Radyasyon

"Eğer iyonize edilmiş radyasyonun genlerimizi kurcalamasına izin versek, sadece kanser yoluyla bu kuşağa değil, gen dönüşümü ve birbirini takip edecek hastalıklar yoluyla gelecek kuşaklar içinde, radyasyon geri dönülmesi mümkün olmayan bir tahribata neden olabilir."

“Kanser riskinin sıfır olan, düşük dozlu radyasyon veya radyasyon  tehlikesine karşı güvenli bir seviyesi yoktur” Dr. Karl Morgan, Sağlık Fiziğinin Yaratıcısı

Radyasyon Nedir

Radyasyon dalgalarla hareket eden  bir enerjidir. Buna gözle görünen ışıklar, ultraviyole ışıklar, radyo dalgalarının değişik formları ve parçacıklar dahildir. Değişik tip radyasyonun değişik özellikleri vardır.

İyonize edilmemiş radyasyon molekülleri sarsabilir ve hareket ettirebilirken, iyonize edilmiş radyasyon moleküllerin bütünlüğünü bozar ve öngörülemez kimyasal reaksiyonlara neden olur.iyonize edilmiş radyasyon bu reaksiyona eberji dalgalarıyla beraber parçacıkları da dahil eder. İnsanoğlu iyonize edilmiş radyasyonu  göremez, hissedemez, tadamaz, koklayamaz ve duyamaz. Kaçınılmaz olarak maruz kalınan iyonize edilmiş radyasyon kozmik ışınlardan ve doğala maddelerden gelir. İnsanın radyasyona maruz kalması vücutta değişime ve kansere neden olur. Doğal olan radyasyona ek radyasyon, önlenebilir hastalıklar dikkate aldındığında, sonuçları bakımından düşündürücü olmuştur.

İyonize Edilmiş Radyasyon Nereden Gelir

İyonize edilmiş radyasyon, sabit bir duruma ulaşmak için hareketli bir atomun çekirdeği tarafından üretilen enerji ve maddedir. Bu enerji altatomik formdaki parçacıkları (Alfa ve Beta) ve dalgaları (Gama ve X ışınları)nı bırakır. Bir çok element ve atomları radyoaktşf değildir. Uranyum, Radyum ve Toryum doğada radyoaktif element olarak bulunurlar.

İnsanoğlu doğada daha önceleri bilinmeyen bazı radyoaktif elementleri (radyoaktif çekirdek) nükleer reaktör ve nükleer bomba üretmek ve denemek yoluyla doğaya salmıştır ve dalmaya devam ediyor. Uranyum ve Toryum gibi doğada radyoaktif olarak bulunan elementler madencilik ve endüstriyel olarak işlenmeleri vasıtasıyla doğal yaşamın içerisine bırakılmıştır. Bu maddeler, birkaç örnek hariç, kuvartz ve kil tabakalarının altında – insanlar biyosferi kirletmeden ve tonlarca çıkarılmadan önce – jeolojik olarak izole edilmişlerdi.

Atom enerjisi, bomba yapımı ve yeniden üretimi gibi çok zayıf bir şekilde tasarlanmış ve uygulanan yeni teknolojilerin biz ve bizden sonrakiler için  radyoaktif artıkların izole edilmesini sağlayan sağlam metodları yoktur.

A’dan X’e

Alfa parçacıkları yüksek enerjili ve geniş altatomik yapılardır. Çok uzağa gidemezler ve bir kağıt parçası ya da insan derisi onları durdurabilir. Buna rağmen Alfa parçacıkları sert çarpar, hücreleri parçalayarak büyük bir hasara neden olabilir. Solunum ya da ağız yoluyla ya da başka bir yolla (vücuttaki herhangi bir kesik) bir kere vücuda alındığında, organların ve kanın hücrelerini parçalayacak güç ve enerjisini salıvererek dokularda büyük oranda tahribata neden olur. Sadece bir tek Alfa parçacığının bir izi bir hücreye fazla dozda radyasyon gönderir. Plütonyum Alfa yayıcı bir elementtir. Diğer Alfa yayıcısı elementler Radon gazı, Uranyum ve Amerikiyumdur.

