NATO ve Arap Müttefiklerinin Kaos Savaşı – Dilaver Demirağ

dilo1-kopya

Bu savaş neresinden bakarsak bakalım "ordo ab caos" yani "Kaostan çıkan ( yeni) düzen" şeklinde hayat bulan bir savaş. ABD ve onun müttefiki olan batılı ülkeler "Novus Ordo Seculum" ile aynı hedefin bir parçası Yani Yeni Seküler Düzen veya esas anlamı ile Yeni Dünya Düzeni denen mesele. İşte ABD ve Batılı müttefiklerinin Arap İslam coğrafyasının yakasından bir türlü düşmeyişinin de esas nedeni. BOP, Yinon Planı, Yeni Ortadoğu ne ad verirseniz verin çıktısı tek bir anlama geliyor. Arap-İslam coğrafyasında Kaos.

ABD IŞİD'in petrol bölgelerinde hakimiyet kurup Zerkavi'nin hedeflediği yerlerde El Kaide'nin desteklediği Nusra'nın yardımıyla ilerleyip Ürdün ve Lübnan sınırlarına dayanan bir cihadist selefi imparatorluğu yolunda adımlar atmaya başladıktan sonra artık alıştığımız yeni bahane olan İnsan haklarını gerekçe göstererek bu iki ülkede operasyonlara başladı. ABD Türkiye'nin istediği gibi uçuşa yasak bir bölge oluşturarak Suriye'nin fiili bölünmesine aracılık ederek Esad'ın düşürülmesini talep eder mi bu konuda ABD çevrelerinden ulaşan kulis bilgileri muhalifleri hayal kırıklığına uğratacak cinsten. ABD muhaliflere IŞİD ile savaşmaları için yardım yapacağını söylüyor ancak Esed'in devrilmesi için bu silahlar kullanılmayacak, bu konuda diplomatik çözüm ön planda olacak diyerek sınırları çiziyor. Ancak resmi ağızlardan ve ona yakın kaynaklardan sızan bu bilgiler gerçeği yansıtmıyor. Çünkü IŞİD'in kara gücü her geçen büyüyor Musul işgal edildiğinde ABD kaynakları militan sayısını 10 bin olarak veriyordu bugün verilen rakamlar ise yuvarlak bir sayı ile ifade edersek 32 bin olarak tellafuz ediliyor. ABD dış politikasına yön veren CFR (Council For Relation) uzmanları bu rakamları CİA'ya dayandırıyor. Ve ekliyorlar bu rakam bir çok küçük ülkenin asker sayısından fazla. CİA kaynakları IŞID'in yabancı savaşçıların akınına uğradığını belirtiyor. Nitekim El-Kaide'ye bağlı Mağrip El -Kaidesi ile Yemen El-Kaide ortak düşmana karşı mücadele çağrısı yaptı. ABD'nin yeniden Irak Şam sahasında belirmesi cihadçılara büyük bir moral olmuş durumda. Çünkü hepsinin ortak bir tek düşmanı var: ABD. Üstelik ABD ve batılı müttefikleri kara savaşına girmeyeceklerini ilan etmiş durumda. Irak'ta bu görev Kürtlere ve Şiilere düşüyor. Durum böyle olunca her ikisinden de hiç hazzetmeyen Arap Sünniler IŞİD'e sıkı sıkıya sarılıyor. Hatta buralarda Sünnilerin her geçen gün daha fazla selefileştiğine tanık oluyoruz. Kısacası ABD uzun ve yorucu bir savaşla karşı karşıya olacak. Bu savaş Türkiye'yi de etkileyecek. ABD halkı da bu savaşı destekliyor ancak henüz Cehennemin kapılarının ardına kadar açıldığını Ortadoğu'nun oynak çöl kumlarının ABD ve Batı ittifakından oluşan imparatorluk koalisyonunu içine çeken bir bataklık olduğunu unutmuş durumda. Obama Bush'un düştüğü açmaza düşmemek çabasında,  yani kara da kendisi ve batılı müttefikleri savaşmayacak. Onların kiralık ordusu olarak Irak'ta Irak Ordusu ve Peşmergeler savaşacak ama Suriye'de kiralık asker bulunmasında güçlükler söz konusu. Ama görünen o ki en yakın ihtimal olarak Türkiye görülüyor. ABD Türkiye'yi batı basınındaki IŞID propagandası ile sıkıştırarak savaş diyetine mecbur bırakıyor. Türkiye'nin de özellikle Suriye'de Esed karşıtı tutumu nedeni ile heveskar olduğu açık. Ancak Irak ve Suriye'de ABD-Türkiye İttifakını 80 bin civarında bir partizan ordunun karşılamaya hazır olduğu da unutulmamalı. 40 bin kişiyi bulacak IŞİD ordusu yanında ondan hiç hazzetmeseler de selefilerin ağırlık merkezinde olduğu İslami Cephe'nin bölgedeki "kafirler"e çok da sıcak bakmayacağı açık. Nitekim son yaptıkları açıklamada  IŞİD ile savaşmayacaklarını beyan ettiler. Dahası El Nusra ile IŞİD arasında ittifak yönünde Nusra'nın İmamı -ki aynı zamanda selefi cihadistlerin en önemli beyinlerinden biri- El Makidisi şimdi ABD'ye karşı birlik olma zamanıdır diyerek Nusra'yı IŞİD ile birlikte savaşmaya davet etti. Nitekim bunun ilk operasyonel hamlesi de iki grup tarafından da müşrik (Allah'ın birliğini kabul etmeyerek ona ortak koşan) kabul edilen Şii Hizbullah'a operasyon oldu.

