Anarşistler, Eş Seçimi ve Diğer Karışık Mevzular – Kıvanç Erdem

Anarşistlerin kafa karıştıran meselelerinden biride eş seçimi durumlarıdır. Dışarıdan ön yargıların dışında da kendi içlerinde de ihtilafa neden olan konu evrimsel “eş seçilimi” tanımı ile de karışarak olmadık kafa karışıklıklarına, münakaşalara ve yine aynı eş seçilim kanunları ile güç ve sahiplik temelli kavgalara kadar yürümektedir. Yeterli açıklama yapılmaz ve üzerinde açıkça konuşulmazsa yine aynı eş seçilimi kanunlarının öngördüğü gibi “kavgalar” ve “silahlar” devreye girdiğinde ise bunda şaşılacak ya da bayağı bulunacak hiç bir yan yoktur.

İnsanın moderen toplumsal bilinci bu kavga ve silahları, olmadık bir iş olarak değerlendirse de görmemiz gereken şey; toplumsallığın sadece hissedilen değil yine kendisinden ötürü açıklama da isteyen bir mesele olduğunu sektirirsek, tür bilincinden ilerleyen bu gayet tabii olan seçilim kavgaları yine gayet tabii olarak sürüp gidecektir. Öyleyse tabii olanda sıkıntı nedir?

Hemen öncesinde işaret ettiğim gibi; hissetmek ve açıklamak meselesidir. Ön kabulüm; eğitimin, pratikte, bilgiden ve gerçeklerden üstün geldiği. Bu da tartışmaya açık olsa da burada irdelemeyeceğim. Açıklama ve tartışma olmadığı sürece hissiyat, kolaylıkla şekil de değiştirebilecek, kafa bulandırıcı bir etken olacak. Ortalama bir insan ise (mesela ben) anarşist özgüveni ile birlikte bir kaç kaideyi de kullanıp pekala, tastamam olmasa bile, sorulara cevap verebilecek ve bir kısır döngüden çıkıp yeni sorular elde edebilecek sonuçlara varabilir.

Dışarıdan bir yargı olarak: “Rakçılar veriyomuş”

Burada önyargı diyebileceğim kısım “rakçı” olmamız kısmıdır. Yoksa evet; “veriyoruz.”

Üstelik genetik havuzu oldukça geniş bu coğrafyada hayli besili bireyler olarak toplumca zaten her fırsatta “veriyor” ve olmadı aklımızdan çıkartamıyoruz. Yani ki bu anarşistlere has bir hal olmadığı gibi eğitim seviyesi ya da sınıfsal durumla alakalıda değil; Milli değerlerimizden biri. Görüş, eğitim, sınıf gibi etkenler daha çok; kaçmak, nikahlanmak, cinayet, kürtaj ve benzeri durumları etkiliyor.
Anarşistlerde cinsel özgürlük ve fikri, olması beklenenin bile çok çok altlarındayken yine de kalabalıkların çok çok üzerinde. Haliyle bu “anarşist mecraları” bir cazibe merkezi olarak da kılıyor. Sorun şu ki anarşistlerin pragmatist dünyası ve bir çok meseleyi olduğu gibi, bunu da sadece olduğu kadar yaşayan ama pekte irdelemeyen bir yanı var. Bu durumuna, dı ışarıdan bakınca olduğundan çok farklı gözüken ve cazipliğiyle insanları çeken üstelik yine sadece mecra olarak gösterebilir yanı eklenince, sorunu kat kat büyütüyor.

“Mecra” ergen stajyerler için eğreti gelinler, odalıklarla doluyken bu asalaklıklara karşı, üyelerin sert tutumu ise 90’larda rak barlarda umduğunu bulamayan büyüklerini hatırlatırcasına (aradaki fark olarak; onların çoğu erkekti şimdiyse tam tersleri ile karşı karşıyayız) onları da isimsiz bir öfkeyle dolduruyor. Bu anarşizmden beklenen; enerjiyi değerlendirme biçimlerine, bireyler yaratma çabalarına tamamen zıt şekilde işliyor.