Beta parçacıkları ise elektronlardır. Alfa parçacıklarının bir kesimidir, daha uzağa gidebilir ve daha tesirlidirler. Beta parçacıkları enerji seviyelerine bağlı olarak vücudun içinde  ve deride risk yaratırlar. Dıi hasar, Beta’nın derinin altındaki en hassas yüzeye doğru temas etmesi sonucunu gösterir. Solunum ya da ağız yoluyla alınan Beta parçacıklar yayan radyoizotopları çok risklidir.

Yarım inçlik plexiglas  ya da su kalkanı genel olarak bir Beta parçacığını durdurabilir. Strontium-90  ve tritium Beta parçacıkları salıveren radyoizotoplardır. Nükleer reaktörlerin normal çalışması esnasında düzenli olarak bırakılır. Vücudumuz yanlışlık yaparak sıklıkla Strontium-90’ı kalsiyuma benzeterek kemşklerimizde toplar ve yeni hücreler yaratır. Bir defa oraya ulaştığında kemik ve kan kanseri (lösemi) riskini yükseltir.herkesin vücudunda nükleer bomba denemelerinin sonucu olarak Strontium-90 vardır. Tritium, normal hidrojenin birleştirdiği radyoaktif hidrojendir. Hidrojen doğada bulunan en verimli elementlerden biridir. Bileşeni su’dur ve genetik yapımızın (DNA) yastığıdır. Tritium su ile birleşebilir, çok yakın mesafede DNA’mıza yayılır.

Gama ışınları çok çabuk tesir eden radyasyon tipidir ve yolu üzerinde çok kalın bir engel varsa durdurulabilir. Sezyum-137 çoğunlukla nükleer reaktörlerde yayılan bir gama ışını yayar. Potasyumu taklit ederek kaslarda birikir. Lodin-131 ve Lodin-129’da gama ışını yayıcısıdır. Bomba denemeleri ve Atom reaktörleri yoluyla doğaya salınır. Radyoaktif izotoplar tiroid’de toplanır, beta ve gama izotoplarını etrafındaki dokuya yayar.

X-ışınları gama ıiınlarına benzer fakat genellikle (bir radyasyon izotopundan ziyade) bir makina tarafından elektrikle üretilir. Genellikle tıbbi diyagnoz sürecinde ortaya çıkar. X-ışınlarından da korunmak gerekir. Tıbbi araçlar tarafından öretildiklerinden nükleer artık bırakmazlar.

Yarı-ömür ve Bozulma Zincirleri

Farklı radyoizotopların farklı yarı-ömürleri vardır. Yarı-ömür bir sonraki aşama olan sabit hale gelmeye doğru bir radyoaktif elementin bozulmasını yarıya indiren zamana denir.

Bazı radyoizotopları bir tek adımda bozulup sabit bir elemente dönüşür. Bazı elementlerin –uranyum gibi- sabit hale gelmeleri uzun ve karmaşık bir süreç olabilir. Uranyum-238’in yarı-ömrü 4.5 milyar yıldır. Aşağı yukarı dünyanın ömrü kadar. Anlatıldığı gibi sonuca yani sabit bir forma ulaşmasından önce 17 bozulma aşaması vardır. Yarı-ömür saniyelerin bölümlerinden (Polenyum-214, .00016 saniye), günlere (Lodine-131,  8.04 gün), milyar yıllara (Uranyum-238, 4.5 milyar yıl)  kadar ölçülebilir. Bir radyoizotopu Orijinal radyoizotopundan biyolojik olarak daha aktif ve daha uzun yarı-ömrü olan bir diğer elementi bozabilir. Mesela xenon-135 (9 saat yarı-ömürlü) 3 milyon yarı-ömrü olan sezyum-135’i bozabilir. Sezyum potasyumu taklit edip, kaslarda toplanır. Xenon-135 nükleer reaktörlerde düzenli olarak salınır. Tehlike yaşının yarı-ömğr’ün 10-20 katı olduğu anlatılır. Bu, radyoaktif elementlerin verilen miktarda bozulmasının ve keşfedilemem durumunun ne kadar uzun zaman alacağını göstermektedir.

