bunun aptalca olduğu söylenebilir. Inançsızlar, Hz. İsa bir hayalperest, bir idealist ve öğretisi salakça ve uygulanamaz kuralları varmış gibi davranabilirler. Hz. İsa açık, kesin ve net olarak söylemiş olduğunu itiraf etmemek mümkün değildir: bu da, “insan kötüye karşı direnmemeli ve bundan dolayıdır ki bu öğretiyi kabul eden biri direnemez.”dir. Bundan dolayı, sadece riyakarlar çarmıha gerilen İsa’nın öğretisinin kötüye (her ne şekilde açıklanıyorsa) direnmemek için çağrı olduğunu inkar eder.”

Hıristiyan Olmayan Kurumlar

Tolstoy’a göre, hırıstiyanlığın özü bu ise, bundan hareketle, devletle olan ilişkiler yeniden gözden geçirmelidirler. Dağdaki vaaz’da takipçilerini direnme, yargılama ve yemin etme diyerek yönlendirmiştir. Buna karşılık Devlet, bağlılık için yemin ister, vatandaşlarını yargılar ve kriminallere ve düşmana karşı kor. Bunun yanında, Devlet yasalarını uygulamak için şiddet uygular ve vatandaşlarını ekonomik kölelik vasıtasıyla yola getirir. Bundan dolayıdır Tolstoy’un Devlet’in hırıstiyan bir kurum olmadığını düşünmesi...

Daha da ötesi; eğer hırıstiyanlar hakikaten Hz. İsa’nın düşüncelerine göre davransalardı – kendi kendilerini sevgi, affedicilik ve merhamet ile idare etselerdi – Devlet’e ihtiyaç kalmazdı. Insanlar birbirlerine yardım etmeli ve yaşamak için temel ihtiyaçlarını istekle paylaşmalıdırlar. Toplumun prensibi sevgi olmalı, zorba Devlet tarafından uygulanan kurgusal bir “Adalet” değil.

Bundan dolayı, toplum için hırıstiyanlık ve devlet birbirine uymayan iki bakış açısıdır, Tolstoy’a göre. Devlet’in meşruiyetini savunan biri aynı zamanda dürüst bir hırıstiyan olamaz. Çünkü, Devlet Hz. İsa’nın tavsiyelerine karşı gelmekte. Hz. İsa’nın tavsiyeleri hayata geçirilmiş olsa idi devlete ihtiyaç olmazdı.

Fakat neden hırıstiyanlara Devlet’e bağlılık bildirmeleri söylenmektedir? Bunun cevabı Tolstoy’a göre çok açık: İmparator Konstantin’den beri, iki yüzlülükle Devlet gücünü kullanan kilise hırıstiyanlara ihanet etmiştir. Bundan dolayı Tolstoy kilise’nin Devlet kadar kötü olduğunu söyler. Kurnazca ve mantık dışı yalanlarını sürekli kılmak ve hırıstiyanları tevekkül ile hipnotize edip, şiddeti meşrulaştırmak vasıtasıyla iktidarlarına sarılıp, devam ettirerek oyunlar oynadıkları için Devlet ve Kilise’yi suçlar. Kilise’yi Hz. İsa’nın öğretilerine ihanet ettiği ve Dağdaki Vaaz’ında özetlemiş olduğu esas mesajından ziyade törenler ve hurafeyle yoğunlaşmayı seçtiği için ağır bir dille eleştirir. O’na göre Kilise ve Devlet’in uygulamaları Hz. İsa’nın öğretilerine karşı işlemektedir. Bundan dolayı her iki kurum da hırıstiyan olmayan kurumlardır. Gerçek bir hırıstiyan toplumda bunların ikisine de ihtiyaç kalmayacaktır.

Hayatının son 30 yılında hakiki hırıstiyanlığın özünü hırıstiyan dostlarına anlatmak ve onların uyanmalarına yardım etmek maksadıyla din ve politika üzerine onlarca kitap, broşür ve makale yazdı. O’nun Devlet ve Kilise’ye karşı şiddetli eleştirileri sık sık sansüre uğramasına ve yasaklanmasına neden olduysa da, yazıları ülke dışında, Rusya’da ve başka yerlerde dolaşıma girdi ve yayınlandı. Rus dostları Çar’a karşı çıktığı için o’na saygı duymaktaydılar. Gandi de dahil olmak üzere her yerden mektuplar almaktaydı. Çok sayıda insan onun hırıstiyanlığa dair yorumları için ziyaretine gelmekteydi. Ve yeni bir yüzyıla girerken uluslararası önemli bir figür oldu. Bugün bile biz o’nu hırıstiyanlığa dönmeden evvel yazmış olduğu romanlarından hatırlıyoruz esasen.

Rasyonalist Bir Hristiyanlık

Onun hırıstiyanlık anlayışı problemsiz değildir. İncil’in ihmal edilmiş boyutlarına dikkat çekmesinde haklı olabilir. Fakat İncil’in ardındaki metafiziğe dair yorumu birçok hırıstiyanca bugün kabul edilemez olarak kalmıştır. Neden? Çünkü Hz.İsa’nın öğretilerindeki bozulmayı görüp, temizlemeye teşvik etmesinde hırıstiyanlığa oldukça rasyonalist yaklaştı ki bu tavır hırıstiyan birini gelenek, ritüeller ve hikmetten uzak tutar.

