Fransa'da Anarşistlerin İslamla İmtihanı - Sharife Gemie

FATİMA’NIN DURUŞMASI: ANARŞİSTLER, MÜSLÜMANLAR VE MONDE LIBERTAIRE, 2003-05

Fatima, peygamber Muhammed’in kızıydı. Sömürge Fas’ta Fatima ismi Fransız evsahipleri tarafından kadın hizmetçiyi ifade ederdi. Sömürge Cezayirde ise bir fahişeyi anlatırdı. Bugün, aynı kız Fransa’da yaşamakta ve gazete başlıklarının konusunu oluşturmaktadır. Yakın zamanlarda o, iki tane davada görüldü. Bu makalenin konusunu bu davaların ikincisi oluşturacak.

Birinci duruşma 2003’ün sonu ve 2004’ün başında, Fatima iki büyük Parlamento soruşturmasının konusu olduğunda yapıldı. Bu duruşmaların birincisi Jean Luise Debre ve ikincisi Bernard Stasi başkanlığındaydı. Bu muayyen duruşmalar kamusal yaşamda dinsel sembollerin varlığını tartışmaktaydı. Hemen hemen her Fransız gazetesi ve yazarının yazdığı gibi, gercek konu fransız devlet okullarında birkaç yüz başörtülü kızöğrencinin varlığıydı. Yeni bir konu değil: ilk defa kamusal alanda tartışılmaya 1980’lerin sonunda başlanmıştı. Bunun için Debré ve Stasi komiteleri iki rapor yazdılar. İki raporun toplam uzunluğu bin sayfanın üzerindedir. Bunları Şubat 2004’te 21 saatlik 120 konuşmacının katıldığı parlamento tartışmaları takip etti. Tüm bu müzakerelerin amacı orta dereceli okullardaki öğrencilerin görünümlerindeki düzenin sağlanmasına dair yasadaki bir kelimeyi değiştirmekti: Eylül 2004’den evvel, öğrenciler dikkat çekici (ostentatiore) dinsel durumlarını ifade eder hiç bir sembolu taşıyamazlardı. Bu tarihten sonra tüm görünür (ostensible) semboller yasaklandı. Bu iki kavram arasındaki farkı anlamak Fransızcada bile zor. Fakat birinci kavram aşağı yukarı şatafatlı, Ikincisi ise aleni yada görünüm olarak çevrilebilir.[1] Bu yasanın gerçek manası halen tartışılmaktadır: Sihlerin Turbanları ve Yahudilerin Yalmukeleri kesinlikle yasaklanırken, özellikle haçların uygun olup olmadıklarına karar vermek öğretmen yada müdürün insiyatifine bırakılmaktaydı. Örtünme durumunda dahi yasa net değil. “Eğer örtüm başımdan omuzlarıma düserse beni yasaklıyorlar. Başımın ardından bağlamışsam ve onun Bandana olduğunu söylersem içeri girmeme izin veriyorlar” diye açıklıyordu kız öğrencilerden biri bana.

Kamuoyu yoklaması gösteriyor ki Fransız halkının büyük bür çoğunluğu ve hatta Fransız Muslümanlarının büyük çoğunluğu açıkça bu durumu desteklemektedir fakat burada önemli bir noktaya temas edilmeli: tartışmalar acı ve parçalayıcı. Fransanın en prestijli sivil özgürlükler ve insan hakları örgütleri bu yasaya karşı eleştireldirler ve öğretmenler sendikaları birliğinin bazı kesimleri bu yasaya karşıdır. Ulusal parti olarak bu yasaya karşı çıkan ve red eden sadece Yeşillerdir. Bu konu uzun yıllara dayanan dostları ve müttefikleri dahi birbirinden ayırdı. Özgürlükcü sol dahi bölündü. Monde Libertaire bu yasanın leyhine sert argümanlar üretirken, diğer özgürlükçü kaynaklar – yeni web sitesi lmsi gibi – daha da çok eleştireldir. [2] Ana konuya geçmeden evvel teriminoloji konusunda kısa bir açıklama yapmak gerekmekte. Yasanın destekçileri, karşı çıktıkları ostensible (gürünür simge)yi devamlı olarak başörtüsü (veil) kelimesiyle ifade ettiler. Fakat muhallifler bir çok kavram kullandılar. Örtü kadar fular (başörtüsü), hicab da kullanılan kelimelerdendir. Öyle yada böyle bu kavramlar arsında fular belkide en uygun kelime. Bu kızöğrenciler genellikle başlarından aşağı düşürdükleri izafen gevşek olan bir bez parçasını başlarına geçirirler.Taliban tarzı katılığın takipçileri değiller. Eğer kız öğrencilerin kültürleri üzerine bir antropoloji denemesi yazsaydım, seçeceğim kelimelerden Fular en uygunu olurdu. Herneyse, bu yazı dışarıdakinin algılayışını verilmek maksadındadır. Ben de genelin kullandığı “örtü” kelimesini kullanacağım.

THE MONDE LIBERTAIRE

Fatima’nın ilk duruşması bir yana, onun ikinci duruşması, ki bu yazının ana konusunu o oluşturmaktadır, Monde libertaire’nin sütunlarında da yer aldı. (bundan böyle kısaca ML olarak kullanılacaktır).

