İsrail Katliamına Anti-Semitizm Bahanesi (1) – Dilaver Demirağ

Anarşizm denilen siyasi hareketin ruhundaki anti-otoriterliği ve bir merkez tarafından belirlenmiş doktrin anlayışının reddedilmesi, her bir bireyin anarşist düşünceye kendi varlığından bir şeyler katmasına elverişli bir açık sistem düşüncesi ne yazık ki bu ülkenin oryantalistleşmiş ve zihnen de sömürgeleşmiş aydınları elinde tam bir post modern çöplük haline getirildi.

Fayerband'ın bilimsel ororiteryanizme ve modernizmin resmi ideolojisi olan bilimciliğin tek biçimci, mutlakçı görüşüne karşı bilim düşüncesini açık bir sistem haline dönüştürmek amacıyla ortaya attığını düşündüğüm ne olsa gider sloganı buralarda bir çorba anlayışına dönüştürüldü. Öyle ki kendilerine Anarşist tanımını büyük bir utanmazlıkla yakıştırabilenler Anarşizmin en önemli kurallarından birisi olan herhangi bir devletin yanında saf tutmamak ilkesi salt İslam düşmanlığı ve bunun Filistin'e bir transferi olarak HAMAS düşmanlığı nedeni ile modern zamanların en aşağılık devletlerinden birisi olan İsrail denen gecekondu devletin savunulmasına bin bir gerekçe üretmelerine olanak sağlayabiliyor. Birileri Tolstoy'a yaslanarak şiddet karşıtlığını mutlaklaştırarak iki şiddet de aynıdır sonuçta şeklinde düz bir mantığa varıyor. Fosfor bombası ile çokta sofistike olmayan füzeler aynı kefeye konulabilir mi? Tolstoy penceresinden bakarsanız bu anlaşılabilir. Sonuç olarak mutlak şiddet karşıtı bir konumdaysanız füze ile fosfor bombası arasındaki fark öldürme kapasitesi olarak bir farktır. Bu bakımdan şiddet karşıtı anarşistlerin füzeye de bombaya da hayır tavrını benim gibi mutlak şiddet karşıtı olmayan birisi anlamlı bulmasa da meşru görülebilir. Savaşa her halükarda bu savaşın öznesi kim olursa olsun karşı olmak ekseninden dünyaya bakarsanız Filistinlerin kendilerini savunmak için bile olsa savaşa başvurmaları kabul edilemezdir. Bu eksende bakarsak Can Başkent'in şiddet karşıtlığı düzlemi içinde yazdıklarına kendi bakışını paylaşmak kaydı ile ilk etapta hak verebilirsiniz.

"İsrail’in yaptıklarını hepimiz biliyoruz. Peki nasıl bir tepki vereceğiz? Bir ülkenin bir ülkeyi işgaline karşı söyleyecek neyimiz var. Tarihsel olarak İsrail devletini haksız, Filistinlileri mazlum halk olarak kucaklıyor muyuz? Şiddetten arınmışlık, şiddetin her türlüsüne karşı olmak anlamı taşıyor. (Buraya bir ünlem koyup, örgütlü ve örgütsüz şiddet arasındaki farkı tartışmaya başlayalım, sonuçlarını da ileriki sayılarda okuyabilmeyi umalım.) İsrail’in işgaline karşı olan mantık, aynı zamanda Filistin’in, “ezilen” sıfatıyla şiddet kullanmasını, dahası, bunu acındırma tarzında yapmasını, İsrail şiddetini tahrik etmesini radikal bir şekilde olumsuzluyor. Fakat, atlamamız gereken en önemli nokta, İsrail’i eleştirirken, bu eleştirinin kaynağının savaş karşıtlığı ve savaşı engelleme isteği olduğunu unutmamak. İsrail’in yaptığını Filistin yapamadığından, Filistin’i meşru ilan etmek, kaçınılması gereken bir analiz hatasıdır. Unutulmamalıdır ki, tek taraflı savaş olmaz. Diplomatik zırvaları bir kenara bırakırsak, gerilla mücadelesinden gelen Arafat ile faşizan Yahudi gençliğinin eski üyesi Şaron’un temsil ettikleri toplumların uzlaşmalarının, barışa ulaşmalarının mümkün olmadığı açıktır. Burada, toplumları ve bireyleri anarşist ol(a)madıkları için suçlayabilir ve temsilcilik kurumu ve devlet mekanizması oluşturdukları için garipseyebiliriz. Fakat, ne değişir? Derin bir pragmatizm değil yazdıklarım. Anarşizmin kitapların dışına çıkabilmesini, bu yerin de Orta Doğu olmasını istemek sadece. Elbette, biraz yüzeysel anlamda baktığınızda, heteroseksizmlerini ve seksizmlerini bir kenara bıraktığınız vakit, İsrail’de örgütlenen Kibbutz’ların, bir tür komünal yaşam sürdürdüklerini hissedebiliriz. Tarıma dayalı ve endüstrinin yadsındığı küçük köyler aslında hepimizin hayalini kurduğu konfederatif anarşist dünyayı [biçimsel olarak andırmıyor mu? Hatta, Kibbutz’lu bir çok refuznik olduğunu da acilen hatırlatayım. Ütopyanız ne olursa olsun, birilerini kendi ütopyalarını üç aşağı beş yukarı yaşayabiliyor olması; din / inanç temelli olsa da, sevimli görünüyor. İsrail toplumunda barış oluşması için çalışan vicdani ret hareketini, pasifistleri, refuznikleri desteklemek belki de yapılacak ilk iş olmalı. İsrail’de ve Filistin’de taban hareketi yaratmak için çalışan örgütlerle işbirliği yapmak ve dayanışmak, Filistin tarafındaki gerillaları ve İsrail ordusunu lanetlemek, bence, politik eylem çerçevesinde anlamlıdır."

