İslam Karşıtlığı; 21. Yüzyılın Anti-Semitizmi ve Küresel Savaş Çığırtkanlığı - B. Eraslan

islamofobi-1

Bundan kısa bir süre önce Fransa’da “Sol- Anarşist” eğilimli mizah dergisi Charlie Hebdo Tunus seçimlerini müslüman muhafazakar Ennahda partisinin kazanması üzerine oldukça tedirgin olmuş olmalı ki dergisinin editörlüğüne bir sayılık Hz. Muhammed’i getirmeden edememişler.

Haber şöyle;

“Fransa'da siyasi mizah dergisi Charlie Hebdo, Tunus'ta İslamcı Ennahda partisinin zaferini kutlamak için yeni sayısının editörlüğünü Muhammed Peygamber'e verdiğini duyurdu. Derginin yarın çıkacak sayısına Şeriat Hebdo adı verildi.

Kapakta Muhammed'in "Gülmekten ölmezseniz 100 kırbaç" diyen bir karikatürünün yer aldığı bildiriliyor.

Derginin yayın yönetmeni, karikatürcü Charb amaçlarının provokasyon olmadığını söyledi.

Charlie Hebdo dergisi sol-anarşist eğilimiyle biliniyor. Yayın çizgisi ise kimilerine göre provokatif, kimilerine göreyse bağımsız.

Derginin açıklamasında"Tunus'ta İslamcı Ennahda partisinin zaferini en uygun şekilde kutlamak için Charlie Hebdo, Muhammed'den gelecek sayısına özel editör olmasını istedi" deniyor.

"İslam'ın peygamberine ısrar etmemize gerek kalmadı, hemen kabul etti. Kendisine teşekkür ederiz."

Dergide peygamberin "Helal Aperatif" başlıklı bir köşe yazısı ile Madam Şeriat adlı bir kadın ekinin de yer aldığı belirtiliyor.

AFP ajansına konuşan Charb "Amacımız yeni bir provokasyon değil. Biz sadece işimizi yapmak istiyoruz. Bu hafta tek fark, kapakta Muhammed'in olması. Bu da pek nadir görülen bir durum." dedi.

2007'de derginin o dönemdeki editörü, bir Danimarka gazetesinde iki yıl önce basılan karikatürleri yeniden yayınladığı için Müslümanlara hakaretten yargılanmış ve beraat etmişti.

Bu karikatürler Müslüman dünyasında büyük tepki görmüş ve çizerleri Kurt Westergaard'ı sıkı güvenlik önlemleri altında yaşamaya mecbur etmişti (http://www.internethaber.com/fransiz-dergisi-hz.-muhammedi-editor-yapti-381291h.htm#ixzz1e6BlEQCN).

Şimdi hızlı gündemin etkisiyle biraz geride kalmış olsam da çok dert değil bu konu da ne zamandır bir iki söz etmek istiyordum yeri gelmişken “geç olsun güç olmasın” diyorum.

Beni burada şaşırtan olay öncelikle Tunus’ta ki seçim sonucunun Fransa’daki “sol-anarşist” bir mizah dergisini bu derece irite ediyor olmasıdır ve sorum şu neden? Soruyu sorarak girizgah yaptık ya o zaman cevaplarını sallama yöntemi ile vermeye başlayalım belki bir tanesi tutar.

1) Charlie Hebdo editörü Tunus ve islam coğrafyasıyla son derece yakından ilgilenmektedir ve bu seçimlerde “sol-anarşist” başka bir partiye sempati duymaktadır. Seçim sonuçları hiç beklemediği biçimde sonuçlandığı için üzüntüden ne yaptığını bilmemektedir.

2) Aslında Charlie Hedbo islam coğrafyası ile ilgili milgili değildir ama uyanık editör Tunus seçimleri için bir arkadaşı ile sosyalist parti kazanır diye yemeğine bahse girmiştir. Tüm mevzu bundan ibarettir.

3) Başka bir ihtimal Charlie Hebdo kendisini “anarşist” sanan solcu ve laik bir mizah dergisidir, o kadar ki; Charlie Hebdo’nun fransızcadan türkçeye tercümesi “Uykusuz Leman” anlamına gelmektedir.

