12. Anarşinin Antropolojisi – Anarşist Bahçıvanlar – Harold B. Barclay

Bahçeci toplumlar besin kaynağı olarak aslen bahçecilik faaliyetlerine bağlıdırlar. Bu tarımdan farklıdır, zira tarımda geniş ölçekli bir alan ekip biçilir ve büyük tarlaları işlemek için hayvan ya da makine gücü kullanılır. Bahçecilikte ise sadece insan gücü  kullanılır; sabandansa  kazma çubukları  veya çapa temel araçlardır. Bahçeci halklar kesme ve yakma ya da nöbetleşe tarım yöntemini kullanırlar. Bu yöntemde arazi önce yakılıp çalı ya da ormanlardan temizlenir. Sonra da, ta ki artık iyi ürün vermeyene dek, arkası arkasına ekilir. Verimsizleştiği zaman tarla terk edilir başka bir toprağa geçilir. Bunun anlamı, bahçecilerin normalde yerleşik topluluklar olmalarına rağmen, bilhassa çoğu avcı toplayıcıyla kıyaslandığında, tarlalarına yakın olması için ara sıra köylerinin ve evlerinin yerini değiştirmek zorunda kalmalarıdır.

Bahçeciler genelde belli sayıda ürün  üzerinde  uzmanlaşırlar. Kuzey Amerika’da mısır, fasulye ve kabaktan oluşan bir kompleks vardır; Yeni Gineliler aslen farklı türdeki tatlı patateslerden oluşan bir çeşitlemeye dayanırlar. Bahçe ürünlerini genelde avcılık ve toplayıcılık faaliyetleriyle desteklerler; bazı örneklerde bu faaliyetler bahçe ürünleri kadar yiyecek sağlar. Başka bir besin kaynağı da evcil hayvanlardır. Yeni Gineliler bilhassa domuz bakımına ciddi bir zaman ve enerji harcarlar; kızarmış domuz eti başta gelen şenlik veya ayin yiyeceğidir. Sahra Altı Afrika’sında bahçeciler genelde sığır, koyun ve keçi yetiştirir. Bununla birlikte, Amerikan Yerlileri arasında hayvancılık hiçbir zaman önemli bir yer tutmamıştır  ve fiilen tüm hayvansal proteini av hayvanlarından karşılarlar.

Bu tarz bir geçim ekonomisi avcı toplayıcılar arasında bulunmayan çeşitli kültürel buluşlara bir zemin sunar. Bazı Afrikalı bahçeciler uzman zanaatkârların ve tam zamanlı din görevlilerinin bulunduğu tabakalı, sınıf temelli toplumlar geliştirebilmişler ve bunları demir çapayla işledikleri hayli üretken bahçelerden sağladıkları ürünle yapmışlardır. Amerika’da Aztekler, Mayalar ve  İnkalar aynısını metal araçlar olmaksızın yapmışlardır. Her iki alanda da kısmen yoğun bir nüfus vardı ve Batı Afrika’da bu durum şehirlerin gelişmesini de gerektirmiştir. Kalıcı, saldırgan imparatorluklar doğup yok olmuş ve savaşlar çoğalmıştır.

Öte  yandan, bahçeci topluluklar,  genel olarak bakıldığında, yaşa ve cinsiyete dayalı basit bir işbölümüne bağlı kalırlar. Polinezya gibi bazı yerlerde resmî paye, şef veya yöneticilere doğru evrim geçirildiyse de, muhtemelen çoğunluk “eşitlikçi”dir. Bahçeci toplumların çoğu Service’ın “kabile” tipi toplum sınıflamasına girer.  Kabile, “ortak  bir köken ve gelenekten gelen, kendi geniş topraklarına  sahip olup bu toprakların  kontrolünü  elinde tutan bir insanlar topluluğudur. Fakat bir ölçüde sosyal olarak eklemli olsa da, bir kabile, çeşitli topluluklar hakim bir yönetici otorite altında  birleşmemiş  olduğundan,  modern  bir ulusa benzemez; keza ülke  sınırları da açık bir şekilde ve siyasi olarak belirlen- memiştir. Bir kabile, küçük topluluk bölümlerinin daha yüksek düzeydeki gruplarla birleşmesi suretiyle kendi içinde büyür; fakat, kabilenin en büyük haline ulaşması yapının en zayıf halde olması demektir: Kabile, bu sıfatla, en dayanıksız düzendir, görünüşte bile kolektif bir örgütlenmeye sahip değildir. Kabile başka bir açı- dan da karmaşıklıktan uzaktır. Ekonomisi, siyaseti ve dini, özel olarak bu amaç için tasarlanmış farklı kurumlar tarafından idare edilmez; aynı soydan gelen yerel gruplar tarafından hasbelkader idare edilir: Kabilenin soy ve klan bölümleri, hane ve köyleri, tüm bir sosyal yaşamın yükümlülüğünü taşıyan esnek örgütlenmeler olarak belirmektedir.” Bu ademi-merkeziyetçi,  işlevsel olarak özelleşmemiş  ve segmenter  bir toplumdur  (Sahlins, 1968, viii). Anarşik niteliklere sahip bahçeci toplumların  çoğu kabilesel ve eşitlikçi toplumlardır.  Ama bazıları Fried’ın  onları adlandırdığı şekliyle payeli toplum ya da Service’ın deyimiyle “şeflik”tir.

