Sığıyla Deriniyle Devlet – Dilaver Demirağ

dilo

Siyaset, en iyi durumda - salt hukukla müzakere etme gücüne indirgenmediğinde kendini kurucu güç (yani, hukuku kuran şiddet) olarak algılama suretiyle hukukla kirlendiği için sürekli bir gerilemeye uğramıştır. Oysa aslında siyaset, şiddet ve hukuk arasındaki bağı kesen eylemdir yalnızca. Giorgio Agamben 

Bu topraklarda Anarşist bir perspektif ile düşünmek zor iştir. Çünkü zihinlerimiz devlete itaat’in adeta Tanrıya itaat ile eş değer sayıldığı bir konum içinden düşünmeye alışık olduğundan, Anarşizmin devleti hiçleyen düşünme yapısı zor kabullenilir bir tahayyül oluşturur.

İktidar konusunda batı düşüncesine oranla daha psikolojik eksenli bakan mistik anarşistler için devlet ve ego eşdeğerdir. Ego içimizdeki devlet olarak vicdanı kendi hükmü altına alarak vicdanı bir polis de yapar kimi zaman. O yüzden Landauer’in Devletin dışsal bir şey olmadığını söyleyen “Devlet bir durum, insanlar arasında belirli bir ilişki, onların bir davranış modelidir” şeklindeki ünlü sözü en çok ego ve devlet ekseninde anlam kazanır. Ego ve Devlet ya da Ego’nun Tahakküm ile olan bağı bu yazının sınırlarını aşacağı için başka bir yazıya erteleyeceğim bir mesele. Ama ego ekseninden bakarsak son zamanların yükselen trendi liberal demokrasi olduğunda iyimser bir hukuk beklentisi ile derin devlet denen şeyin tasfiye edileceği yönünde bir iyimserlik oluştu.

Daha önce bir başka yazımda demokrasi ile modern devletin birbiri ile çelişen iki değer olduğunu devletin amaçları ile demokrasinin amaçlarının birbirinden ayrı hedefleri olan iki ayrı entite olduğunu bu yüzden liberal düşüncenin sınırlı devlet tahayyülünün de bir hayalden öteye anlamı olmadığını belirtmiştim.  Bu yüzden devleti demokrasi ile sınırlandırmak yönündeki günümüz trendi pek de gerçeklik kazanabilmiş değil. Tersine her geçen gün devletin daha çok güçlendiğini görüyoruz.

Ergenekon ve öncesinde Susurluk ile başlayan, genel geçer yazılı hukuk kuralları ile çalışmayan, devlet içinde yer alan bir gizli operasyon biriminin varlığının açığa çıkması ile birlikte herkeste bir arınma düşüncesi oluşmaya başlamıştı. AKP döneminde Susurluğun bir uzantısı olan ve askeri darbe ile rejim değişimi amaçlayan, asker, bürokrat ve aydınlardan oluşan bir grubun yargılanması ile bu yöndeki arınma umutları da hızlanmıştı.

Sanırım bu umudu içinde taşımayan tek sistem karşıtı hareket Anarşistler olmuştu. Onlar en başından beri her devletin aynı zamanda derin devlet olduğunu belirterek derin devlet’in hukuk devletine dönüşümü yönündeki iyimserliği paylaşmamışlardı. Özellikle son dönemin yükselen değeri olan demokrasi cephesi ise Anarşistlerin bu yaklaşımın tam da Anarşizmin soyut radikalizmine bağlamışlardı.

Demokrasi Mücadelesi mi?

Yıllar önce kanımca Türkiye’nin ilk teorik olma niyeti taşıyan Anarşist Dergisi Efendisiz’de yayınlanan bir dergide İtalyan Anarşistlerinden Luciano Lanzo’nun Anarşist gündelik politika mücadelesi ekseninde kaleme aldığı Reform mu Devrim mi isimli yazısında Anarşizmin pür devrimci bir siyasi hareket olduğunu belirttikten sonra yine de anarşistlerin klasik bir burjuva demokrasisine tamamı ile burun kıvırmayacağını belirtmişti. Bunun nedeni olarak biçimsel burjuva demokrasinin gelişmediği bir ortamda Anarşist Demokrasinin de hayat geçmesinin zorlukları olacağı gösteriliyordu. Bu nedenle pür devrimci bir öğreti olarak Anarşimin reformları tümü ile elinin tersiyle itmeyeceği de belirtiliyordu.