İçeride işler karışık: İlişki Emekçileri Derneği çalışıyor!
Yıllar var; tek ve çok eşlilik arasında kesin bir seçim yapması adeta zorunluymuş gibi bastırılan anarşist üyelerin ise kafası karışık. Gönül meseleleri ve uçkur meseleleri önemli; gerçekten çok önemli. Her anarşist, kendini anarşizm üzerinden ifade etmeye başladığı andan itibaren kafası bir yandan bu sorunsala harıl harıl çalışmaktadır.

Bekleneni yapıp ya da zaten yapmış olup tarafını seçenlerin kafası yine de sanıldığı gibi rahat değildir zira bu müsabakada karşı takımın fanatiklerinden biriyle karşılaşıp faka basmak an meselesidir.

Ba(ğ)zı tek eşlilerin görüşüne göre anarşist zaten yiğit, mert, cesur demektir. Yamuk yapmayacağı gibi elalemin helaline de yan gözle bakmaz, ilişmez.. Tıpkı hak ettiği kazancına bakmayacağı, ilişmeyeceği gibi. Bu bir çok ahlaki söylemle desteklenir, süslenir. Bir yandan da esas olarak, her hangi bir çalışma grubu içinde çalışmanın kendisini sekteye uğratacak sorunlardan dem vurulurken, “sorunlar” diye işaret edilenler, kırk türlü rezaletten, hır-gürden başkası değildir. Bu haliyle “ahlaki ve siyasi” şekillerde irdelenen sorun, performans sorunundan başka bir şey de değildir.

Tek eşilikte diğer örnekleri ise yaşam işleyişlerinin böyle olmasından, sürmesinden zaten memnun olanlardır. Bu masumane tercihin çok irdelenir bir tarafı olmadığı gibi böyle üyeler kendilerini ve başkalarını da aynı saf duygular ile pek irdelemezler. Yaşadıkları ve/ ve ya beklentileri budur, bunu talep ederler, o kadar. Elbette tartışmaya katılmak istediklerinde her birinin söyleyecek ayrı ayrı sözleri var ki onlardaki inanç ve romantizm hepimizi etkileyebilecek türdendir. Ne mutlu onlara; mütevazi hayatlarında aşkta aidiyet ve teslimiyet duygularıyla sukut içinde yaşarlar ya da bunun için çabalarlar.

Çok eşliler için ise malum, bunun başka bir oluru yoktur diyenleri gibi zaten uygulananı açıkça savundukları için mağdur edildiklerini düşünenler de haksız sayılmazlar.

Çok eşlilik genel ve kasti olarak “çok kadınlılık” üzerinden eleştirildiği için devletler arası hukuklarda bile bu maksatlı yönlendirme ile “aşağılayıcı” olarak anılır. Monogam savunucusu psikiyatr, psikolog gibi unvan sahiplerinin yorumlarında ise çok eşlilik; sorumsuzluk, iradesizlik, arzu doyumsuzluğu, kontrolsüzlük gibi yaftalarla hor görülür.
Batının islamofobi ve etnofobi üzerinden de faydalanarak çok eşliliği, “çok kadınlılık” üzerinden göstermeye çalışması, dini, politik ve kadın kuruluşlarından böylece destek alması az önce geçtiğim gibi maksatlı olduğu gözden kaçmayacak ama yine de onlar için işe yarar bir çalışmadır.

Sıhhi bahaneler ve salgın hastalıklarla ilgili araştırmalar, yorumlar ve iddialar ise kendi ulusunu medeni ve temiz gösterirken bu işi doğulunun ya da kara/sarı adamın yaptığı bir vandallık içeriği olduğunu, kara ve sarı kadınların ise “Ungeziefer” olduğu düşüncesini kafalara kazımak için yıllardır kullanılır.

