Hakkari'de Aşiret Çatışması mı, Siyasi Hesaplaşma mı? - Rawin Sterk

Bilindiği gibi PKK silahlı mücadeleye başladığı günlerde ilk eylemlerinden biri olarak ve ilk hedef olarak aşiret yapısını seçmiştir. Urfa’da Bucak aşireti liderine düzenlenen suikast, (ki başarısız olmuştur) aynı zamanda PKK’nin gelecek yıllarda uygulamaya sokacağı taktiksel mesele konusunda da ip uçları vermiştir. Ardından Batman’daki Ramanlı aşiretine karşı girişilen durumdur. Aşiretlere karşı girişilen bu tabloda PKK birçok başka kürd aşiretini de arkasına almış, aynı zamanda birçok noktada aşiretlerin hesabını yine aşiretlere gördürmüştür. Kürdistan’da son derece güçlü bir sosyal model olarak hayatı koordine eden aşiretlere karşı girişilen bu yol, zamanla aşiret denen kavramın içinin devletçe beklendiği gibi boşaltılması ve yaşamdan ayrıştırılması gereken birer yara olarak toplumun algısında yer edinmesine neden olmuştur. Bu durum Kürdistan’da uzun yıllar sürecek aşiretler düşmanlığına da kapı aralamıştır. PKK’nin yanında saf tutan aşiretler bu güç sayesinde devletin saldırılarına karşı destekli bir avantaj yakalarken, geride kalanlar ise devlete sığınma ve yaranma adına binlerce suça bulaşmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren devletin hedeflediği şey olan aşiret yapısının içini zehretme durumunu PKK başarmıştır. Durum neden bakılırsa bakılsın, devletin istediği noktaya getirilmiştir maalesef. Savaş yıllarının sona ermesiyle birlikte softlaşan ve yumuşayan siyasal ortamın başka yöne evirilmesi üzerine ise şimdi kürd siyasal hareketi devlete karşı politik üstünlük elde etme yolunda eski düşmanlarla ittifak yapma yoluna gitmiştir. Seçimi kazanmak adına dün hain dediği, gerillanın katlinden sorumlu tuttuğu onca aşirete kapıları açmış, dahası birçok ağa ve beyi siyasal zırhla donatmıştır. Yerel iktidarı elinde bulundurduğu Kürdistan’da şimdi zaman eski defterlerin karıştırılması zamanına dönüşmüştür. Dün biri devletin arkasına biri PKK’nin arkasına sığınıp hesaplarını iki güç üzerinden görürken, bu gün kan davalı aşiretler aynı rantın sofrasında buluşturulmuştur. Bunun kaçınılmaz sonu elbette ki aşiret çatışması olacaktır. Hakkari’de karşımıza çıkan şey bundan farksızdır.

Kürd entelijansiyasının önemli çoğunluğu ve elbette sömürge aydın tipolojisinin evvelden beri aşağılama ve yerme konusunda adeta negatif ve 'ilkellik' ikonu olarak ele aldığı 'aşiret' mefhumunun Kürdistan'ın gündemine yeniden girmesi son derece hayırlı bir durumdur...elbette kamplaşma ve kan dökme konusundaki tahrike açık yanının Hakkari'de geldiği nokta ve bu yanının Kürdistan'a kaybettirdikleri endişeye nedendir. Velakin sosyal-siyasal-kültürel ve de tarihsel anlamda devlet kavramından çok daha hayırlı bir model olarak total şekilde yaşamı, barındırdığı argümanlarla refere eden toplumsal irtibat mekanizmalarını insan-insan ve insan-çevre temelli dizayn eden aşiretçilik kürdün belası olarak gösterildi cumhuriyetin ilanından beri.

Kürd aydını ve siyasetinin içinde debelendiği basiretsizlik ve kabızlık da bu değirmene su taşıdı aynı tarihler itibariyle. Aşiretler sadece ve sadece kan döken, kan davaları güden rijit yapılar olarak gösterildi, ki bu da yine sömürgeleştiren ile 'çırağı' sömürgeleştirilen tarafından aşiret durumuna empoze edilmiş, dahil edilmiş bir organ naklidir. Yapılması gereken tüm pis işlerin herhangi bir aşiret üzerinden gördürülmesi yaklaşımı aşiret durumunu, tez elden kaçılması, uzaklaşılması, terkedilmesi gereken bir durum olarak insanların kafasına empoze edilmiştir. şimdi Kürdistan'da Hakkari örneğinde gördüğümüz şey bu modernist aklın akıttığı zehirli kanın kendisine püskürtülmesi anlamına geliyor.

