Alman Aşırı Sağında Faşizmin Modernizasyonu Ve ‘Ekoloji’ - 3 - Janet Biehl

Janet Biehl’in “Ekoloji ve Alman Aşırı-Sağında Faşizmin Modernizasyonu” ('Ecology' and the Modernization of Fascism in the German Ultra-right) isimli çalışmasının üçüncü bölümünü yayınlıyoruz. Bu makaleyi çevirip yayınlamadaki maksadımız, bugün bize henüz yabancı olan fakat yıllar önce yapılmış, olasıdır ki yakın zamanlarda karşı karşıya kalacağımız bazı tartışmalara önceden işaret ederek, deneyimleri ifade eden bir kısım tartışmaları göz önüne sermek ve ekoloji alanında yürüyen – eğer varsa – tartışmaların tekabül edeceği mecralara işaret etmektir.

Uzun ve tek bir makaleyi bölerek ve kendi açımızdan tasnif ederek yayınlıyoruz. Birinci bölümde ekofaşizmin fikri olarak geldiği yere gönderme yapan çalışmalara daha çok vurgu yapılırken, Almanya ve uluslararası sol düşüncenin kabul etmekten imtina etmediği ve herkesin ekoloji konusunda önemli bir entelektüel olarak saygı duyduğu Rudolf Bahro’nun Völkisch Ruhçuluğu ve Alman romantizminden aldığı köklere kadar gidiyordu. İkinci bölümde Murrey Bookchin ile Bahro arasındaki kısa bir tartışmanın yansıması vardı ki bu Bahro’nun düşüncelerinin faşizme nasıl açık olduğunun da ifadesiydi.

İtaatsiz.org’un önemli katılımcılarından biri olan arkadaşımız Dilaver Demirağ’ın Bahro üzerine söylenenlerden rahatsız olduğunu ifade ettiği ve bundan dolayı Derin ekolojinin önce ne olduğunu anlatmayı amaçladığı yazısı “Adını Doğru Koymak: İnsan Merkezcilik” başlıklığıyla bir hafta önce yayınlamıştık. Arkadaşımızın bu makaleden hareketle Bookchinci ekolojiye dair eleştiri yazısını bitirdiği anda yayınlayacağız..

Bu bölümde ise derin ekoloji fikriyatının doğrudan Nazizmden kök alan düşünürlerinden Herbert Gruhl’e temas ederek bir açıklama sunuluyor. Sosyal Darwinizm’in fikri olarak fazlasıyla etkilediği ekofaşist düşüncelerin bugünkü tezahürlerini de – Saflık ‘ideolojisi’ diyebiliriz buna – ifşa ediyor. Bir dahaki sayıda Almanya’da zamanında var olan Faşist ekoloji partileri ve hareketlerini konu alan bölümü yayınlayacağız.

İyi okumalar

Alişan Şahin

Sosyal Darwinist ‘Ekoloji’: Herbert Gruhl

Herbert_GruhlHadi söyleyelim, Bahro ‘beyaz kuzeyli insanlık’taki ‘hastalık’ta ekolojik krizin köklerini bulacağı iddiasındadır. Fakat sıklıkla aşırı sağın bu kökleri Avrupalı olmayanlarda yer eder ve Üçüncü Dünya göçlerine karşı sıralı klasik ırkçı tartışmalarda ‘ekoloji’yi kullanır. “Etnik çoğulculuk” kavramının “anavatanların Avrupası”nda her volk serpilmek için kendi özel, bilindik ev çevresine gereksinim duyar. Dışarıdan gelecek parazitler - göçmenlik dâhil - bu doğal çevreyi “volk’un doğal ekolojisini” bozar. Aşırı sağ iddialar çok sıkça ırklardan ziyade kültürleri savunur; eğer Naziler ‘ırk karışması’nı uygulayanları cezalandırdı ve ‘ırkın saflığını’ korumaya çalıştıysa, bugünün faşistleri kültürel karışmaya karşı olduklarını ve kültürlerini korumak için çalıştıklarını söylerler. Bundan dolayı eko faşistler ve yanıltıcı olarak isimlendirilmiş Ekolojik Demokratik Parti (Ecological Democratic Party - Ökologische Demokratische Partei ya da ÖDP) “İlticacıların, kendilerinin ilticacıları olarak benzer kültürel alanlara ait ülkeler tarafından kabul edilmelerini” ve “çok kültür yerine Heimat’'ı[1]  (Yurt-Ç.N.) istemektedir.

