Başkan Babanın Sonbaharı mı (2) - Dilaver Demirağ

Ancak burada asıl risk Erdoğan'ın milliyetçi oylara göz diken bir politika ile PKK'nin bölgedeki küçük çaplı saldırıları karşısında geniş çaplı bir askeri operasyona girişerek, kış şartları nedeni ile bir çatışma için elverişli konumda olmayan PKK'yi güçsüzleştirip kendi şartlarında bir barışa zorlaması olabilir. Ancak bu IŞİD tarafından rehin alınan konsoloslar ve Erdoğan'ın IŞİD'i karşısına almak istememesi nedeni ile Kürdistan yönetimine çok sıkıştığı bir zamanda askeri yardımda bulunamaması nedeni ile irtifa kaybettiği Kürdistan da, daha da çok zemin kaybetmesi anlamına gelir. Buna ek olarak PKK ile çatışmak Suriye'deki Kürtleri, Irak ve İran'daki Kürtlerin de bir bölümünü karşısına almak ( bu aynı zamanda Suriye, İran, ABD şahinleri ve İsrail'in de Türkiye ile PKK üzerinden savaşması demektir) anlamına gelir. Bunun askeri faturası ise ağır olur. Askeri faturanın siyasi karşılığı da ağır olur. Dahası AKP Kürt bölgelerinden tamamı ile silinecek konuma gelebilir, üstelik gelecek cenazeler nedeni ile bu durumun AKP'nin yanlış politikaları olduğunu düşünen milliyetçi seçmen de AKP'yi terk eder ise, bu AKP'nin ciddi bir oy kaybı ile iktidarı kaybetmesi demektir. Tam da bu nedenlerle en azından 2015 seçimleri gibi kritik bir seçim sürecinde AKP Çözüm sürecinde havlu atan taraf olmaz. Dolayısıyla çatışma olmadığı, şehit cenazeleri gelmediği müddetçe MHP erimeye devam edecek ve muhafazakar MHP seçmeni AKP'ye kaymaya devam edecektir.

Diğer yandan PKK tarafı da çözüm sürecinde havlu atan olmayacaktır. Çünkü son seçimdeki HDP başarısı gösteriyor ki AKP'nin Kürt seçmeninden HDP'ye kayma var. Yani Çözüm süreci esas olarak HDP'ye ya da Kürt Siyasi hareketine yarıyor. Dahası PKK şu an Rojova ve Şengaldeki kazanımlarını korumak IŞİD ve El Nusra tarafından kuşatılmış bir iklimde askeri olarak gücünü bölmeye neden olacak geniş bir çatışmaya girmek istemeyecektir. Hele ki IŞİD saldırıları nedeni ile gördüğü uluslararası kabul ile ABD'nin terör örgütü listesinden çıkıp KDP kadar meşru bir partner olma ihtimali kuvvetle muhtemelken… Dolayısıyla kısa vadede çözüm sürecinin tarafları süreci bozan taraf olmanın siyasi ve askeri risklerine girmek istemez.

Tüm bu şartlar altında MHP artık olasıdır ki baraj hattına girebilir. Bu durum da MHP'deki iç iktidarın sonu anlamına gelecektir.  Yani uzun vade de MHP'de CHP'de ciddi bir siyasi sorunla karşı karşıya kalmaya mahkûm görünüyor. Bu şartlar altında MHP CHP İttifakının, barajı aşacak bir HDP olmadan Erdoğan'ın başkanlık hayallerini gömmesi olası değil.