ML eylül 1954’te, yeniden yapılandırılan Fédération Anarchiste’nin sesi olarak yayına başladı. Fakat onun kökeni eylül 1894’te Sebastian Faure’ce yaratılan Le Libertaire ye kadar götürülebilir. Haftalık, fakat sadece her yaz üç ay yayınına ara verir. Onbin adet dağıtım rakamına sahip ve belkide Avrupanın en fazla okunan periyodik Anarşist dergisidir. Beş yıl önce geniş, siyah-beyaz formatından bugünkü daha renkli, 24 sayfalık tabloid formatına geçti. Aynı zaman süresinde, izafen uzun analitik makalelerden daha kısa ve daha polemik içeren yazılar yayınlamaya başladı. ML Fédération Anarchiste (FA) resmi sesi olarak kaldı ki bu bir çok değişik anarşist akımın aktivizminin ve eleştirmeninin federasyonudur. Aşağıyukarı 80 adet mahalli grup var FA’nın içinde. Paris’te iyi döşenmiş toplantı odaları ve kitapevleri var. Ayrıca Pariste’te kurulmuş prestiji yüksek Radio Liberterie’yi yürütmekteler.

Bir Federasyon olarak FA’ya benzer şekilde, ML’ninde aynı fikrin takibinde oldukları sıkı-yürütülen mekanizmaları yok. Gerçektende FA’nın içindeki tartışmaların yapısı ve islamik kültür arasında acayip benzerlikler var: genellikle tanınan bir lider yok fakat bir miktar uzman ve deneyimli insan kabul edilmiş prensiplere karşıt yorumlarda bulunmakta, onların deneyimlerine ve karizmalarına güvenilmekte ya da zorla kabul edilmek için münakaşalarda bulunmaktadırlar. (İran’daki Şii islamın Hiyerarşisi ve onun devlet yapılanmasına katılması tüm İslam içerisinde tipik olmayan bir durumdur). Pratikte ise, insan ML’nin okuyucularıyla aynı fikirde olduğunu ve kendini emin hissettiği ana mevzuular olduğunu bekliyor (mesela işçi protestolarıyla dayanışma) ve diğer taraftan anlaşamamazlıklar ve hatta kafakarışıklıkları genellikle hakkaniyetle ve sorumlu bir tarzda kabul ediliyor. Çoğunlukla katkı FA üyesi olmayan yazarlardan geliyor. İkinci yaklaşıma örnek olarak 2005 dolaylarında yapılan Avrupa Anayasası Referandumu gösterilebilir: ML kabul, red ve çekimser kalmayı öneren makaleler yayınladı. Bu şekilde değişik düşüncelerin ortaya konulması hakikaten uygundur. Ortama ne yapılacağını söyleyen ne bir acenda sunmustur ne de soru. Evet ve hayır bazen gerçek yanıt olabilir. Basitçe ortaya koyalım. Bu yazının ana amacı ML’nin ortaya koyduğu bu tartışmalarda örtünme konusunda yanlış bir kategoride olduğunu söylemektir: editorler tüm okuyucuların bu konuda aynı fikirde olduğunu daha sorumlu olunabilinirse fikirlerin çoğulculugu ve tartışmanın şevkinin arttırılabilineceğini düşünmekteydi.

Bu makaleyi yazarken dikkatimi çeken nokta gariptir ki bu makalenin, ML ve İslamı ancak şimdi tartışabildiğini kavramam oldu. Ve mevzuu şimdi örtünme üzerine yükselmekte. Elbette hiçbir Fransız yayını yakın yıllardaki Müslüman politikalarını görmemezlikten gelemedi. ML’nin ilk sayısı Cezayir’in bağımsızlık savaşı yıllarında 1950 lerin ortalarında yayınlanmış, Cezayirde Fransız ordusunun işkencelerini yayınlayıp, önemli işler başarmış ve Cezayire gönderilmek üzere silah altına almalara karşı kampanyalar düzenlemişti. Devamlı surette Milli-devrimci FLN (ulusal kurtuluş Cephesi)’yi de, Müslüman MNA(Cezayir Ulusal Hareketi)’yıdada desteklemeyi red etmişti. Bu savaşın iki burjuvazi –Fransız ve Cezayir – arasındaki savaş olduğunu tartışmaktaydı. Gerçek Anarşist duruş nötr olmayı gerektirir.[3] Yakın on yıllarda islam ya da Fransız müslümanlar üzerine yapılan tartışmalar, 2003-2004’de başlayan örtü üzerine savaşlara kadar, izafen azdır ML’nin sayfalarında. Hakikaten şu gariptir: Avrupadaki en büyük müslüman nüfüs Fransadadır. Uzmanlar 4-6 milyon müslümanın Fransa’da yaşadığı konusunda hemfikirdir. Aşağıyukarı 58 milyon Fransız nüfusunun onda biri. Tüm kayıtlar bu nitelendirmelerle ortaya çıkmaktadır fakat yanlızca bu rakamın yarısı müslüman olmanın gereklerini yerine getirmektedir. Bu noktada bu diğerlerine dair sorular ortaya çıkmaktadır. Bir çok Fransız şehrinde ve kasabasında, müslüman-araplar, genellikle Kuzey Afrikalılar, alt-proleter konumundadırlar: onlar sokak temizlikçisi, el emeği işçileri ve otel hizmetçiliği yapmaktalar. Birkaç iyi karikatürden biri –konusu örtünme olan - haftalık bir hiciv dergisinden Canard Enchaine ’de yayınlandı: karikatür ağır Havalı matkabın başında terleyen bir Arap inşaat işçisini göstermekte ve işçi homurdanmaktadır. ‘peki bu matkap. Bu da mı dini inancı gösteren simge?’ ML dağıtımıyla, kaynaklarıyla ve kontaklarıyla bir bakıma ayrıcalıklı bir konumdadır: globalizasyon sürecindeki post-kolonial bir ülkede toplumsal hıyerarşinin yeniden-oluşumunu çalışmak, tartışmak ve analiz etmek ve bu önemli konuda liberter açılımlar geliştirmek için bulunmaz olanaklara sahiptir. Fakat örtünme üzerine yayınlarında tüm veriler göstermektedir ki bunu yapmakta başarısızdır. Bundan dolayıdır ki bu problemin daha detaylıca ele alınması gerekmektedir.

