Namlular, Ordular, Katliamlar ve İslamofobi Rezaleti - Dilaver Demirağ

dilo

Mısırda geçtiğimiz günlerde sayısı konusunda resmi rakamlar ile 700 (son öldürülenlerle birlikte) gayrı resmi rakamlara göre ise 2000'nin üzerinde sivil insanın Asker ve polis kurşunu ile öldürülmesi konusunda ahlak adına da insanlık değerleri adına da utanacağımız bir ikiyüzlülük yaşandı.

İnsanın canını sıkan bu katliamlar karşısında üç maymunu oynayanlar sadece batılı devletler ve laikçiler, laikçi solcular solcular değildi, üç maymun tavrını gösterenler arasında ne yazık ki Anarşistlerde vardı. Mısırda yaşanan katliamlar karşısında Rojavadaki kadar yüksek perdeden ses çıkaramayan Anarşistlerin bu konudaki suskunluğunun temelinde İslamofobiayı arasak acaba abartır mıyız?

Şeriat kavramında somutlaşan dinsel kuralların baskıcı bir pratikle sosyal hayata yansımasının haklı olarak otorite ve baskıdan nefret eden bir düşüncenin mensupları olarak tiksinti ile karşılanması anlaşılabilir. Ama aynı oranda humaniter düşüncelerin de şekil verdiği Anarşist düşüncenin sorunu sadece buraya sıkıştırıp İslamcılara destek verir miyiz kaygısı ile insanlık adına utanç duyulacak bir kayıtsızlık içinde olmaları da Anarşizm adına savunulacak bir tutum olmasa gerek. Rojava için gösteri yapan Devrimci Anarşist Faaliyet iş Mısırdaki katliama gelince Ordu Mısırda Katliam yaptı diye bir haber geçmekle yetinmiş.

Anarşist Görsellik sitesi olarak iş gören İç Mihrak’ta ise Müslüman Kardeşlerin seçimle iktidara gelmesi meselesini merkeze koyan bunu söylerken de eh katliama da karşıyız, darbe yanında da değiliz diyen ve ortada gibi görünen ama topun ağzına Müslüman Kardeşleri koyarken Darbe şakşakçılığı yapan Katliama bile oh diyecek kadar aşağılık bir tavır benimseyen Tahririn, aşağılık ve insan olmaktan utanmaya yol açacak devlet köpekliği yapan tavrına hiç değinilmiyor bile. Böylece aslında iç mihrakın cuntaya ya da darbecilere Müslüman Kardeşlere duyduğu kadar öfke ve nefret duymadığı izlenimi oluşuyor. Ki bu site Kemalizm, ordu vb. yanında oldukça İslamofobik sayılacak afiş tasarımları ile de dikkat çekiyor. Bu tasarımlardan birinin bile ordunun katliamının alçaklığını sergileyen bir içeriğe sahip olmaması ise insana ilginç dedirtecek bir soru sormaya neden oluyor.

Kısacası Rojavadaki katliamda pes perdeden konuşan Anarşistler ölenler Müslüman Kardeşler mensubu olunca tek bir kınayıcı laf bile etme ihtiyacı duymadan devekuşu gibi başını kuma gömen ya da amiyane tabir ile tam siper bir durum takınmakta. Böylece buradaki Anarşizmin de aslında Aydınlık ya da Ulusal Kanal kadar laikçi olduğu yönünde kuvvetli şüphelere yol açılıyor.

Mısırlı Anarşistler ve Kuzey Afrikalı ve Ortadoğu’dakiler ile dayanışma amacı ile kurulmuş ICN (Tahrir için Uluslararası Ağ) hiç tereddüt etmeden katliamı ve cuntayı kınayan, bu katliamların iç savaşa kadar yol açacak nefret tohumları ektiği belirtilerek ICN sendikası olarak Mısırdaki katliamı kınıyor. Ancak ilginçtir söz konusu kınama mesajında Sağlık Bakanlığının açıkladığı rakamların daha sağlam olduğuna da dikkat çekiliyor. Bu da ölenler Müslüman olunca Devletin Nietzsche'nin deyimi ile soğuk soğuk yalan söyler sözünün unutulmaya eğilimli olduğunu ortaya koyuyor. ,

Güney Afrikalı Komünist Anarşistlerin yayın organı Anarkismo ise buradaki solcuları aratmayacak biçimde yesinler birbirlerini anlamına gelecek bir tavırla burada iki gücün (burjuvazi olarak Müslüman Kardeşler ve Ordu) arasında bir iktidar mücadelesi olduğunu belirterek ÖDP'nin Ne Şeriat Ne Darbe cinsinden orta yolcu sinikliğini aratmayacak biçimde Mısırdaki Özgürlükçü sosyalistler ile dayanışmaya davet ederek ne dini faşizm, ne de darbeye öfke diyen bir başlıkla (Haziran ayına ait bir yazı ile) Cuntaya tavır almaya davet etmeyen, darbe destekçisi Tahrire söz söylemekten imtina etmeyen bir tutum içine girmekteler. Tabi Anarkismo'da da katliamlara dair tek bir söz söylenmiyor. O da tam siper bir tutum içinde.

