Sınıfsız Bir Dünyanın Ameleleri… - Mehmet Efe

Bugün, şu anda, şimdi...

İçimde nesli tükenmiş balıklar denizi, kafam ölen arıların uğultusuyla dolu.

Öncülerin bizi uyardığı kabus bu, dinle.

Artık işçi sınıfı olmayacak. Orta sınıf olmayacak. Köylüler de çiftçiler de esnaf da kalmayacak.

Sanat veya zanaat sahipleri olmayacak. Ne ustalar olacak ne de artık çıraklar.

Öğrencilerin de öğretmenlerin de kalmadığı bir kabusa doğru ilerliyoruz. Yalnız mühendislerin kullandığı parçalar kadar değer ve ehliyeti olanların nefes alabildiği bir kabus.

Kategorik düşman kalmadı bu dünyada. Sadece Batılılar yapmıyor bunu, Emmoğlu; Doğulular yapmıyor, Güneyliler yapmıyor.

Dünyayı herkese yetecek şekilde yaratan Allah’ın işini yapmaya soyunmuş Çağdaş Firavun’un, Çağdaş Karunların önümüze çattığı oyuna katılmayı seçen hepimiz inşa ediyoruz bunu.

Hergün yaptığımız seçimlerle bir dünya inşa ediyoruz kendimize, hergün tuğlalar ekliyoruz kabusa.

Bankalarda tuttuğumuz her kuruşla, gelinlerden alıp bankalara attığımız her çeyrekle, AVMlerde harcadığımız her bir lirayla, borç istemekten utandığımız her arkadaşla, hatırını sormadığımız her komşuyla, sadece ameleler olarak varolacağımız bir dünyaya katkıda bulunuyoruz.

Sorgulayan seslere her kulak tıkadığımızda Allah’ın bize verdiği yegane özelliğimizi kullanıyoruz: Seçme özgürlüğü ve sorumluluğumuzu. Ve onu Allah’ın söz verdiği selamete kapatmayı seçiyoruz.

Memur olmaktan, gibi yapmaktan başka ve hiç bir şeye inanma kabiliyeti olmayan orta zekalılara attığımız her alkışla bir seçim yapıyoruz.

Omurgasız gevezelere eklediğimiz rating rakamları ve attırdıkları her slogana ettiğimiz aminle bir seçim yapıyoruz.

Adalet maslahata her kurban edildiğinde, her sessiz kalmayla bir seçim yapıyor ve bir adım atıyoruz kabusa doğru.

Müslüman bir ülkeden pasaportla, vizeyle Hacc’a, Umreye gitmeyi seçenler, İsrail adlı işgalciden vize alıp Mescid-i Aksa önünde resimler çektirenler bir seçim yapıyor. Ve pasaportla Hacca gitmeyi reddeden son diriliş şairlerini, taşeronlara yaranmak adına gürültüye boğanlarımız bir seçim yapıyor.

Hiçbir suçu olmayan insanlar hapislerde çürütüldüğü her bir gün her birimiz bir seçim yapıyoruz. Katliamlara sorumsuzluk veren raporlar yazarken bir seçim. Sadece işkenceye ortak olmayı değil, çocuklarımızın yaşayacağı dünyayı seçiyoruz.

Halkının verdiği yetkileri Allah’ın adıyla firavun düzenin taşeronluğuna döndürenlere kahve köşelerinde kafa sallamaktan başka bir şey yapamayan dünya aydınlarının her günü, kabusa karşı durmadığımız bir gündür.

Payeler, ulufeler ve bir sonraki Nescafe bardağını garantiye almak uğruna, zalimlerle iş tutanların zafer dediğine zafer, düşman dediğine düşman, lütuf dediğine lütuf dendiği ve buna itiraz edilmediği her yerinde dünyanın, her an, kabusa rıza yolunda bir adım atılıyor.

