8. Anarşinin Antropolojisi – Güney Afrika’nın Sanları – Harold B. Barclay

Güney Afrika’nın çorak bölgelerinde genelde Buşman, akrabaları olan Hotantolar tarafından ise San diye adlandırılan halklar vardır. Bu halkların çoğu uzun süre önce avcı toplayıcı yaşam tarzlarını terk etmiş, komşu Negroid gruplarının ya da Avrupalı çiftçilerin uşağı olmuşlardır. Sayıları binlerle ifade edilen çok küçük bir kısmı, en azından birkaç yıl öncesine dek Botswana ve Namibya’nın çöllük alanlarına sığınarak geleneksel yaşam tarzlarını sürdürmekte ısrar etmişlerdir.

Sanlar kafileler ya da kamplar halinde örgütlenmişlerdir; bu kamplar esasen (genelde ortak bir erkek ataya bağlı babasoylu) akrabalardan oluşur ve kafile ile özdeşleşmiş bir toprakta ikâmet eden gevşek yapılandırılmış gruplardır.

Sanların resmi bir liderleri, şefleri ya da reisleri yoktur ama kafilenin liderleri veya nüfuz sahibi bireyleri vardır. Bunlar şaşmaz şekilde bir gölcüğün etrafındaki toprağın “sahibi” olan kişilerdir ve kafile toprağını ya da kafilenin genel ihtiyaçlarını karşılayan alanı  temsil ederler. “Sahipler” genelde kafile içindeki kardeşler veya kuzenlerden  oluşan bir akraba “çekirdeğini” teşkil ederler. Bu kafile, söz konusu gölcüğün çevresinde diğerlerinden daha uzun süredir yaşayan ve buna bağlı olarak oranın kolektif sahipleri olarak görülen, grubun dışından birinin o topraklara girmek istediğinde izin alması beklenen “ev sahipleri”dir. Bu tarz mülkiyet o soy sürdükçe bir kuşaktan diğerine geçer.

“Sahip” olmayan kişi, sahip olan bir başka kafiledeki kadınla evlenerek liderlik statüsüne  ulaşmayı amaçlayabilir. Fakat sadece sahiplik, ön planda yer almak için yeterli değildir. Liderlik için başka vasıflar da gerekir. Pek çok çocuğun ve torunun olduğu büyük bir ailede yaşlı olmak da buna dahildir. Üstüne üstlük, kişi çeşitli kişisel niteliklere de sahip olmalıdır. Dolayısıyla diyelim iyi bir hatip olan kişi saygı görür. Hiçbir koşulda lider “kibirli, küstah, övüngen, zorba tavırlı veya soğuk” olmamalıdır (Lee, 345). Lee, liderin bu özelliklerinin Avustralya Aborijinleri arasında da öne çıktığını belirtmektedir.

Kamp liderleri karar alma sürecine, arabuluculuk işlerine ve yiyecek dağıtımına hakimdir. Ama bir !Kung San’a grubunun bir şefi olup olmadığı sorulduğunda şöyle yanıtlamıştır: “Tabii ki bir şefimiz var! Aslında hepimiz şefiz… hepimiz kendimizin şefiyiz” (Lee, 348).

Son dönemlerde  Buşmanlar arasında, daha hiyerarşik sosyal sistemleri olan komşu Siyahlar ile temasları sonucu başka tür bir lider ortaya çıkmıştır. Böyle liderler, San olmayan halklar ile simsarlık veya irtibat sağlama işlevi gören kişilerdir ve yabancılarla ilişki kurma becerilerinden ve girişimci faaliyetlerinden dolayı topluluk içinde bir konuma sahiptirler. Böyle liderler nadiren kamp veya topluluk lideridir.

Tek rolleri hastaları iyileştirmek olan şifacılar da vardır ve bu konumlarından dolayı hiçbir özel ayrıcalıkları yoktur.  Sanların büyücüleri yoktur. Toplumda erkekler egemen konumdadır; Marshall bunu kısmen fiziksel güçlerine, (topluluğun asıl yiyeceğini kadınların topladığı bitkiler oluşturmasına rağmen) avcılık yaparak topluluğa et sağlamaktan gelen prestijli rollerine bağlar. Bununla  birlikte Lee bazı kadınların  kamp  lideri olarak kabul edildiğini belirtmektedir.

