Hakikati Arayan Anarşizm ve Hakikatten Sapma: Reel Politiğin Rezaleti – Numan Bey

"Anarşizm bir muhalefet hareketi değildir. Anarşizm sistemin içerisinde yer alan ve sistemi sağaltmak için onun hatalarını tamir eden bir düşünce hiç değildir. Anarşizm başka bir dünyayı kurmaya, devlet tarafından elinden alınan erki geri alma mücadelesidir. Bu erk soyut bir erk değildir. Bu bireyin öz-inisiyatifine dayanan, eşitlik ve karşılıklı yardımlaşmaya dayanan, doğrudan demokratik bir yaşamın örgütlendiği, gönüllü ilişkilerin oluşturduğu bir ağdır. Bundan dolayı toplumsal sözleşme anarşizmin değil ancak burjuvazinin ve tahakkümün, leviathan’ın sloganıdır. Kabaca Devlet tahakküm, anarşizm özgürlük demektir."

En son yazıyı yazmamın üstünden uzun bir zaman geçmiş oldu. Politik areneda o kadar şey oldu ki; sadece başlıklarını yazsam en az üç makale olur. Elbette ki böyle yapmayacağım. Bunun yerine, gelinen son aşamada, özellikle politik arenayı ziyadesiyle meşgul eden Türkiye’de ve Kürdistan’da meydana gelen son zamandaki olaylara değineceğim.

Bundan önce solcuların ve siyasal İslamcıların politika yaparken temas ettikleri, muarızını yalancılık, ahlaksızlık, hırsızlık vs. gibi suçlamalarla üçüncü çoğul şahsa (Halk’a) şikayet ederek, kendilerine bu sıfatların aksi sıfatların üçüncü çoğul şahısça verilmesi için çaba sarf ettikleri; ama fiiliyatta aynı araçları ve aynı yöntemleri kullanmalarından kaynaklı probleme temas etmek isterim.

Problemi özetlersek şudur: Düşmanına düşmanının araçları ve yöntemleriyle mi karşılık vereceksin?

Politikaya ve politikacıya dair yaygın olarak yapılan yalan, yalancılık gibi sıfatların ve manipülasyon gibi tanımların gerçeklikle ilişkisi bu mesleğin yüzlerce yıllık tarihinde ortaya çıkan net ifadeler olarak var.

Siyaset veya politikadevlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış olarak genel bir tanıma sahip. Anarşistlerin bu minvalde kendilerini a-politika olarak başka tarz bir politikaya gönderme yapacak bir şeyle tanımlamaları bu anlamda manidardır.

Çünkü anarşistler kendilerini bir ahlağın, özgürlükçü bir ahlağın takipçileri olarak görüyorlardı ve devlet işleri ve devleti yönetmek gibi bir dertleri hiç bir zaman olmadı. En fazlasından içinde bulundukları toplulukların kendi kendilerini eşitlikçi bir ahlak temelinde yönetebileceği ve ilişkilerini rızaya dayalı karşılıklılık temelinde kuran cemaatleri özlemenin adıdır. Apolitikayı işte bu minval üzere ifade ediyorlardı ve halen de bu minval üzerine döner tüm anarşist komün, kooperatif ve federatif ilişkiler.

Kendi cemaatleri içinde bunu yaparken devletin ve politikanın işgal ettiği alanda anarşizm ve anti-otoriter hareketler ve gruplar ve insanlar devletlerin sayısızca yalanlarıyla karşı karşıya kalmış, güçlü propaganda makinasına sahip olanlarca şeytanlaştırılmıştılar. Devrimci ya da bugünki anlamda isyancı anarşistlerin bu yalanlara ve manipülasyonlara karşılık olarak yalana ve manipülasyonlara başvurduklarını en azından ben - bildiğim kadarıyla - hatırlamıyorum. Yani anarşistler devlete devletin kullandığı silah ve metodla karşılık vermemişlerdir.

Ya ne yapmışlardır? Ya da doğru metod nedir?