Hem de çok eşliliğin; performansı yüksek, masrafı az kalabalıklar kurmak için bunca çabalarken, “Sosyal-devletlerin” sağlık ve sosyal destek sorumluluklarına binlerce ek külfet getireceğini hesaba katmak bile kara-propagandaların tek başına sebebi olabilir. Tüm bunların arasında evlilik destekleri, çocuk yardımları ve geç emeklilikler, yetersiz çalışma güvenlikleri, topraksızlaştırma arada kaynayı verir. Nereden nereye mi bağladım? Lütfen tekrar düşünün ve bunu, kısıtlı yazma kabiliyetimi göz önünde tutarak, haliyle konumun selameti için ayrı bir başlıkta tartışmaya açalım.

Burada memeliler sınıfında, insan türündeki bu monogam saplantının ve çalışmanın bir örneğini daha bulmanın çok zor olduğundan filansa hiç bahsetmiyorum. Çünkü İbrahimin yoldaşları bu akrabalığı en baştan kestiler. Yine de bu konudaki bazı tartışmalara destek gösterildiğini bildiğimiz için hatırlamak lazım; memeliler sınıfında bu iş pekte kentlinin tasavvur ettiği gibi yürümez.

Dünya ailesinin bağlarına önem verenler içinse söyleyeceklerim halen daha var.

İnsanlar arasında insanlar: Anarşistler yeni bir hayatı evriltirken

Evet, ahlakçı arkadaşlarımızın da söylediği gibi anarşist tanımı  bir çok fazileti içerisinde taşır. Örneğin, verilen sözlere sadakate önem verilir. Elbette anarşist felsefenin -genelde- savunduğu gibi insan olma değerleri içerisinde. En azından ben, insana insan olmasından daha yüksek bir değer verilmesine/ yüklenmesine zaten en baştan karşı olanların arasındayım.

Bugün genel olarak devletler ve şirketler olarak cismanileştirdiğimiz, otorite adıyla şeytanlaştırdığımız anarşizmin temel düşman bildikleri kurumlar, her ne kadar doğru varsayılsa bile ana hedeflerimizmidir, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da sormaya devam edeceğim. Zira bir çok bilgenin aksine bazılarımız bu soruya henüz açık cevaplar bulabilmiş değil; ben de bunlardan biriyim. Yine de bildiğimiz kadarını bulandırmadan “tahakküm” diyerek geçiştireceğim kurumsallaşmalara karşı aşağıdan organizasyonumuzda biricik temelin güven ilişkisi olduğunu unutmamalı ya da hatırlamalı  ve yahut onu işlemlerimizde nasıl kullanacağımızı iyi tartmaya devam etmeliyiz.
Malumunuz olduğu için kısaca geçiyorum; bugün tüm tahakküm aygıtları, insan neslinin birbirlerine karşı güvensizliğinden ve öbür yandan ,ettiğini bulacağından emin olarak, dünyaya karşı korkusundan kaynaklanıyor. Birbirimize güvenmiyoruz, kendimize hiç güvenmiyoruz. Sürekli sevgiden, barıştan, huzur dolu günlerden bahsedip gergedan boku tepecikleri oluşturuyoruz.

Geçici uygulamalarını “yasa” diye dayatan, güvensizliği ören ve uygulayan tek tür olarak  düşman bizleriz. Eğer anarşizmin saldıracağı bir ana hedef varsa bunun kendi keşifçilerinin türü olduğunu düşünüyorum.

Burada belirteyim; Anarşizmin keşifçilerini tüm “yasa” kurgucularından ayırıyor ve böylece anarşiye yürüyenleri, sadece ve tamamen anarşistler olarak görmeyi de baştan kabul etmiyorum.