Bu makale için Mayıs 2003 ve Ekim 2005 arasında yayınlanmış oniki makaleyi tekrardan okudum. Ki – ML’nin yaz tatilini göz önünde tutarak – ortalama üç ayda bir makale eder bu. Açıkçası bu önemsenecek derecede çok makale değil fakat bu oniki makale gerekli bilgileri bizlere sağlayacaktır sanırım. Bilaistisna bu makaleler Fransız okullarıyla İslam arasındaki ilişki, kız öğrenciler ve laisite, ideal seküler kamu alanını konu edinmektedir. Bu makalelerin en önemli ve çarpıcı olanları FA’nın dışında feminist gruplarda ki feministlerce yazılan ikinci ve beşinci makalelerdir. Herkesçe kullanılan mahlas dolayısıyla makalenin yazarını tanımak kesinlikle zor. Fakat oniki makalenin üçü kadınlar tarafından yazılmış gibi görünmektedir ve hiç biri Arap ya da müslüman bir yazar tarafından yazılmamıştır.

Sadece bu makalelerden bir tanesi Mart 2004’te önerilen bu yasaya karşı açıkça karşı çıkmaktadır. İkinci makale laicite’nin dogmatic savunusuna karşı tartışmalar içermektedir ve üçüncüsü bir çeşit nötralite önermektedir. Herhalükarda şüphe yokki ML in “çekim merkezi”: makalelerin net çoğunluğu (dokuz)devlet okullarında örtünmeye, başörtüsü giyilmesine karşıdırlar. Yasaya-karşıt bir makalenin işaret ettiği gibi : burada bir çelişkili durum var. Anarşistler kendi anti-otoriter değerlerinden gurur duyarlar. Fransa’nın Anarşist haftalık dergisi neden devlet tarafından azınlık nüfusun damgalanmasını desteklemektedir?

2003 sömestrisi sırasında ML yeni bir sayı yayınladı. Katkıda bulunanlar - bir çoğu anlasılabıleceğı gibi deneyimli politik militanlar, bazıları deneyimli yazarlar fakat hiç biri müslüman kültürü üzerine uzman değil – konuya acemice yaklaşım gösterdiler. Bir bütün olarak bu makalelere baktığımızda, net olarak görünen şey yeniden düşünmek ve araştırmaktan ziyade, mevcut Anarşist teorinin dogrulanmasının amaç edinildiğidir. Bu makaleleri okuyan herkes politika vitesinin çatırdadığının ve sıyırdığının farkına varabilir. Belkide tüm bu makalelerin içerisinde her şeyi göz önüne seren tek satır yazıları konu alan İranlı ve Bangladeşli kadınların deyimidir: “bildiğimiz şeyleri tekrar ediyorlar”[4]

LAİKLİK (laicité)

Bu makaleler ‘islam hakkında’ makaleler olarak görünüyor olmasına rağmen, ML’nin okurlarına sunulduğu gibi bir tartışma değildir. Aksine, başörtüsü mücadelesi evvela Laikliğe karşı bir mücadele olarak yorumlanıyor. Bir çok ML katılımcısı en derin şekilde bu değere eklemlenmiş durumda. Bunun nedenleri var elbette: laiklik iki yüzyıl boyunca Fransız tarihinde kuşaktan kuşağa geliştirilmiş bir kavram. Onun gelişimi çatışmalar ve krizlerle belirginleştirilmiştir daha çok: şimdi 1762-65 deki çirkin Calas duruşması hatırlanabilir, ki aydınlanmanın felsefecisi Volaire onu savunmustu. Jean Calas bir protestandır ve Kendi oğlunu, katolikliğe geçmesini engellemek için öldürdüğü şeklinde ki Yanliş bir suçlamadan sonra Kanuni bir işkenceden acı çekmiş ve idam edilmiştir. Daha geçerli olabilecek olan 1895-1906 daki Dreyfus Davasıdır. Yahudi bir Fransız ordusu mensubu yanlış bir şekilde Alman ajanlığı ile suçlanmış ve Şeytan adalarında ömür boyu hapse mahkum edilmişti. Anarşistler ilk başta buna tepki göstermede oldukça ağır kaldılar. Bakunin ve özellikle Proudhon yazılarında anti-semitik betimlemeler kullanmışlardı. Tüm yahudiler Rothschild gibi zengin bankerlerdir gibi basit itinasız varsayımlar dolaşmaktaydı anarsistler arasında. Az miktarda cesaretli militan – ki başlarını Sebastian Faure ve Octave Mirbeau çekmekteydi – anti-semitizme toleransın tehlikelerine dair anarşistleri uyarmışlardı. Mirbeau özellikle belagatliydi: Dreyfus Davasını desteklemelerinin nedenlerini işçi sınıfına şöyle anlatır.

