Savaş; Ölümün En Çıplak Hali - B. Eraslan

asker-ordu

Savaşa karşı çıkmak ile belirli bir savaşa karşı çıkmak arasında ne fark var? Herhangi bir savaşa karşı çıktığınızda o savaşın varlığından ya da geldiği aşamadaki durumdan rahatsızsanız bunu kendi o anki çıkarlarınıza uygun bulmuyorsunuz anlamına gelir. Yani o ana dair beklentilerinizi kucaklayan politik nedenlerle o savaşı onaylamıyorsunuz demektir.

Savaş hayata karşı ölümün tarafında olan bir hal olduğu için herhangi bir savaşa karşı çıkıyor olmak bile yaşamı savunmak açısından başlı başına önemlidir. Ancak eğer savaşa karşı duruşunuzu politik çıkarlarınızla örtüşmeyen belirli bir savaşa değil de tüm savaşlara karşı olmak gibi etik bir ilke üzerine bina etmemişseniz diğer bazı savaşları onaylama ihtimaliniz, haklı savaş haksız savaş ayrımı yapma ihtimaliniz yok demektir. Çünkü savaşa karşı çıkışınızın etik değil tamamen politik nedenlere dayanması kendinizi hiçbir savaşın içinde herhangi bir yerine oturtmuyorsunuz ve hiçbir savaştan hiçbir beklenti taşımıyorsunuz demektir. Bu birey olarak çıkarlarınızı herhangi bir savaşta herhangi bir tarafın kazanacağı herhangi bir zafere endekslemediğiniz anlamına gelir. Bu savaşları üreten “haklılık” “meşruiyet”, “vatan savunması” vb. nedenlerden birisine de suç ortağı olmadığınız  anlamına gelir. Bir savaşa politik nedenlerle karşı çıkmak ile ahlaki nedenlerle karşı çıkmanın arasında “bugün savaşmak istemiyorum” ile “asla savaşmak istemiyorum” kadar fark vardır. Yani “ben sizin askeriniz olmak istemiyorum” ile “ben hiç kimsenin askeri olmak istemiyorum” arasındaki fark neyse bir savaşa karşı olmak ile genel olarak savaş karşıtı olmak arasındaki fark da odur. Yine bu “ben bugün sizi öldürmek istemiyorum çünkü bugün ölmek istemiyorum” ile “ben sizi hiçbir zaman öldürmek istemiyorum çünkü sizin de beni hiçbir zaman öldürmenizi istemem” tavrı arasındaki fark kadardır.

T.C. devletinin hem kesintisiz sürdürdüğü hem de kesintisiz şikayet ettiği savaşı sürdürmesi için onunla savaşan gücün de aynı ölçüde savaşı sürdürme azmine sahip olması gerekir. Kendisine ezilenler adına kendinden menkul bir meşruiyet kuran gücün bu azmi bir “kararlılık ve boyun eğmezlik gösterisi” gibi sunulsa da bu savaşın tek galibinin militarizm ve ölüm olduğu gerçeğini gizlemeye yetmez. Ölümler ölümleri, kan kanı, nefret nefreti çoğaltır. Bu savaşa bir şekilde dahil olan tüm insanların karşı cephedekilerin de birer insan olduğu gerçeğinden daha çok uzaklaşması demektir. Çünkü savaşlarda askerler, silahlar ve komutanlar vardır insanlar yoktur. Askerler birer rakamdır. 10 askerin ya da gerilla’nın (gerilla da bir askerdir) öldürülmesi öldüren taraf için “başarı” öldürülenlerin tarafı için ise “başarısızlık ve kayıp” demektir.  Sivil hayatta birini öldürürseniz buna cinayet denir. Cinayet bir insanın yaşama hakkının bir başkası tarafından elinden alınmasıdır. Oysa savaşlarda yüzlerce insan öldürseniz de asla katil olmazsınız tersine “kahraman” olursunuz madalya alırsınız. Cinayet kavramı öldürülen insanın trajedisine gönderme yapar ama savaşta öldürülen insanlar ya kayıp ya da imha edilmiş olduklarından sadece bir istatistiği ifade ederler. Kayıp “dost” askerlerin sayısını, imha ya da etkisiz hale getirme ise “düşman” askerlerinin sayısını ifade eder. Savaş bir mekanizmadır ve bizler bu mekanizmaya dahil olarak bizleri kendimiz yapan temel etik değerlerimizden uzaklaşırız.

Barış iki ordu arasında savaş üzerinden sürdürülen silahlı iktidar mücadelesinin silahsız ve politik zeminde  sürdürülmesi talebidir. Barış savaşların doğal sonucudur. Savaşları tüm nedenleri ve sonuçlarıyla ortadan kaldırmak istiyorsak savaşa da barışa da karşı olmalıyız. Savaş bizi askerleştiren bir mekanizma ise barış bizi gerektiğinde tekrar askere alınmak üzere geçici olarak “sivilleştiren” bir ihtiyat mekanizmasıdır.

Bu yüzden anti militarizm savaşlara tüm nedenleri ve sonuçlarıyla karşı çıkmaktır. Savaşlar ölümün anasıdır barışlar ise ölümün ertelenmiş halidir. Ölümlere ve savaşlara tamamen hayır diyebilmek için anti militarizm en tutarlı yoldur.Bugünlerde bir yandan savaşın dehşetini yaşarken öte yandan neler olup bittiğini anlamayan ya da anlamak isteyenlere bu savaşta taraf olanlaradır sesim…

Savaşarak kazanacağınız bir şey yoktur, oysa canınız dahil tüm değerlerinizi savaşta kaybedersiniz.

B. Eraslan

Önceki Yazı:Barış da Kirlendi - Dilaver Demirağ
Sonraki Yazı:İslam Karşıtlığı; 21. Yüzyılın Anti-Semitizmi ve Küresel Savaş Çığırtkanlığı - B. Eraslan
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...