Gezi Ruhu Anarşistti Anarşist Kalacak – Dilaver Demirağ

dilo1 - Kopya

Gezi Anarşistti ve Anarşist olarak da kalacak Geziden seçim sandıklarında kendini tüketecek, halkı ikna etmek için örgütlü mücadele verecek bir siyasi parti çıkmasını bekleyenler daha uzun bir zaman beklemeye devam edecekler. Gezi kurumlaşmaya hiç istidadı olmayan bir hareket, onun esas ruhu da bir sosyal hareket olması.

Dün Gezi direnişinin ya da isyanın birinci yıldönümüydü. Taksim Dayanışması Bülent Arınç'ın ne yazık ki İktidar nedeni ile anlam kaymasına uğrayan, ancak içerik olarak gerçek bir insancılık içeren "Gezi olayları üzüleceğimiz olaylardır" sözüne uygun olarak ölenlerin yasını tutan ve onların bize bıraktığı direniş ruhunu ayağa kaldırıp tabadan bir dönüşüme dönük politik bir mecranın önünü açan değil de beklenen bir maç karşılaşması havasında geçti. Önceden ilan edilmiş yerde iki karşı güç bize bir İsyan gösterisi düzenlediler. Tüm kameraların, görselliğin röntgenci bakışının içinde bir isyan şov yaşandı. Ne yazık ki haklı direniş sergileyen kentli isyan büyük oranda CHP ve aslında silueti ile az çok tahmin edebildiğimiz başka amaçları olan bir takım güçlerin arka planda durup gençleri ise kadrajın merkezine oturttuğu bir resmi verdiler ve aslında asli görüntüyü kapattılar. Taksim Dayanışması denilen ve CHP çevresinden olduğu adeta üzerlerinden akan, tek çabalarının da siyasi olarak altemedikleri hükümeti yıpratarak onu etkisizleştirmek olan kuruluş gezi isyanını onun temsil ettiği asi ruhu çaldı. Tıpkı polisle karşılaşmak ve bu karşılaşma ile bir başka isyan şov yaparak kendi varlıklarını bir tür görücüye çıkmak olarak ortaya koyanların o isyanı isyanın farklı öznelerine rağmen belirlemeleri gibi. Bu iki siyasal yapı ne yazık ki gezinin esas anlamını saptırmak isteyenlere çok güzel bir malzeme verdi.

Kısacası gezi o isyanı örgütleyen, o isyan esnasında barikatlarda Polisin tüm şiddet araçlarına rağmen muhteşem bir direniş sergileyenler hariç, herkesin ondan nemalanmasına vesile olan bir şey oldu. Sahnedeki asli görüntü değil, sahnenin önünde şov yapan ve isyanı çalan İP ve CHP'li Kemalistlerin Bilderberg gibi, Soros gibi hatta CİA içindeki kimi güçlerle işbirliğine açık bir biçimde geziyi kapatarak gezinin asli amacı olan dünyayı değiştirmek özlemini görünmez kılarak, bir tür hükümet darbesi çabası görüntüsü esas oldu. Gençler de onlar için bir dolgu malzemesinden başka bir şey değildi. Amaçları için her araca meşru olarak bakacak kadar oportünist ve makyevelisttiler. Tıpkı Erdoğan gibi. Nitekim bu görünüm artık tamamen devlet aygıtı ile ayrılmaz biçimde bütünleşen AKP ya da Erdoğan otoriterliğine bu isyanı ezmek için meşru gerekçe üretme olanağı sağlamış oldu.

O yüzden Gezi Direnişi neydi, onu farklı ve anlamlı kılan saikler neydi, bunu yazmak boyun borcu olduğundan bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum. Aşağıda kısaca Gezi neydi ne olarak bize miras devretti buna değinmek istiyorum. Daha derinlikli ve teorik analizler de yapılabilir, olanak bulursam onu da yapmak arzusundayım. Ama şimdilik bu kısa yazı ile söyleyeceklerimi söylemek isterim.

Gezinin Unutturulan Ruhu Anti-Otoriterlik

İktidar göbelsi aratmayacak propaganda makinesi ile gezide olmayan şeyleri anlatsa da gezi hiç bir zaman İktidarı yıkmak hedefini gütmedi. Daha doğrusu gezi direnişinde insanların isyanı İktidara yani bizzat Tayyip Erdoğan'ın şahsına dönüktü. Onun başlarından gitmesini, hayatımızdan çıkmasını, bambaşka bir yerde- kendi doğal yönetim üslubu ile-olmasını istiyordu.  Mesela Gazze Filistin'ine. Çünkü orada onu bağrına basmaya hazırlardı. Onunla aynı iklime sahiptiler Dayatmacı üslubu, küçümseyen ifadeleri ve yüz hatlarına yansıyan öfkeden neşet eden o şiddet sokaklara fırlayanları acayip itiyordu. Onun diğer %50'nin onun hor görücü üslubu ile "ayyaşların" "plajcıların" hayatına  bu denli çok müdahil olması, karışması, kendisini onların babası havasına sokarak bizi hizaya sokma çabasında olmasına tek kelime ile sinir olmaktaydılar.