Katlanaduran vergiler ve bin katlı bankalar, seçme ve seçilme hakkına inandırılmış orta sınıfın hayat damarlarına çöreklenirken, çocuklarına mırıldanabildikleri tek öğreti ‘bu devirde babana bile güvenmeyeceksin’ oluyor.

Günde 25 saat çalışıp çocuklarını besleyemeyen ama hakları olan işçiler, sistemin seruma bağladığı  omurgasız, ufuksuz ve inançsız sendika yöneticilerinin işbirliği ile yeni toplu sözleşme kıyımlarından geçip, taşeron şirketlerin pazarladığı ucuz işgücü yani ameleler olmaktan başka bir kapı bulamıyor. Bulamayacak. Kamu kuruluşları da ve artık tüm dünyada kamuyu yöneten şirketler de bu ameleleri kullanıp kullanıp çöpe atacak.

Son kıraathanenin ve turbo egzoslara flama olmak istemeyen son derginin (*) yerini alan Starbucks’larda oturup Twitter’da nihilist takılan amaçsız, kimliksiz, libidosu her dakika tavan yaptırılan ve kurgulanmış savaşların taraflarından biri için iki twitle devrimci damarını uyuşturmayı seçen ergen gençlerin umarsız bakışları arasında, kendini vinçlere bağlayıp direnmeye çalışan son işçi de geridönüşüm çöplüğüne kepçelenecek.

Son İslamcı Kürt ile son Şii son savaşta birbirlerini öldürdüğünde, beyninden siyen sırnaşık  twitter ergenleri de ameleliğe terfi edilecek. Kredi kartı ve maaş almaya razı olmayan son umutlarımızın, penthouse partilerinde planlanan ve son onur kırıntısının da kısa vadeli kâra kurban edildiği savaşlarımızda nâra atacak kabus.

Biran evvel yegane rızk verici olmak isteyen gıda devlerinden arta kalan son küçük tarım alanları da, son gül bahçeleri de bankaların ve inşaat şirketlerinin şehvetle sindireceği tarımsız arsalara dönecek.

Bugün hayal kurabilen bir gencin sözüne yatırım yapmayanların yarın son ipotekleri seçme ve inanma kabiliyetleri olacak.

Cumhuriyetlerinden başka kutsalı kalmayanların ne cumhuru kalacak ne hürriyeti. Vatan sevgisi ve soydan başka değeri kalmamışların ne vatanı kalacak, ne sevgisi, ne de imanı.

Genetik deneylerin kobaylarına dönmüş topraksız köylülerin son inekleri de hamburgere döndüğünde zafer naraları yükselecek kabusumusuzun.

Sistemin dışında yaşamayı bilen son Kürt anne, son Şii dede, son Amerikalı Amish, Yozgat’daki son çiftçi, Peru’lu son tohum direnişçisi, son Kızılderili, son Hamas inatçısı, son uyumsuz yazar, son bakkal düşerken; sadece iki şey yükselmeye devam edecek: Hiçbir hakkı ve güvencesi olmayan amele güruhlarını pazarlayan taşeron firmaların sayısı ve Finans Kapital’in kâr payı…

Sattıklarımıza karşılık aldıklarımız, kaybettiklerimizi satın almaya yetmeyecek ve taşeronlar da dünyaya hükümdar olmayacak.

Böyle giderse varılacak dünyada, sadece New  York’un ‘Wall Street’inden,  Londra’nın ‘The Square Mile’ından ve İsrail Örgütünün Tel-Aviv’inden yöneten mutlu ve global bir azınlık ve onların kulu milyarlarca ameleden başka bir şey olmayacak.

Bu kabus sürecine direnişin akil adamları olmayacak; yılgın, müstenkif, suskun, susturulmuş.

‘Kelimeleri yerinden oynatan’ düzenbazların her gün yeniden ürettiği bir dilden başka dil konuşulmayacak. Anadil kalmayacak. Bin çatallı bir dille konuşacak konuşan herkes.