Sanlar kavgadan korkarlar ve tüm düşmanlıklardan kaçınmaya çalışırlar. Fakat zaman zaman kavgalar olur, bazen de birileri ölür. Çatışmaların  çoğu  sözel  suiistimal  niteliğindedir;  tartışmalar daha çok yiyecek ve hediye dağıtımı ya da tembellik ve açgözlülük suçlamalarıyla ilgilidir. Anlaşmazlık içindeki kişiler dövüştüklerinde, genelde öne çıkan kişilerden birinin yakın akrabaları veya destekçileri hemen tarafları ayırıp yatıştırmaya çabalar. Uzayan tartışmalar olsa da, uzlaşmaz fikirde olanlar genelde sessiz kalır. “Bazen bir dövüşü takip eden esrime dansı, esriyen kişiler, tartışmanın iki tarafındaki kişilere ritüel olarak şifa verdiklerinde, barış sağlama mekanizması olarak işlev görebilir” (Lee, 377). 20 ile 50 yaş arasındaki erkeklerin katıldığı kavgalar özellikle önemli sayılır, zira zehirli oklar sadece onlarda bulunur. Bu nedenle, eğer kontrollerini kaybedecek olurlarsa – ki bu insanlar arasında fiziksel  dövüş geçici bir cinnet durumuna  benzetilebilir- birilerinin öleceği kesindir.

Sanlar ritüel olarak adam öldürmedikleri ya da kurban etmedikleri halde, intikama dayalı cinayetlerin işlendiği olur. Ama şiddeti yükseltme korkusuyla bunlardan bile kaçınılabilir. Bazı örneklerde, cinayeti işleyenler, bir grup insanın karşılıklı anlaşmaya varması sonucu “infaz edilmiştir.” Lee’ye göre, kavgalarda ölenlerin önemli bir kısmı savaşçı olmayanlardır; yani genelde araya girip kavgayı durdurmak isteyen kişiler, ara sıra da sadece orada duran kişiler ölmektedir. Ciddi bir çatışma genelde grubun bölünmesiyle çözüme ulaşır.

Lee’ye göre bir kamp, üyeleri arasında yiyecek paylaşımı ol- duğu sürece varlığını sürdürür,  ama yiyecek paylaşımı kesintiye uğradığında grup dağılır. Av etinin paylaşımıyla ilgili özel kurallar vardır. Herhangi bir av öncelikle “sahibine”, yani hayvanın gövdesine giren ilk okun sahibine dağıtılmalıdır. Bu nedenle, ona başkası tarafından ödünç verilen bir oku atan avcı, o kişi adına av yapmış olur. Et ilk olarak avcıların ve okun sahibinin dahil olduğu küçük bir grup içinde dağıtılır. Bu grup sırayla parçaları, kişilerden oluşan daha geniş bir çevreye, daha geniş bir gruba dağıtmaya girişir. Sonuç olarak, paylaşan grubun üyeleri yardımlaşma içeren bir sisteme dâhildirler; bunun anlamı, şimdi et alanların, gelecekteki et dağıtımlarında onlara et vermekle yükümlü olmasıdır.

Gruplar  küçük olduğundan,  neredeyse tüm  sosyal ilişkilere akrabalık kavramları yol gösterir. Sanlarda kafile seviyesi ötesinde entegrasyon ya da örgütlenme yoktur. Kişi bir kafileye üyeyse bu ömür boyu sürer, kaynaklarla ilintili haklar da buna dahildir. Fakat üyeler kendi kafilelerini terk edip, başka bir kafileye katılabilirler.  Ama  gene  de  gelecekteki bir  tarihte  geri dönmeleri mümkündür.

Ana babalar çocuklarına müsamahakâr bir şekilde davranırlar. Marshall ebeveynlerin özellikle daha küçük çocuklara düşkün olduklarını ve onlara nazik davrandıklarını belirtir. “!Kung çocukları asla sert bir şekilde cezalandırılmaz. Bir baba, kurallara – diyelim, !Kungların yiyecek ve eşya çalmama kuralına –  karşı gelen ya da kavgacı bir oğlu olsa, onu doğru yola getirmek için sağduyu kazanana dek yanında tutacağını söylemişti. Çocuklar da ceza gerektirecek şeyleri pek yapmazlar. Genelde grup yaşamına uygun davranırlar ve açık bir şüphe, korku ya da hayal kırıklığı olmaksızın kendilerinden bekleneni yaparlar; ebeveynlerine, gruba ya da birbirlerine karşı direnç ya da düşmanlık gösterdikleri çok enderdir” (Marshall, 264).

Önceki Yazı:Doğanın Değil İnsanlığın Krizi – Dilaver Demirağ
Sonraki Yazı:Hakikati Arayan Anarşizm ve Hakikatten Sapma: Reel Politiğin Rezaleti – Numan Bey
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...