Rant paylaşımını aşiretler arasında bir varlık sahası korunumuna dönüştürürseniz, aşiretler sizin de sömürgecinizin de canını yakacak tehlikelere ulaşmakta çok ustadır. Cumhuriyet öncesi ve kısmen sonrasında kısmen süren aşiret patinajlı konfederal yapı iktidar paylaşımı savaşına giren iki gücün de hedefi olmuştur. Her iki güç de kendisine angaje ettiği aşiretler üzerinden Kürdistan'da yığınla kirli vukuata imza atmıştır. Eh onlara bu kirli vukuatları işlemek için verdiğiniz argümanlar hem geri alacağınız silahlar değilken ve üstelik taktik kullanımında sizden daha usta bir backraunda sahipken, günü geldiğinde bunun sayesinde iktidarı devraldığınız Kürdistan'da, yeni iktidar partneriniz haline gelmesi kaçınılmaz olacaktı. Kürdistan siyaseti aşiret durumunu iktidar ve rant çekişmelerinin içine dahil etmeden, dahası bu çekişmeleri aşiret üzerinden yapmadan, aşiret durumunu kıymetli bir siyasal-sosyal model olarak ele almadan ve o alternatif modelden beslenmeyi kabul etmedikçe, daha çok Hakkari örneği ile karşılaşacağımız kesin. Siz istediğiniz kadar olayın 4 gencin kavgası olarak hedef saptırmaya çalışın, örneğin son seçimlerde Yüksekova'da 15 bin, Hakkari'de 7 bin kişinin sandığa gitmemiş olmasının altındaki realiteyi tarif edemezsiniz. (ki buralar ön üst dozda örgütlü olduğunuz yerler iken) son tahlilde, Kürdistan'ı coğrafik, tarihsel, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel manada kim daha iyi kollayıp, geliştirip, zenginleştirecektir diye bir soru ile karşı karşıya bıraktığımızda kendimizi, 3 şıklı bir cevapla da karşılaşmak durumundayız. A) Kürd siyaseti B) Devlet (yani sömürgeleştiren) C) Aşiretler...en hayırlı seçeneğin, (en önemlisi) iktidarlaşmamış, devletleşmemiş, rantlaşmamış sermayeleşmemiş seçenek olacağı her akıl mihmandarının anlayabileceği bir durum olmasa mı acaba?

Sorunun cevabını almak için yıllarca Kürdistan’da il il, ilçe ilçe ve hatta köy köy gazetecilik yapmış biri olarak dönüp deneyimlediklerimize bakmak kendi başına kallavi bir cevap vermiyor değil elbette. Ancak durumu bireysel zeminden çıkarmak için bölgedeki siyasetçi ve gazetecilere de sorduk. Önce konuyu hatırlatmak adına bir kronoloji yapalım kıssasından, sonra da görüşlere bakalım:

Hakkari merkezde 18 temmuz günü 4 gencin tartışmasıyla başlayan kavga, büyüyerek iki büyük aşiretin kavgası haline geldi. Söz konusu kavga sonrasında her iki taraftan yüzlerce kişi taş sopa ve silahlarla karşı karşıya gelirken, çok sayıda ev ve işyeri de tahrip edildi. Olaylarda 10 kişi yaralanırken Mustafa Er isimli vatandaş da hayatını kaybetti. Bunun üzerine Hakkari Valiliği üç gün boyunca sokağa çıkma yasağı ilan etti. Bu arada Kürd siyasi hareketi de en üst düzeyde olaylara ilişkin açıklamalarda bulunurken, HDP, DBP ve DTK yetkilileri de Hakkari’ye gitti.

