Ölü Doğan Proje HDK - Dilaver Demirağ

dilo

Bu ülke da sol kıblesini batıya göre tayin ettiğinden hiçbir zaman yerli ve yerel bir dinamik olamadı, olamadığı içinde halk tarafından kabul görmedi.

Eğer 1970’lerde Aleviler sol harekete kitle desteği sağlamamış olsaydı sol 1980 darbesinin hedefi olmayacaktı. Ancak seksen darbesi diğer darbelerden farklı olarak bir sosyal mühendislik darbesi de olduğundan sol seksen sonrası bir daha belini doğrultamadı ve 1970’lerden bu yana elde etmiş olduğu bütün kitlesel kazanımları da kaybederek etki gücü sıfıra yakın bir siyasi dinamiğe dönüştü. Tam da bu nedenle Kürt siyasal hareketinin batıda önünü açan, bu topraklarda barışın kalıcılığını sağlayan ve demokrasinin daha da güçlenerek burjuva demokrasisi olarak adlandırılan temsili demokrasinin ötesine geçebilen derin bir demokrasiyi sağlayabilen bir güç olamadı. Kadükleştikçe daha marjinal, marjinalleştiği ölçüde de daha beyaz Türk bir siyasi güce dönüştü. Solun yenilenmesi gerektiği konuşulduğunda ise bunun anlamı daha beyaz liberal bir sol tahayyül olmanın ötesine geçilmemesi oldu.

 Kendi başına bir siyasal dinamik olamayan sol bir dönem Alevilikten beslendi ve Aleviliği bozarak bu kadim öğretinin saçma sapan bir şey olarak ortaya çıkıp yegâne varlığı Sünni İslam düşmanlığı olan bir siyasal yapıya dönüştürdü. Hiçbir zaman bu toprakların gnostik bilgeliği olarak ondan istifade etmeyi beceremedi beceremediğinden bu topraklarda batıda Hristiyanlıktan beslenen sol düşünce adamları, teorisyenleri bu topraklarda oluşmadı.

Aleviliği Bozdular Sıra Kürtlerde

Aleviliği sömürüp onu bozunuma uğratan sol seksen sonrası yükselen Kürt siyasal hareketine yaslandı. Orada da Kürt siyasal hareketinin milliyetçilikle malul kimlikçiliğini dönüştürmek yerine, kendisi kimlikçi bir siyasal harekete dönüşerek Kürt siyasal hareketine eklemlendi hatta ona tabi bir konumda olmak diyeceğimiz bir biçim kazandı. Ama sadece bunu yapmakla kalmadı nasıl Aleviliğin ruhani özünü berbat bir pozitivizme bulanmış Sünnilik karşıtı bir şeye dönüştürerek bozdu ise burada da Kürt siyasal hareketini etnisite temelli kimlikçiliğine ona yabancı liberal sol unsurlar ekledi.

Bu ülkede yeni solu bir zamanlar şimdilerde rahmetli olan Yeşiller hareketi ile Anarşistler temsil ederken batıdaki kimlikçi ve pan kapitalist kültürün türevi olan kimlikler ve kimlikçi popülerlik üzerinden bu topraklara hiç uymayan şeyler taşındı. Bu sol yeni değil basbayağı liberal bir sol oldu. En kristalize örneğini bir zamanlar Ufuk Uras tarafından kurulan EDP’de gördüğümüz bu seçkinci marjinal solculuk biçimi, solun geleneğini teşkil eden uygarlıkla birlikte uç veren sınıfsal ayrımcılık ve sömürüye karşı uygarlık öncesi komünal toplulukların eşitlikçiliğini dayanışmasını merkeze koyma halinden uzaklaşarak, tüketim kapitalizminin fark temelinde ürettiği kimlikçilik dediğimiz olguya dönüşmesidir.

HDK bu anlamda bir sol parti olmaktan çok, liberal solculuğun kötü bir kopyasını üreterek kendisinden geçinen asalak solculuğun bozduğu bir örnek oldu. Böyle bir partinin Öcalan’ın hayalini, kurduğu Kürt siyasal hareketinin batıda da büyümesi, orada da güçlenerek Türk sorunu tarafından çözümsüzlüğe mecbur bırakılan Kürt özgürlüğü meselesini çözmesi ise düşünülemez. Böyle bir parti AKP’yi zorlayamaz.