‘Ekoloji’ kavramıyla giydirilmiş olsa bile bu tarz iddiaların boşluğu aşikârdır. Aşırı sağın ekoloji kavramı, kültürü çevreden ziyade insan genlerinin belirlediği, biyolojinin toplumun biçimini belirlediği tepkisel bir ideoloji olan sosyal Darwinizmden daha fazla bir şey değildir. Sosyal Darwinist ‘ekoloji’ ırk teriminolojisinden uzak dururken etnik ve milli kimliği ileri sürdüğünden ve göçmenleri dışarıda tutmak için ‘ekolojik’ nedenleri geliştiriyormuş gibi yapabilir.

Sosyal Darwinizm’in Alman aşırı sağında derin kökleri vardır. On dokuzuncu yüzyılda bir öğreti olarak ilk ortaya çıktığında onun Alman biçimi Anglo-Amerikan biçiminden oldukça farklıydı. Anglo-Amerikan sosyal Darwinizmi gibi Alman sosyal Darwinizmi de insani toplumsal kurumları ‘doğal yasalar’ olarak insansız bir dünya için tasarlamıştı ve ardından bu ‘yasalara’ başvurarak insanın toplumsal düzenlemelerini ‘doğal’ olarak haklı kılmıştı. Bu toplumların ‘en sağlıklı olanının yaşayacağı’ özdeyişine uyarlanır. Fakat Anglo-Amerikan sosyal Darwinizmi ‘kana susamış, vahşi’ kapitalistler ormanında bireysel bir girişimci olarak ‘en sağlıklı’ olmayı tasarlarken, Alman sosyal Darwinizmi ağırlıklı olarak ‘en sağlıklı olanı’ ırk açısından tasarlamıştı. Bundan dolayı ‘en sağlıklı’ ırk sadece yaşar değil ‘varoluşu için savaşta’ tüm rakiplerinin hakkından gelerek yaşamalıdır. Tarihçi Daniel Gasman şöyle gözlemler:

Eğer İngiltere’de Darwinizm toplumsal dünyadan doğal dünyaya tasarlanmış laissez faire [müdahale etmeme, Serbest Pazar’ı ifade eden bir terimdir bu –çn-] bireyciliğinin bir uzantısıysa [Almanya’da o] Alman romantizmi ve felsefi idealizmin bir tasarımıdır… Sosyal Darwinizmin Almanya’da almış olduğu biçim ırkçı fikirlerle karışmış doğa-gizemciliği ve doğaya tapmanın sözde bilimsel bir dinidir.[2]

Bu sosyal Darwinizmin ırkçılığa ‘bilimsel’ bir temel veriyormuş gibi görünmesinden dolayı Nasyonal Sosyalizm onun çabuk yayılan ırkçılığı için ‘bilimsel’ bir temel sağlayarak ağırlıklı olarak ondan türer. Hitler Mein Kampf’da, örneğin, şöyle yazar: İnsanlar “yüksek varoluşlarının köklerini birkaç çılgın ideoloğun fikirlerinden değil, doğadan alır ve doğanın sert yasalarının acımasız uygulaması ve bilgisine borçludur.” Bu ‘yasaların’ arasında: “Doğa dünyevi yaratıkların ırksal saflıklarını dikkate alarak genellikle belirli bir şekilde ıslah edici kararları alır. Onun orospu çocukları için sevgisi azdır.”[3] Totaliter rejimlerini kurmak ve jenosit yapmak için Naziler bireyi esas olarak geniş bir bütünün parçası, ‘tüm Volk’ ya da ‘Volk Cemaati’nin parçası kılarak, kozmos ve birey arasında Volk’un aracılık ettiği yaygın ideolojiyi kullanır.