Olayın ardından günler geçmesine rağmen kentteki gergin ve ‘soğuk’ devam ediyor. Olayların sürdüğü günlerde Hakkari’de yaşayan bazı din adamlarının ellerinde Kuran-ı Kerim ile sokaklarda dolaşıp sağduyu çağrısı yapmasının yanı sıra, Pinyanişi ve Ertoşi aşiretlerinin ileri gelenleri de araya girerek üyelerini sakinleştirmeye çalışıtı. Öbür taraftan kentteki çok sayıda kadın da olayların arasına girerek çatışmaları engellemeye çalışması dikkat çekti. Özellikle iftar sonrasında kent merkezinde toplanan iki aşiret mensuplarından oluşan gruplar etrafı savaş alanına çevirdi. Hakkari Valiliği olayların ardından açıkladığı bilançoya göre 6 kişi gözaltına alınırken, 60 iş yeri de hasar gördü. İkisi ağır 6 kişi de yaralandı. Yapılan operasyonda ise iki adet kaleşnikof marka tüfek ve bunlara ait 6 adet şarjör ve 93 adet fişek, 2 adet pompalı tüfek ve bunlara ait 124 adet fişek, 1 adet 7.65 marka Kırıkkale tabanca, tabancaya ait 5 adet fişek ve 1 adet şarjör ele geçirildi.

Olay bu şekilde gelişirken, meselenin 4 gencin tartışmasından ibaret olmadığı ve uzun süredir BDP eksenli siyasetin belirlediği konumlanmalar ve siyasi hesaplaşmadan kaynaklandığı ise herkes tarafından konuşulan bir boyut. Özellikle son yerel seçimler öncesinde kürd siyasetinin bir dönüşüme giderek küskün ve hareket dışı kesimleri de kapsaması olayın asıl tetikleyicisi olarak gösteriliyor. Bilindiği gibi Kürdistan’ın çeşitli illerinde, bu güne kadar kürd siyasal hareketiyle hiçbir dirsek teması dahi olmamış çok sayıda aşiret BDP’ye katıldı. Yine bazı korucu aşiretleri ve bu güne kadar tabana ‘hain’ ya da ‘işbirlikçi’ olarak anlatılmış çok sayıda kişi de BDP’ye katıldı. Bunların arasında bazı aşiret reisleri, beyler ve ağalar da bulunuyor. Hakkari ve Yüksekova kürd hareketinin en örgütlü ve en çok oy alan yerler olmasına rağmen, seçimlerde ortaya çıkan sonuç da yukarıdaki tabloyu doğrular nitelikte. Zira 30 Mart 2009 yerel seçimlerinde Hakkari merkezde 6 bin 36 kişinin sandığa gitmediği biliniyor. Yine Yüksekova’da 8 bin 737 kişi sandığa gitmedi. Bu durum ise insanların başka bir partiye oy vermeyerek ama BDP’yi protesto ederek tepkilerini dile getirmek şeklinde yorumlanıyor.

Adil Zozani’ye tepki yağıyor

Hakkari’de seçim öncesinde başlayan söz konusu dönüşümün sancıları bir süredir gözlemlenmekteydi. Basit olayların anında bir kitlesel öfkeye dönüşmesi, her ne kadar medyada yer almasa da ortaya çıkıyordu. Adil Zozani gibi bir ismin (ki kendisini henüz kürd basınıyla dansından önceki Malatya yıllarını da bilmekle birlikte, kürd basınında çalıştığı yıllardan da tanıyoruz) aniden önemli bir ilin vekili yapmak, kendi başına gelecekte minik bir pandora kutusunun kapağını açmak gibiydi. Nihayetinde öyle oldu. Hakkari’de kime sorarsanız, Adil Zozani’nin böylesi bir kentte aynı zamanda hakem rolü oynayabilecek vekillik potansiyeli de geçmişi de yoktur. Milletvekili olmasında da yığınla şaibe olmasına rağmen, delilsiz bir şey söylemeye uygun bulmuyorum. Ancak kendisinin vekil seçildikten sonra partiyi (BDP) bir çiftlik gibi örgütlediği, kendi aşiretine mesup kişileri karar noktalarına yerleştirdiği şeklinde bir eleştiri bizzat Hakkarililerin tespiti. Hakkari’den görüştüğümüz çok sayıda vatandaş, Adil Zozani’nin aşireti olan Ertoşî aşiretinin adeta partiyi kendi aşiretinin partisi haline dönüştürdüğünü, birçok alt yapı, üst yapı işi ile birlikte, meclis üyelikleri ve partideki görev dağılımı konusunda da bu aşiret mensuplarına çok geniş yer ayrıldığını dile getiriyor. Hakkari İHD Temsilcisi İsmail Akbulut da bu iddiaları doğrular nitelikte bilgiler veriyor. Akbulut, seçimlerden kısa bir süre önce il başkan yardımcısının da dahil olduğu bir mevzudan dolayı Ertoşi aşiretinin bir kolu olan Mamxuran aşiretine mensup bir gencin hayatını kaybettiğini, o zaman da meselenin üstünün örtüldüğünü ancak sürekli biriken bir tepkinin bu gün patlama noktasına ulaştığını söylüyor. Akbulut, “Hakkari’de uzun bir süredir özellikle partililere dönük ciddi bir tepki var. Halk artık ciddi şekilde bunların pratiklerini sorguluyor. Hakkari ve Yüksekova siyaseten hep çantada keklik olarak görüldü. Meclis üyeliklerindeki yanlı yaklaşım, eski ağa, bey ve hain diye halka yıllarca anlatılmış kişilerin, ‘seçimi kazanma’ yaklaşımıyla partide görevlendirilmesi tabanda ciddi bir kinlenmeye neden oldu. İnsanlar artık siyasetçilerin pratiklerini ciddi şekilde sorguluyor. Özellikle Adil Zozani’ye dönük ciddi tepkiler var. Pinyanişî Aşireti ve diğer çok sayıda vatandaş onun kentin vekili olamayacağını, o kentte olduğu sürece sorunun çözülmeyeceğini söylüyor. Burada kürd hareketinin ciddi bir otorite boşluğu söz konusu. Olay özellikle de BDP’lilerin pasif duruşları nedeniyle bu noktaya geldi. Şimdi olay olduktan sonra herkes köşesine çekilip barış mesajları veriyor. Bu sorun burada çözülmüş değil. Üstü kapatılmaya çalışıyor ama uzun vadede daha ciddi sıkıntıların çıkacağı kesin” diye konuştu.

