Anarşistlikten Hükümet Yalakalığına - Dilaver Demirağ

dilo

Hakan Albayrak ismi bugünlerde Erdoğan’ın dünürü olan Albayraklarla olan benzerlik nedeni ile onlarla özdeş görülse de aslında bu ismin geçmişinde çok da takdir toplayacak sıra dışı bir kimlik vardı. Bir zamanlar Çete dergisi etrafında toplanan ve tavırlarıyla, uzun saçlarıyla muhalif ve Anarşist bir tutum aldığını beyan eden Albayrak ve ekibi, bugün AKP’nin herkesçe doğru olarak eleştiriye tabi tutulan Suriye politikasını savunacak kadar angaje bir tutum içinde.

Bir zamanlar Yeni Şafak gazetesinde eko teolojik bir tutumla radikal, derin ekolojist tutumları ile kozmosun ritimleriyle birleşen bir Guenoncu Ekolojizm sergileyen derin yeşil sayfasını yapanlardan biri olan Hakan Albayrak, bugün Hükümetin Reyhanlı halkına birkaç numara bol geldiğini söyleyebilmekte.

Bu tutum geçmişte sol dili ödünç alan, solu yerli olmadığı ve elit bit tutum içinde olduğundan dolayı kıyasıya eleştiren, zalimliğin kaynağı olan batı modernitesi ile hesaplaşmadığını söyleyen Nabi Avcı gibi batının muhalif eleştirisini yapan İslamcıların bugün geldiği noktayı göstermesi bakımından manidardır. Düne kadar sağcılığı eleştiren İslamcılar bir bir sağcı siyasetin yedek lastiği oluverdiler.

Peki, ne oldu da İslamcılar dünün doğru muhalefetini sergilerken, Foucault gibi, Adorno gibi isimleri Türkiye ile tanıştıracak kadar çaplı bir entelektüel duruş gösteriyorken bugün zalime zalim diyemeyecek kadar kekemeleştiler. Aslında sorunun cevabı bu ülkedeki aydın tavrının kendisi ile yakından ilgili. Türkiye de aydınlar hiçbir zaman İktidarın yedeği olmaktan azade olmadılar. Mesela geçmişte Türkiye de modernleşmenin öncüsü olan aydınlar için Osmanlı meselesi esas olarak Devlet-i Aliye’nin bekası meselesiydi. Yani aydınlar açısından ne İslam’ın batı karşısında savunma pozisyonunda olması, ne devletin toplumu ezen bir kuvvet haline gelmesi önemliydi, esas olan İktidarın ne olduğu olacağı sorusuydu.

İktidara Âşık Aydının Siyaseti

Tam da bu yüzden Türkiye’de sol düşünce de bir modernleşme projesi olarak varoldu, muhafazakârlık da. Türkiye de batı tipi bir muhafazakârlığa Tanpınar, Nurettin Topçu gibi müstesna isimler dışında sosyal bir tepkiden çok devlet meselesi olarak algılandı. O yüzden bu toprakların aydını için İktidar onun bir uzvu gibidir. Aydın iktidarsız yaşayamaz yaşayamadığı içindir ki bir dönemlerin en kaliteli fikri muhalefeti olan İslamcılar bugün İktidarın yanında yedeklenmiş haldeler, tıpkı sosyalistlerin büyük bölümünün BDP ya da CHP’nin etrafında mevzilenerek İktidar bloğunun bir parçası olması gibi.

Kürt hareketi sistem karşıtı bir kimlikle ortaya çıksa da Bülent Arınç’ın konuşmalarında dillendirdiği utancı hiç sorgulamadı. Gerçekten de Kenya’dan gelen Öcalan uçakta düne kadar savaştığı devlete hizmetten söz ediyordu, mahkeme boyunca da sefalet arzeden bir tutum sergiledi. O muhteşem gerilla direnişinin komutanı, siyasi önderi, teorisyeni Apo şimdi devlete paspas olmuş biri konumundaydı. PKK o zaman da bu meseleyi sorun etmedi, sonrasında da. Ne hazinki Kürt direnişini Fanon ile kıyaslayan Anarşistler Kürd direnişinin otorite tapınısını, İktidara olan sadakatini hiç sorgulamadan BDP’ye oy vermek için Anarşistleri ikna turuna çıkmışlardı. Bu tutum tam da sözünü ettiğim İktidar aşkının, güç tapınısının Anarşistler arasında bile ne kadar doğal bir sinmişlik hali içinde olduğunu ortaya koyması açısından manidardır.

Düşünce olarak bireyi esas alan, serbestliği temel kabul eden Liberal düşünce, bu topraklara geldiğinde tam da taraf gazetesinde gördüğümüz gibi Anayasal bir demokratikleşmeyi esas olarak kabul ederek tıpkı Kemalizm kadar Jakoben bir demokrasi tahayyülünü ısrarla savundular.

Tam da bu yüzden bu topraklar da güce olan tapını hiç son bulmadı. Şu anda AKP’ye oy veren halkımız Erdoğan’ının kendisinde kendi yankısını bulmakta onun otoriter aile babası haline büyük bir hayranlık duymaktalar.

Başka Türlü Bir Özgürlükçülük Benim Hayalim

İşte tüm bunlardan dolayı bu ülkede gündelik hayatı, gündelik olanı dönüştürmeyi esas kabul eden bir siyasal muhalefete ekmek kadar su kadar gereksinme var, tam da bu yüzden bizim Proudhonun uzun devrim tahayyülüne, onun eskinin kabuğunun altında yeniyi örecek bir mevzii savaşı siyasetine ihtiyacımız var.

Hakan Albayrak’ın ve İslamcıların içinde bulunduğu hal bu topraklardaki sözde muhalifliğin kelini göstermesi bakımından epeyi hayırlı olmuştur. Artık bu sözde muhalif gerçekteyse Otoriteye güce tapan, güç aşkı işle yanıp tutuşan solcusundan liberaline, anarşistinden muhafazakârına kadar aydın tavrına dayanan iktidar siyasetine başkaldırmanın vakti geldi de geçiyor. Geçmişte Özal’ın şimdi ise AKP’nin temsil ettiği yeni sağ diktaya son verecek olan, şirketokrasinin bizleri yaşayan ölüye dönüştürmeye dönük projelerine karşı durabilecek olan siyasi tavır esas olarak gündelik hayatı esas alan, kendi içimizdeki otoriterliği bile dert edinen gerçek bir Anarşist siyasetle olabilir. Bu ise iktidarlara yamanmadan, onların kuyrukçuluğuna gitmeyen, gücü değil kendi meşruluğunu her şeyden önce kabul eden özgürlükçü bir vicdan, ilkelerine titizlenen ve kimseye de bu anlamda tavizi olmayan, kimseden çekinmeyen dönüştürücü bir uzun devrim için hayatın içine giren, örgütçü siyasetle, narsist ve züppece bir lümpen bireycilik arasında salınan siyasi anlayışlardan uzak, hayatı ören günden güne özgürlüğün topraklarını genişletmeyi önemseyen bir anarşist siyaset olarak vücut bulduğunda hayat bulmuş olacak.

Dilaver Demirağ / itaatsiz.org

Önceki Yazı:Mavi Marmara Katliamı, Siyonizm ve Anti-Semitizm Sarmalı Üzerine - Dilaver Demirağ
Sonraki Yazı:Masumiyet Mumyası - Hakim Taçi
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...