Tüm bunlar Erdoğan'a karşı onların içinde müthiş bir öfke ve nefret duygusu uyandırmıştı. Gezide dile gelen de bu öfkeydi. Bu yüzden Geziye hakim olan ruh ataerkil bir baba görüntüsünde cisimleşen otoritenin bizzat kendisine yönelikti ve tam da bu nedenle geziye yani parkın içine hakim olan ruh hali anti-otoriterlikti. Ne Mustafa Kemale, ne de Tayyip Erdoğan yani hiç bir otoriter figüre en ufak bir sempati yoktu. Türkçülük filan gibi geyiklere hiç sıcak değillerdi kimse de bunları, koca koca bayraklar sallayan TBB'lileri ya da Kemalist teyzeleri, amcaları önemsemiyordu, ciddiye almıyordu. Polisle birlikte bu öfke Tayyip Erdoğan'da cisimleşen Devlet denen kurumun kendisine yönelmişti.

Tam da anti otoriter olduğundan ve otoritenin ciddiyeti asık yüzünü sevmeyip ondan dolayı insanların içlerini hafakanlar bastığından neşeliydiler, mizah duygusu her şeyi tiye alma dalga geçme - en çok ta Başbakan Erdoğan'la - duygusu içlerde biriken öfkeyi hem rahatlatıyordu, hem de onun dışarı çıkmasını sağlıyordu. Özellikle gençler en büyük otorite olarak Başbakanı komik duruma soktukça, onun otoritesi aralarında alay konusu oldukça içleri ferahlıyordu. Öfkeleri mizahlarına yön vermekteydi ve o mizah sayesinde hiç bir otoriteye yer yoktu öyle ki  TGB'lilerin mizah yoksunu  sloganları olan Mustafa Kemalin Askerleriyiz'e karşı bizim umursamaz, bir tarafına takmaz biz eda ile Mustafa Keserin Askerleriyiz diye karşılık vererek en sevdikler gökkuşağı bayrakların yanında salladıkları  Mustafa Kemal fotoğraflı bayrakları ile de dalga geçiliyordu. Bu da gezinin anti-otoriter ve asi ruhunu güçlendiren bir ögeydi.

Şiddete meraklı değillerdi, şiddeti sevmiyorlardı ama devletin özellikle de polisin vahşi şiddeti nedeni ile zorunlu kaldıklarında da destansı bir karşı koyuş ortaya koyacak kadar da yürekliydiler. Polisin attığı gaz fişeğini al başına çalı edası ile ona geri fırlatacak kadar delişmendi Geziciler ve elbette Gezi. Doğal olarak Polisle de dalga geçmeyi ihmal etmedi, hem o fişekleri onlara iade ettiler, hem de onların korkuya dayanan saygınlıklarını beş paralık ettiler.

Gezi örgütsüzdü. Bundan kastım bildiğimiz hiyerarşik, merkezi, kurumlaşmış örgütlenmelerdi, yoksa park esnasında ortaya konan organizasyon becerisi ile gezi müthiş örgütlü bir direnişti. Bu yüzden de gezi özgürlükçüydü, hiç bir otoriteye, hiç bir dayatmaya gönül vermeyecek kadar serseriydi. Ve en önemlisi gezi direnişi planlı, programlı önceden hesaplanmış olmayan tamamı ile birey odaklı kendi meşruiyetini kendinden alan ve bu nedenle de popülizme hiç yüz vermeyen, ama seçkinci olmayacak kadar da açık ve eşitlikçi bir isyandı.  Hani geziciler hangi siyasi partiyi benimser denilirse eğer rahatlıkla kurucusu olduğum bundan da onur duyduğum gerçekten de parti olmayan bir parti olan bürokratik bir kurumlaşma ile aralarına mesafe koyan gençlerin serseri ruhun gayet güzel yansıtan şenlikli müteveffa Yeşiller Partisi olurdu derim. Ne yazık o ruhla buluşamadılar çünkü Ufuk Uras'ın beceriksiz, çoktan miyadını doldurmuş liberal sol anlayışı tarafından soğuruluyorlardı.

Sonuna kadar seküler olmakla birlikte belki de mistik bir kutsal tahayyülüne de sonuna dek açıktılar. Gezicilerin hazzetmediği Tayip Erdoğan'da somutlaşan Türkiye'de ve bölgede kurumlaşmış sözde Sünni din anlayışıydı. Onlar kutsal ile özgürlüğü birlikte kucaklayacak bir bilgeliği istiyorlardı, tam da bu yüzden gezi parkının içindeki gençlerin sevdiği dindar figürünü İhsan Eliaçık ve anti- kapitalist Müslüman gençlik temsil ediyordu. Eğer orada gerçek bir mistik yönelim yaratılabilseydi inanıyorum ki o gençlerin her birinden bir semah dönen bir Kalenderi/Bektaşi dervişi rahatlıkla çıkardı. O gençlerin kendilerini ait hissedecekleri yegane dinsel tahayyül olsa olsa Melami-Bektaşilikte somutlaşacak bir tasavvuf anlayışı olabilirdi.