Benzeri bir yaklaşıma Anarşist tarihçi Peter Marshall ile George Woodcock’ta da rastlanır. Burada bağlam bir az daha farklıdır. Anarşistlerin şiddet eksenli mücadele ile tamamı ile yeraltına çekilmek zorunda kalmalarının Anarşist harekete büyük zararlar verdiğinden dem vurulur.  Bütün bu yaklaşımlar Anarşistlerin daha demokratik bir siyasal ortamı dikta rejimine tercih edeceklerini gösterir. Ama şimdilerde olduğu gibi demokrat sosyalistler gibi biçimsel demokrasinin sınırlarının daha genişlemesi için de mücadele vermezler. Bunun en büyük nedeni biçimsel demokrasinin bir aldatmaca olduğunu düşünmeleridir.

“Belli periyodlarla yapılan seçimler ve (görece) ifade ve örgütlenme özgürlüğü, azınlığın çoğunluğu yönettiği bir toplumun maruz gösterilmesi için kullanılır. Kapitalist demokrasi, birbirleriyle rekabet eden yönetici gruplar arasındaki anlaşmazlıkların (fazla) kan dökülmeksizin halledilmesi için kullanılır. İsyankâr halk güçlerinin sindirilmesine hizmet eder.”

Elbette Anarşistler demokrasinin sahteliğini ispat etmek için sonu diktaya varacak bir rejimi çağırmak için de mücadele vermezler. Anarşistler için demokrasi mücadelesi bir mücadele meselesi değildir o kadar.

Bütün bunları yazma nedenim daha önce çıkan bir yazımda  bolca hukuk lafı etmemin bu yazı ile çelişiyor olarak algılanacak olması. Gerçi o yazı genelin düşüncelerini içeren bir basın açıklama metninden gelen talep üzerine dönüştürülmüş dolsyaıyla da benim kendis siyasi duruşumu olduğu gibi yansıtmayan bir yazıyıd. Bu yazı ile birlikte kendi farkımı da ortya koymaya başlamış oluyorum. O yazıda hukukun düzgün işlemesinin öneminden dem vurmuştum. Adaletin imkânsız olduğunu ve mahkemelerde adalet dağıtılmadığına inansam da keyfiliğin minimize edilebildiği hukuk kurallarının olmasını yeğlerim. Lakin bu hukuk’un demokrasinin güvencesi olduğu, hukuk sisteminin her şey olduğu şeklinde bir anlayışın onayı anlamına da gelmez.

Arınma Mümkün mü?

Meseleye böyle bir çerçeve çizdikten sonra Derin Devletsiz bir modern devlet mümkün olur mu sorusuna cevap ararsak Anarşizmi elmanın içinde kurdu taşıması gibi, Liberal Demokrasinin de her zaman kendi baskıcı yüzünü devlet olmaktan gelen doğal tahakküm eğilimi nedeni ile içinde taşıdığı gerçeğini kabullenmeye en teşne olan düşünce sayabiliriz.

Sitüasyonist hareketten geldiği için Anarşist fikirlere de aşina olan Agamben’nin Schimitt’in İstisna hali ile ilgili yazdıklarını geliştiren olağanüstü hal fikri bu tezin en büyük desteğidir.

Giorgio Agamben’ e göre’’ istisna hali’’ günümüzde çağdaş siyasette egemen yönetme paradigmasına dönüşmektedir. Yine onun aktardığına göre,’’ Geçici veya istisnai olduğu ileri sürülen önlemeler bütününün zemin değiştirerek bir yönetim tekniğine dönüşmesi sonucu, Anayasa biçimleri arasındaki geleneksel ayırımın yapısını ve anlamını kökten değiştirdiği ‘’kaygısını taşımaktadır. Bu bakış açısıyla Agamben’ e göre ‘’istisna hali’’, ’’demokrasi ile mutlakıyet arası bir eşiğe’’dönüşmektedir. Keyfiyetin bir yönetme tekniği haline getirilmesi, hukuk kurallarının duruma ve kişiye ya da gruba göre uygulanıp uygulanmamasına neden olmakta demokrasi iddiası bu keyfiyete bağlı hale gelmektedir. Agamben 1.Dünya Savaşı’ndan bu yana batı demokrasilerinde istisna halinin bir kurala dönüştüğünü söyler. O zamandan bu yana Batı demokrasilerinde parlamentonun gücü açık bir şekilde erozyona uğramış ve parlamentolar yürütmenin çıkardığı kanun hükmünde kararnamelerin onaylandığı yerler haline gelmiştir. Dolayısıyla da cumhuriyet artık Agamben’in söylediği gibi “parlamentoya değil, yürütme erkine dayalıdır.”

