Yanlış Analizler Mezarlığı – Dilaver Demirağ

dilo1 - Kopya

Kendisi AK Partinin temsil ettiği yeni sağcılıkla pek barışık olmayan ve esas olarak İslam'ın sosyal mesajını öne çıkartan Ömer Yılmaz bu kez serinkanlı bir sosyo-politik bir analiz yapma yerine "hişştt akıllı olun" şeklinde anlamlandırılacak ve esas olarak AK Partinin pirus zaferine güzellemeler düzen bir yazı kaleme alarak, dahası galiba muhalif İslami kimliğini bir palto gibi askıya asarak oy verdiğini tahmin ettiğim partinin ne yenilmez armada olduğunu göstermek istemiş.

Ben onun gibi oy verdiğime güzelleme yapan değil oy verdiğimi yeri geldiğinde eleştirel anlamda yerin dibine sokan olduğumdan rahat olacağım.  AK Parti neden kazandı diğerleri neden kaybettiği  değil de, kısmen değineceğim neden bir pirus zaferi ile karşı karşıya kaldığımızı da yazacağım ve bu pirus zaferinin sıtmayı gösterip ölüme razı etmek olduğunu söyleyeceğim. Bu yazı da esas olarak Ömer Yılmaz’ın yazısında hatalı bulduğum noktalara temas etmekle yetineceğim. Ancak bu yazı ne bir siyasi analiz yazısı ne de bir polemik yazısı. Amacım Yılmaz ile polemik yapmak değil Yılmaz’ın yazısınız kritik etmek. Yazıda esas olarak başlığa gönderme ile Ömer Yılmaz’ın yazısının neden yanlış analizler mezarlığı olduğunu anlatacağım.

Öncelikle Ömer Yılmaz’ın tespitlerini ele alalım. AK parti kazandı çünkü kendisine oy veren kitleyi yolsuzluk yapmadığına, tersine uluslararası mahiyette bir komplo ile karşı karşıya kaldığına ikna etti. Bunu yaparken söylemini dini bir düzlemden kurarak dindar kesimlerin tümüne "siz ben varsam varsınız, ben düşersem sizi kazırlar" şeklinde bir korku aşılayarak kitlesini konsolide etti. Yılmaz’ın başarılı kampanya olarak adlandırdığı şeyin hal tercümesi aslında budur ki zaten ilerleyen satırlarda göreceğimiz gibi Yılmaz da bu saptamayı yapıyor.

Sol Odun Yarıcının Hık Deyicisi mi

İki "17 Aralık’ta başlayan süreç Sol-Sosyalist kesimin ne kadar bitik olduğunu da gözler önüne serdi. Sol’un doğru düzgün bir bakış açısı, analiz kabiliyeti, projesi veya hareket metodu yok.  Onlar iki kişi dövüşürken dışarıdan “vur, hadi vur” diye tempo tutan kimselere benziyorlar." Yılmaz hangi solu kastediyor anlaşılabilmiş değil. Çünkü bu seçimlerde bir CHP vardı ve CHP hiçte solcu bir parti olarak oy istemedi. En ufak bir sol argüman kullanmadı. Hatta bırakın solu ne klasik CHP söylemi olan Laikliğe vurgu yaptı ne de Ulusalcı bir söylem kurdu. CHP tüm siyasi kampanyasını tek bir tema üzerine kurdu: yolsuzluk ve rüşvet. Yani siyasi ahlaksızlık... Diğer sol örgütlenmelere gelirsek bir TKP vardı o da söylemini kısmen eski CHP, kısmen de yeni CHP olarak kurguladı. Yani "hırsızlık" olgusu ile gerici faşist AKP. Esas sosyalist sol ise bu seçimde HDP ile beraber oldu. Onlarda bir yandan yolsuzluklara vurgu yapsalar da Sırrı Süreyya Önder, Sarıgülü de CHP'yi de topa tuttu. Hatta şu söylenebilir: AK partiye CHP'ye vurduğu kadar vurmadı. Yani Yılmaz solu CHP ile özdeş kılarak İslami cenahta artık klişeleşmiş bildik sola dönük suçlamaları tekrarlamakta. Sosyalist solun hiç de Cemaatle AK parti mücadelesinde vur vur dediği söylenemez. Sadece siyasete damgasını vuran yolsuzluk olgusunu diğer partiler gibi merkeze çıkardılar ve özellikle HDP ben beğenmesem de oldukça post modern yeni sol bir söylem/ program ile seçim kampanyası yürüttü. Tam da bu yüzden "Gülen Cemaati’nden medet uman, kavgayı kızıştırmaya çalışan ve Sağ partiler kategorisinde ele alınması gereken CHP’ye bel bağlayan Sol hakkında söylenecek pek fazla bir şey yok." tespiti Ne TKP'yi bağlar, ne HDP'yi. Ömer Yılmaz kendi zihnindeki ya da sosyal medyadaki sol görüntünün çoktan geçip gitmiş bir donuk fotoğrafı üzerinden klişelerle konuşuyor.