Yaşamın anlamına dair araştırmalarında Tolstoy’un tek meşalesi 19. Yüzyılın aklının ışığıdır. Hz. İsa’nın mesajlarının yorumunda başarılı olmuşsa, bu o’nun Hz. İsa’nın bu dünya’ya gelmiş olan en rasyonel öğretmen olduğuna inandığı içindir. Yani vücüdu yeniden dirilen ya da cennete geri dönen “Allah’ın oğlu” olduğu için değil. Tolstoy Hz.İsa’nın ilahlığı, bakire Meryem ve yeniden doğum gibi geleneksel hikmetlerin anlamsız ve yeniden rasyonalize edilmesi gerektiğine inanmaktaydı.

O’na göre İncil, içinde gizil olan akılcı öğretisinden okuyucunun dikkatini dağıtan mantıksız hurafelerle dizayn edilip bozulmuştur. Bundan dolayı, Tolstoy gospelleri yeniden yazmış( sadece bir özeti ingilizce’ye çevirilmiş), tüm irrasyonel eklentileri ayıklamış, çelişkili anlatımları harmonize etmiş ve Hz. İsa’nın hayatını mantıklı kronolojik anlatımlara göre düzenlemiştir. Bu gospel’de Tolstoy’a göre doğaüstü mucizeler yoktur. Aklın ışığı belirgin bir şekilde göze çarpmakta ve metin Hz.İsa’nın çarmıhta ölmesi ile bitmekte ve yeniden diriliş (resurrection) yoktur.

Tolstoy bundan dolayı din’i ahlak’a indirgemiştir. Bundan dolayı Onun için en önemli ahlak kodları bir insanoğlunca vurgulanan Hz. İsa’nın Dağdaki Vaaz’ıdır. Tüm dinsel dogma ve anlaşılmaz şeylerin yalancı Kilise ve Devlet otoritesi tarafından eklenmiş olduğundan şüphelenmekteydi. Bundan dolayı İncil ve o’nun teolojik okumalarını çok dikkatli ve aklın değerlerinin ışığında, her ifadesini filtreden geçirerek okunması uyarısını yapmaktaydı.

Öldükten sonra yaşama asla inanmadı. Onun daha önceki bastırılmış varoluşsal rahatsızlığını anlamak, açıklamak zordur. Çünkü kendisi de bunu iyi bir şekilde açıklamaz. Fakat sonlu olanın ötesindeki sonsuz olanı idrak etmede ve yaşamın anlamının bu bağışlanmış bilgisindeki “inanç”ta yapılacak bir şeyleri olmalı. “Sonsuzluk”un ne olduğu, her nasılsa, anlaşılmaz kaldı. sevgi ve akılla yakın alakalı gibi görünür fakat yazılarında bulanık bırakılmıştır.

Onun “yaşamın anlamını” rasyonalist hırıstiyanlık anlayışında bulduğu açıktır. Yaşamak için tüm kötülüklerin üstesinden sevginin bulaşıcı gücü yoluyla gelecek bir amaç (Hz. İsa’nın öğretilerini canlandırmak için çalışmaktır bu) görmekteydi. Bu, o’nun fikrince, insan ilişkilerinde daha ileri bir gelişmeyi başarmanın yegane yoluydu.

Onun çeşidinden hırıstiyanlık sabırla muhakeme ve gayretli rituel vasıtasıyla ortaya çıkabilecek olan ilahi hikmet’e samimi şekilde inananları rahat ettirmeyecektir. Ve eleştiriler Tolstoy’un ekstrem ve hemen hemen köktenci hırıstiyanlık yorumlarının bıktırıcı olduğunda haklı olabilirler. Fakat bol miktarda üzerine yazmış olduğu Dağdaki Vaaz’ın politik uygulamalarının ihmal edilmiş olmasına dikkat çekmiş olması Onun hırıstiyan Anarşizme yapmış olduğu önemli katkı olarak halen dikkate değerdir. Onun hırıstiyanlık yorumu hakikaten tuhaf (nev-i şahsına münhasır) olabilir, fakat çalışmaları hırıstiyan anarşist literatürde onu mümtaz bir yere sahip kılmıştır .

Alexandre Christoyannopoulos

-----------------------------

Referans Listesi

Tolstoy, Leo. A Confession and Other Religious Writings. Çev. by Jane Kentish. London: Penguin, 1987.

––––––––. A Confession and the Gospel in Brief. Translated by Aylmer Maude. London: Humphrey Milford, 1933.

––––––––. Essays from Tula. [Çev. by Free Age Press.] London: Sheppard, 1948.

––––––––. The Kingdom of God and Peace Essays. Çev. by Aylmer Maude. New Delhi: Rupa, 2001.

––––––––. On Life and Essays on Religion. Çev. by Aylmer Maude. London: Humphrey Milford, 1934.

––––––––. What I Believe. [Çev.by Fyvie Mayo?] London: C. W. Daniel, n.d.

Çeviren: Alişan Şahin

Önceki Yazı:Yerel Kültürlerin ve Halkların Hapishanesi Olarak Uluslaşmış Devlet - B. Eraslan
Sonraki Yazı:Şiddet Savunuculuğunun Eleştirisine Dair Düşünsel Argümanlar (2) - Alexandre J. M. E. Christoyannopoulos
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...