Sol Popülizm Olarak HDP Ve Sol Muhalefetin Gerekliliği

HDP'nin seçim başarısının ardında yatan neden Demirtaş'ın performansını Erdoğan'ı külliyen olumsuzlamak değil de kendilerinin farkını ve ezilenlerin isyanını harekete geçirebileceği imajını iyi biçimde hayata geçirerek sol seçmeni ve sol'a oy vermeye hazır seçmeni ikna edebilmesiydi. Ancak HDP'de en az AKP kadar popülist bir seçim stratejisi izledi. Ancak burada Sağ Popülizm ile Sol Popülizm arasındaki farkı göz önüne almadan yapılan bir genellemeci popülizm analizi bizi HDP'yi anlamaktan alıkoyacağı gibi, onun AKP’den farkını da anlaşılmaz kılar. Popülizm esas olarak toplumda siyaset alanından dışlanmış olan kesimlere dayanan bir siyasi itiraz biçimidir. Eğer güçlü, karizmatik otorite biçiminde bir liderlik otoritesi içermiyorsa o zaman popülizm demokrasi kavramının ifade ettiği halk yönetimi noktasında önemli bir adımdır. Sağ popülizm ile sol popülizm arasındaki fark da burada başlar. Sol Popülizm de, Sağ popülizm de seçkinlere karşı en alttakilerin itirazı olarak tezahür eder. Bu boyutu ile popülizm bir siyasal ve ekonomik adalet arayışıdır. Ancak sağ popülizm özellikle de günümüzdeki yeni sağ versiyonu olarak kökten piyasacı anlayışları ile alttakilerin siyasetin ve ekonominin paydaşı olmasını değil artan refahtan göreli bir pay aktarılarak, alttakilerin siyasal ve ekonomik statülerini muhafaza üzerine kuruludur. Bu nedenle sol popülizmde görülen ekonomik ve siyasal demokrasi için kitlesel katılımı teşvik etmek yerine, temsilin mutlaklaştırılmasına dayanır ve bir patronaj ilişkisi içinde yoksulları siyasal ve ekonomik olarak borçlu kılarak liderin iktidarını sağlama alır.

Popülizmin günümüzdeki sol versiyonu Radikal Demokrasi kavramında hayat buluyor. Radikal demokrasi temsili demokrasiden farklı olarak demokrasinin siyasal öznesinin yani bireylerin siyasetin öznesi olmasını sağlayacak biçimde katılımı maksimize etmeyi yani doğrudan demokrasinin siyasal kanallarını oluşturmayı hedeflemekte. Sağ Popülizmde bir demagoji olan halkın siyasal özne olma hali, sol popülizmde gerçeğe dönüşmektedir. Radikal Demokrasiyi halihazırda siyasal programına alan HDP etkili bir ademi merkeziyetçilik ve merkezin yetkilerinin yerele aktarıldığı bir federatif yönetim modelini önermekte. Yani merkeziyetçiliği değil adem-i merkeziyetçiliği, çoğunluğu değil çoğulculuğu savunmakta. Şüphesiz bir iktidar tecrübesi ile test edilmemiş olması nedeni ile HDP'nin bu önerileri soyut temenniler olmaktan öte bir anlam taşımıyor şu an için, ama bu biçimi ile Erdoğan'a dönük etkili bir siyasal muhalefetin öznesi olacak gibi görünmektedir.

Seçimlerde CHP ve MHP'den farklı olarak salt bir kimlik siyaseti yerine kimlik siyasetini etkili bir kamusal siyaset ile birleştiren HDP bunun sonucu olarak Türkiye'nin pek çok bölgesinde oylarını arttıran tek muhalefet partisi oldu. Ezilenler söylemini bu toplumdaki bir mağdur özne olarak Kürtler ve Aleviler üzerinden inandırıcı biçimde savunan ve bunu kendi siyasi pratiğinde de uygulayan HDP, Erdoğan'ın en büyük oy tabanı olan kentli yoksullardan oy alarak kamusal siyaset düzleminde AKP'ye karşı ciddi bir siyasal rakip olma potansiyelini taşıdığını göstermiş oldu.