Gezi, parkın işgali ile başlayan süreçte de görüldüğü gibi gerçek bir komündü, üstelik geçici, göçebe, yertsiz yurtsuz bir yere sabitlenmeyen geçici otonom bölge olan kurumlaşmayan, kurumlaşma arzusu da olmayan park forumlarında ortaya çıktığı gibi doğrudan demokrasi eksenli bir müzakereci özgürlükçü demokrasi istemi ile dopdolu bir komün. Para'nın, kapitalist ilişkilerin, devletin, polisin ya da ordunun olmadığı, anti-militarist, şiddeti sevmese de kendini savunmak için şiddet kullanmaktan da çekinmeyecek bir komün.

Geziden Bir Siyasi Parti Çıkmaz

Tam da tüm bu tanımlamalardan dolayı gezi Anarşistti ve Anarşist olarak da kalacak. Geziden seçim sandıklarında kendini tüketecek, halkı ikna etmek için örgütlü mücadele verecek bir siyasi parti çıkmasını bekleyenler daha uzun bir zaman beklemeye devam edecekler. Gezi kurumlaşmaya hiç istidadı olmayan bir hareket, onun esas ruhu da bir sosyal hareket olması. Haa kendi özlemlerine uygun bir demokrasiyi savunan bir parti olursa ona oy verirler ama seçim mücadelesi verecek bir siyasi partiye hiç yanşamazlar. HDP'nin uğradığı hüsranın da ardında yatan buydu. Geziden kişisel karizma ve bir şöhret devşiren Sırrı Süreyya Önder’in ya da ondan paylanmaya çalışan ve Taksim Dayanışması adı verilen asalak oluşumun bu hareketi CHP ve çeşitli sol partilere eklemleme çabaları da "havanızı alırsınız sözüne uygun" olarak neticelendi. Nitekim park forumlardan ve sonraki süreçten de gördük ki bu tür sızıntılar ve forumları kurumlaşmış bir örgütlenme haline sokmak isteyenlere rağmen, gezi sönüp gitti yani işlevi ve o anki misyonunu tanımladığı anda “görevimiz tehlike” filmindeki gibi kendi kendini imha ederek bitti. Taksim Dayanışması denilen ne halt olduğu belirsiz, kimlerle iş tuttuğu kuşku götürür ve içinde artık çoktan içi geçmiş, kentlilikten alabildiğine uzak, miadını doldurmuş sol bürokrasi ile bir Bolşevik parti misali gezinin tepesine çökme çabasındaki örgüt de havasını aldı ve daha da alacak. Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz denilen bilgenin sözüne uygun olarak gezi isyanı bir daha tekerrür etmeyecek ama İsyan ve İtiraz hep baki kalacak ve o kıvılcım kim bilir ne zaman yine bir yerde çakarak patlayarak iktidarların suratında patlayacak.

Evet, gezi bir kez daha Voltranı oluşturur mu bilemem. O Voltran bilin ki her daim hazır ve nazır, nerede ne zaman bir araya gelir bilinmez ama bildiğim tek şey Başbakanın sayesinde bir gün gene oluşacağı ve patlayacağıdır. Şu an fay hatlarında yine enerji birikiyor belki de bu kez sekiz şiddetinde bir deprem olarak patlayıp Erdoğan'a o koltuğu dar eder. Çünkü geziden baki kalan tek şey, kurumlaşan ve süreklilik kazanan tek şey Erdoğan'ın şahsına duyulan ölesiye nefrettir. Bu nefret onun polis şiddetini öven tutumu, o gençlere her fırsatta hareket edip onları aşağılayan, suçlayan ve terörize eden dili ile de pekişti. Sanırım o öfkeyi çok iyi anladığı ve bu öfkenin yarattığı tehlikenin farkında olduğundan olsa gerek sokaklara çıkan gençlerden bu kadar çok ürkmesinin tek nedeni de bu. Ama onu ESK (Erdoğan Silahlı Kuvvetleri) yani Polis Ordusu bile koruyamaz. Gençlerin, Alevilerin ve kentli orta sınıf kitlenin yıkıcı öfkesi eninde sonunda o iktidarı tehdit etmeye eğilimli.

 Dilaver Demirağ / itaatsiz.org

Önceki Yazı:İtaatsiz.Org: Biz Gençleri Hiç Kimsenin Askeri Olmamaya Çağırıyoruz
Sonraki Yazı:Gezi Kronolojisi
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...