Türümüzden kimi keşifçilerin uygun gördüğü ya da kabul ettiği tanım olarak anarşizm tanımını Yer ailesine sadakat olarak ele alıyorum. Anarşi, Yerin yasalarına türümüzce münasip görülmüş -ama yeterli, ama değil- tanımdır diyorum. Böylece de Yasayı anlamanın ve uygulama şartlarını oluşturmanın elimdeki tek çaresi olarak “güven”i incelemeye ve merak etmeye, öyle gözüküyor ki ömrüm boyunca, devam edeceğim.

Aslına bakınca benimle aynı fikri paylaşacağınızı sanıyorum; eş seçimi gibi basit bir mevzu ve onu çözememek bile Yasayı anlayamıyor olmamızdan kaynaklanıyor. Hatta, Yasanın bu ufacık emirlerini bile işitemiyor olmamızla birlikte, kendimize anarşist demekte ısrar etsek bile anarşiye yürüyüşümüz tamamen şüpheye düşüyor.

Evet okur; anlayacağın üzre başlarken de, henüz ilerlerken de meselem senin mercimeğin, sıcak suyun değil; meselem çok basit bir meselede dahi ne halt edeceğimizi bilemeyişimizle. Yoksa kimin donu kimdedir beni ırgalamaz olduğunu ya biliyorsunuz ya da anlamışsınızdır.

Yanlış bir eğitimin kurbanı olduğumuzu ve artık bunun her huyumuza işlemiş olduğunu görüyorsunuz. Bu saldırı ve işkencelere maruz kaldık ama yolumuz keşfetmenin yoludur. Hem de belki bugüne kadar bulunmamış olanı. Belki de icat etmenin yolu.. Zira insan türünü diğer türlerle mukayese ederek çözmeye çalışmanın, böyle öneriler sunmanın kördüğümlerden başka hiç bir şeye yaramadığını gördük. Biz bu ailenin yani Yerin, insan çocuklarıysak da Yasalara öyle ya da böyle tabi olmamız ve buna çağırmamız, türün kişilik özelliklerini de yok saymak anlamına gelmemeli. Tıpkı fazlasını ummanın ya da yüklemenin saplantı olması gibi!

Bir çoğumuzun önerdiği ve benim de desteklediğim yöntem; kurgusal tahakkümün bizlere karşı kullandığı silahı kırmak. O silahın güvensizlik duygusu olduğunu konuştuk. Sevgi ve güven etle tırnak değildir. Hiç olmadı. Bu dayatmanın anlamların içini boşaltmak ve işleyişi imkansız kılmak için yayıldığını anlıyor olmalıyız. Hiç kimseyi sevmek zorunda değilim, kimseye karşı anlayışlı olmak zorunda değilim, sulh içinde yaşamaktan bahsederek vakit öldürmekten sıkıldım, dünya barışının ve ona dair temennilerin tamamen bir vicdan kurgusu olduğunu anladım, iyi niyet ve uzlaşı üzerine söylenen tüm entelektüel gevezeliklerin yalan olduğunu biliyorum. Ve biliyorum ki tüm bunlar aramızdaki güveni sarsmak için.
Bana güvenmeniz için açıkça çoğunuzdan nasıl da nefret ettiğimi söylüyorum. Hiç birimiz sevişmek zorunda değiliz ama ne yapacağımızı bilmek ve açıkça niyet belirtmek aramızda evrensel bir güven duygusu yaratacaktır.

Biliyoruz; ancak o zaman dostluk ve düşmanlık tanımları, yandaşlar ve karşıtlar, arkadaşlar ve hasımlar belli olacak. Arkadaş olmak zorunda değiliz; ne iş yapmak ne de seks yapmak için. Olması gereken ve olacak olanlarla vakit harcamak neden? Kavga etmek için de düşman olmaya, düşman olduğumuz için savaşmaya ihtiyacımız olmadığı gibi mecbur değiliz. Bütün barajlar kötüdür!