Bugün Ernst Haeckel’in 1860’larda ekoloji kavramını bulduğu, ekoloji eylemcileri arasında iyi bilinir; daha az bilinen şey ise Gasman’ın ifade ettiği gibi Haeckel’in on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Alman sosyal Darwinizminin sözcüsü olduğudur. Alman sosyal Darwinizmi bundan dolayı neredeyse hemen ekoloji kavramıyla evlenmiştir. Haeckel aynı zamanda gizemli ırkçılığa ve milliyetçiliğe inanan biridir bundan dolayı Alman sosyal Darwinizmi başlangıçtan itibaren sözde bir biyolojik temelde milliyetçilik ve romantik ırkçılıktan ödünç alınan politik bir kavramdır. Hakikaten Gasman’ın iddia ettiği gibi, ırk bakımından esinlenmiş sosyal Darwinizm Almanya’da onun yaratılması için hemen hemen Haeckel’e bütünüyle borçludur… Onun düşünceleri emperyalizm, romantizm, anti-Semitizm, milliyetçilik ve ırkçılık akımlarının koyu ideolojilerini birleştirmeye hizmet etmişti… Volkizmin esas olarak irrasyonel ve gizemli fikirlerini lehinde bilimi tüm ağırlığının kaybolmasına neden olup aşağı düşüren Haeckel’di.[4]

Haeckel’in kendisi insansı olmayan doğadan İnsan toplumlarına ‘ırksal temizlik’ ve ‘seçici üreme’ gibi kavramları nakledip öneren kişiydi.

Haeckel’in yaşadığı günlerden bu yana ortaya çıkmış olan yaygın farklı bilimsel ekoloji kavramlarına karşılık bugünün eko faşistlerinin kullandıkları ‘ekoloji’ özellikle Haeckel’in sosyal Darwinizmidir.  1975’te en çok satan kitabı olan A Planet Is Plundered: The Balance of Terror of Our Politics (Yağmalanan Bir Gezegen: Politikalarımızın Terör Dengesi) adlı kitabında belki de ekolojiye dair net sosyal Darwinist yorumları yapan, bugünlerde en önde gelen ‘ekolojik’ ırkçı-sosyal Darwinist eski bir Hristiyan Demokrat parlementer olan Herbert Gruhl’[5]dür.[6] 1970’lerin sonları ve 1980’lerin başlarında Gruhl yeni kurmuş olduğu Green Action Future (GAZ) (Gelecek İçin Yeşil Eylem) yeni bir politik grupla Alman Yeşillerinin oluşumuna katıldı. Charlene Spretnak ve Fritjof Capra’ya göre ”Ne sağız, ne de sol; en öndeyiz” sloganını yaratan Gruhl’dü.[7] 1980’lerin başlarında Gruhl’ün GAZ’ının da dâhil olduğu aşırı sağcılar Yeşil Parti’nin yönetimi için solcular ve merkezcilerle çatıştılar. Nihayetinde merkez-sol kontrolü ele aldı. “Bu Yeşillerin kuruluş safhalarında solcu temayüllerin itibarınaydı,” diye yazar Ditfurth, “Aşırı sağcılar ve neo-faşistler zamanında endişe verici oldukları gibi ekoloji politikalarını teslim almaları engellenmişti.”[8]

Sonunda kaybeden Gruhl, Yeşillerin “solcu bir kurtuluş ideolojisinin lehine ekolojik kaygıları” bırakmış olduğu sonucuna vardı ve partiden ayrıldı. Fakat ekoloji anlayışı için mücadele etmeye Yeşillerin dışında devam etti; aşırı sağcı arkadaşı Baldur Springmann ile 1982’de Ekolojik Demokratik Parti’yi (ÖDP) kurdu ve ekolojiyi faşizme yönlendirerek, ‘ekolojik’ bir meşruiyetle nüfus politikalarıyla ve ırkçılığa kucak açarak en programlı eserini yazdı. 1989’da ÖDP parti kongresi partiyle NDP ve Cumhuriyetçiler arasına resmen bir mesafe koymaya cüret ettiğinde, bu ‘solcu zafer’ Grühl için çok fazlaydı ve başka bir grup kurmak için ayrıldı. 1980’lerin ortalarından bu yana Grühl pek çok Neo-Nazi ve Holokost’u inkâr eden etkinliklerin misafir konuşmacısı olmuş ve ‘ekoloji’ üzerine kitap yayınlamaya devam etmiştir.