DTP döneminde genel başkanlığı yapmış ve bölgenin dengeleri konusunda bilgi sahibi olan ve adını vermek istemeyen bir eski siyasetçi de, meselenin siyasi çekişme ve paylaşım sorunu olduğunu, kürd siyasetinin halk tarafından kabul görmeyen kişileri aktör haline getirmesinin asıl gerekçe olduğunu ifade etti. Hakkari’de an itibariyle bir sakinlik hakim, olaylar sırasında bir kişinin hayatını kaybetmiş olması da taziye durumunu öncelikli gündem haline getirdi. Ancak insanlar arasında bir soğukluğun girdiği ve bir gizli bekleyişin söz konusu olduğunu da söylemek lazım.

Dün halka kurşun sıkanlara mevki verildi

İsmail Akbulut bu noktaya ilişkin de şu ifadeleri kullandı: Hakkari şu an tamamen kutuplaşmış, küsmüş durumda. Düne kadar birlikte mücadele eden insanlar düşman olmuş. Siyasi dengelerin iyi yönetilmemesi meselesidir. BDP’nin il ilçe merkez ve bazında kendini sorgulayıp, gerekiyorsa görevden alınması lazım. Bir parti aşiret mantığıyla yönetilemez. Bir yerde patlar. Mesele kapandı diyemeyiz. Heyet hala burada. Ölen bir vatandaş olduğu için yatıştırılmaya çalışıyor. Ailesi sağ duyulu açıklamalar yapsa da bu meselenin hemen kapanması söz konusu değil. Ciddi kırılmalara neden oldu bu durum. Bu siyasi boşluk giderilmezse daha tehlikeli bir hale gelecektir. Bu sorunu kökten çözecek bir yapı henüz yok. Kısa vadeli bir barış anlaşması olabilir. Adil Zozani’nin geçmişteki, o gencin durumuna ilişkin sorumlu olduğuna dair bir yaklaşım var. Adil Zozani’nin gerçek anlamda ilin milletvekili olmadığı, kendisinin ancak buradan gitmesiyle ancak meselenin kapanacağını düşünen geniş bir kesim var.

