Devletin Din ve Dünya İşlerine Müdahalesine Dair: Cemevleri – Numan Bey

numanbey1

Uluslaşma ve uluslaşma çabasının sonucu olarak modern devletin var olan “otantik” cemaat, dini cemaat, dil ve kültürleri asimile edip kendi bünyesinde homojen bir ulusa indirgemesi süreci karmaşıklığıyla kimi noktalarda ayağına dolanmaya başlamıştır.

Bunun açık ve güncel örneği cemevi adı altında zuhur eden yapıların kurumsal olarak devletçe tanımlanması ve tanınmasına dair yürüyen tartışmalarda ortaya çıktı.

 30 Kasım 1925'te çıkarılan yasayla tekkeler ve zaviyeler kapatılmıştı. 30 Kasım 1925 tarihinde yürürlüğe giren 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlar ile Bazı Ünvanların Men ve İlgasına Dair Kanun ile tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kabul edilmiş ve bazı geleneksel ünvanların kullanılması yasaklanmıştı. Kanun, bütün tarikatlarla birlikte; şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesini de yasaklamıştı.

İslam dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek maksadıyla Diyanet İşleri Başkanlığı, 3 Mart 1924 tarihinde Şeriye ve Evkaf Vekaletinin yerine, Mustafa Kemal Atatürk'ün emriyle 429 sayılı kanunla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına bağlı bir teşkilat olarak kurulmuştu.

Eskiye dair ne varsa atılmakta, uluslaşma ve batılılaşma için yeni olan ne varsa uygun olup olmaması tartışması yapılmaksızın, kimi zaman da batılı ülkelerin sistemlerini taklit ederek, alınmış ve hayata geçirilmişti. Tekke ve zaviyelerin kapatılması ve bunun yerine yeni Türk devletinin onların yerine ikame ettiği kurum olan Diyanet İşleri Başanlığının kurulması toplumun din, inanç ve homojen toplum yaratma çabasına engel olabilecek farklılıklarını dizayn etme çabasının bir göstergesi olarak okunmalıdır.

Anayasanın 136. maddesinde; "Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir." hükmü yer almaktaydı.

Ve bütçesi 2012 bütçesinden 3 milyar 891 milyon lira alan Diyanet'e 2013 bütçesinden 4 milyar 604 milyon lira ayrılmıştı. Bu mevcut 12 Bakanlığın bütçesinden fazla olan bir rakamdır.[1]

Bu rakamlar Devletin bu kuruma ne kadar önem verdiğinin bir diğer göstergesi olarak okunabilir.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana alevilerin tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanuna ciddi bir tepki göstermediklerini bilmekteyiz. Ve adeta kulaklarının üstüne yatmışlar gibi durmaktaydılar. Bu süreç içerisinde alevi dedeleri ve kitaplarının sünni diğer tarikatlara yapıldığı gibi kovuşturma konusu oldukları bir çok vaka mevcuttur. Devlet her şeyde olduğu gibi bu alanda da rakip tanımamaktadır.

Fakat 1990’dan sonra bir şekilde kamusal alanda görünür olmaya başlayan cemevleri aleviler için tekke ve zaviyelerin yerini almış gibi görünmektedir.

Alevilerin bir talebi olduğu iddiasıyla ortaya çıkan ve alevi insanları temsil ettiği iddiasında olan kimi dernek ve kuruluşlar cem evinin alevi inancına sahip insanların ibadethanesi olduğunu ve bunun devletçe ibadethane statüsüne kavuşturulmasını talep etmektedirler.

Alevi dergahlarının kapatılması karşısında dergahlarının açılması talebinde olmayıp, bu kapıyı başka bir şekilde açmaya çalışan bu kurumlar devletle taltif edilip bir devlet dini olmak için çaba harcamaktadırlar.

Devletten kaçmış ve onun uzağında olan çeşitli heteredoks tarikat ve derviş hareketlerini Bektaşi tekke ve zaviyeleri vasıtasıyla absorbe etmeyi başarmış bir Osmanlı İmparatorluğu’nun 15. Yüzyıldaki politikasının belki de benzeri bugün yapılmaktadır ve bu sefer talepkâr olan alevilerin kendisidir. Dertleri temsil edildiğini düşündükleri sünniler gibi diyanette temsil edilmek ve cemevlerinin resmi bir statüye kavuşmasını sağlamak. Bunun ardında cemevlerini iktisaden rahatlatmak ve dedelere resmi bir hüviyet kazandırmaktır. Aslında devletin birer memuru olacak kişiler vasıtasıyla devleti toplumu kontrol edeceği bir meşruiyet alanına çekmeyi istemektedirler.