Yaşayan bir varlığa adaletsizlik yapıldığında – o sizin düşmanınız dahi olsa – o adaletsizlik size de vurur. Adaletsizlikle insanlık ikiye ayrılır. Kendi çabalarınızla iyileştirmek zorundasınız bunu durmaksızın, karşılık alamadıysanız, eğer gerekli ise, zorla. O ki hertürlü vahşi güçle baskı altına alınandır, gerilemekte olan bir toplumun tüm tutkuları ile onu savunmayla, kendini onda savunmaktasındır. Kendi insanlarını savunmaktasındır.[5]

Bu tarz davalarla dinsel anlamda nötr, ideal, tüm vatandaşlara açık herhangi bir kilise ve kurumun egemenliğinden ve önyargılarından münezzeh kamu alanı oluşturuldu. Bu düşünce işçi hareketi ve daha çok sosyalist ve komünist olan öğretmenler tarafında heyecanla desteklenmiştir 19. yüzyılın sonu ve 20. yy’ın başları boyunca. Anarşistler arasında ise özellikle ruhban sınıfa karşı militan bir çizgi gelişmişti. Kilisenin okullara etkisine ve onun yaygın sağcı politik sepeplerle desteğine karşı yönelmekteydi bu tepki.

Kamuoyu yoklamaları Fransız nüfusunun % 65’i Laikliği desteklemekte olduğunu göstermektedir ki ML tarafından kutlanmaktadır bu: bu “müsbet ve memnun olunacak iyi bir hal” olarak görünmektedir. Bu çok basit bir ya/ya da seçimidir. “ya istiklale inanırsın, ya da itaat etmeye” diye yazıyor yazar.[6] Aralık 2005 de ki hiper-provokatif bir diğer makale olan Manifesto des indigenes de la Republique ( Cumhuriyetteki yerlilerin Manifestosu), koloniyalizmi kınamayıp (kabuledilebilir), laikliğe[7] saldırıda bulunduğundan (kabuledilemez) dolayı ML okuyucuları tarafından red edilmesi gerekir seklinde bir başka makalece yanıtlandı. Başka bir makale gerekli bir düzeltmeyi yaptı: pratikte, Fransız laikliği büyük oranda otoriter devletin eylemleri tarafından yaratılmıştır; o soyut ideal vatandaşlık modeli üzerine kurulmuş ve tüm kişisel kimliği tamamen silmiştir ki bu vatandaşlar böylece politik dünyalarının merkezi olarak ulus-devleti kabul etmişlerdir.[8]

Başkan Chirac gibi ML’nin yazarları da Laikliğin onu yıkmaya meyilli dışarıdan gelenler tarafından saldırıya ugramakta olduğuna inanmaktadırlar. ML bu tarzdaki davranışlarının mantıksal sonuçlarının getireceği yeri bildiğinden – bu yeni yasayı açıkça desteklemek gibi – bunu açıkça ifade edememektedir. Gercekten de bu sık sık red edilmektedir fakat açık olan ML okurlarınca bunun net bir şekilde ortaya sürülmüş olmasıdır.

ÖRTÜNME

Chirac, Debré ve Stasi gibi ML örtünmenin anlamı üzerine büyük bir kesinlikle konuşmaktadır.

- Başörtüsü en yozlaşan ve keskin form olan. Bitmişliğine inanılan patriarşinin yeniden canlanan biçiminin sembolüdür: radikal İslam[9]

- Başörtüsü kadının kapatılmasının sembolüdür.[10]

- Başörtüsü Kadına doğrudan bir saldırıdırı ve onların red edilmesidir.[11]

- Başürtüsü giymeyi seçmek elbette ki özgürce gönüllü kulluğu seçmektir.[12]