BDP Mevlana Türbesi oldu

Herkesin artık BDP içinde kendisine yer bulabilecek noktaya geldiğini ve halkın hassasiyetlerinin dikkate alınmadığına vurgu yapan Akbulut, “Olay sadece 4 gencin tartışması olarak bağlanmamalı. Küskün, korucular da söz konusu. Düne kadar halka kurşun sıkıp ihanet eden aşiretler, kimseler, seçimi kazanalım mantığıyla partiye dahil edilip, konum verildi. Milletvekili, meclis üyeliği lütfedildi. BDP Mevlana türbesi gibi oldu. Ne olursan ol gel yaklaşımı sorgulanmaya neden oluyor. Canıyla çocuğuyla mücadele eden insanlar artık sorguluyor neyin davasını verdiklerini. Dışarıda kalan ağalar, beyler, patronlar, korucular yine seçim dönemlerinde başımıza geliyorsa biz niye kendimizi yıpratalım diyor insanlar. Birinin buna dur demesi lazım. Mesele 4 gencin tartışmasıyla başlamış olsa da uzun vadede biriken bir şeyin patlaması oldu. Böyle vermek gerekir. Seçim öncesinde il binasında tatsız bir olay yaşandı. İl başkan yardımcısının karıştığı bir mesele vardı ve bir genç öldü. Belediye meclis üyesi tarafından öldürüldü bu vatandaş. Bu sorun yine çözülmedi. Aileler arasında barış sağlanmadı. Öldüren kişi Mamxuran, ölen Pinyanişiliydi. Sürekli yaşanan sorunların üstünün kapatılması ve BDP’nin bu sorunlar karşısında pasif kalması söz konusu. Belediye başkanlarının yetersiz kalmasıyla ilgili bir sıkıntı var. Bir milletvekilinin sorunlara taraflı yaklaşması sorunu bu hale getirdi. 4 gencin tartışması iki aşiretin çatışmasına döndü. Korucu silahıyla bir vatandaş öldürüldü. Sorun yine de çözülebilirdi. Yönetimdeki arkadaşların pasifliği neden oldu buna. Bir insan öldürüldükten sonra herkes köşesine çekilip barış mesajları verildi. Toplumsal açıdan böyle bir güç yok. Siyasi boyutuna baktığında özellikle en pasif yer oldu Hakkari ve Yüksekova. Son 4 yıl içinde parti otoritesi açısından en problemli dönem yaşanıyor. Bir gerilla cenazesi geldiğinde doğrudur bütün Hakkari yürüyüş yapıyor. Ama yöneticilerin pratikleri halk tarafından sorgulanıyor. Bunun vermiş olduğu bir boşluk var. Bunun sonuçları da bu şekilde çıkıyor. Bir il başkanı gidip dur demesine rağmen durulmuyorsa burada birilerinin kendilerini sorgulaması lazım. Düne kadar elini kaldırdığında duran kitle bu gün durmuyor. Bunun merkez boyutu da var. Hakkari mücadeles ve seçim sandıkları açısından çantada keklik olarak görülüyor. Sorunlar hep ertelemeci mantıkla erteleniyor ve birikip bir gaz kütlesi haline geliyor. Burada herkesin payı var. Sistemin de payı var, aşiret ağalarının da payı var. bu meselenin kent konferansının yapıldığı güne denk gelmesi manidardır” dedi.

Kürd hareketi en üst düzeyde müdahil oldu

Olayın sıradan bir aşiret olmadığını anlamak için kürd hareketinin olaya yaklaştığı düzeye bakmak da önemli bir ipucu veriyor. Zira olay devam ederken Kongra-Gel Başkanı Remzi Kartal sağduyu çağrısında bulunurken, ardından KCK Başkanlık Divanı da benzer bir açıklama yaptı. Bir çok HDP’li milletvekili programlarını iptal ederek kente geçerken, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eski Başkanı Osman Baydemir, DBP Eşgenel Başkanı Kamuran Yüksek ve DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk da beraberindeki heyetle kente gitti. Baydemir ve beraberindekiler öncelikle taziye evini ziyarete giderken, Esat Canan, Adil Zozani, Belediye Başkanı Dilek Hatipoğlu, DBP Hakkari il ve ilçe yöneticileri ve ilçe belediye başkanları da günlerdir kentte olayın yatıştırılması için mesai yapıyor. Taraf aşiretlere mensup çok sayıda gazeteci ve aydın ise meselenin içeriğini tıpkı Akbulut’un aktardığı gibi yorumlarken, bunların yazılması konusunda çekinceli davranıyor. Taraf olmamak hasebiyle görüşlerinin yazılı hale getirilmesini istemeyen çok sayıda Hakkarili okumuş, her iki aşiretin mensupları olarak bir araya gelmeye ve duruma müdahil olmaya çalıştıklarını ve söyleyeceklerinin durumu daha da tahrik etmesinden çekindiklerini belirtiyor. Bu arada Baydemir başkanlığındaki heyet de iki aşiretin ileri gelenlerini bir araya getirerek, sorunu barışla sonlandırmaya çalıştığı da gelen bilgiler arasında. Baydamir kentte yaptığı açıklamada sorunun Hakkari’nin husumeti haline gelmemesi için çaba harcadıklarını ve herkese sağduyu çağrısı yaptıklarını söyledi.