Tüm bunlar savaşın Suriye ve Irakla sınırlı kalma ihtimalini oldukça düşük tutuyor. Çünkü Ürdün, Lübnan, Yemen ve Libya, Cezayir El Kaidesi bu savaş için bileniyor. Açık ve net ki şu an ki savaş Selefi İslam ile Haçlıların"münafık" müttefikleri olarak anlaşılacak bir savaş. İslamafobi nasıl Batı'nın savaş meşruiyetini sağlıyorsa Haçlı imajı da İslam coğrafyasında benzer bir motivasyon sağlıyor. ABD'nin körfez ülkelerini, Türkiye ve İran'ı, hatta Ürdün'ü işin içine çekmeye çalışmasının esas nedeni de bu.

"İyi Müslüman"la" Kötü Müslüman"ın Savaşı

ABD ve batılı müttefikleri bu savaşın bölgedeki diğer Müslüman halklar nezdinde İslamla Batı arasında değil de "iyi Müslümanlar" ile "kötü Müslümanlar" arasında süregelen bir terörle mücadele operasyonu olarak anlaşılmasını istiyor. Lakin bölgede artık bu batı propagandasının hiç bir karşılığı yok. Açık ve net ki savaş Sünniler, Şiiler ve Kürtler üzerinden kurulu fay hattı üzerinde ilerleyen emperyalist bir savaş. Tüm bu fay hatlarını harekete geçiren bizzat batının ta kendisi.

Bu savaş neresinden bakarsak bakalım "ordo ab caos" yani "Kaostan çıkan ( yeni) düzen" şeklinde hayat bulan bir savaş. ABD ve onun müttefiki olan batılı ülkeler "Novus Ordo Seculum" ile aynı hedefin bir parçası Yani Yeni Seküler Düzen veya esas anlamı ile Yeni Dünya Düzeni denen mesele. İşte ABD ve Batılı müttefiklerinin Arap İslam coğrafyasının yakasından bir türlü düşmeyişinin de esas nedeni. BOP, Yinon Planı, Yeni Ortadoğu ne ad verirseniz verin çıktısı tek bir anlama geliyor. Arap-İslam coğrafyasında Kaos.

İlginç bir kehanetin hayata geçmesi de diyebiliriz buna.  ABD'nin kuzey güney savaşlarında Güney safında savaşan General Albert Pike'ye atfedilen ancak ona ait olmadığı anlaşılan bir kehanet bu.

