Başkalarının Ölümü Çekiyor Sizi!

ölüm

Tutsaklık bir insanın düştüğü en kötü haldir, çünkü her canlı gibi insan da kendi hayatını belirleyebilmek ister. Tutsakların bedenleri parmaklıklar ardına itilerek orada çürümeye, ölmeye terk edilir. Bu yüzden öncelikle zindanların bizzat kendisine, tutsaklığın varoluş mantığına ve bunu yaratan devlet denen kuruma itirazımız var.

Zindanlar devletin besin kaynaklarından birisidir. Hayatları devlet tarafından tüketilmeye ve çürümeye bırakılmış binlerce insan, zindanların soğuk duvarları arkasında, gün ışığında özgür topraklarında, kendi dillerinin türküleriyle bir sofranın etrafına toplanacağı zamanın hayaliyle yaşama tutunuyorlar.

Bu özgür sofrayı, mahkumların hayatlarının üzerine duvar örmüş devletin kuracağı fikri, devletin yapısıyla çelişen, gerçeklikten epey uzak bir ihtimaldir. Çünkü devletin hiyerarşik yapısı ve besin zincirine bakacak olursak, mahkumlar, özellikle siyasi mahkumlar, zaten ölümü hak etmiştir, onlara mahkumluk bile fazladır. Bu yüzden ister açlık grevine yatsınlar, ister tecritte çürüsünler, ölüm sayıları istatistikten, yaptıkları da şovdan başka bir şey olmayacak. Onlar hiyerarşik düzenin tabanındaki 'koz'dan başka bir şey olamayacaklar.

Yaşama tapmıyoruz, insanların hayatlarından kendilerince anlamlı bulduğu değerler için vazgeçebilme hakkı vardır ancak ölüm de tapılacak bir şey değildir. Ölüm siyasi kurnazlığın elinde hiç bu kadar değersiz olmamıştı. Tutsakların bedenleri üzerinden kendine göre siyasi hesaplar yapan her kimse, o tüm canlıların tartışmasız temel hakkı olan yaşama hakkını aşağılamaktadır.

Her ne sebep olursa olsun tutsakların bedeni üzerinden pazarlık yapılmasına karşı çıkmakla beraber haklı talepler artık kamuoyunun gündeminde ve takipinde olduğundan açlık grevlerinin ölüm orucu biçiminden derhal çıkarılmasını ve tutsakların iradesini temsil eden örgütsel yapının bu eylemi durdurmasını istiyoruz..

Diğer taraftan iktidara, çözümün diğer muhataplarına sesleniyoruz: tutsakların talepleri en genel anlamda insani haklardır ve en kötü bir devletin bile zorunlu olarak tanıması gereken doğal haklardır, bu hakların pazarlık konusu yapılmadan yerine getirilmesi gerekiyor. Ancak tüm iktidarlara özgü bir kibirle tutsakların en insani taleplerine gerekli yanıtı vermeye dönük acil adımlar atmak yerine yeni bir “hayata dönüş” operasyonunun sinyalleri verilmekte. Biz aşağıda imzası olanlar yeni bir “hayata dönüş” operasyonu ile elinde yeterinden fazla kan olan devletin daha fazla kan dökmesine sessiz kalmayacağımızı şimdiden ilan ediyoruz.

Özgürlük mücadelelerinin yüzünü döndüğü yer artık yaşamın merkezi olmalıdır, ölüm içerikli, ölüm söylemli, ölmeye odaklı her şeye bu topraklar doymuştur artık. Devletin tek konuştuğu dil ölüm olmuşken otoriter örgüt yapılarının da benzer dili kullanmasını, tutsaklık mecburiyetindeki insanlara ölümden başka seçenek sunmamasını, vicdanlarımız üzerinden siyaset yapmasını kabul etmiyoruz, samimiyetsiz buluyoruz... Politik manevraların, tutsakların ya da dağlara çıkmış binlerce gencin ya da toplumun üzerinde onları adeta kul görme alışkanlığı ile yapılmasına karşıyız. Ve bunlara ortak olmayan bizleri, perdeyi aralayıp devlet dışında bu durumlardan vazife çıkaranları göstermemizi sindiremedikleri için taraf seçmeye zorlamalarına izin vermeyeceğiz. Tarafımız yaşamın tarafıdır.

Son olarak cezaevlerinde ölecek bir tek kişinin kanında öncelikle devletin, ardından susup görmezden gelen herkesin ve bu durumun ortaklarından Kürt siyasi hareketinin bizzat sorumlu olacağı bilinmelidir. Bizler tarafların tutukluların bedenleri üzerinde ellerini çekmelerini istiyor ve sesimizi bunun için yükseltiyoruz.

Savaşa Hayır! Ölüme Hayır!

Ne Devletten, Ne Örgütten Yana, Yaşamdan Yanayız!

Ne parti, ne önder Anarşiye omuz ver!

Bir Grup Anarşist

Alişan Şahin, Deniz Şener, Eda Akgün, Sadık Çelik, Nimet Arıkan, Adnan Dinçtoygar, Besim Eraslan, Hülya Tarman, Dilaver Demirağ, Cahide Özkök, Emre Fidel Çelik, Bahadır Türker, Ömer Sezer, Alaattin Yakışır, Büşra Güneş, Cahide Özkök , Zafer Kıroğlu , Evin Güneş , Leyla Gündüzkanat, Ahmet Kurt, Defne Sandalcı, Nazan Özgür, Mehmet İşten, Remzi Gürkan, Asuman Benli, Zafer Dağtekin, Onur Güngör, Baran Tekin, Gazi Bertal, Yavuz Atan, Ufuk Ahıska, Hülya Kurt, Mehmet Bal, Kurmalı Salyangoz, Hakan Akçura, Erkan Ersöz, Kubilay Duru, Timuçin Kızılay

Önceki Yazı:Gerekli Bir Açıklama
Sonraki Yazı:Anarşist Bir "Özne"nin Varoluş Hali: Açlık Grevi Değerlendirmesi
1 Yorum
  1. kadir

    devletle pkkyi nasl bır tutp ıkısnı aynı kefeye koyuyrsnz pkk yı doğuran devltr zatn devletn uygladğı politikalardr...

Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...