***

19 Eylül 2013 Perşembe günü konuya dair Star gazetesinde bir makalede konuya dair cem evinin alevi geleneğinde yer alan kurumsal bir mekan olmadığına dair bir gönderme vardı ve şöyle devam ediyordu:“Alevi vakıf ve dernekleri devletten cemevi için yapılan harcamaların kamu kaynaklarından karşılanmasını ve bunun için cemevlerinin yasal statüsünün tanınmasını istediler.” demekteydi ve “ibadethane statüsü”istemenin ve devletin böyle bir statü vermesinin onu islam dışı kılmasını kabul etmesi anlamına geleceğini iddia etmekteydi.

Bir kısım insan cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasının problemli olduğunu söylüyor ve buna itiraz eden başka birileri bunun onaylanmasının aleviliğin islam dışı bir din olarak tescil edilmesi anlamına geldiğini söylüyor.

Devletin bir kurumu, ibadethane olarak tescil etmesinin o kurumu sahiplenen insanları islam dışı olarak addetmek anlamına geldiği yorumuna sahip olmak için sadece özcü, tekçi ve çoğulculuğa karşı ve alemi ve insanlığı tek tip insana indirgeyen totaliter bir zihniyete sahip olmak şarttır ki bu devleti “tanrılaştırmanın” bir göstergesi olarak okunabilir. Çünkü buna göre camii dışındaki herhangi bir yerde ibadet etmek Müslüman olmamakla eştir ve devlet bu yetkiye haizdir.

Aslen Devletin kendisi zaten din dışıdır, şirktir. Omnipotent ve omnipresent olan bir şey haline gelmek istemekte ve ona eş koşmaktadır. Şirktir. O soğuk bir canavar ve insan yiyen bir canavardır. İnsana ve insanlığa karşı bir kurumdur. Dine ve akidelerine dair onun söz söyleme yetkisi olduğunu söyleyen de şirke bulaşmış demektir.

Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması talebinin ne yanında, ne de karşısında olmak durumundayım. Evvela dini bir kurumun devlete onaylatılma çabası dinen vacip değildir. Özgürlük söylemine sahip bir hal olduğu savunulan alevilik ve alevilerin devletten bir talebinin olmaması gerekir ve kendi mekanlarının sahibi kendileri olmalıdırlar. İslam ve mezhepler tarihinde bildiğimiz gibi tekke ve zaviyeler kurmak yoluyla (kurumsallaştırmaktır bu) merkez kaç dervişleri ve dini temayülleri Bektaşilik adı altında manipüle etmeyi başarmış ve devletlü bir teba kılmış olan Osmanlının yaptığı gibi cemevlerini devletin diyanet işleri başkanlığına bağlama çabasının bir parçası olan bu ve benzer talepler, bu dini akımın kendi membalarını kurutmak için başka bir hamle olarak değerlendirilmelidir.

Evet, cem evi gibi bir kurum yoktur Alevilikte. Ama cem kurulan evler vardır. Onca yasaklama ve kovuşturmalara uğramış olan alevi ya da değil islam mezhebi kendi ibadetlerini mecburen evlerde yapmaktaydılar ve bu yıllarca da sürmüştü. Bunun asıl sebebi tekke ve zaviyelerin ve degâhların kapatılması ve devletin kendi dinini topluma giydirmek istemesiydi.

Devletten talepleri olan aleviler ve diğer islam mezheplerinin tekke ve zaviyeleri yasaklayan otoriter yasanın ve diyanet işleri başkanlığının kaldırılması için talepte bulunması daha uygun bir talep olurdu.  Bu sayede devletin en azından bir alanda – tanrı ile insan arasında ne yapılacağı, nerede ibadet edileceği, nasıl ibadet edeceği ve bu ibadetin hangi din için neye göre olacağı gibi karar vermesine engel olunurdu.

Bir başka açıdan; temsili “demokratik” temayüllere göre devletin yapacağı iş “vatandaşlarına” istediği şekilde istediği gibi ibadet etmesinin yolunu açmak olurdu. İster Şamanist, ister puta, ister ağaca, ister Allah’a, ister İsa’ya, İster Musa’ya, ister Ali’ye, İster Ceday’a inanır ve ibadet eder. Ama modernist temeller üzerine kurulmuş ve aydınlanmanın (medeniyetin) tek dişi kalmış bu canavarının kendi örneklerine dahi benzemek gibi bir kaygısı halen yoktur.

Cemevleri ise maaşlı dedeler ve devlet tarafından finanse edilen yapılarıyla asimile edilmemek için bağıran insanların tercihleriyle soğuk canavarın kurumlarından birinin parçası olacağa benziyor. Bu sayede kendisine göre bir Sünni inanç yaratan devlet, merkez kaç bir evrende duran iyisiyle kötüsüyle ondan bağımsız olan “doğal” yapıları kendin kılmak için ilk adımı atıyor olacak.

Numan Bey / itaatsiz.org

---------------------------------------

[1] http://t24.com.tr/haber/diyanetin-butcesi-11-bakanligi-geride-birakti/215871

Önceki Yazı:Başbuğ Serbest Bırakılsın, Öyle mi? – Numan Bey
Sonraki Yazı:Dikkat! Anti-Semitizm Gibi İslamofobi de Heryerde – Numan Bey
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...