İşte, yasa kurgucusu ve ahlakçısı; bir çoğumuzun yıllardır söylemesine rağmen çevrene topladıklarına her nasıl anlattıysan korktukları terbiyem bu. Bu yüzden sana güvenmiyorum ve yürüdüğün yola her ne yapsan, hangi gösteriyi sergilersen inanmıyorum.

İşte sevgili ergen; beklentilerinin muhtemelen hiç birine cevap olmayan ama emin ol bu yükün altına girersen seni daha iyi bir birey yapacak olan terbiyem bu.
Sayın aile kurucuları, müstakbel eşler; işte sizler kendinize yakıştırdığınız anarşizm sıfatlarına rağmen toplum baskısına atfen bahanelerle her evliliğinizde ikişer üçer nikahlar kıyarken, o baskının misline rağmen o nikahlardan birinin bile güvencesinden faydalanamayacak olan eşcinselleri, göçmenleri, kayıtsızları ve dahasını unutmadan birbirinize sorun; “Bizler kimlerin dostlarıyız?”

Anarşistler yeni bir hayatı evriltirken önlerine çıkacak sorunları çözecek açıklığa da sahip olacaktır. Yürüyüşleri buna onları mecbur bırakacak, gerekli emirleri acımasızca verecektir. Biliyorum ki bundan hiç kimsenin şüphesi yok. Örneğin -madem konuyu eş seçiminden açtık- çok eşliliğin yaratacağı sorunlardan biri olan akraba bilmezlik nedeniyle ürümedeki sorunların cevabı tıbbi kan arşivlemesi olacaksa bu yapılacaktır. Çünkü bilim insanlarıyla yapılacak anlaşma, anarşizmin mecburiyetleri ve bireysel ve mesleki terbiyeleri onlara güvenmemizi sağlayacak. Anarşizm, anarşi yasalarını türümüzde uygulamanın bir yolunu er-geç bulacaktır. Sahte ya da safiyane iyi niyetlerle de değil; gerektiği biçimde.

Çekirdek ailelerin azalacak ya da neredeyse yok olacak olması samimiyet, dürüstlük ve dostluk ilişkilerini daha kuvvetlendirecek olması da haliyle muhtemel. Daha büyük bir aileye davetli olacaksınız; üstelik güvenilir!

İrkilen hemşerim; ben ve fikirdaşlarım, insanları daha ahlaklı bir çağa davet ediyoruz oysa! İrkilme, silkelen! Hanidir insanlar ailelerini ve çocuklarını peşin ödenmiş sigorta poliçeleri olarak görmüşken ve ama 21yy’la birlikte özel sigortalar bu kadar da ucuzlamışken senin kutsal bildiğin yöntemler daha devam eder mi sanıyorsun? Yüzyıldır söylediğimize kulak kabartma vaktin geldi; Kapitalizmin her türlüsü krizin kendisidir. Bir şekilde kurtulamazsınız. Eninde sonunda yüzleşeceğiniz şey ufak kırıntılar ve sadece hayatta kalmak için köleleşmek olacak. Taş atamayacak kadar hem de!

İnsan, hürriyetini, Yerin ona sağladığı nitelikleri keşfetmekle ele alacaktır. Halis terbiyesini nihayet yine kendi bulacaktır. Kurgulanmış ve eskimiş olanlardan kurtulmamız gerektiği gibi mistik ve fantastik karanlık taleplerden de kurtulmamız gerektiği sanırım artık bir çoğumuzun ortak fikridir.

Önemsiz olanları; az olanı, para etmeyecek olanı hatta ömürsüz, geçici olanı ihmal etmeyen anarşizm örgüsüne devam ediyor. Kıymet biliyor, değer veriyor. Zira sadece şiirsel değil; latiftirde…

Kıvanç Erdem

Önceki Yazı:Alman Aşırı Sağında Faşizmin Modernizasyonu Ve ‘Ekoloji’ - 3 - Janet Biehl
Sonraki Yazı:“Türkiye’de Anarşizm - Yüz Yıllık Gecikme”den Çıkan Roman
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...