Bu deyimlerde politik ve entellektüel üstünlük faraziyeleri var tabiki. Bu konu üzerine çalışan herhangi biri örtünün bir çok manası olduğunu kabul eder: bir çok manası vardır; bağlama duyarlıdır. 1980 de İran’da ve 1990’da Afganistan’da otoriter müslüman grupların kadınları, zorunlu başörtüsü takmaya zorlamaları kadınların otonomilerine aşikar saygısızlıklarına net bir örnektir. Fakat bu binyıllık kostümleri bu örneğe indirgemek saçmadır ve büyük oranda erkek, beyaz ve tamamen müslüman olmayan yorumcular - ki başörtü takmanın ne anlama geldiğini kadınlardan daha iyi bilmektedirler – gerçektende çok büyük bir politik kibir içerisinde – Chirac, Stasü ve Debré’nin bildirileri ile baskın çıkmaktadırlar. ML yazarlarından hiçbiri öğrencilerle – başörtüsü takan kızörencilerle[13] -bu problemin tartışılması için hiç bir çaba sarfetmiyorlar. Hiçbiri “sürgün içinde sürgün[14]” yaşayan ikinci kuşak göçmen ailelerinin kızlarının yüzyüze kaldıkları zor durumu anlamak için teşebbüste bulunmuyorlar. Daha da şaşırtıcısı ML katılımcıları Fransız Müslümanları[15] içindeki geniş boyutlu, önemli, hassas ve yorucu tartışmaların varlolduğunu anlamayı basit bir şekilde red etmektedirler. Iki Fransız kadın tarafından yapılmış L’une voile, l’autre pas (biri başörtülü, öbürü değil) gibi iyi yazılmış, iyi araştırılmış analizler olan yayınları – ki katılımcı-gözlem teknikleri kullanılmış ve mümkün olduğunca[16] fikirleri ve deneyimleri geniş boyutlarıyla dikkate alan bir makaledir – görmemezlikten gelmişlerdir. Tartışmalı ve put kırıcı kişilige sahip İsviçreli-müslüman düşünür Tarık Ramadan ML katılımcılarınca sevilmeyen kişidir. Başörtüsüne yada Müslüman kimliğine dair herhangi bir savunu derhal ve hiç düşünülmeksizin Fundamentalizm olarak mahkum edilmektedir.

Bu 12 makalenin hiç birisi kadınların başörtüsünü giymeyi özgürce seçtiklerini ya da - daha net bir bağlam - başörtüsünün özgürleştirici bir rol oynayabileceğini dikkate almamıştır. Hiçbiri başörtüsünün alışılmış ve açık bir pasaport olduğunu dikkat çekmemiştir: genç müslüman kadının muhaffazakar evden modern okula geçmesi için bir araç. Hiç biri geldikleri yerde asla başörtüsü takmamış olmalarına rağmen kuzey Afrikadan gelmiş genç kadının Fransaya vardığında ilk defa başörtüsü takmaya karar vermesine dikkat etmemiştir. Bu pratikler benlik-davasının bir formu olarak başörtüsünün rolünü göstermektedir. Ve bu genç Müslüman kadının asimile olmadan Fransa Cumhuriyetine entegre olmak istediğini söylemenin bir yoludur.

Bunun yerine, başörtüsü ML katılımcılarının üzerine antik versiyon Anarşist dogmaları yazdıkları boş bir levha oldu. Bu iddia başörtüsü dikkate alınarak bir den on a kadar bir programla güzelce gösterilebilir.

Kişinin kendi vücudunu gösterme hakkı[17]

Memnuniyetle bu hakkı yüzde yüz destekliyorum. Fakat buna eğer karşıtı olan hakkın eşit şekilde deklerasyonu eşlik ederse: kişinin kendi vücudunu kapatma hakkı. Buradaki önemli nokta, ML katılıcılarının birinci hakkı zorunlu olarak görmeleri ve fakat karşıtını basitce uygun görmemeleridir. Bu davranışın bir nedeni belki eski Anarşist estetikte yatmaktadır. “çıplaklık” bir çeşit doğal özgürlüğün sembolu olarak sunuluyor ya da hakikatin sesi ve -tersine- çıplaklığın örtülmesi baskının bir formu olarak sunuluyor.[18] Tekraren bu düşüncenin bazı geçerli tarafları var fakat bunlar açıkçası beceriksiz ve sakar usulle uygulanamaz.

Gerçekten bu bulanık vücut özgürlüğüne dair estetik argümanların yanında, ML nin sütunlarında eski-moda erkek zampara oyunlarının olup olmadıgını merak etmeden duramıyorum. Bir taraftan ML Feministler ve Feminist argümanlar için açık platformken, diğer taraftan sayılarını peşpeşe okurkenhemen hemen her iki sayıda bir fazla bir şey giyinmemiş güzel genç kız fotoğraflarını ve çizimlerini görmemezlikten gelmek imkansız gibi. bu imajlar mı başörtüsünün yargılanması yoluyla kültürel ve estetik standartları kuruyor acaba?