Grühl’ün sosyal Darwinist ‘ekoloji’si insanı biyolojik niteliklere indirger ve doğa ‘yasalarını’ topluma uygular: “Yaşayan doğada uygulanan tüm yasalar, insanların kendisi yaşayan doğanın parçası olduklarından dolayı genellikle insanlara da uygulanır,” diye iddia eder.[9] Bu ‘doğal yasalar’ insanların mevcut toplumsal düzeni olduğu gibi kabul etmeleri gerektiğini buyurur. Tahakküm, hiyerarşi ve sömürü kabul edilmelidir, “Herhangi bir yapay şey onu temizlemeksizin kuğu beyazdır. Karakarga siyahtır ve her şey kendi ölçüsünde doğal ve yerindedir. Bu iyidir. Adaleti örgütlemek için… İnsanların tüm uğraşları açıkçası umutsuzdur.”[10] İnsanlar “her yaşam biçimi kendini değiştirilemezliğine uyduğundan” dolayı onları değiştirmek için boşuna teşebbüslerden bulunmak yerine var olan şartlara uyum sağlamalıdırlar.”[11]

Eğer toplum doğaya göre kurulsaydı, “ıssız doğada avlanma bölgelerinde eğer bir hayvan sürülerin yazılmamış yasasını çiğnerse ve kendi yoluna giderse genellikle bu bağımsızlığını yaşamıyla ödediğinden”[12] dolayı kültürün de kendi var olan normlarından sapanlara karşı çözümü başlatacağına inanır Grühl. Dahası kültürler birbirinden ayrı tutulmalıdırlar: “Pek çok kültür aynı bölgede bir araya getirildiğinde, sonuç birbiriyle çatışma içinde birbirileriyle yan yana yaşıyor olacaktı ya da… Her birbirine karışma ile değerleri daha da azalan bir karışım olarak, son tahlilde hiçbir değeri kalmayıncaya kadar entropiye uğrayacaklardır.” Kültürel ayrılmanın nedeni de ‘doğal yasa ’ya dayanır, “Özellikle ekoloji’de var olan bir entropi yasası vardır ve bu yasa insan kültürleri içinde geçerlidir.”[13]

Gruhl gelecek yıllarda kürenin her tarafında kültürlerin yaşamaları anlamında varoluş için bir sosyal Darwinist mücadele olarak hayatta kalmak için mücadele edeceklerine inanır. “Geleceğin savaşları yaşam için basit temel ihtiyaçların paylaşımı -yani, beslenme temelinde ve artan bir şekilde meyveler için değerli topraklar için- üstüne olacak. Bu şartlar altında geleceğin savaşları daha önceki tüm savalardan çok daha korkunç olacak.”[14] Yaşama dair beklentileri en iyi olan insanlar en iyi silahlanmış olanlar ve kendi kaynaklarını en iyi koruyanlar olacak; “Yaşam standardını düşük tutarken, kendi askeri hazırlıklarını en yüksek seviyeye getirerek başarılı” olanların “çok büyük avantajları olacak.”[15]

Bu mücadelenin faydası için Almanlar sadece silahlanmamalılar aynı zamanda ikamet eden insanların sayısını düşük tutarak çevrelerini de korumalılar: “Ekolojik eşitliğe tecavüz etme ve doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi [Lebensäume] doğrudan nüfus yoğunluğuyla alakalıdır.”

Üçüncü Dünya’daki “aşırı nüfus” her hâlükârda “bir nükleer bomba” ile kıyaslanabilir “bir imha kapasitesi” ile Almanya’ya giren “iş arayanlar ordusunu” üretmiştir diye yazar Grühl. Bu, “insanlığın deprem dalgası Avrupa’da “tüm düzenin bozulmasına” neden olacak baş tehdittir. Üçüncü Dünyalı göçmenler bundan dolayı “daha önceki yüksek uygarlıkların sahip oldukları gibi kendi halkının dejenerasyonundan dolayı değil, süreklilik arz eden dünya yüzeyinde insan kütlelerinin devamlı surette taşmasından; bir fizik yasasından dolayı yok olacaklarından” Avrupa kültürünü tehdit ediyor.”[16] Bundan dolayı Federal Almanya Cumhuriyetinde göçmenler için yer yoktur: “Yüksek nüfus yoğunluğundan dolayı dünyada en yoğun yerleşimi olan ülkelerden biri olan Federal Almanya Cumhuriyeti göçmenler için gidilecek bir ülke olamaz.”[17] Bu nedenden dolayı Gruhl “ekolojik nedenlerden hareketle göçe bir son verilmesini” ister.[18]

