Bir Kitle İmha Silahı Olarak Selefilik - Dilaver Demirağ

dilo1-kopyaFanatizm daima hakikatin tekelini elinde tutma anlayışını içerir. Ve fanatik tek doğrunun kendisi olduğunu düşündüğünden başkaları içinde bu doğrunun olmasını ister, hatta istemeden öte bu doğruya mecbur eder. Pagan İmparatorluk dinleri senkretikti yani bağdaştırıcı, bu anlamda tanrılar panteonuna yeni bir tanrıyı buyur etmek (elbette Baş Tanrı bundan hariçti) bir sorun oluşturmuyordu, bu yolla emperyal güç olarak imparatorluk kapsama alanını içerleyerek genişletmekteydi. Buna mukabil Tek Tanrıcı inanç biçimleri böyle bir bağdaştırmacılığı kabul etmeye pek elverişli değillerdir heterodoks dediğimiz merkezkaç inanç biçimleri dışında Tek Tanrılı dinlerin Tanrısı tekti ve rakip kabul etmiyordu. Bu nedenle de Pagan dinler de olduğu gibi başka kültlerin tanrıları da panteonda yer bulamazdı, çünkü bir panteon yoktu. Bu nedenle pagan inançların daha çoğulcu, buna mukabil Tek Tanrıcı inançların ise çoğulculuğa kapalı olduğu yolunda son dönemlerde özellikle Lyotard ile başlayan bir post modern akım olduğunu da belirteyim. Bu tartışmaya bu yazının hattından çıkmamak için itirazlarımı bir kenara bırakıyorum ancak fırsat olursa bu tartışmaya da girmeye açığım.

Tam da bu nedenle günümüzün post modern liberalizmi özellikle İslam'ın liberal değerleri kabul etmekteki direnci nedeni ile bu dine karşı daha tahammülsüz bir konum takınabilmekteler. Bu anlamda çok kültürlülük ile islamofobinin bir madalyonun iki yüzü olduğu gerçeği göz ardı edilmemeli. Bu yazı da amacım ne post modern liberal değerleri, ne de çok kültürcülüğü eleştirmek. Bu yazı da amacım geçen yazı da iğneyi batırdığım Hebdo'da temsil olunan post-modern ırkçılığın haklı olarak soracağı peki İslamcılığın bu algının oluşmasında hiç katkısı mevcut değil mi sorusuna cevap aramak. Soruya ilk elden vereceğim yanıt evet hırsızın da kabahati vardır. Ama burada İslam Medeniyetini tartışmak, bir zamanlar toleransın dini olarak ortaya çıkan Osmanlı Millet sisteminin yerini bugün bırakın öteki dinlerden nefret etmeyi, kendileri gibi inanç hissetmeyen dindaşlarını bile yok edecek bir İslam anlayışında ortaçağda oluşan kelam tartışmalarının gelmiş olduğu son noktanın katkısı var mı yok mu? sorusunu yahut dinde yaşanan o korkutucu daralmanın bu süreçteki rolünü araştırmak da değil niyetim. Bundan kaçınmak istediğimden değil yazının konu hattından sapmamak için bunlardan kaçınııyorum yoksa bu tartışmalar yapılmalıdır. Ve ben de fırsat buldukça bunu yapmak istiyorum.

Hebdo saldırısı sonrası deyim yerinde ise abandone olan İslamcı kitle sürekli olarak efendim İslam terör dini değildir, bu yaşananlardan batı sorumludur tarzı bir anlayış üretme telaşın girdiler. En iyi savunma saldırıdır anlayışı ile İslamofobiye sarmalanan Avrupa Merkezciliği, Oryantalizmi tersine çevirip bir oksidentalizm üretiyorlar. Ancak bunları yapmak o soruyu ortadan kaldırmıyor neden bunu yapanlar ne olursa olsun, ortalama dini yorumdan sapmış kabul edilseler bile İslamcılar. Bu soruyu cevaplandırmak bir değil iki yazı gerektireceğinden ben de bu yazıyı ikiye ayırıyorum, ilkin İslamcılığın geldiği son aşama olarak Selefi Cihatçılığın nasıl bir faşizm biçimi olduğunu ve İslami kesimin bu gerçekle yüzleşmeyi erteleyerek bu sorunu çözemeyeceğini anlatmayı deneyeceğim. Diğer yandan da Cihad kavramının İslam'ın geleneksel yorumundan bir sapma olarak son derece modern bir içeriğe sahip olduğunu bu bakımdan Cihatçıların hiç de İslam'ın özünü yansıtmayıp modern devrimci öğretinin hatta Fransız Devriminin bir tezahürü olduğunu anlatacağım.