BİR KOMPLO

Sadece bir makale okuyuculara, başörtüsü üzerine düşüncelerin dinlenmesini önerdi. Makalelerin çoğu bunun yapılmasını red etmektedir. Karşıt görüşte olanları “manipüle edilmiş” ya da “politik maşa”, bilinçli ya da bilinçsizce fundamentalistlerin ajanı olan gençler olarak anmaktalar.[19] Mulhouse da, ekim 2004 te,eğer başörtüsü takarsa okula giremeyecegi söylendiğinde saçlarını kesen Türk kız öğrencinin üzücü olayına göndermede bulunan ML yazarı kızın zeki olmaktan uzak konuşmasına vurgu yapmakta ve hor görmekteydi.[20] Bu manipülasyonun ardındaki kurnazlar genellikle bilinmez kalır ve böyle durumlar genellikle “moral panik” olarak adlandırılır. Birçok ML yazarı UOIF’a ( Fransa İslam Örgütleri Birliği) işaret ederek onu, problemsizce anlamının ne olduğunu tartışmaksızın ve neden bu yakıstırmanın uygun olduğuna dair hiç bir delil göstermeden, Fundamentalistlikle damgalamaktır. Başörtüsünü savunmada UOIF’nin her eylemi, ML katılıcılarının coğu tarafından derhal manipülatif ve gayrımeşru olarak görülmektedir. İşte garip bir iddia: UOIF’nin yeni yasaya karşı açık ve aleni muhalefet etmesinden dolayı suçlanması. Asıl garip olan UOIF’in Devletin baskısıyla karşıkarşıya kalmış kızöğrencilere yardım etmemesi olurdu. Tüm kanıtlar göstermektedir ki UOIF tümüyle Fransız hukuğunun içerisinde hareket etmektedir. Daha da garip olan ise ML’nin devletin damgalamalarının kurbanlarıyla herhangi bir dayanışma önermemesidir.

Bu bir parça bezin ardında gizlenen gerçeğe dair benzer bir nokta ML katılımcılarınca yapılmakta ve uyarmaktalar: başörtüsünün ardında, fundamentalistler ve kadına karşı onların şiddeti, sitelerde onların açık-kadına karşı cinsel tacizleri, çok eşlilikleri, kadın sünnetinin onlar tarafından desteklenmesi – Avrupa çapında her çeşitten islamofobi ile yükselen hiçte yabancı olmayan korku konuları listesi, sağcı La Figaro ya da modaya uygun yumuşak-solcu Libération da kes-yapıştır yöntemiyle elde edilebilirdi de.[21] Konu son derece ciddi olmasına rağmen, basitçesi onlar Fransa’da başörtüsü üzerine uygun bir tartışma yürütmüyorlar. Eğer Fransız caddelerinde kadınların varlıklarına dair polislik yapan örgütlü bir fundemantalist güç var ise, o halde bu güçlere karşı eyleme geçilmelidir, onların kurbanlarına karşı değil. Erkek cinsel şiddeti her nerede ortaya çıkarsa çıksın savaşılmayı hakeder – fakat, müslüman erkeğin müslüman-olmayan erkekten daha fazla şiddet kullandığına dair yeterli ve ikna edici deliller gereklidir. Kadının sünnet edilmesi meselesine gelince: bu karalamadan baska bir şey değil. Kuran’da buna dair herhangi bir destek bulmak mümkün değildir. Bazı Afrika ülkelerinde İslamdan önce de var idi. Ve tolere edilmiş olmasına rağmen, ki o otoritelerin utanmaları gereken bir durumdur bu, hiç bir zaman önerilmemiştir. Kayıtlarda en fazla Kadın sünnetinin olduğu ülkeler müslüman olmayan ülkelerdir.

İSLAM

Bu makalelerin büyük çoğunluğu fundamentalizm kavramıyla nitelediklerine düşmanca tavır alıyorlar, ve bunun ise daha genel bir davranışın bir parçası olduğu aşikardır. Mayıs 2005’de yayınlanan bir makale çok nettir. ML’de şöyle sesleniliyor

… islamla savaş. Bu tema bizi rahatsız edebilir çünkü herşeyden öte, islamla savaşılmasını söyleyen başkaları da var (bazıları tekdiri edilmeyı hayliyle hak etmiştir). Fakat biliyoruz ki bizim islamla savaş için nedenlerimiz ne ırkçılık nede akıl hastalığını başka bir hastalıkla değiştirmektir.[22]

İlginç bir öneri. ML’nin 10 bin okuyucusu toparlanıp dünyanın 2 milyar müslümanıyla savaşacak. Daha ötesinde, bu niteliksiz bir çağrı: bu islamın sınırlı ve fakat gerçek tarihsel başarılarını ve onun estetik zevk esinlenmelerini, bilimsel gelişme, toplumsal adalet ve insan onuru üzerine yapmış olduğu başarıları görmezden geliyor. İslam mimarisi – buna Granada daki Elhamra dahil – yerlebir edilecektir. Enfes arap-endülüs müziği, öğleden sonra siestalarında yaşlı dinleyicileri için Fas televizyonu tarafından bitmezcesine gösterilen kötü videolar yasaklanacaktır. İlerlemiş Müslüman bilimleri ( ki cebir’i bulmuş, alkolü teşhis etmiş ve simyayı araştırmış) ML’nin yeni bağnazlarınca red edilecektir. Cezayir rai müziği, müslüman fundamentalistler tarafından sevilmez fakat halen müslüman müzisyenlerce icra edilmektedir, de yasaklanmalıdır. Bu yeni aydınlanmacı yönetim altında Roma aritmetiğine döneceğiz ve ML tarihi, şimdi modern Avrupa hesap sistemine göre MMVI olarak düşünecektir. Ki bu sistemin en önemlisi sıfır(0)’da Müslümanlardan kopya edilmiştir. Satranç ve dama’nın geleceği de karanlık görünmektedir.