Bizdeki bazı Anarşistlerin komünistliği nedeni ile çok sevdikleri Badiou, Nancy gibi star yazarlardan da pop komünist Zizekten de gık çıkmadı. Anarşist star Chomsky'de bu sefer suskundu kısacası sömürgeciliğe, ABD'nin dikta rejimlerini desteklemesine dair eleştiriler yapan, en sıradan insani kaygılar ya da değerler üzerine sayfalar dolusu felsefi karalamalar yapanlardan da gık yoktu. Demek ki ölen Müslüman olunca hele de bunlar Şeriat gibi kaka bir istemle siyaset yapıyorsa o zaman üzerinde fazla söz söylemeye gerek yok.

Belli ki islamofobia artık bir zihin alışkanlığı halini almış ve bu alışkanlık yüzünden en sıradan insanlık değerleri bile Müslüman olandan esirgenebilmekte.  Ve İslamofobik üç maymun hali adalet duygusunun dumura uğramasın da kolaylaştırıcı olabilmekte.

Dahası İlker Başbuğa için özgürlük talep edebilenler Mısıra gelince Brecht'in Nazi Almanyasındaki bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın şeklindeki sinik tavrı dillendirdiği oyunundaki bir replikteki gibi sustu kuşlar tavrını takınmayı tercih etmekteler.

Bütün bunlar insanın içinin bulanmasına neden olacak bir tiksintiye neden olmakta ve Avrupa Merkezcilik ile onun Avrupa dışındaki yansıması olan İçselleştirilmiş Oryantalizmin Anarşist, Yeşil ya da Sosyalist, Komünist olmasının önemi olmadan Modernist zihniyetin ortak bileşeni olduğu ortaya çıkmakta.

Tam da bu nedenle bu dünyanın yerlileri tek millet haline gelen devlet isimli zulüm odağı karşısında net tavır koymak zorundalar.

Not: Bu yazı 20.08.2013 tarihinde kaleme alındı yani Gezi parkının boşaltıması ertesi ama henüz eylsemsellik sıcaklığını korurken, bu yazı kaleme alındığı günlerde Rojova ’ya selam gönderen-ki bu Selam’ı Salih Müslim’in ileriki bir zamanda buradaki Arapları sürmek gerektiği konusundaki konuşmaları ile birlikte düşünün-Gezi Direnişini enternasyonalist “çapulitaları” Mısır Konsolosluğu önünde açıklama yapma çağrısına kulak üzeri yatma tavrı göstermişti. O günden bu yan sosyalistlerin de Anarşistlerin de Mısırda yaşanan Cunta rezaleti konusunda topu taca atmadan direk kaleye şut çeken bir tavrına ya da açıklamasına rastlamadım. Haa böyle bir şey yok demiyorum, çünkü bu konuda kesin bir bilgiye sahip değilim, olur da birileri de Mısırda Müslüman kardeşlere uygulanan zulüm konusunda ses vermiş ise tabi hiç kıvırmadan açık ve net biçimde Cuntaya tavır koyan ve direnişin yanında saf tutan bir açıklama varsa bundan memnunluk duyarım. Ama eğer tahminlerim yanlış değilse bu konuda-tıpkı Suriye’de ölen çocuklar için gık demeyen, Esad’ı “bombalamamak” için bin dereden su getiren benzer tavırla sinik bir tavır benimsenmiştir. Keşke şu ya da benzeri sözler Anarşistlerden çıksaydı. “Kardeşler bu Müslüman Kardeşlere de, onun ideolojisine de, Mursi’nin İktidardaki tavırlarına karşı da en sert sözümüz mevcut, ama bu durum Müslüman Kardeşlere uygulanan Cunta zulmünü onayladığımız anlamına gelmez. Tahrir “Tarihin (Utanç Veren) Uyanışı” nı gerçekleştiren gerçek manada bir devlet çöplüğü olmuştur, bu anlamda Cuntaya direnen Müslüman Kardeşlerin fikirlerini siyasi amaçlarını asla paylaşmasak da, oradaki Cuntaya karşı gösterilen direnişi selamlıyoruz ve kim olursa olsun devlet denen zulme direnenlerin yanında olduğumuzu buradan ifade ediyoruz” gibi -illa aynısı olması gerekmese de bu minvalde-bir açıklama hala bekliyorum. Ama bunu İtaatsiz gibi batıya ya da batılı anarşist anlayışa yaranma derdi olmayanlar dışında yapacak bir Anarşist Özne’ye henüz tanıklık etmedim. Kısacası bu memleketin Anarşistleri fena halde sömürgeciliği içselleştirmiş melez ve islamofobik şahıslar durumundalar, özellikle de solcu Anarşistler. Tam da bu nedenle bu ülkedeki bu Anarşist anlayışa fena halde eleştiri yönlendirmek boyun borcumdur.

 Dilaver Demirağ / itaatsiz.org

Önceki Yazı:Minyeli Abdullah'tan Konyalı Ahmet'e - Levent Orhan
Sonraki Yazı:Akıl, Skolastik ve Eleştirel Akıl Üzerine (Tartışma)
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...