Adil Zozani bilgi vermekten kaçınıyor

Konuya ilişkin telefonla ulaştığımız ve tepkilerin hedefindeki isim Adil Zozani ise sorularımızı yanıtsız bırakmakla yetindi. Zozani, “Şu ana kadar bu konuya ilişiklin açıklama yapmadım. Burada ciddi anlamda hassa bir ortam var. Biz konuya ilişkin açıklama yapmaktan ziyade olayın çözümüyle ilgileniyoruz. Kafamıza sadece bunu koymuş durumdayız Açıklama yapmaktan ziyade çözüm yollarının açığa çıkmasıyla uğraşıyoruz. Herhangi bir şey söylersem bu güne kadar söylenenlerin tekrarı olur. Buradan sadece Hakkari halkının sağ duyulu olması için çabalıyoruz. Bunun dışında bir şey söylemek istemiyorum.” demekle yetindi.

Hatipoğlu: Mesele iki gencin tartışmasıdır

Konuya ilişkin irtibat kurduğumuz Hakkari Belediyesi Eş Başkanı Dilek Hatipoğlu ise sorunun siyasi bir boyutunun olmadığını, meselenin iki gencin tartışmasından kaynaklandığını iddia etti. Hatipoğlu, “Olumsuz bir hava var hala kentti. İki gencin yaptığı basit bir tartışma aşiretler boyutuna taşırıldı. Basitçe bir durum iki aşirete dayatıldı. Kürd siyasetinin seçimler öncesi ve sonrasındaki stratejisinin bunun bir gerekçesi olduğu şeklindeki yorumu kabul etmiyoruz. Halkın kendi kendisini yönetmesine ilişkin bir sabote durumu var. Aşiretler Hakkari’nin bir hassasiyetidir ve bu hassasiyetler üzerinden bir çalışmaya gidildi. Bir toplumu kırabilmek için oranın hassasiyetleri üzerine çalışmaya gidilir. Bir provokasyon durumu söz konusu. Şu an itibariyle olağanüstü bir hal söz konusu. Eczane ve fırınların açılması konusundaki talepler de valiliğin ilgi alanında olduğu için biz bir şey yapamıyoruz. Anonslar ve çağrılar yapılıyor. Kent şu an itibariyle sessiz ve olumsuz bir havada.” şeklinde yorumladı olayı.

Yüksekova Haber’den Necip Çapraz ise meseleye daha ilginç bir gerekçe ekleyerek, sorunun kürd hareketinin 4 parçada elde ettiği kazanımlara karşı bir komplo olduğunu iddia etti. Çapraz şöyle konuştu: Bu olay özgürlük hareketinin 4 parçadaki kazanımlarına yapılan bir darbedir. Bir iki kişinin maç sonrasındaki kavgası aşiret kavgasını tetikleyemez. Burada farklı dengelerin bir oyun oynamasıyla ilgili bir durum var. Olay biraz derin kokuyor. Her tarafta gençler arasında kavga ve tartışmalar oluyor, bunun bir aşiret kavgasına dönmesi görülmemiş bir durum. Bu süreçten sonra dönen bütün dolapların altında derin oyunlar olacaktır. Kürd siyasetinin seçimler öncesindeki ittifakları ve eski küskünleri getirmesi bu meselenin ufak bir nedenidir. Ancak bu bir şehri yaşanmaz kılmaya yetecek kadar önemli bir neden olamaz. Bu da bir gerekçedir elbette. Sonuçta bu bir siyasi iktidardır. İstediğini aday yapar istemediğini yapmaz. Ama Hakkari’deki bu nahoş olaylar için yeterli neden değildir. Hakkari hep derin oyunların oynandığı yer olmuştur. Şemdinli gibi. Derin güçler yer değiştiriyor. Kürtlerin iradesini kırma olayları egemen devletler tarafından hep yapılmıştır. Şu an durum gergin. İnsanlar üzüntüleriyle baş başa. Ancak şunun bilinmesi lazım, hiçbir güç bu saatten sonra Kürd özgürlük hareketinin iradesini kıramaz.

Rawin Sterk

Önceki Yazı:Yanlış İkilemin Adı: Erkeklik - Kadınlık ve Fahişeyi Vurmak - Numan Bey
Sonraki Yazı:Madencilik ve Savaş - James Crombie
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...