Bu durumda en üzücü olan şeyin ne olduğunu bilmek hakikaten zor. Voltaire’ın Calas duruşması sırasında “protestanlığa savaş” diye haykırdığını hayal edebilirmisiniz? Yada Faure ve Mirbeau’nın Dreyfus davası sırasında Anarşistlere “yahudiliğe savaş” diye seslendiğini? ML’in yazarları derin ve aşikar entellektüel bitmişlikten ıstırap çekmekteler. Eğer kızöğrenciler Proudhon’dan yapacakları alıntı ile başörtüsü takmalarını haklı kılabilseler onlar başörtüsünü anlarlardı (ki bu tamamen imkansız değil) gibi bir izlenim bırakıyorlar. Din sosyolojisinden türeyen en basit noktalar ML yazarlarından uzak durmaktadır. Azınlık dinlere, bilinen coğunluk dinlere göre daha farklı bir alakayla yaklaşılması, azınlığa verilen sivil haklar ve tanınmanın çoğunluk tarafından tadı çıkarılan demokrasiyi şekillendireceği yeterince açık değilmidir? Yeni bir İslam formunun gelişmesinin, problem olmaktan ziyade, derin bir konu ve başkalarının semptomlarının ürünü olduğu yeterince açık değilmidir? Marx “ din kalpsiz dünyanın ağlayan kalbidir” dediğinde dinlerin sosyal ve kültürel rolüne dair hassas bir çağrıda bulunmaktan başka bir şey yapmamıştı. Son olarak unutulmaması gereken saik İslamın hiyerarşik-olmayan bir din yaratma teşebbüsü olmasıdır. Elbette ki pratikte bu başarısız oldu fakat sadece bu nokta bile Anarşistlerin islamla ilgilenmelerine yetecek bir nedendir.[23]

Diğer mesele de ML’nin İslam değil Müslümanlardan bahsetmesi gerektiği belirtilmelidir burada. Fransa’da yasayan insanların deneyimlerine hitab ettiklerinde, Bangladeş ya da İran gibi tamamen değişik ve korkunç örneklerle karşılaştırmalara girmemelerinin gerektiği belirtilmelidir. Bir tane İslam yok; ve hatta, Kültürel globalizasyonun yapıları içinde (onun “diasporik kamu alanları” ile) İslamın yeni biçimleri, Arap göçmen[24] ailelerinin ilk post-kolonial kuşağının bazı özlem ve kızgınlıklarının ifade edilmesi üzerine kurulmuştur. Bu bağlamda, Amerikan hegomanyası çiğ anti-islamik sloganlar kullanılarak meşrulaştırılmaktadır, Avrupalı aşırı-sağcılar müslüman karşıtı hisleri sömürmekte ve Avrupa hükümetleri her ortaya çıkan ciddi bir durumda seyahat ve göçmenlik konusunda jandarmalık yapmaktadır.[25] Bu durumda Anarşistlerin görevi baskı dalgalarının kurbanları ile dayanışma içinde olmaktır. Devlet baskısını yarı-mahçup ifadelerle desteklemek değil.

SONUÇ OLARAK: HER BEDENE UYGUN ELBİSE?

ML’nin makaleleri açıkçası aydınlanmanın evrenselciliğine gönderme yapar. Katılımcıları evrenselcelik adına“l’ethno-différantialisme”[26] karşıdır. Fakat ML bayağı özgün bir evrenselcilik form’u önermektedir: form ki Fransız laisité kavramının üzerine kurulmuş, batı tarzı kadın giyim kodlarını kabul etmiş, düşmanca ve çoğunlukla aptalca önyargılı müslüman imgesine sahip olarak entegrasyonu sağlamaktadır. Diğer kültürlerden bir şeyler öğrenilebileceğini hiç de düşünüyor gibi görünmeyen bir evrenselciliktir onların evrenselciliği. Kısacası, bir evrenselcilik ki Fransızlara özgü olan at gözlüğü takmış, dar ve milli…

ANARCHIST STUDIES VOL. 14 NUM. 1 2006

Çeviren: Alişan Şahin

Not: Sharife Gemie tarafından  Fransız Anarşist dergileri incelenmesinden sonra yazılmış olan bu makale 2006'da çevrilmiş, görülebileceği gibi Anarşist çalışmalar isimli akademik anarşist dergide yayınlanmış bir makaledir. Fransız Anarşistlerinin nasıl bir düşünsel sefalet içinde olduklarını da bir açıdan sergiliyor bu yazı. Charlie Hebdo'ya yapılan iğrenç saldırıdan sonra bu yazıyı tekrar gündeme almakta yarar olduğunu düşündük.

Özellikle Fransız Anarşist Federasyonu tarafından yayınlanmış son bildiride İslam ve İslamofobi konusunda eskisine göre daha dikkatli bir dil kullanmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. İyi okumalar.

[1] Bu komitelerin çalışmalarının analizi için benim “Stasinin Cumhuriyeti: Okul ve “örtünme” Aralık 2003- mart 2004” modern ve Cağdas Fransa bkz.