Anarşik bahçeci toplumların örneklerini Afrika’dan,  Güneydoğu Asya’dan ve Güney Amerika’dan verebiliriz. Sahra Altı Afrika’sında, yukarıda anlatıldığı üzere, kabileler halinde örgütlenmiş sayısız anarşik rejim örneği vardır. Yeni Gine’deki çoğu toplum işleyen anarşi örneğidir; fakat burada sosyal örgütlenme aslen şeflik tarzında olsa da, belli “kabilesel” karakteristikleri de taşır.

A n a r ş i s t  B a h ç ı v a n l a r - Sahra Altı Afrika’sı

Sahra’nın güneyindeki topraklar boyunca yayılmış düzinelerce anarşik toplum vardır. Bunların bazıları tüm anarşik toplulukların en kalabalık olanlarıdır. Bahçeci halklar açısından asıl yoğunluk Batı Afrika’daki Volta Irmağı bölgesi, Orta Nijerya platosu ve Ekvator’un hemen kuzeyinde Orta Afrika boyunca ilerleyen şerittir. Az bir kısmı Güney Afrika’da bulunurken, asıl yoğunluk Doğu Afrika çoban halkları arasındadır (Bkz. V. Bölüm).

Afrika’nın anarşik bahçeci toplumları aslen kıtanın ekvatoral bölgesiyle sınırlıdır – burası ormanların daha fazla olduğu, daha çok yağmur alan bir bölgedir. Kuzeye doğru savan otlaklarının imparator devletlerin gelişimine ve yayılımına daha uygun olduğu kanıtlanmıştır. Burada açık arazide çeçe sineği enfeksiyonu riskinden uzakta süvariler besleyebilir ve bunları hakimiyet aracı olarak kullanabilirlerdi. Ekvator’a daha yakın bölgelerde savanlar yerini sık ormanlara ve nihayetinde yağmur ormanlarına bırakır; bunların ikisi de at yetiştirmeye uygun değildir ve ikisinde de - herkes sadece birer tane kullanabileceğinden, demokratik savaş silahları olan - ok ve yayla savunmaya yönelik bir savaş vermek daha kolaydır. Dolayısıyla, anarşik sistemler, son zamanların yağmacı devletleriyle komşu olana dek rahatça ayakta kalabilmişlerdir (Goody, 1971).

Afrika anarşik rejimleri şaşmaz olarak köleciliğin varlığıyla ve bazen de bir tür parya kastlarıyla nitelenir. İkisinde de o grup içinde var olan insan sayısı çok fazla değildir ve genel sosyal sistem içinde bunların o kadar önemleri yoktur. Köleler daha çok savaş tutsakları ve rehinelerden oluşur ve çok az köle ticareti vardır. Buna rağmen, kadınların olağan aşağı konumları ve ataerkil otoritenin hakimiyetine ek olarak, bir de bu kurumların varlığı, ortada bir yönetim ya da devlet olmasa bile, söz konusu rejimleri elbette ki birer özgürlük vahası haline getirmez. Afrika’da, anarşik ya da anarşiğe yakın toplumlar silsilesi içinde, anarşi ile arşi arasında sayısız geçiş örneği mevcuttur. Bu toplumların çoğunda anarşinin düşüşü ve devletin yükselişi açısından bilhassa önem taşıyan, gizli cemiyetlerin rolü veya yaş mertebeleridir. Batı Afrika’da gizli cemiyet önem taşır. Bunlar gönüllü örgütlenmeler ya da tüm bir yetişkin erkek nüfusunun yetişkinliğe kabulü için tasarlanmış yapılanmalar olabilir. İşlevlerinin büyük bir kısmı topluluk kurallarını uygulamak ve yanlış yaptığına inanılanları cezalandırmaktır.  Dolayısıyla bu, kişinin bakış açısına da bağlı olarak, kendi adaletini uygulamaya yönelik bir tür kurumsal komiteyi ya da çekirdek haldeki polis kuvvetini temsil eder. Aşağıda tartışılan Ibo örneğinde, aksi takdirde anarşik olan bir rejimde, yaş mertebeleri yönetimsel bir işlev görür. Gençlik mertebesine kabul edilenlerin sorumluluğunun bir kısmı, polis olarak faaliyet göstermek ve orta yaş mertebesi mensuplarının başkanlık ettiği köy mahkemelerinin kurallarını uygulamaktır.

Önceki Yazı:“Yükselen İsyanın Barometresi” : Burhan Şayli - Ufuk Özcan
Sonraki Yazı:Anarşizm ve Türkiye’nin Değişmeyen Reel Politiğine Dair Sorular - Alişan Şahin
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...