Sonsuza Dek Daima İktidar Ya da Ya İktidar Ya Ölüm

Gelelim tam da söylediğim İktidara duyulan sonsuz aşk duygusunun yansıması olan şu cümlelere: "Politik İslamcı gruplar, cemaatler ve halkın muhafazakâr - mütedeyyin kesimi kader birliği yaptıkları AKP iktidarını sonuna kadar destekleyecekler ve diğer politik oluşumlara hiçbir şekilde şans tanımayacaklar. Çünkü AKP iktidarının çökmesi halinde nasıl bir enkazın altında kalacaklarını çok iyi biliyorlar. Bu yüzden İslamcıların bugüne kadar elde ettikleri kazanımları koruyabilmek için sonuna kadar direneceklerini ve ellerindeki tüm imkânları kullanarak bu kritik eşiği aşacaklarını söyleyebiliriz."

Ömer Yılmaz’ın bu tespiti aslında İslami kesimin yıllar boyu oluşturduğu İktidar susuzluğunu ve iktidarı kaybetmeye duyulan o dehşet korkuyu ele veriyor. Yılmaz haklı, İslami kesim AKP iktidarı altında hegomonik güç olmaktan kaynaklanan güç temerküzü nedeni ile eski iktidarın kaybedenlerinin olduğu kadar, bu kesimin mağdur ettiklerinin de artık AKP'ye yönelen hıncından da korkuyor. Biliyor ki İslamcılar iktidar kaybedildiğinde birikmiş hınç duygusu içinde bu dehşetli bir hesaplaşmaya dönüşecek. AKP İslamcı kitle dışında hiç kimseyi umursamayan bir silindire dönüştüğünden beri ona sahip çıkacak, onla birlikte (27 Nisan bildirisi sonrası oluşan dayanışma ya da yetmez ama evet kampanyası gibi demokrasi ittifakı nitelikli beraberlikler) eski rejime meydan okuyacak dostları da kaybettiğinden (özellikle içki düzenlemesi, ama en çok da Gezi ve ondan önce bir Mayıs’ta esen polis terörü ile başlayan otoriterleşme nedeni ile yaşanan büyük yalnızlık ve bunun getirdiği uzaklaşma);  AKP ve destekleyici İslamcı koalisyonun bir tür İktidara mecbur olma hali anlaşılabilir. Ama bu durum, bu korku aynı zamanda iktidarın giderek bir kibre ve zalimliğe dönüşmesindeki temel nedendir de. Yani iktidarı keybetme korkusu AKP ve çevresindekileri tam da bir tahakküm odağı haline sokuyor. En büyük zalimlikler de korkudan doğar. Oysa herkesi kuşatan ve biçimsel demokrasiyi tek kişiye odaklı bir rejim biçiminden, geniş bir konsensüs ve herkesin kendini özgür hissedebildiği bir rejime dönüştürebilseydi AKP, çevresinde bu tür kaybetme korkusu oluşmayacaktı ve AKP 2011 öncesinde olduğu gibi giderek meşruiyet erozyonu ile kıvranan eski rejim artıklarından başka kimsenin nefret ve öfke hissetmediği büyük bir özgürlük uzlaşısı olabilirdi. O zaman şu anki pirus zaferinin sarhoşluğu ile hareket etmeyecekti.

Yine doğru gözüken ama son tahlilde yanlışa dönüşen bir başka tespit de şu "Yolsuzluk ve rüşvet operasyonları iktidardan çok Gülen Cemaati’nin ve operasyonların politik boyutunu bilinçli bir şekilde göz ardı eden CHP’nin aleyhine döndü." Yılmaz’ın tespiti doğru ama AKP bu durumdan hiç mi etkilenmedi, hiç mi meşruiyet kaybı yaşamadı. Tek sorun CHP oportünizmi ile kaybetmenin telaşı ile geçmişte paylaştıkları iktidar ortağına bodoslamadan dalan Cemaat mi? Aslında AKP zaferinin mağlup sayılır bu yolda galip sözüne denk düşen bir pirus zaferi olduğunu somut veriler ile ortaya koymayı başka bir yazıya bırakarak şunu söyleyelim. AKP şu anda elde ettiği %45-46 bandındaki oy oranını bir zafer diye lanse ederek aslında 17 Aralık öncesinde %52'lerden bir gerileme olduğunu, bugün gelinen noktaya düştüğü gerçeğini gizlemiş olmakta. AKP tam da ikili karşıtlıklar üzerinden kendi kitlesini betonlaştırmış durumda. Ve Kürt siyasal hareketinin kitlesinin desteğini alamaz ise büyük bir kırılma ile ABD Büyükelçisi'nin İmparatorluğun Çöküşü dediği şeyi yaşamaya başlayabilir.