[2] ‘les mots sons ımportants’ ya da ‘ kelimeler önemlidir’. http://lmsi.net/

[3] Sylvain Pattieu, Les camarades des fréres: Trotskıstes et lıbertaıres dan le guerre d’Algéria (Paris: Syllepsie, 2002)

[4] Nestor Potkine, ‘Au tour de l’islam, maintenant’ ML, 26 Mai 2005

[5] Octave Mirbeau ‘ to a Proletarian’ in Pierre Michel and Jean-François Nivet (eds), L’Affeire Dreyfus

[6] Jean-Claude Richard, “Ecole et laicité: le debat est loin d’etre tranché”, ML, 21 Nisanl 205

[7] Georges Lecardinet, ‘L’appel… ou la voix des amis de Ramadan’, ML, 28 Nisan 2005

[8] Simon, ‘La laicité n’est pas l’atheismé’,ML,2 June 2005, bu tez büyük oranda Oliver Roy tarafından geliştirilmiştir. La laicité face a l’islam (Paris: Stock, 2005)

[9] Cathérine Deudon, LilianeKaudel, Annie Sugier, ve Anne Zelensky, ‘Les Feministes se dévoilent’ ML, 11 Aralık 2003.

[10] Roland Breton, ‘Le port du voıle est a replacer permi les autres pratiques sexuelles’, ML, 15 ocak 2004.

[11] Johann, ‘Le religion opprime, L’etat réprime’, ML, 22 Ocak 2004.

[12] ‘Le Furet’, ‘La nouvelle bataille du voıle’, ML, 4 Kaasım 2004.

[13]Bu bakimdan, liberter-eğilimli Web sitesince sağlanan ML’nin içeriği belirgin bir şekilde bayağıydı. Les mots sont importants. Rapora bak. “ L’interdiction du voile: qu’en pensent les éleves?”, 14 Ocak 2004.

[14] Tahar Ben Jelloun, Hospitalite françhaise: racisme et immigtation maghreibene, (Paris:Seuil, 1984) p.106

[15] bu yeni dalga müslüma düşünürler Rachid Benzine tarafından analiz edilmektedir, Les nouveaux penseurs de l’islam (Paris: Albin Michel, 2004). ML’deki makalelerde bu çalışmaya herhangi bir gönderme yoktur.

[16] D.Bouzar ve S. Kada, “Lun voile, l’autre pas (Paris: Albin Michel, 2003)

[17] Roland Breton, “Le port du voile est a replacer parmi les autres pratiques sexsuelles”, ML, 15 Ocak 2004.

[18] Bu konuda Richard Cleminson’a bak, “vücudun ifade ettiği: Anarşizm, nudizm ve öznel deneyim”, Bulletin of Spanish Studies 81:6 (2004), syf. 697-716.

[19] “la nouvelle bataille du voile”, ML, 4 Kasım 2004; “Les feministes se dévoilent”, ML, 11 aralık 2003.

[20] “Le furet”,”La nouvelle bataille du voile”, ML, 4 Kasım 2004.

[21] Roland Breton, “Le port du voile est a replacer parmi les autres pratiques sexsuelles”,ML, 15 Ocak 2004.

[22] Nestor Potkine, “Au tour de l’islam , maintenant”, ML, 26 Mayıs 2005. bu düşüncelerle Samuel Huntington’unkiler arasındaki benzerliklere dikkat edilmelidir. “batı için temel problem İslamik fundamentalism değildir. Islamdır. Farkli bir uygarlıktır ki insanlarını kültürlerinin en iyi olduğuna ikna etmiş ve kendi iktidarlarının bayağılığı konusunda takıntılı hale getirmiştir.” Uygarlıklar Çatışması ve dünya düzenini yeniden kurma (Londra: Simon and Schuster, 1997), p 217

[23] Bu noktada Herold B Barclay’e. “İslam, Müslüman toplumlar ve Anarşi”, Anarchist Studies 10:2 (2002) sayfa 105-18 ve Patricia Crone “ dokuzuncu yüzyıl Müslüman Anarşistleri”, Past and Present 167 (2000) syf. 3-28. bakınız. Anarşistlerle Müslümanlar arasındaki bir diğer çelişkili benzerliği Michael Collyer görür. “Gizli Ajanlar: Anarşistler, İslamcılar ve Londrada politik olarak Aktif olan Göçmenlere Yanıtlar” Ethnic and Racial Studies 28:2 (2005), syf. 278-303

[24] Kültürel globalizasyon Üzerine: Arjun Appadurai’nin Geniş Modernlik: globalizasyonun Kültürel Boyutları’na bakınız. (Minneapolis: University of Minnesota, 1996) Özellikle sayfa 21-23’e.

[25] İltica politikaları üzerine: Carl Levy “9/11 den sonra Avrupa Birliği: bir liberal demokratik iltica rejiminin terki” Government and Opposition (2005) sayfa 26-59

[26] Jean-Claude Richard, “Le voile n’est pas soluble dans l’anarchisme”, ML, 27 Ocak 2005.

Önceki Yazı:Anarşizm ve Türkiye’nin Değişmeyen Reel Politiğine Dair Sorular - Alişan Şahin
Sonraki Yazı:Hebdo Palaları Ne Olarak Çizmişti – Dilaver Demirağ
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...