4) Charlie Hebdo’nun editörleri Sarkozy’nin Tunus’u, Mısır’ı ve Libya’yı gericilerden  kurtardığını sanmaktaydılar ancak Tunus’da seçimi müslüman muhafazakârlar kazanınca bunu bir karşı devrim olarak kabul ettiler ve mevzuya fena halde bozuldular.

5) Aslında Charlie Hebdo’ya hak vermek gerekir “islam bir cihad dinidir ve ona gönül vermiş milyarlarca insan potansiyel teröristtir”. Orta çağda arabistan çöllerinde bedeviler kadınlara nasıl davranmışsa bütün müslümanlar da kadınlarına öyle davranırlar. Bütün müslüman erkeklerin haremi vardır ve Hz. Muhammed  müslümanlara bu konuda kötü örnek oluyordu. Zaten en iyi arap arabistanlı Lawrence’dir.

6) Aslında Norveçli Andreas Brevik faşist ve katliamcı olmasa biraz aşırı olmakla birlikte islam konusunda fena fikirlere sahip değildi.

7) İslam ve demokrasi birarada olamaz türklerin Erdoğan’ı bitti de şimdi başımıza Raşid Gannuşi mi çıktı? Marx korusun bizi.

8) Demokrasi” ileri ve yüksek” bir kültürdür ve bu “yüksek” kültürü ancak uygar avrupalılar yaşayabilirler, eşitlik, özgürlük ve adalet idealini ilkel beriberi toplumları ne kadar içselleştirebilir ve hakkıyla yaşayabilirler ki? Şimdi bunları söyleyince mevzuya fransız diyecekler.

9) Sol sekülerdir yani din işleri ve devlet işlerini ayrı tutar biz buna kısaca laiklik diyoruz. Şimdi bu şeriatçılara kucak açıp onları alkışlasamıydık? Sol gelişmenin yanında ve ilericidir islamcılar ise gericidir. Fransa’da başörtüsü ve burkaya yer yok uyum sağlayamayanlar bu toprakları terketsinler.

10) Tamam hristiyanlık ve musevilikten de hazetmiyoruz ama islam avrupaya tamamen yabancı bu bakımdan siyasal  islamı bir tehdit olarak görmekteyiz tepkimizin büyüklüğü kaygımızın büyüklüğündendir. (Bkz. Endişeli modernler)

İşin ciddi tarafından bakacak olursak, anti semitizm 1930’lu yıllarda avrupa ve uygar batı dünyası için nasıl bir sonun başlangıcı olduysa islam karşıtlığı da  21. yüzyılda aynı rolü üstlenmektedir. İşin detayına girilecek olunursa bütün dinler şu ya da bu biçimde sorunludur ve mutlaka bir diğerini ötekileştirirler ancak buradan hareketle kendisine sol ya da anarşist diyenlerin haçlı savaşlarının meşrulaştırılmasına hizmet edebilecek kadar nefret iklimini körükleyen bu tehlikeyi farkedemeyecek kadar bir körleşme hali yaşaması kabul edilemez.

Günümüzde dünyada 2 milyar Hristiyan ve 1,5 milyar da müslüman olduğu varsayılıyor, bu insanların dinsel inançlarını sadece bir dine gönül verme olarak ele almak son derece sığ teorik bir yaklaşım olurdu. Zira gündelik sosyal yaşamda dinin bireylerin özdeşlik kurdukları kültürel bir referans noktası ve toplumsal kimlik haline geldiğini görmek gerekir. Kuramsal planda dini kurumlaştığı iktidar ve itaat kültürü ekseninde radikal bir eleştiriye tabi tutmak başka şey bir dine gönül vermiş onunla özdeşleşmiş sıradan insanlara tepeden bakarak onların konuyu nasıl algıladıklarını hiç umursamadan inançlarıyla hakaret sayacakları bir dil kullanarak alay etmek ve bunu yaparken genel olarak tüm dinler karşısında kayırmacı olmayan bir mesafede durmak yerine belirli bir dini hedefe koyarak eleştirmek uygar batı dünyasının "ünlü ve kutsal" düşünce özgürlüğü ilkesine gerçekten uyar mı?