Yazı derinlikli bir alt metin okuması ile okunmaz ise anlaşılabilir hatta kendi ideolojik çerçevesinde hak da verilebilir tespitlere dayanıyor. Başkent şiddet karşıtı ve bu bağlam da her iki tarafında şiddeti araçsallaştırmanın ötesinde bir amaç haline getirdiklerini ve karşılıklı olarak savaşı ve şiddeti kızıştıran bir siyaset izlediklerini söyleyerek şiddetin öznelerini ayırt etmeksin eleştiriyor. İsrail devletinin varolma hakkı ekseninde İsrail devletinin ortadan kalkmasını talep etmenin anti-semitizm olduğunu, İsrail'i füzeler ile tahrik eden terör unsurlarının bu tahrikleri karşısında İsrail Ordusunun bir tür meşru müdafaa olduğunu söyleyecek kadar salak bir düşünceyi üstelikte anarşizm adına savunacak kadar beynini yemiş zatlarla kıyaslandığında kendi içinde tutarlı ve mantıklı bir bakış açısı kurmakta. Ancak Sezar'ın hakkı da buraya kadar. Çünkü Filistin'de yaşananlar ile en ufak bir empati kurmayan, vicdani en ufak bir duyarlılık kurmadan salt soğuk mantığın kibirli öznesi ile kefede aynı ağırlığa sahip olmayanları aynı kefeye koyarak aslında akla hakaret eden bu akılcılık sanırım Tolstoy'u bile utandıracak bit mantık kusuru ile malul.

"İsrail’in işgaline karşı olan mantık, aynı zamanda Filistin’in, “ezilen” sıfatıyla şiddet kullanmasını, dahası, bunu acındırma tarzında yapmasını, İsrail şiddetini tahrik etmesini radikal bir şekilde olumsuzluyor." Bu ifadelerdeki söylemsel zalimlik dahası bir halkın acısını bir tür yutturmaca olarak sunacak kadar vicdan ve ahlaktan yoksun bir söylem ancak oryantalizmi ileri derecede içselleştirmiş ve beyaz efendilerine yaltaklanan birinin ifadesi olabilir.

Can Başkent’in İsrail-Filistin mücadelesini muhtemelen pasifistlerin sitelerinden takip edip buna karşılık ne İsrail zulmüne tanıklık edenlerin, ne oradaki halka köle muamelesi yapan bu ırkçı faşist devletin yaptıklarını eleştiren Yahudi anarşistlerden de, nesnel bakanların da yazılarını takip etmediği izlenimi bırakan bu tarafsızmış gibi yapan ama İsrail devletine selam çakan yazısı kan donduracak cinsten.

Başkent’e göre kadim Filistin yurduna buraya Mısır'dan çıktıktan sonra yerleşen Yahudilerin satın alması nedeni ile hak iddia eden Yahudilerin Holokosttan dolayı vicdani rahatsızlığını gidermek isteyen batılı devletlerin sol ya da sağ Yahudi Milliyetçileri destekleyerek zorla yerleşmelerine de çanak tutmaları, dahası İsrail ordusunun ilk çekirdeğini oluşturan Haganah'ın bölgedeki Araplara dönük katliamları ve sonraki yıllarda Arapların İsrail devletine savaş açmaları nedeni ile ülkenin giderek sağcı - aslında Irkçı ve faşist - Siyonistlere teslim olması gibi aktüel tarihin gerçekleri Başkent nezdinde zerre kadar siyasi bir öneme ve değere sahip değil. Sanki İsrail devleti binlerce yıldır oradaydı ve Filistinli işgalciler gelip de buradaki Yahudi halkı yerinden etmiş gibi konuşan Başkent Filistinlilere karşı İsrail'in işlediği insanlık suçlarını önemsemeyen bir tavır içinde.