"1. Dünya Savaşı, Rus Çarlığı’nı yıkarak, bu ülkeyi Ateistik Komünizmin bir kalesi yapmak için gereklidir. Britanya ve Alman İmparatorluğu içindeki örgütümüz bu savaşı tetiklemeli, savaşın sonunda Komünizm kurulmalı ve dinleri zayıflatmak amacıyla diğer hükümetleri yıkmakta kullanılmalıdır…"

  1. Dünya Savaşı, Faşistler ve Siyonistler arasındaki farklıklıların kışkırtılmasıyla tetiklenmelidir. Bu savaşın sonunda Faşizm yıkılmalı ve Siyonizm Filistin’de bağımsız bir İsrail Devleti kuracak kadar güçlenmelidir. Enternasyonal Komünizm, savaştan Hıristiyan dünyasıyla denge içinde bir güç olarak çıkmalıdır ki ona çıkaracağımız son karışıklıkta ihtiyacımız olacak…"

Üçüncü dünya savaşı ise Siyonistlerle İslam alemi arasındaki farklılıkların körüklenmesiyle tetiklenmeli. Bu savaş, öyle bir savaş olmalı ki İslam ve Siyonizm birbirini yiyerek yok etmeli. Bu arada diğer uluslar, fiziki, ahlaki, ruhsal, ekonomik yıkımlara sürüklenerek bölünmeli. Öyle bir sosyal kaos yaratılmalı ki, herkes dinleri kanlı şiddetin temel sebebi olarak görmeli ve insanlar mutlak ateizme yönelmeli. Son olarak Lucifer’in saf ve mutlak doktrininin manifestosuyla Hristiyanlık ve Ateizm de silinmeli…Bu sayede bir taşla 2 kuş vurmuş olunacak." (56)

Ne dersiniz bu kehaneti yaşamıyor muyuz? Medeniyetler savaşından söz eden ve bu savaşın özellikle İslam'a yönelik olması gerektiğini vurgulayan Huntington ile ha bire savaş kışkırtıcılığı yapan CFR, Cumhuriyetçiler ve Medya neyin savaşını kışkırtıyorlar. Tüm bu olaylara dışarıdan bakanlar  IŞİD, Siyonistler, Evangelistler üzerinden tek tanrılı dinlerin ne kadar kan dökücü ve fanatik olduğunu düşünmüyorlar mı sizce? Tüm bunları düşündüğünüz de İsrail'deki aşırı sağ, ABD'deki Evanjelistler ve Katolik dünyada Opus Dei, İslam dünyasında El-Kaide, IŞİD  vb.  Vahhabi-Selefi Cihadistler bu planı kolaylaştırmak için ellerinden geleni yapmıyorlar mı? Söylediklerimi bir tek cümle ile ifade edersem bu savaşın aktörleri çok da önemli değil. Önemli olan bu savaşın kendisi.

O zaman şunu söylesem çok mu iddialı olur. 3. Dünya Savaşı'nın temelleri eğer çok geriye gidersek İngiltere'nin Mısır'a, Fransa'nın Cezayir'e  askeri çıkartma yaptığında atıldı. Bu savaşın olması için de Osmanlı'nın yıkılması gerekiyordu böylece Halifesiz yani başsız kalan İslam dünyasında Vahhabilik gibi aşırılıklar oluşabilecekti. Bu savaşı olgunlaştıracak şartlar ise Balfour anlaşması neticesi İsrail'in kurulması ile başladı. İkinci dünya savaşı bunun için çok elverişli imkanlar sağladı Siyonistlere. Bu nedenle Siyonistler aslında Hitler'e çok şey borçludur. Ancak üçüncü dünya savaşı resmi olarak da fiilen de 11 Eylüle başladı. bizler bu savaşın henüz başlarındayız ve muhtemelen büyük kıyamet 2025'de kopacak. Çünkü İsrail devleti tarafından ilan edilen bu tarih Süleyman Tapınağı'nın yeniden İnşaasının bitmesi öngörülen tarih. Bunun olması için de Filistinlilerin yaşadıkları topraklardan atılması gerekiyordu. Son Gazze savaşı bu yöndeki önemli adımlardan birisiydi ve esas adım tüm dünyanın itiraz ediyormuş gibi yapmasına karşı İsrail hükümetinin Yahudi yerleşimlerini genişletme planları oldu. Bütün bunlar abartılı bir komplo teorisi mi o zaman Papa durup dururken biz şu anda Üçüncü Dünya savaşını yaşıyoruz diyerek ne söylemeye çalıştı? Bütün bunların yorumunu size bırakıyorum.

Dilaver Demirağ

Önceki Yazı:1. Şiddetin Hristiyan Anarşist Eleştirisi: Öbür Yanağını Çevirmekten, Devletin Reddine... - Alexandre J. M. E. Christoyannopoulos
Sonraki Yazı:4. Anarşizm Ve Sosyal Yaptırımlar - Harold B. Barclay
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...