Siyasi bakımdan etkili bir demokrasinin olmayışı ve Erdoğan'ın kendi siyasi idealizminden doğan aşırlıklarını dengeleyecek etkin bir siyasal muhalefetin olmayışı nedeni ile AKP bugüne dek hep tek kale maç oynadı. HDP bu seçimlerde Erdoğan'ın mağduriyete dayanan kurban siyasetine yine kurban siyasetinin unsurlarına sahip, ama mağduriyete dayanarak, düşman imgesine başvurarak değil uzlaşma, siyasal çoğulculuk ve kapsayıcılık gibi argümanlar ile hem kentli orta sınıfın belli bir bölümünden, hem gayrı Müslimlerden, hem de Alevilerden oy alarak siyasi çoğulculuğa dayanan laik bir parti imajı çizerek uzun vadede CHP içindeki belli bir kitleyi yanına çekebilme potansiyelini gösterdi.

Eğer 2015 seçimlerinde HDP %10 barajını aşarak daha da güçlenmiş olarak sahne alırsa Erdoğan için en önemli umut olan AKP'nin 2011 seçimlerindekinden bile daha fazla, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisinin aldığına yakın yani %51'ler civarında bir oy alarak Başkanlık sistemini mümkün kılacak bir anayasa değişikliği çoğunluğu elde etme potansiyelini akamete uğratır. Çünkü açık ve net olarak çözüm süreci esas olarak HDP'ye kazandırmakta. HDP şiddetin değil siyasetin partisi olarak çıktıkça siyasi olarak güçlenerek bu ülkede 12 Eylülden beri eksikliği çekilen kitleselleşmiş bir sol hareketin temsilcisi olmaya namzettir. Böyle bir siyasal özne'nin doğuşu hem İktidara kendine çeki düzen vermek ve belki AKP'yi fabrika ayarlarına döndürerek Erdoğan'ın kişisel ikbal mücadelesinin aparatı olmaktan çıkıp 2023 hedeflerine odaklanan ve daha çok liberal demokrasiye yaklaşan bir parti olmasının önünü açabilmesine vesile olacağı gibi, Erdoğan'ın kişisel ikbaline dayanan Başkanlık sistemine de son vermesine olanak tanıyacaktır.

Ancak burada kilit nokta AKP'nin HDP'ye çok büyük avantajlar tanıyacak, ona bölgenin siyasi hakimi olma imkanını tanıyacak ve yerel yönetimler özerklik şartı üzerinden özerklik imkanı oluşturacak, dahası dağdaki militanların da rahatça siyasete eklemlenmesine olanak tanıyacak, uzun vadede ise Öcalan'ın ev hapsine çıkmasına olanak veren, şimdilik ise ona geniş bir siyasi manevra imkanı aşan havuçlar vermesi ve Başkanlık sisteminde HDP'ye "sattı" dedirmeyecek tavizler de veren bir anayasa önerisi ile gelirse o zaman AKP tek başına Anayasayı referanduma götürecek çoğunluğu elde etmese de Başkanlık sistemini önünü açacak bir Anayasa değişikliğini hayata geçirerek Erdoğan'a hayallerini gerçekleştirme imkanı verebilir. Bu HDP'ye kentli orta sınıftan oy kaybı olarak yansısa da kent yoksullarından ve Kürtlerin önemli bir bölümünden oy almasını sağlamakta sorun yaratmayacağından HDP böyle bir al- ver ilişkisinden dolayı sıkıntısı yaşamayacak üstelik daldaki kuştan daha büyük bir ödül olarak elde büyümüş bir kuş tutma imkanına kavuşacaktır. Çünkü HDP eninde sonunda bir kimlik siyaseti partisi olarak öncelikle kendi seçmeninin lehine olacak düzenlemeleri tercih edecek bir partidir. Bu durumda 2015 seçimleri sonrası Türkiye nihayet esaslı bir Anayasa değişikliğine gidebilecek ve Erdoğan'ın dillendirdiği Yeni Türkiye'ye çok dar gelen bu Anayasadan üzerine tam uyan bir anayasaya geçebilecektir.