Bazı radyoaktif atomlar bir çeşit radyasyondan daha fazlasını bırakır. İnsanoşlunun Pesblend denşlen bir maden cevherinden elde edip konsantre ettiği Radyum alfa ve gama bırakır. Fransa da araştırmacı fizikci Curie’ler radyum’u keşfettiler. Öldürücü etkisi olduğu bilinmiyor ya da inanılmıyordu. Bu element halivakti yerinde insanlarca gğnlğk yaşamdan kullanılmakta idi. Su ve ağız yoluyla, saatlerin yüzeylerinin boyanmasından dolayı saatlerin cepten taşınması gibi yollarla radyum’un etkilerine maruz kaldı insanlar ve kuvvetten düşüren hastalıklara ve kötü çlümlere neden oldu. Marie Curie aplastik lösemiden (kan kanseri) öldü. Muhtemelen radyum’un özünü çıkarma çalışmaları sırasında radyumdaki radyoaktif izotopların etkisine maruz kaldı. Defteri bugün bile tehlikeli derecede radyoaktiftir.

Biyoyoğunlaşma

İnsanın artan miktarda radyoaktif materyal kullanması ile birlikte daha fazla radyoizotopu devamlı surette çevreye salınmakta. Bir kere biyosfere salındı mı içme suyuna, ot’a, et’e, sebzelere yayılmakta. Hayvanların besin zincirinden daha fazla yararlanması, radyoizotopların konsantrasyonunun daha fazla olması demektir. Radyoizotopların biyoyoğunlaşması süreci, besin zincirinin en üstünde beslenen insanlar olarak, çok tahrip edici sonuçlara neden olabilir ve oluyor da.

“Manyak Adam Kütüphanede...”

İyonize edilmiş radyasyon doğal, kimyasal ya da biyolojik fonksiyonlardan daha fazla enerji ile canlı dokularımızda dolaşmakta. Bu ekstra enerji genetik maddi yapımızı, bizi insan yapan dokumuzu acımasızca parçalıyor.yaşlı ya da bağışıklık sistemi zayıf olan insanlar iyonize edilmiş radyasyonun etkilerine daha açıktır. Çocuklar ve henüz doğmamış olanlar özellikle büyürken çabuk ve çok öreyen hücre bölünmelerinden dolayı radyasyona karşı daha savunmasızdırlar.

Kanser özellikle kan kanseri (lösemi), lenf kanseri, Akciğer kanseri, sert tümörler iyonize edilmiş radyasyonla bağlantılıdır. Doğum arızaları, down sendromu, damak ve dudak yarığı, konjenital formbozukluğu, omurga bozukluğu, böbrek, ciğer tahribatı ve daha bir sürü hastalık bunla bağlantılıdır.

Radyasyonun kalıcı ve tahminedilemez bir şekilde genlerimizi bozduğuve onun yavaş yavaş zayıflamasına katkı sağladığına dair bir çok delil var.

New Scientist bir rapordan alıntı yapararak radyasyona maruz kalmakla genetik ve kromozomsal düzensizlik denen kanserden ziyade “olası mekanizma” adı verilen hastalıklardan bahseder. Bunlara “yetersiz gelişme”, kalıtsal hastalıklar, hızlı yaşlanma, ve bağışıklık kabiliyetini yitirme gibi spesifik olmayanları da dahil eder.

Yaşayan bir varlığın genetik materyali bir kütüphane binası gibidir. Bina ki hastalıklara karşı kendini savunma mekanizmasının olduğu, vücudun ve onun ürünlerinin bir çok önemli açıklaması bulunur. Eğer iyonize edilmiş radyasyonun genlerimizi kurcalamasına izin versek, sadece kanser yoluyla bu kuşağa değil, gen dönüşümü ve birbirini takip edecek hastalıklar yoluyla gelecek kuşaklar içinde, radyasyon geri dönülmesi mümkün olmayan bir tahribata neden olabilir.

Çeviren: A. Şahin

Önceki Yazı:Ekolojiden Ekonomi Çıkar mı? Yeşil Ekonominin Açmazları - Dilaver Demirağ
Sonraki Yazı:Kıyametin Dolarları (1)* - Dilaver Demirağ
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...