Yazık oldu sosyal taban olarak kentli yoksullara dayanan, gençlerden kadınlardan oy alması çok güçlü bir ihtimal olan Kürt siyasal hareketinin bu toprakların kadim geleneklerinin öz sularından beslenerek bu topraklarda ilk kez yerli bir sol anlayışı üretme gücü bu proje ile akamete uğratılarak Kürt siyasal hareketinin Kürdistana sıkışmışlığını çözememeye de mahkûm edilecek.

Kadro ile Rüzgâr Estirmek

HDK öyle bir kurucu kadro ile sahne alırdı ki AKP bu kadro karşısında ciddi olarak kaygılanırdı. Düşünün kurucuları arasında kent yoksullarının en yoksullarını oluşturan göçmenler, kâğıt toplayıcılar, sokak çocukları, evsizler, fahişelik yapmak zorunda kalan kadınlar yani marksın lümpen proletaryası, kentli yoksullar, gençler, şiddet gören kadınlar gibi bu topraklarda sağ siyasal yapı tarafından mağdur edilmiş, yine kurucuları arasında bir Bektaşi babası, birkaç şeyh olan, sol ile İslam arasında İslam’ın kendi dokusunu ihmal etmeden bağlar kuran Müslümanlar, yezidiler, Süryaniler, sulukule çingeneleri gibi insanları alan ve bu insanlar arasında fahişelik yaparak ameliyat parası biriktiren bir Travesti olan ve eşcinsellik nedeni ile kimliksel sıkıntıları olan gayler, lezbiyenler gibi bu hareketin sosyetesini değil gerçek mağdurlarını içine alarak gerçek manada zayıf düşürülmüşlerin ezilenlerin partisi olarak gerçek bir sol parti olarak sahneye çıkmış bir HDP nasıl bir rüzgar estirirdi, hem dinle barışık, hem ezilenlerin bizzat öznesi olduğu, adalet söylemini merkezine koymuş, AKP’den çok daha ileri bir özgürleşme tahayyülünü bu toprakların önüne koymuş, dahası bu toprakların binlerce yıl içinde biriktirdiği devrimci sufilikten beslenen, diğer yandan AKP iktidarında kalkınmacı modernlik tarafından ağır bir sömürü ve şiddetin nesnesi kılınan doğayı sahiplenen farklı bir uygarlık projesini de önüne koyan dahası kimlik olgusun değil kimlik meselesinin en temelinde bulunan hiyerarşi meselesini dert edinmiş bir sol parti sağın korkulu rüyası olurdu. Üstelik kentlerde de ciddi bir siyasal güç olurdu. Feministlerden, sosyetik beyaz LGBT’den ve seçkinci solculuktan oluşan bir HDP olsa olsa beyaz Türkler ile beyaz kütlerin içi geçmiş siyasal olarak ömrünü doldurmuş Türk soluna batırıp içini boşaltacağı yeni bir parti armağan eder. Böyle bir partide ne Kürt halkının özgürlük sorununa çözüm sağlar ne de bu ülkenin çok ihtiyaç duyduğu ciddi ve gerçek bir sol muhalefet ihtiyacına cevap verir olsa olsa Öcalan’ın Kürt siyasal hareketinde uyguladığı ciddi strateji akılcılıklarının tersine fena halde yanıldığı bir fantezisi olur. Türk solunun kendine bir faydası olmadı, ne yazık ki Kürtlere de bir hayrı dokunmadığı gibi onları da kendileri gibi marjinalize ederek son umutlardan birini soldurmayı başardılar. Şüphesiz bu coğrafyanın zayıf düşürülmüşleri/ ezilenleri bu beyaz solcularla ittifak halindeki beyaz Kürt sosyetesine mahkûm değildir. Onlar tahakküm oldukça karlı dağ başlarından özgürlüğün göğüne narin başlarını hep uzatacaktırlar. Ve elbet solun yarım bıraktığını yapacak Anarşistler bu topraklarda var ve günü geldiğine başları özgürlüğün göğüne uzanacak.

Dilaver Demirağ / itaatsiz.org

Önceki Yazı:Bir Çadır Lazım Olmuştu da! - Mehmet İşten
Sonraki Yazı:Üslupları Farklı Dilleri Aynı: Erdoğan ve Öcalan - Numan Bey
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...