İslam'ın Gerici Ve Totaliter Yüzü Olarak Selefilik

Selefilik kökleri Selçuklular dönemine kadar giden bir  İslam mezhep yorumu. Temelinde yer alan klasik Sünnilik inancı da bir kriz yorumuydu.

Klasik Selefilik ve onun çıkış kaynağı olan klasik Sünniliğin özellikle de ehlil hadis adı ile bilinen Şafiilik , Hanbelilik nas yani dinin temel kaynağı olan Vahiy ve vahiyle eş değer hadis dışında yoruma daha kapalıydı.. Selefilik bu çabada aşırıya varma olarak görülebilir. Çünkü onlar açısından temel kaygı dinde bozulmaya neden olan ve akli çaba ile ortaya çıkan yorumların dinde bozulmaya neden olduğu kanısıydı. Bu nedenle Selefilik, Sünnilikte olduğu gibi nasları yorumlama çabasını da gayrı meşru sayarak her tür yorumu gayrı meşru ilan eder. Bunu yaparak dinde daha da büyük bir içe kapanmaya neden oldu. Bunun Taasub diye adlandıracağımız bir yobazlığa yol açtığı bir gerçekliktir. Selefilik irtica sözcüğünde ifade bulunan eskiye rucu etmek ya da dönmek ifadesini tam karşılar. Selefi Salihin olarak adlandırılan ve Sünni din yorumunun esaslarının oluşma dönemindeki kuşağın din yorumunu nerede ise Allah kelamı düzeyine çıkarmış ve onların görüşlerini kabul etmeyenlerin de Müslümanlığını kabul etmemiştir.

Selefilik çok kısaca özetlersek akla dayalı yorumlar olarak rey (herhangi bir fıkhi meselede temel kaynakları eksene alarak kendi yorumunu ortaya koymak), içtihat (herhangi bir dini konuda temel kaynaklardan yola çıkarak o meseledeki farklı bakış açıları arasında kıyaslama yaparak bir hüküm verme) tefsir (Kuran'ı kerimi anlama ve yorumlama çabası), tevil (ayetlerin yorumlarında yorumu daha çok istediği biçime göre belirlemek) gibi akla dayalı anlama ve yorumlamayı redde dayanır. Peygambere atfedilen " "İnsanların en hayırlısı benim asrımdaki ashabımdır. Sonra onlara yakın olan tabiundur. Sonra da onlara tabi olan etba-u tabiindir. Bunların ardından bir takını kavimler gelir ki, onlardan birinin şahadeti yemininin, yemini de şahadetinin önüne geçer." şeklindeki sözünden yola çıkarak bu nesillere yani Abbasilere kadar uzanan  kuşağın dini algılama biçimine tabi olmaktır. Selefilik Kuran'ı da kendi aklına göre anlama ve yorumlama biçimini kabul etmez ve Kuran'la eş değer gördükleri hadislere dayanarak anlar ve yorumlarlar. Bunun dışında yeni bir görüş öne sürmek bidattır. İbni Teymiye bunu şöyle ifade ediyor :

"İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bidattir ve her bid‟at      sapıklıktır. Her sapıklık ta ateştedir"

İbni Teymiyye tarafından başlatılıp, öğrencisi İbni Kayyım el-Cevziyye tarafından sürdürülen hareket, geniş ölçüde eski selefileri takip etmiştir. İbni Teymiyye, Ahmed b. Hanbel'den beş asır kadar sonra yaşamış sıkı bir takipçisidir. Öncekilerin, dalmayı uygun bulmadıkları için üzerinde çok da durmadığı konular selefiyye imamları olan bu iki isim tarafından tafsilatlı olarak işlenmiş, böylece selefilik sistemleşmiştir. Onlar ehlül hadis denilen ve Sünniliğe de kaynaklık eden ekolün devamı olarak onların yaptıklarını yaparak kendi aklı ile dine ilişkin bir hüküm vereni müşrik yani Allahın Tekliğine ortak koşan sayarlar ki İslam inancında bunu yapan kişi dinden çıkmıştır.