Gruhl’a göre, “Doğal yasalar” Üçüncü Dünya’dan göçler için bir çözüm sunar. Özellikle “doğal yasaya tecavüz edilmesine dair ödenebilecek kabul edilebilir tek değer ölümdür. Ölüm eşitliği sağlar; bu gezegen üzerinde fazla büyümüş olan tüm yaşamı budar. Bundan dolayı gezegen tekrar bir kere daha dengelenir.”[19] Onun bakış açısına göre onların yaşamlarının “bizim kendi yaşamımızdan tamamen farklı bir bakış açısına bağlı olmasından; çocuklarının ölümleri gibi kendi ölümlerini de kader olarak kabul ediliyor olduğundan”[20] dolayı Üçüncü Dünya insanı Allah’tan bu öldürücü çözümü kabul eder.

Gruh’ün demokrasinin bu problemlere gönderme yapan en etkili yol olduğunu düşünmediğini söylemeye gerek yok. Nihayetinde bu durum “gelecek yıllarda acil olarak dikkate alınacak ve sürekli bir acil durum üreterek, yaygın kılınacak teşebbüslerdir.”[21] Milliyetçi Devrimcilerin en iyi yayınlarından biri olan Junge Freiheit (Young Freedom) Genç Özgürlük’ün editörüyle yapılan bir röportajda Gruhl’a, yaşamı ve çevreyi koruma problemlerinin demokrasi içerisinde çözülüp çözülemeyeceğine dair soru sorulmuştu. Şöyle yanıtlamıştı: “Muhtemel hayır. Çünkü demokrasiler Zeitgeist’i [Belli bir çağın genel duygu ve bakış açısı –çn-] takip ediyorlar ve bugün dünyanın tüm ülkelerinin Zeitgeist’i yaşam standartlarını yükseltmektir. Buna dair uyarılar yapan partiler ve tüketimi kınayan taraftarların çok az şansı var görünüyor.” Gruhl bunun yerine ülke içinde ve uluslararası olarak “güçlü bir devlet” – hatta mümkünse “diktatörce güçleri olan” bir devlet – ister.[22]

1991’in sonbaharında Aşağı Saksonya’nın Çevre Bakanı Herbert Gruhl, oldukça prestijli devlet onuruyla ödüllendirdiğinde pek çok gözlemci şaşkına döndü. Bakan Monika Greifahn, “Gruhl, Uluslararası en çok satan A Planet Is Plundered adlı kitabıyla kamunun politik vicdanında çevrenin korunması ve bakımına dair fikirleri öne çıkardı,”[23]dedi.

Özgürlüğün Toplumsal Bir Ekolojisi

“Mistik ve biyolojik bir ‘ekoloji’ tarafından meşrulaştırılan milliyetçiliğin ve otoriterliğin bir bileşimi, karizmatik bir lidere özlem toplumsal olarak potansiyel felakettir. Tıpkı völkisch hareketi gibi nihai olarak Nazi hareketine kanal olur, böylece eğer mistisizm tarafından tehlikeli bir politik yönelime çekilerek oraya kanalize oluyorlarsa bu kavramların uygulandığı toplumsal hareketler de politik ve sosyal felaketler için kendi potansiyellerinin farkında olmalıdırlar.

 “Modern toplumlardan yabancılaşma ve doğal dünya sevgisi tek başına masumdur ve meşru fikirlerdir. Onlar kitle katliamları için yer değiştiren tarihsel bir sorumluluk katiyetle değildi. ‘Ekoloji’ ne sosyal Darwinist ırkçı bir ormanda ya da kabilevi, bölgesel ve milliyetçi çizgiler yanında politize edilmiş olarak bir yorumla sınırlıdır ne de doğuştan anti rasyonel mistik bir kavramdır. Sonuç olarak ekolojik kriz oldukça zor boşa düşürülebilir; kendisi oldukça gerçektir ve hızlı bir şekilde kötüleşiyor. Gerçekten de ekolojinin politize edilmesi sadece arzu edilen bir şey değil aynı zamanda gereklidir de.