Kazanan Haklıdır ya da Çoğunlukçu Meşruiyet Algısının Sorunları

 Gelelim bence yazının aşil topuğu olan noktasına. Muhalefet eğer toplumun genel geçer değerlerini sorgusuz sualsiz kabul etmez ise yenilgiye mahkûmdur şeklindeki tespite. "Eğer politik muhalefet başarılı olmak istiyorsa, İslamiyet’in bu coğrafyada başat rol oynadığını kavramak, doğru analizler yapmak, Müslüman halkın politik taleplerini dikkate almak ve söz konusu taleplere bir şekilde karşılık vermek zorunda. Muhalefet bu konuda güven vermediği ve alternatif teşkil etmediği sürece mevcut hükümete operasyon üstüne operasyon yapılsa dahi başarılı olamaz."

Ömer Yılmaz bu tespitteki müthiş faşizan tınıyı hiç farketmeden bildik İslamcı kilişeleri tekrarlıyor. Dahası yine farkında olmadan demokrasi ve çoğulculuk meselesini, fark kavramını tamamı ile es geçerken batıyı da tamamen öteki kılmış olmakta. Eğer herkes toplumdaki geleneksel İslami algıyı - ki geleneksel İslami algının da din olarak İslam ile ne kadar örtüştüğü de ayrı bir konu - esas almaz ise bir siyasi hareketin siyasi varolma hakkı yok. Bu tespit muhalefet kavramını, ütopyacı siyaseti, siyasi tutarlılığı, siyasi doğruculuğu filan hiç mi hiç önemsemiyor. Dahası Ömer Yılmaz için siyasi faaliyetin tek bir amacı var İktidar.

Bu mantıkla gidersek Peygamber "bir elime güneşi diğerine de ayı koysanız yine de davamdan vazgeçmem" diyerek ham hayalcilikten ve baştan yenilgiye mahkum bir mantıktan kurtulamamıştır. Sadece Peygamberin değil tüm peygamberlerin, ahlak önderlerinin, inanç liderlerinin, reformcuların, devrimcilerin, kendi çağlarının genel geçer doğrularına itaat etmeyi reddedenlerin davalarından baştan vazgeçmeleri gerekir. Çünkü yaşadıkları toplumun müesses nizam halini almış genelleşmiş doğrularına teslim olmak yerine bir anlamda akıntıya kürek çekerek baştan yenilgiye mahkum bir hataya düşmüş durumdadırlar. Ama tarih bize kazananın her zaman haklı olmadığını dahası onun kazanmasına neden olan düşünsel konformizmin de haklı olmadığını göstermekte.

Ömer Yılmaz ülkemizdeki genel anarşist anlayıştan farklılaşmalar yaşasa da bir anarşist fikir sitesinde bunları yazıyor. Bu durumda bizim Anarşist olmaktan vazgeçmemiz gerekir, çünkü Anarşizm de batıdan gelen bir fikir akımı sonuçta. Batılı olan herşey bu toplumda baştan yenilmeye mahkum olduğuna ve bizlerde kumda oynamaya yazgılı olduğumuza göre Anarşizmi sahiplenmek boş işlerdir ve biz bunu bırakıp toplu halde İslamcı olmalıyız. Hem de mesela Ali Şeriati, Seyyid Kutup gibi muhalif bir İslamcı algı da değil toplumun önemli bir çoğunluğu AKP ve onun savunduğu biçimi ile muhafazakar İslami algıyı savunmamız gerek. Çünkü toplumdaki genel geçer İslam algısı bu ve siyasi başarı da bu algı içinde konuşmaktan geçiyor.

Bu algı son tahlilde aynılaşma anlamında totaliter bir topluma götürür bizi oysa demokrasi tam da bu "çoğunluk haklıdır" görüşünün aşılmış halidir. En biçimsel demokrasiler bile salt çoğunluk üzerine kurulu bir demokrasi algısını aşma noktasındadır. Hele ki toplumsal yaşamın ve siyasi alanın fena halde parçalı olduğu bir dünya da "çoğunluk haklıdır" şeklindeki AKP demokrasisi algısı ve herkesi bu anlayışa uydurma biçimi meşruluk olarak kabul görmez. Hiç kuşkusuz batı demokrasisi tek demokrasi biçimi değildir, ama çoğunluğun iktidar aracılığı ile herkesi hizaya çekeceği bir demokrasi anlayışının da ister batılı, ister doğulu olsun meşruluğu yoktur (İslami bir özgürlük algısını ya da "demokrasi" anlayışını bir başka yazıya bırakayım.)