Tutarlıymış gibi yapmaya bile gerek duymayan, doğruyu da yalanı da çürüten, puç eden bir dilden başka dil kalmayacak.

Alışkanlıkları, ilgileri ve beslenme haritaları dahil, hiçbir insan tekinin sistemin veri tabanlarına keydedilmemiş ve manipüle edilmeyecek bir tek mahrem yanı, bir tek gizli duası bir tek küçük günahı bile olmayacak.

Bir kimlik numarasından ibaret olmayan, bankalara borçsuz kimse ve çipsiz kimlik kalmayacak.

Kahrolası genelevler de bankaların yanına taşınacak, her ikisinin CEOları da taşeron firmalarla pazarlıklar yapacak.

Memurlaşarak vadesini uzatan son insan hakları derneği de son direniş örgütünü teslim olmaya ikna ettikten sonra,  istihbarat şirketlerinden birine katıldığını ilan edip tabela değiştirecek.

Yetimlere pasta, araplara petrol, Afrika’ya prezervatif, yaşlanan amelelere uyuşturucu dağıtan örgütlerden başka STK kalmayacak.

Ben ben ben ben diyen şiirlerden başka şiir okunmayacak.

Amelelerin birbirlerini sırtından bıçakladığı gladyatör yarışmalarından başka show izlenmeyecek, devam etmeyecek.

Eşcinsel zencilerin seri katil hintlileri kovalayıp infaz ettiği çinli detektiflerin anlatıldığı hikayelerden başka öykü yazılamayacak.

Et ve kozmetikten başka kare kalmayacak filimlerde.

Romanlar şizofrenlerin çağrışım zincirinden başka bir bir şeye benzemeyecek o gün.

Çingeneler şarkı söylemeyecek.

Herşey sanal her şey fanzin olacak.

Çocuklar olmayacak böyle giderse dünyada, sadece gözleri fersiz amele adayları. Drone’lar.

Korkarım Allah da durdurmayacak bu kabusu çünkü bunu sen seçmiş olacaksın, ben seçmiş olacağım, biz seçmiş olacağız…

Öncülerin bizi uyardığı kabus geliyor. ‘Fav’lamakla yetinme, Twitle bu kabusu.

Ya da değiştir bir şeyi. Küçükse de anlamlı seçimlerimiz olsun. Rezidans inşaatlarından başka şeyler inşa olsun.

Amme Cüzü okusun Lazın Çerkezin biri; Risale de okusun İzmir’in güzelleri, yeni tefsirler yazılsın. Benden sonra kıyamet demesin bir devletli. Allah Rezzaktır de bana be muhterem, ikirciksiz. Pürüzsüz de, dosdoğru de, ve inan.

Bir Ermeni sucuk yapsın, bir Alevi türkü yaksın, bir Yahudi Şalom desin, bir solcu mümin olsun, Bir İslamcı tövbe etsin. Bir daha. Bir daha.

Müslüman Müslüman’ın bekçisi değil mi, kaldır beni, aç kitabı, bir kazma tut, GDO’suz bir ekmek böl, bir ayçiçeği ek, bir arı konsun.

Uyandır beni Kekémın, uyandır bu kabustan…

 (*) Buradaki ‘turbo egzoslara flama olma’nın, 16 yıl önce sana sen bir İslamcısın oğlum dediğim yazıdaki ifadeyle aynı olduğunu, kasten tekrar ettiğimi hatırlatmam gerekir mi Eleman?

Mehmet Efe

Bu blog’u ziyaret edin: http://mehmetefe.com/sinifsiz-bir-dunya-kabusu/

Önceki Yazı:1 Mayıs’ın Hamasete Kurban Edilmesi ve “Devrimci” Bir İçerik Boşaltma Fenomeni - Numan Bey
Sonraki Yazı:Pigmelere İşkence Etmeyi Durdurun!
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...