Nicos Poulantzas 1979 yılında yayınlanan “Devlet, İktidar ve Sosyalizm” isimli çalışmasında, “alabildiğine güçlü bir parlamento ve hemen hemen namevcut bir yürütme erkiyle donatılmış bir liberal devlet”in tarih boyunca zaten hiç görülmediğini ve tekelci kapitalizmin başlangıcından beri yürütme erkinin güçlendirilme eğiliminin devrede olduğunu söylese de, batı demokrasilerinin yeni bir durumla karşı karşıya olduğunu belirtmektedir.  1970’li yıllardan itibaren parlamento, yasa önerme inisiyatifini neredeyse kaybetmiş ve söz konusu inisiyatif yürütmenin eline geçmiştir. Poulantzas bu süreci “otoriter devletçilik” olarak adlandırır ve otoriter devletçiliğin “yürütme erkinin dorukları tarafından yüksek idareye el konulması ve yürütmenin idare üzerinde artan siyasi denetimiyle belirginleştiğini” söyler.  Bu sürece bir “egemen devlet partisi”nin zorunlu ortaya çıkışının eşlik ettiğini söyleyen Poulantzas, bu partinin görevlerini tarif ederken adeta günümüzün iki partili sınırlı demokrasisine gönderme yapmakta adeta. Egemen kitle partisi devlet idaresini birleştirmek ve türdeşleştirmek görevini üstlenir, idarenin farklı kolları arasındaki uyumu sağlamayı amaçlar ve bürokratik aygıtı denetimi altına alır. Bu da çoğu zaman hukukun mevcut çoğunluk partisinin yönetimde olduğu gülü yürütme tarafından kendi çıkarlarına göre işlemesi riskini hep yedekte tutar.

Negri’de Dionozos’un Egemenliğinde devletin giderek daha fazla şiddet kullanan bir yapıya dönüştüğünden söz eder. Kısacası liberal devlet günümüzün neo-liberal devlet iktidarı elinde giderek liberal hukuku daha çok çiğneyen bir güvenlik aygıtına dönüşerek, zor’a dayanan yüzünü daha çok göstermektedir. Schimitt’in İstisnaya Karar veren egemenin devlet olduğunu ve devlet olarak egemenin de daima hem hukukun içinde, hem de onun dışında yer aldığını hatırlarsak devletli düzende hukuk her an geri alınacak bir şeydir.

Modern devlet bipolitik yapılanması gereği her zaman totaliter olma eğilimini içinde taşır, bu yüzden her devlet aynı anda bir derin devlettir de. Şu anda da eski devlet ve onun gizli birimi NATO’nun değişimi nedeni ile açığa çıkarken, bir başka derin devlet çoktan içeri de özel operasyonlarını gerek duyulması halinde yürütme sürecinde. JİTEM vb yapılanmalar özel hukuka tabi yapılar olarak savaş haline özgü yapılanmalardı.

Şimdiki derin devletin ise daha çok emniyet ve yargı içinde yer alan bir oluşum haline geldiğini ya da gelmekte olduğunu söylemek sanırım kehanet olmasa gerek. Son yaşanan gazeteci operasyonlarını özellikle de Nedim Şener ve Ahmet Şık gibi eski derin devlet’in de deşifre olması için uğraşan, ama yeni derin devlet ile ilgili de ipuçlarını kamuoyu ile paylaşan kişiler olarak tutuklanmaları tam da yeni derin devletin en önemli göstergesi. AKP giderek daha hegomonik bir iktidar oldukça ve bürokraside özellikle de güvenlik bürokrasisinde milliyetçi, devletçi zihniyeti ile tanınan cemaat aslan payını aldıkça devletin baskıcı yüzünü giderek daha çok göreceğiz. Kurucu iktidar olarak AKP devletleşiyor ve devletleştiği için de giderek daha ceberut uygulamalar olağanlaşacak. Bir başka yazımda Yetmez Ama Evet denerek Anayasanın değişimi ve bu değişimlerin liberal demokrasi için olumlu adımlar olarak sunulduğu sırada Egemen Yer Değiştiriyor demiştim. Sanırım ileriki dönemler de buna daha çok tanık olacağız.

Dilaver Demirağ / itaatsiz.org

Önceki Yazı:Nefs Kavramı ve İnsan Varlığının Özgürlük Olanakları – Alişan Şahin
Sonraki Yazı:Sanal Gerçekliğin Politik Ekonomisi: Pan-Kapitalizm – Arthur Kroker ve Michael E. Weinstein
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...