Doğru metod yalanları ve manipülasyonları açığa çıkarmaktır ve hakikati ifade etmektir. Aksi halde hakikatin takipçileri olmak sevdasında olan anarşistler dayandıkları meşruiyet zeminini kaybedecekler ve aynı metodlar onları da zehirleyecektir. Bunları bugün solcu ve ulusalcı solcuların peşine takılmış ve günlük politikanın gidişatında, bu solcuların mevcut hükümete karşı muhalefetinin peşinden koşan anarşistlere bir uyarı minvalinde yapıyorum.

Çünkü; Gezi Parkı’ndan başlayarak mücadele tarzı açısından solcuları ve sol örgütleri etkileyen bu anarşist tarz solcular tarafından oldukça beğenilmiştir ve ziyadesiyle kullanılarak içine hükümete dair yalanları da katarak etkisizleşmekte ve her geçen gün yalanların açığa çıkmasıyla sönmektedir.

Anarşizm bir muhalefet hareketi değildir. Anarşizm sistemin içerisinde yer alan ve sistemi sağaltmak için onun hatalarını tamir eden bir düşünce hiç değildir. Anarşizm başka bir dünyayı kurmaya, devlet tarafından elinden alınan erki geri alma mücadelesidir. Bu erk soyut bir erk değildir. Bu bireyin öz-inisiyatifine dayanan, eşitlik ve karşılıklı yardımlaşmaya dayanan, doğrudan demokratik bir yaşamın örgütlendiği, gönüllü ilişkilerin oluşturduğu bir ağdır. Bundan dolayı toplumsal sözleşme anarşizmin değil ancak burjuvazinin ve tahakkümün, leviathan’ın sloganıdır. Kabaca Devlet tahakküm, anarşizm özgürlük demektir.

Yani; anarşistlerin kendini konumlandıracakları alan muhalefet alanı değildir.

Muhalefetin alanı sistemin kurduğu bir alandır. İktidar ve muhalefet toplumsal sözleşmeyle bir araya gelen ve hep beraber bir bütün oluşturan sistemin parçalarıdırlar. Onlar sistemin devamlılığını sağlayan sübaplardır. Her daim değişen bir hükümet mevcuttur fakat iktidar hiçbir zaman değişmez ve muhalefetle de bu meşruiyetini sürekli kılar.

İşte bu alan reel politik denen alandır. Gerçektir ve yalanlarla mukimdir. Söylemler her daim yalan ve manipülasyonlarla esneklik kazanır ve kitleleri ikna edip meşruiyet kazanma mücadelesindedirler.

İşte burasıdır anarşistlerin kendilerini apolitika yapmaya adadıkları yer. İktidarın silahı yalan ve manipülasyona karşı apolitikanın silahı hakikat ve gerçeklerdir. Dolayısıyla yalanları ve manipülasyonları açığa çıkarmaktır. Bana göre Wikileaks bu anlamda oldukça anarşistçe bir görevi yerine getirmiştir.

***

Gelelim son zamanların gündemine: itaatsiz.org’un facebook sayfasında arkadaşlarımız kimi zamanlar sürece dair fikirlerini kısa paragraflar olarak ifade etmişler.

Daha önceki makalelerimde Kürt meselesi, BDP ve Çözüm Sürecine dair kısa değerlendirmelerim oldu. Ulusal Kurtuluş Mücadeleleri gibi bir kavramının genel alamda kaba bir haklılık taşıyan yanı olsa da meseleyi madunun yanında olma şeklinde ifade ettiğimizde; günlük yaşama bu kavramın indirgenmesinde ve sokaklarda özcü bir zihniyetle – kürtlerin hepsi madundur ya da kadınların hepsi madundur ya da eşcinsellerin hepsi madundur gibi – bunu aramadaki problemlere temas etmiştim. Bilinmelidir ki madunluk sabit bir durum/kimlik değildir ve her an, zaman ve şarta ve yere göre değişir. Bir cemaatin ya da toplumun başka bir toplum ve cemaat tarafında baskı altına alınması elbette baskı altında olana madunluk sıfatını verir ancak o cemaatlerin içinde başka başka madun olma halleri de mevcuttur. Toplumsal mücadeleleri sabit kimlikler üzerinde kurmak her an değişmekte olan madunluk hallerine gözlerimizin kapanmasına neden olur. Ulusal kurtuluş mücadelelerinin yanında olmak anlamsız bir ifade olmaktadır. Bu genelleme yapan kavramları yetersiz kavramlar olarak durmaktadır.