Amaç bir tartışma yaratmayı amaçlayan bir provokasyon olsa bile dinler arası bir çatışmaya zemin hazırlayacak bir provokasyonun düşünce özgürlüğü ile herhangi bir ilgisi olabilir mi? Bundan bir kaç yıl önce de Danimarkadaki Hz. Muhammed'in karikatürlerinin yayınlanması olayında bu provokasyonu "düşünce özgürlüğü" adına yapan batılı aydınların kendini müslüman olarak gören yüzmilyonlarca insanı uygar ve hristiyan kültürün egemen olduğu coğrafyanın ikliminden tepeden bakan bir kibirle "aydınlatmaya" çalıştığını bunun bir adının orientalizm diğer adının da pre ya da post modern bir kolonyalizm olduğu anlamak gerekir.

Hayat ak ya da karadan ibaret değilse kendi ırkçıları ve ruhban sınıfları ile hesaplaşamamış bir yayın organının o toplumda ötekileştirilmiş insanların (aşağı sınıfların-çünkü avrupa da islam asyalı, afrikalı göçmenlerin ve mültecilerin dinidir) inançlarıyla onların paylaşmadığı bir gerçeklik algısı üzerinden hesaplaşmaya kalkması kendi doğusundakilere tepeden bakan batı merkezci orientalizmden başka birşey değildir. Küresel kapitalizmin yapısal krizlerden kurtulmak için çare olarak gördüğü olası bir dünya savaşına ve yeni bir dünya düzenine giden yol ("medeniyetler savaşına" anahtar olma potansiyeli içeren) islam karşıtlığı ile döşenmişse bunu on kat daha yüksek bir sesle dile getirmekde sonsuz yarar görüyorum.

Dinlerin tüm saçma efsanelerine, akıldışı ritüellerine ve binlerce yıllık iktidarlarının insanlık tarihinde bıraktığı kötü sicile rağmen siyasal ideolojilerden ayrılmasına ve toplumsal yaşamda bu kadar kök salmasına neden olan şey bireyin kendisi ile inancı arasında kurduğu ilişkinin toplumsal ve uhrevi bir kimlik haline gelmesi değilse nedir. Bir insanın aklına hitap etmek istiyorsanız kuramsal bir dil kullanarak onunla istediğiniz kadar tartışabilirsiniz ancak onunla kavga etmek istiyorsanız onun inançlarına hakaret etmeyi seçin maraza çıkarmakta hiç zorlanmayacaksınız.

Kendilerini daha "yüksek" bir kültürün parçası sayan batılı laisist "aydınlar" aydınlanma ideolojisinin hikmetinden sual olunamaz "misyonuna" sahip çıkarak müslüman ötekileri (avrupanın ayak takımını) aydınlatmaya tekdir ile o da olmazsa kötek ile eğitmeye çalışıyorlar. Peki burada orataya çıkan asimetrinin altında kalan o ötekiler laisistler tarafından eğitilmek/aydınlatılmak istiyor mu? Batılı aydınların sözde doğulu müslüman kadınları "batıdan bakarak kurtarmak" adına tektipleştirip özellikle de 11 Eylül'den sonra küresel ölçekte terörist ve recmci faşist  bir ideolojiye indirgediği islama duydukları öfke ile yurdum cumhuriyet çocuğunun bir türlü anlayamadığı sıradan ahalinin otoriter ama modern cumhuriyetin "yüksek" faziletlerini algılayamama "bönlüğü" karşısında düştüğü hayal kırıklığının zamanla öfkeye dönüşmesi aynı ideolojik iklimin sonucu değil mi?

B. Eraslan

Önceki Yazı:Savaş; Ölümün En Çıplak Hali - B. Eraslan
Sonraki Yazı:Mavi Marmara Katliamı, Siyonizm ve Anti-Semitizm Sarmalı Üzerine - Dilaver Demirağ
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...