AKP ve İslamcı Siyasetin Geleceği

Şu ana kadar görüldü ki İslamcılar 80 yıldır dışlandıkları iktidarı elde etme avantajını kaçırmak gibi riskli bir sürece girmeyecek kadar rasyonelleşmiş, ilkeler yerine somut mevziler elde ederek uzun vadede kendi arzularına daha çok uyan bir Türkiye oluşturma şansına heba etmeyecek kadar gerçekçi, rasyonel ve daha önemlisi pragmatik durumda. Az sayıdaki öz be öz İslamcılar dışında Türkiye'deki ana İslamcı gövde değişimden hiç de rahatsız değil. İktidardan ve iktidarın nimetlerinden istifade etmenin sağladıklarını artık kendileri için çoktan soyutlanmış bir İslami Hilafet sistemine tercih edecek konumdadırlar. İslamcı siyaset için artık tek bir idealizm var o da bölgede eski halifelik düzenini günün siyasal gerçeklerine uyarlanmış bir halde yeniden ihdas etmek. Davutoğlu-Erdoğan ikilisinin bu oyunu bozmaya çabalayan bölgenin kurucu aktörlerince bu hedeflerinden şimdilik uzaklaştırılmış olmaları bu hedefi değersizleştirmek bir yana daha da cazip kılmakta. Ancak kısa vadede iyice  merkez sağa kayan bir AKP karşısında belki de İslamcı bir siyasal muhalefetin de imkanları doğabilir. Bu yönde arayışlar olduğu açık, her ne kadar hüsranla sonuçlansa da İhsan Eliaçık fenomeni bu yönde bir arayışın temsili.

Hasılı 2015 seçimleri Türkiye'de ciddi siyasi sarsıntılara gebe görünüyor. Ancak kesin olan tek şey Erdoğan için o koltuk pek de rahat oturabildiği bir koltuk olmayacak. İçeriden ve dışarıdan iktidarını sarsacak ve 17 Aralığı belki de mumla arayacak dijital itibarsızlaştırma denemeleri olasılık dahilinde. Özellikle Demokratların Obama sonrası adayı olarak görünen Hilary Clinton'un Başkan olması ya da Cumhuriyetçilerin bir sürpriz yaparak seçimleri kazanması halinde Erdoğan için siyasi hayat pek de çekilir olmayacaktır. Bu süreçte ihtimal ki gezi isyanını bile solda sıfır kılacak geniş çaplı bir başkaldırı olabilir ve bu Erdoğan'ı sıkıntıya sokacaktır. Daha kötüsü bombalamalarda buradaki ABD üslerinin de kullanılması nedeni ile radikal islamcı grupların hedef tahtasına yerleşen Türkiye'de IŞİD vb. selefi cihadist terör gruplarının onun iktidarını sarsacak eylemler yapması da (elbette MOSSAD ve CİA tarafından yüreklendirilerek) Erdoğan'a o koltuğu cehennem yapacak ve ürken AKP seçmeni Erdoğan ve elbette Davutoğlu’ndan desteğini çekerek AKP'ye ciddi oy kayıpları yaşatacaktır. Bu durumda Erdoğan'ın bir olası CHP-MHP koalisyonunda Vatana ihanet (İŞİD vb gerekçeler ile) suçlanarak yargılanıp hapse atılması hiç de sürpriz olmaz.  Öte yandan ABD'de kuvvetle muhtemel ki neo-conlara yakın bir Şahin demokratın iktidara gelecek olması durumunda bölgenin daha da karışması hiç de ihtimal dışı değil. Ukrayana’yı işgale girişen Rusya'da kendi derdi ile uğraşırken Erdoğan'ı kurtarmak için uğraşmayacaktır. Bu noktada sahne tamamı ile neo-conlara ve İsrail'e kalacağından Othello Siyonist'in İntikamı filmi de sahnelenmiş olacaktır. Böylesi dış dinamikler altında Erdoğan'ın koltukta kalması çok da mümkün olmayacaktır.