***

Kobane meselesinde ilginç şeyler oldu. Suriye’deki iç savaşın başlamasının üstünden yıllar geçti. Suriye ve Türkiye arasında var olan gizli savaşı uzun zamandır takip ediyoruz. Bu süreç içinde Suriyeli Kürtler, güçler arası mücadelelerden yararlanarak Suriye Kürdistanı’nda özerk bölgeler oluşturdular. Aynı süreç içerisinde Suriye’nin başkenti Şam’da bulunan Yermuk kampında yüzlerce insan açlıktan öldü. Devam eden savaşta binlerce insan savaş dolayısıyla öldü-öldürüldü. Türkiye’nin Solcu muhalefeti bu süreçte Hükümete muhalefet adına bu katliamları görmeyip çoğunlukla Suriye Hükümeti’nin yanında yer aldı. AKP Hükümetine muhalefetin bir başka aracı olarak Suriye’deki katliamları görmezden geldi.

Bunun birkaç nedeni var. Bir nedeni AKP ve Erdoğan’a muhalefet olarak özetlenebilecekken, diğer bir nedeni Suriye Hükümeti’nin Sünnilere karşı, Nuseyri – Türkiye’de kimi alevi örgütlerin şaşaalı destekleri akıldadır henüz – BAAS’cı sosyalist- solcu olması ve her nasıl oluyorsa Laisist olarak görülmesidir. Bu durum Türk solunun üçüncü dünyacı bir sosyalizmin savunucusu olmalarına dair – THKP/C Acilciler’in eski liderlerinden Mihraç Ural’ın diyet borcunu ödemek için - belki de - Esed’in yanında savaşa katılması size bir şey ifade etmiyor mu? – itaatsiz.org’daki yazıları teyid ediyordu.

Kobani meselesi bundan daha sonra ortaya çıktı. İŞİD’in Kobani’ye saldırması orada fiili bir durumu yaratmış ve itaatsiz.org’daki arkadaşlar anında Kobani’deki direnişin meşruiyetine dair bir tavır ilan etmişlerdi. Ben bu tavrı birçok açıdan haklı buldum. Pasifizme oldukça yakın biri olmama rağmen orada meşru bir kendini, mahalleni ve evini (çoluğunu, çocuğunu) savunma hali vardı. Buna dışarıdan bu meşru değildir demek hem kimsenin harcı değildi, hem de canını savunmak adına meşruiyeti ayyuka çıkarıyordu.

“Ooo katliamlar ne kötü be birader” gibi üslupla itiraz edecek tıynette değiliz.  Katliamları ve ölümleri gören bir kuşaktan geliyoruz. Kobane’deki direnişin sürdüğü sıralarda bildiğimiz vicdani redcilerin içinde ortaya çıkan gerilla sevgisi bizi şaşırtmadı desek yalan olur. Öldürülen İŞİD askerlerinin fotoğraflarının pornografisini yapacak denli ileri gidenler dahi oldu. Öldürülenin bir insan olduğunu unutacak denli zıvanadan çıktılar.

Ardından HDP’nin sokağa çıkın çağrılarıyla meydana gelen olaylar yıllardır basiretsiz ve kişiliksiz politika yaptıklarını bağırdığımız BDP-HDP çizgisinin basiretsizliğini tekrar faş etmiş oldu. Kırktan fazla insan öldü. Öldürülen kimi insanların kurban dağıtan insanlar olmaları olayın ne denli vahim olduğunun da işareti. Müslüman ve İslam düşmanı çizgilerini bir daha ortaya çıkarmış durumda. Ve ardından, geçen sürede aynen iktidarın ağzıyla provokasyon yapıldı diyerek özür dilemediler ama özür dileme noktasına dahi geldiler.

İşte size muhalefet. İşte bu muhalefete teşne olan yüzlerce anarşist, solcu “özgürlükçü” var. Anarşistlerin de, solcuların’da hali pek iyi görünmüyor.

Numan bey

Önceki Yazı:8. Anarşinin Antropolojisi – Güney Afrika’nın Sanları – Harold B. Barclay
Sonraki Yazı:Yeni ÇED Yönetmeliği: Bir Doğayı Katletme Yönetmeliği
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...