 “Bu makale Federal Almanya’da ‘ekolojik’ sağ üzerine odaklanmış olmasına rağmen, ‘ekolojik’ faşizm bu ülkede oldukça sınırlıdır. İngiltere’de Ulusal Cephe’nin bir kanadı şöyle yayın yapar, “Irkı muhafaza etmek yeşildir!” ABD’de adı çıkmış beyazların üstünlüğünü savunan Tom Metzger şöyle belirtir:

Beyaz ırkçı hareket içerisinde artan miktarda genç insanın ekolojiyle oldukça ilgili, hayvanlara eziyet edilmesine karşı koruyucu ve benzeri şeylerle alakalı olduklarını fark etmiştim ve nüfusun sadece yüzde 10’u olan beyaz adam, beyaz kadın’ın dünyadaki durumunda belirsiz durumumuzun daha da farkında olanlar olarak, biz kurtlara ve diğer hayvanlara sempati duymaya ve onlarla daha fazla empati yapmaya başlarız.”[24]

 “Meslektaşı Monique Wolfing aynı fikirdedir: “Evet, doğal olarak. Biz onlarla aynı durumdayız. Neden bir şeylerin bizim için yaratılmış olmasını isteriz ve doğanın tahrip olmasını seyrederiz? Doğayla elele çalışıyoruz ve kendi ırkımızı korumaya çalışmamızın yanı sıra doğayı da korumalıyız.”[25] Kesinlikle faşist olmayan ünlü Amerikalı derin ekolojist Bill Devall bakış açısına göçmenlik karşıtı temaların girmesini kabul eder: “Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da nüfus dengede tutulmaya başlanıyorken” açık bir rahatlamaya dikkat çeker. “İç-göç” te bir ikaz vardır. Devall “Latin Amerika ve Afrika’dan Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’ya geniş ölçekli iç göçü haklı kılan” herkesi, “insanlığı yerinden etme”[26] suçunu işleyenler olarak gördüğünden şiddetle eleştirir.

 “Açıkça görünüyor ki önemli olan, bir ekoloji politikasının nasıl tasarlandığıdır. Eğer Yeşil slogan, “Ne soluz, ne de sağ, öndeyiz” daima anlamlıysa ‘ekolojik sağın’ ortaya çıkışı sloganın kesinlikle iflas ettiğini ifade eder. Özellikle net, tutarlı bir anti-kapitalist konumlanışı olan, demokratik ve anti hiyerarşik bakış açısına sıkıca kendini adamış Ekolojik bir sol’a acil ihtiyaç vardır. Aydınlanmanın -özellikle onun devrimci liberter dallarının- parçası olan ve gerçekten toplumsal baskının eşitlikçi eleştirisini yapan,  rasyonel, hümanist ve sol enternasyonalizminin sıkı kökleri olmalıdır.

 “Fakat bir ekoloji doğrultusundaki politika, onların yorumları meymenetsiz sonuçlara hizmet edebileceğinden dolayı biyolojik fenomenlerle dikkatlice uğraşmalıdır. ‘Doğaya saygı’, ‘derin hürmet’ anlamına geldiğinde ekolojik politikalar ‘Yeşil Adolfların’otoriter sonuçlarla etkili olarak kullanabildiği bir dine dönüşebilir. ‘Doğa’, sırası geldiğinde sosyobiyoloji’nin ‘genin ahlakı’, ‘ırksal saflığın’ görkemi, ‘Heimat’ın sevgisi’, ‘kadının eşit doğası’ ya da ‘Buzul çağının bilinci’ni meşrulaştırmak için bir metafor olur. Kültürel düzenleme tepki için yaratılır. ‘Ekolojik’ faşizm siniktir fakat gerçekten de ekolojik laf kalabalığı yoluyla Aydınlanmanın en iyi elemanları ‘dışardakiler’ ya da ‘yeni’ olanların gelenekselleşmiş korkularıyla bugünkü çevre problemleri için gerçek kaygılarla mistik olarak bağlantı kurmak için politik olarak potansiyel etkisi olan bir girişimdir. Otoriter aldatmacaları, sosyal ekolojinin göstermiş olduğu gibi bugünün ekoloji hareketlerinin kaderi olmamalı. Fakat eğer eko mistikler, eko primitivistler, insanları sevmeyenler ve anti rasyonalistlerin kendi yolları varsa onlar onun kaderi olabilir.