O yüzden açık ve net ki tüm varlığını Erdoğan'a endekslemiş bir İslamcı hareket Erdoğan'la birlikte batışa geçecektir. Bundan tek kurtuluşları ise ancak ve ancak hem uluslararası sistemle uyumlu, hem de Özalcı politikalara daha açık mutedil bir figür olarak Abdullah Gül ile olur ki Erdoğan kendi kellesi karşısında İktidarının sınırlandırılmasına ve beş yıllık Cumhurbaşkanlığını tamamlayarak siyaset sahnesinden bir daha dönmemek üzere silinmeye razı olacak mıdır? Erdoğan'ın yüksek egosu ve bundan doğan kibri ve dahası fanatikleşme eğilimi taşıyan idealizmle harmanlanmış siyasi rasyonaliteden uzaklığı göz önüne alındığında bu pek de olası değil. Bu durumda da Erdoğan'ın kurtuluş şansı çok zayıf olacaktır.

Tüm varoluşun Erdoğan endeksleyen İslamcılarda onunla birlikte batacaktır. Dolayısıyla bu haldeki bir İslamcılık ne 21 yy'ın siyasi öznesi olabilir, ne de bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olabilir. Erdoğan'ın idealizminin realitesi tam da Ahmet Davutoğlu'dur ve Davutoğlu'nun bölgeye dönük atılımlarının tümü de bir bumerang gibi geri dönmüştür. Bu tür bir soyut idealizmi Osmanlı rolünü oynamak sananlar,  ya Osmanlıyı hiç bilmiyorlar ya da işlerine öyle geldiği için gerçeği gölgelemekteler.

Kısacası İslamcılık için artık bir kavşak söz konusu ya sağcılığın real politiğinin içinde sisteme eklemlenen bir yedek lastik olacaklar ve önümüzdeki dönemlerde selefilik ya da modern devletin ürettiği sağ politikalardan biri olarak ama her halükarda bir özne olmaktan yoksun olacaklar. Şüphesiz hataları ve sevapları ile Erdoğan Müslümanlara tarihin öznesi olma umudunu aşılamıştır. Dahası 2023 vizyonu da batıyı batının silahları ile yenme umudunu da ortaya koymuştur. Ama Erdoğan'ın hakkı da buraya kadar.

Uyguladığı kapitalist kalkınma modeli ile Ahmet Çiğdem’in kitabına atıfla Geleceği Eskitmiştir. Dahası kalkınma adına bile olsa İhale işlerine bulaşarak akçalı işlerin içinde yer almış ve bu konuda aklanmamış bir biçimde devletin tepesine yerleşmiştir. Dahası Erdoğan İktidar Arzusu ile kıvranan imajı ile Müslümanların iktidarla ilgili bir dizi eleştirisine sırt dönmüştür. Batıyı batının silahları ile yeneceğim derken bu ülkede batılılaşmayı kemalizmden çok daha güçlü bir biçimde meşrulaştırarak bir iktidar demagojisi gibi kullandığı ve medeniyet değil İktidar vizyonundan okuduğu bir Osmanlıcılık ile Osmanlıya en büyük haksızlığı yapmıştır. Erdoğan zaman zaman gündelik hayatı kendi iktidar amaçlarına uygun olarak dizayn etmeye teşebbüs ederek, Osmanlı'nın tam tersine totaliter eğilimlere sahip bir lider portresi çizmiştir.

Kısacası tüm bu gelişmelere göre bu ve gelecek yıllar Erdoğan ve aygıtı olarak AKP için ya kış rüzgarlarının buza kestirdiği bir Sonbahar, ya da Sıcak bir yaz olacaktır. Ancak her halükarda Erdoğan'ın önümüzdeki beş yılda da Türkiye siyaset sahnesinde olması çok zor bir olasılık olarak görünmektedir.

 Haşmet Gündoğdu

Önceki Yazı:Başkan Babanın Sonbaharı mı (1) - Dilaver Demirağ
Sonraki Yazı:1. Anarşinin Antropolojisi - Harold B. Barclay
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...