Herşeyden önce Filistinliler gerçekten de ezilen bir halk. Açlık, yoksulluk, şiddet, baskı, işkence ve her fırsatta askeri saldırılar altında öldürülme. Filistin açık bir biçimde sömürge halinde bir yaşam sürdürmekte, İsrail bir sömürgeci devlet gibi davranmakta. Dünyada hiç bir anarşistin sömürgede yaşayan ile sömürgeye karşı koyarak kendi bağımsızlığını isteyenleri aynı kefeye koymamıştır. Ama Başkent’in sözde Pasifizmi hiç bir anarşistin kabul edemeyeceği şekilde sömürgeleştirilen ile sömürgeleştireni aynı kefeye koymakta. Bu denli büyük bir miyopluk ancak beyaz efendilere yalakalık yapmaya varacak kadar özgürlüğe, direnişe ve isyan denilen şeye yabancılaşmış, insan olma onurunu, insanca bir vicdanı taşıma gibi en basit erdemleri hiçe sayan bir ahlaksızlık içinde olanlara uygun düşer.

Başkent’in mantığına göre, Filistinliler kendilerini savunmamalı. İsrail'in işkencelerine, her tür itaatsizliği şiddetle ve üstelik Filistinlileri aşağılayan politikalarına sessiz kalıp, en ufak bir itirazda evlerinin yıkılmasına, çocuklarının öldürülmesine, Başkent’in övünç kaynağı olarak bize pazarladığı ve genelde en ırkçı Yahudilerin çıkmaya başladığı kibutzlardaki Yahudilerin yaşadıkları topraklarda yayılmalarına ve onları giderek yaşadıkları yerden çıkartarak antik çağda olduğu gibi saf bir Yahudi yurdu yapmalarına İsrail'deki Anarşist hareket güçlenip, Filistin'de de pasifist anarşistler çoğalıncaya kadar susmalı; efendilerine sessizce boyun eğmeliler. En ufak bir itaatsizlik karşısında İsrailli yerleşimciler tarafından vurulmalarına, en son yaşanan olayda olduğu gibi gözü dönmüş sağcılar tarafından yakılmalarına sessiz kalmalılar. Böyle alçak bir direnişsizlik mantığını pasifizm diye yutturmak için ancak Başkent gibi katil yardakçısı olmak gerekir. Her türlü vicdani duyarlıktan yoksun bir küçük burjuva kalemşorluğu ile egemenlerin öz uzman aydını olabilmek gerekir.

Başkent vb. Anarşistler - ki Başkent gibi bir beyaz Anarşisti ancak onun kadar beyaz olan bir başka Anarko-Kemalist Gün Zileli destekleyebilirdi. Bu yüzden Zileli'nin Başkent gibi Anarşizme utanç ve onursuzluk bahşeden, sömürgeci yanında saf tutanları desteklemesi tam da ortak beyazlık nedeni ile doğal - tam da yukarda söylediğim post modern çöplük nedeni ile varolabiliyorlar.

Neyse ki bu ülkede İsrail'in safında açıkça yedeklenen alçak anarşistler ile Başkent gibi pasifizmi bile rezil eden Anarşist kılıklı oryantalistler azınlıkta. Bu topraklardaki Anarşist algıya dair pek çok eleştirim olsa da, Anarşistler bugüne dek Filistin ve Kürt sorununda çoklukla doğru bir yerde durabildiler. Ama hala Anarşizm adına İsrail devletini "öz savunma yapıyor" diyecek kadar ahmak ve vicdan yoksunu anarşist etiketli alçaklar mevcut. Onların bu aşağılık tezlerini bu yazının devamında ele alacağım. Sonra da İsrail ve Filistin gerçeğini bağımsız kaynaklardan aktaracağım. Hiç olmaz ise bu tür insan kılıklı aşağılık yaratıklar gerçekleri göz göre iğdiş edemesinler diye...

Dilaver Demirağ / itaatsiz.org

Önceki Yazı:Amazonların Pirahã Kabilesi ve Chomskyci Dilbilimin Yanlışlanabilirliğine Dair - Alişan Şahin
Sonraki Yazı:Küresel Oligarşi ve Liberal Değerlerin İflası – Dilaver Demirağ
1 Yorum
  1. içinde adalet ve vicdan olmayan bütün inançlar ve ideolojiler çuvallamaya mahkumdur. uzun, okuması zor gelebilir belki lakin vicdanı, adalet duygusu ve sorumluluk bilinci yüksek bir yazı ve ayrıca beklediğim bir yazıydı..

Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...