Selefiliğin doktrinleşme evresinin en önemli figürü İbni Teymiyye'nin ortaya çıkma sürecini belirleyen sosyal faktörler bir altüst oluş dönemine denk gelir. Bu dönem Moğollar dönemidir. Sosyal psikolojide bir çöküntünün yaşandığı, tedirginliğin bir ruh hali olduğu dönemlerdir. İslam ülkeleri Moğolların istilası ile altüst olmuş istikrar bozulmuştur. Şiiler bu dönemde güç kazanırlar. Bu zamanlar da tarikatlara ilgi de artıyordu. İbn-i Teymiyye için ortam hazırdı, Teymiyye Ahmet b. Hanbel'in yolunu tuttu, selef yolunu savundu, kelamcılara hücum etti, tasavvufu reddetti, Bâtıniliği din dışı ve Şiiliği dalalet (temel islam inancından sapmış) saydı ve Ahmed b. Hanbel' in yolunu yeniledi.

İbn-i Teymiyye'ye göre delil, kesin olan nastır. İcma (bir konuda din ilimleri ile uğraşanlar yani Alimllerin bir yorumda ortaklaşmaları), Kur'an ve hadise dayanırsa muteberdir. Dört mezhep müçtehitleri bir maddede ittifak etseler de bu, icma sayılmaz, bunların icmalarına ve her birinin içtihadına muhalefet caizdir. Herhangi bir müçtehidin bir meseledeki içtihadının delili bilinmedikçe onu taklit doğru değildir. Çünkü insanlar Kuran'ı ve bütün hadisleri ortaya koymuş değillerdir. Ebubekir ile Ömer Peygamberin daima yanında bulundukları halde, bazan sonradan anladıkları oldukları delil görünce içtihatlarından dönmüşlerdi. Bu hal diğer müçtehitler için de böyledir. Binaenaleyh asıl dayanak nasdır.

Rey ekolü ona göre yeni bir şeriat ihdas ederek Allah'ın Kuran ve Sünnet ile sabitlediği şeriata rakip olarak onu bozmaktadırlar. Onun rey ekolünü bu denli sert bir biçimde itham etmesinin bir nedeni onun  "yeni şeriat" oluşturuyorlar eleştirisi kadar aklı vahiy ve vahyin tamamlayıcısı olarak sünnete aykırı bir biçimde aklı adeta put haline getirdikleri kanısına varmış olmasıdır. Vahiy varsa, açık bir haber varsa aklı öne çıkartmak bunları yok saymak ya da eksik kabul etmektir ki bu söz konusu kişiyi dinden çıkarır, Vahiy yanında bir başka şeye daha tapınarak şirk oluşturur.

Keyfi Kâfir İlan Etmenin Yolu

Ona göre tevhid Allah'ın varlığına ve birliğine imandan ibaret değildir. Mekke müşrikleri de yeri, göğü yaratan bir Allah'ın varlığını kabul ederlerdi, fakat bir takım vesileler ortaya koyarlar ve ibadetlerini aracılarla yaparlardı. Müslümanlığın tevhidi, ibadetleri doğrudan doğruya Allah'a yapmak, İlah olarak Allah'ın birliğini tanımaktır. Bundan dolayı Peygamber'in bildirdiği ve fiilen tatbik ettiği şekilde ameller ve ibadetlerle Allah'ı birlemek lazımdır. Bu ise duayı Allah'a yapmak, şefaati (affedilmeyi) ondan istemek ve aracı kabul etmemekle olur. Zira hidayet Allah'tandır, Peygamber şahit ve tebliğ edicidir. Allah'a has olan şeyleri Peygambere, Peygamber'in kabrine ve diğer kabirlere yöneltmek, onları araya koymak şirkten başka bir şey olamaz.

Öğrencisi İbnül Kayyum Cezviye'de bu görüşlerden hareket ederek evliya kültüne savaş açacaktır. Buradan hareketle bir takım kutupların, gavsların ve abdalların bulunduğunu kabul ile onların tasarruf sahibi olduğuna inanmanın açıkça şirk olduğu neticesine varır. Bir insan anasının, babasının, hocasının ve büyüklerinin kabrini hürmeten ve onlar için Allaha dua maksadıyla ziyaret edebilir, ama ölüden feyz almak ve onu araya koyarak dilekte bulunmak maksadıyla yapılan ziyaretin mahiyeti değişir, bu açıkça şirktir. Bu sebeple de peygamberlerin ve velilerin kabirlerini ziyaret niyet ile 'sefer dine aykırıdır. Kabirler üzerine kubbe yapmak ve mescit yapmak, mescit içine kabir oymak ve onlara niyaz etmek, Hızır'ın ve İlyas'ın sağ olduğunu kabul etmek, öldükten sonra herhangi bir zahidin tasarrufunun ve tesirinin devamını kabul etmek, tevhid akidesine aykırıdır. Bunlar bid'attır. Bid'atın dereceleri şirkten dalalete  (sapkınlığa) kadar değişmekle beraber kesin olarak dine aykırıdır.