Çeviren: Alişan Şahin

Edit: Zeynep Turgut

[1] Alıntılar Anti-EG Gruppe Köln, "Mit 'LebensschützerInnen' und RassistInnen gegen EG und Kolonialismus? Anmerkungen zur ÖDP und anderen 'BundnispartnerInnen' in der Kampagne '92," ÖkoLinX: Zeitschrift der ökologischen Linken 6 (July-Aug.-Sept. 1992), pp. 11 and 19, translated into English as "Should We Work in Coalition with 'Right-to-Lifers' and Racists?" Green Perspectives, no. 27 (Aug. 1992), pp. 2-6

[2] Daniel Gasman, The Scientific Origins of National Socialism: Social Darwinism in Ernst Haeckel and the German Monist League (New York: American Elsevier; London: Macdonald & Co., 1971), pp. xxii-xxiii

[3]Adolf Hitler, Mein Kampf, trans. Ralph Mannheim (Boston: Houghton Mifflin, 1943), pp. 288, 400

[4] Gasman, Scientific Origins, p. xxiii

[5] Gruhl’ün eleştiriş için bkz.: Anti-EG-Gruppe Köln, "Mit 'LebensschützerInnen'"; Antifa-Gruppe Freiburg und Volksfront gegen Reaktion, Faschismus und Krieg, eds., Beitrag zur Kritik des Ökologismus and Beitrag zur Ideologie und Programmatik der ÖDP (Cologne: GNN-Verlag, 1989); and Ditfurth, Feuer, pp. 151-69.

[6]Herbert Gruhl, Ein Planet wird geplündert(reprint Frankfurt/Main, 1987; original, 1975).

[7] Charlene Spretnak and Fritjof Capra, Green Politics (New York: E. P. Dutton, 1984), p. 15

[8] Ditfurth, Feuer, p. 152

[9] Bkz., e.g., tageszeitung (7 Nov. 1991)

[10]Alıntılar Antifa-Gruppe Freiburg, Beitrag, p. 30.

[11] Herbert Gruhl, Das irdische Gleichgewicht(Munich, 1985), p. 127; Antifa-Gruppe Freiburg,Beitrag, p . 27; and Anti-EG Gruppe Köln, "Mit 'LebensschützerInnen,'" p. 10.

[12]Alıntılar Antifa-Gruppe Freiburg, Beitrag, p. 35

[13]Antifa-Gruppe Freiburg, Beitrag, p. 68

[14]Alıntılar Ditfurth, Feuer, p. 159

[15] Gruhl, Ein Planet, p. 322f

[16]Alıntı Antifa-Gruppe Freiburg, Beitrag, p. 114f

[17]Alıntı Anti-EG Gruppe Köln, "Mit 'LebensschützerInnen,'" p. 11

[18]Herbert Gruhl, "Die Menschheit ist am Ende,"Der Spiegel 13 (1992), pp. 57-58

[19]Alıntı Anti-EG Gruppe Köln, "Mit 'LebensschützerInnen,'" p. 11

[20]Alıntı Anti-EG Gruppe Köln, "Mit 'LebensschützerInnen,'" p. 10.

[21]Gruhl, Ein Planet, p. 110

[22]Herbert Gruhl, Himmelfahrt ins Nichts (Munich: Verlag Langen Müller, 1992), p. 242. See Thomas Ebermann's criticism, "Massakriert den Armen!"Konkret ( June 1991), pp. 36-37, translated into English as "Massacre the Poor!" Green Perspectives, no. 27 (Aug. 1992), pp. 6-7

[23]Alıntı Antifa-Gruppe Freiburg, Beitrag, p. 113

[24]Alıntı Reimar Paul, "EK III in Grün-Braun,"Konkret [Hamburg] (Dec. 1991), pp. 35-36

[25] Alıntı Paul, "EK III," pp. 35-36

[26] Tom Metzger, Alıntı Elinor Langer, "The American Neo-Nazi Movement Today," Nation (16-23 July 1990), pp. 82-107, at 86

Önceki Yazı:Adını Doğru Koymak: İnsan Merkezcilik – Dilaver Demirağ
Sonraki Yazı:Anarşistler, Eş Seçimi ve Diğer Karışık Mevzular – Kıvanç Erdem
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...