O yüzden İslamcı meşruiyet algısı tam da bu yüzden özgürlükçü değildir ve otoriterliği üretmektedir. Oysa din olarak İslam ya da Peygamberi mesaj böyle bir anlayışı aşan örnekler üretmişliği ile modernizm tarafından iğdiş edilmiş İslamcı algıdan bin kat daha çoğulcu, daha demokrat olabilmiş siyasi modelleri tarihsel olarak ortaya koymuş olan bir dindir. AKP'nin bir tür totaliter toplum üretme potansiyeli tam da Rousseau'cu genel irade algısını demokrasi diye bize yutturmasından kaynaklanmaktadır.

Bugün muhalefetin sorunu batılı ya da doğulu olması değil, ortaya tutarlı ve insanlar nezdinde inandırıcı bir siyasi proje koyamamış olmasıdır. Bu toplum da aslında İslamcılığın totaliter tahayyülünden çok daha liberal olmayı, daha önceki seçimleri ile ortaya koyabilmesinden dolayı başarabilmiştir. Sol batılı bir siyasal ideolojiden hareket ettiğinden değil topluma umut vaad edecek somut şeyler ortaya koyamadığı için başarısızlığa mahkum olmuştur. Yani sol siyaset, siyaset yapamadığından felç olmuş ve ezeli muhalif olarak kalmaya mahkum olmuştur.

Öneri Güzel Ancak Alıcısı Yok

Yılmaz'ın analizlerinde tek doğru bulduğum saptaması şu tespitleri ki ben buna yeni sol muhalefet diyorum. "Muhalefet, iç politikada toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durarak, adalet, hak ve özgürlükler, yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk ve çevre gibi konular üzerinde yoğunlaştığı ölçüde başarılı olur. " Eyvallah. Evet AKP'ye dönük tutarlı bir siyasi muhalif dil buradan kurulabilir ve hatta kurulabilmelidir de. Ancak sorun şu ki bu doğru toplumsal kabul görmüyor. Bu seçimde Yılmaz’ın bu saptamalarını iyi veya kötü dillendiren HDP oldu. Ama HDP'nin potansiyel tabanının önemli bir bölümü AKP'ye oy verirken, birlikte olduğu sol kitle de CHP'ye yazıldı. Hatta utanç verici bir biçimde Anarşist kimliğini kullanan kartvizit sahiplerinin bazıları bile Ankara’da  ve İstanbul’da AKP'den kurtulmayı siyasi tutarlılığa tercih ettiğinden CHP ile flörtleştiler. Bunu hiç bir biçimde onaylamamakla birlikte AKP sayesinde özellikle gezi sürecinden bu yana siyasi iklim dost ve düşman eksenine oturduğundan, Anarşistler de dahil AKP'nin karşıtları  “Düşmanımın düşmanı dostumdur” diyerek AKP'nin karşısında en güçlü olduğunu düşündükleri siyasi oluşuma, o oluşumun siyasi anlayışını paylaşmasalar da destek vermeyi tercih ettiler. Bunu anlayabilirim ama bu siyasetin son tahlilde AKP'ye çok daha fazla yaradığı açıktır.

Şu açık ve net siyasi karşıtlıklar, ikilikler üzerinden siyaset inşaa ettiğiniz müddetçe rakibinize galip gelmeniz olanaklı olamıyor. HDP batılı sol liberal kimlik siyasetleri eksenine oturan siyaset yerine klasik sol söylemler ile kentli yoksullara çıkış yolu gösterebilseydi uzun vadede AKP karşısında anlamlı bir siyasi muhalefeti örgütleyen bir siyasi hareket olabilirdi. Ancak sınıf siyaseti yerini kimlik siyasetine bıraktığı anda güçlü ve baskın kimlik daha fazla insanı çevresinde topladı.

Ancak bunların böyle olması ne yazık ki Ömer Yılmaz'ın muhtemelen kafasındaki düşünce bu olmasa da böyle anlaşılacak biçimde kaleme alınmış yanlış analizler üzerine kurulu yazısının öz olarak kazanan haklıdır anlamına gelecek alt mesajını doğru çıkartmaz. Tersine haklı olmayı haksız olup ta kazanan olmaya yeğlemek çok daha siyasi bir tavıdır.

Not: Bu yazı Ömer Yılmaz’ın yazısında kendimce hatalı olduğunu düşündüğüm noktalara işaret ettiğinden Ömer Yılmaz’ın yazdıklarının daha siyasi ve düşünsel temelde eleştirisini ve bu yazıya alternatif siyasi tespitleri de içermiyor, bunları bir başka yazıda yapacağım. Yani:  Karizma, Borç, Kurban ve Özgürlük başlıklı bir yazıda.

Önceki Yazı:Onurlu Bir Yaşam İçin - Mehmet Lütfü Özdemir
Sonraki Yazı:Minnet Eylemem
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...