"Kelam, tasavvuf, felsefe, rey ve görüş karşıtlığı İbn Teymiyye'de şu anlama gelmektedir. Hakikat "bende" mevcuttur, ona itaat şarttır. "Benim" dışımda hiç bir hakikat aranamaz. "İnsani olan hiç bir şey değerli değildir, "dışarıdan" (dışarının kapsamı da çok geniştir) hiç bir    şey alınamaz."

Görüldüğü gibi Selefi dogmatizm tam olarak totaliter bir hakikat anlayışı inşaa ederek bir hakikat tekelciliği inşaa etmekte. Bu anlayışın modern devletle birleşiminden ise tek bir şey çıkar. Dini renklere bürünmüş bir faşizm. Nitekim selefiliğin tevhid anlayışı hayatın tüm alanlarını kuşattığı için siyaset de bu tekelciliğin içine alınır ve sonuç olarak siyasi muhalefet denen şeye soluk aldırılmaz. Çünkü hakikat tektir ve mutlaktır. Başka bir şeyin doğru olabilmesi de olanaklı değildir. Bu nedenle siyasi bir muhalefetin var olması bu tek ve mutlak hakikate ters düşeceği için bu şirke kadar varacak bir şeydir. Bu durumda da ya hakikate itaat edersiniz ya da hakikat sizi bertaraf eder. Bir zamanlar İBDA-C'nin meşhur sloganıyla "taraf olmayan bertaraf olunur" Selefiliğin bu mutlakçı ve tekçi anlayışı nedeni ile IŞİD, El Kaide vb. örgütler rahatlıkla kendilerine itaat etmeyen herkesi kafir ilan ederek onların kanlarını helal kılabilmekte. IŞİD türü dini faşizmlerin meşruiyet kaynağının selefilik olması hiç de rastlantısal değildir.  Selefiliğin bir Kitle İmha silahı haline gelmesi ise cihad kavramın da hayat buluyor onu da bundan sonra ki yorumda ele alalım.

İşte bugün batıda terör estiren İslamcılık biçimi budur ve öyle çok düşünmeye gerek duymadan itaati esas alması, kurallarının sade basit ve kolay anlaşılır olması, dahası aksiyonu yani savaşı namaz vb ibadetler ile eş değer hatta daha yüce sayması nedeni ile batı metropollerinde dışlanmış olanlara alan açmak için çok elverişli olması nedeni ile kendine İslam dünyasından çok ciddi taraftar bulabilmekte. Bu insanlar dini bu imamların öğretisi ile anladıklarından kâfirler ( bu kavram selefiler ile benzer düşünmeyen Müslümanlardan batılılar kadar herkesi kapsamakta) öldürmekle şehid olarak cennete gideceğini düşünüp rahatlıkla kitlesel kıyımlar yapabilmekte, özellikle elde edilmesi zor olmayan patlayıcılarla bir anda yüzlerce insanı öldürebilmekteler. Bunun da dine hizmet eden bir ibadet olduğunu düşündüklerinden en ufak vicdan azabı duymuyorlar. Başka türlü düşünen bir Müslümanı bile kolayca öldürmeyi meşru gösteren bu ideoloji doğaldır ki peygamberi aşağılayan karikatürler çizen Hebdoculara hiç insaf duymayacaklardır.

Ancak meselenin sadece bundan ibaret olmadığı da unutulmamalı bu yüzden günümüzün yeni savaş biçimlerini de hesaba katan bir militarizm hesaplaşması da gerekli, dahası bu örgütler ile batılı istihbarat servisleri arasındaki artık çok da gizli olmayan ilişkilere de değinmeli. Yani kafamda bir değil birçok yazı var ki oluşan yüzeysel sis bulutlarından, sol anarşist çevrelerde yaygın ideolojik klişelerden dolayı tam anlaşılmayan bu meseleyi anlaşılır kılmaya çabalayacağım.

Dahası zaten bu konuyu etraflı olarak IŞİD ile ilgili olarak hazırladığım kitapta esaslı olarak izah ediyorum. Bu yazıların bir kısmını da yayınevinin izni ile paylaşmaya çalışacağım.

Dilaver Demirağ

Önceki Yazı:Hayvansevicilik, Hayvanı Tabakta Sevmek, Leş Yiyicilik ve Yer'e İtaat - Kıvanç Erdem
Sonraki Yazı:Yasaklamak Yasaktır, Biz Özgürlüğe İnanıyoruz
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...