Çıplaklık Özgürlüktür - Dilaver Demirağ

dilo1-kopyaBizi  her anlamda kapatmak isteyen, bizim özgürlüğümüze kastetmiş bütün zorbalara karşı mini etek , dekolte, bikini biçimindeki giyinme biçimlerinin kapitalist bir tuzak olduğunun farkına vararak  ama salt bir bireysellik ve seçme biçimini ötekileştirip bir zorba kitleyi kadınlara karşı kışkırtan despotlara  inat, bir bireysel özgürlük, bir tercih mevziini tahkim edip savunmak için İNADINA MİNİ ETEK; İNADINA DEKOLTE; İNADINA BİKİNİ Yaşasın tercih hakkı olarak Bireysel Özgürlük.

Kendini Ulu hakan sanan beyimiz hükmetmiş onlar Mini etek, dekolte desinler biz kendi neslimizi yetiştireceğiz. Bunun içerdiği müthiş faşizan anlayış üzerine çok şey söylenebilir ki bunun adı ideolojik bir boyun eğdirme biçimi olarak eğitimdir. Bu konuyu başka bir yazıya bırakarak Ulu Hakan sanrısına kapılmış despot oligarkların erkeklerin mini etek giyerek kadınlarla dayanışmasına yönelik çabalarına da, salladığı küfürleri onun/onların despot faşist kültürüne veriyorum. Bu yazı ile de bu dehşet zihin ve onun yarattığı kültürel siyasal teröre bir protesto olarak özgür bedenlerin manifestosunu yazmak istedim. Bu arada Anarşistlerin dekolte ve mini eteğin bir özgürlük değil moda denen bir başka tahakküm pratiğinin sembolü olduğunu gözardı ettiğini, ne mini eteğin ne de dekoltenin bir özgürlük değil tersine kadını kuşatan pan kapitalist kültürün ürettiği sahte bir özgürlük olduğunu, bizi mahremin korkunç alanına mahkum etmesinin sembolü olduğunu belirteyim. Hatta kendini feminist sanan beyaz kadıncıkların bu kültürel sömürgeciliğin kadın bedenini erkek bakışına sunan pratiğine karşı koymak yerine kendi özcülüğü ile tam da tahakküm kültürün zıtlıklarına teslim olanlar olarak aslında kadını başka bir köleleştirme biçiminin kollarına attığını da söylemiş olayım. Ben Anarşist değilim “Anarşizm” denen sahte özgürlükçülük ile de tüm bağlarımı artık kopardım. Anarşinin gerçek Özgürleşme çağrısına ise "buradayım" diyen biri olmaya devam edeceğim. Bu yazı mini etek ve dekoltenin sahte özgürlüğünü de artık bir totaliter faşizm biçimine dönüşmekte olan İslamcılığın sahtekâr ahlakçılığına karşı da bir protestodur. Bu yazıdan sonra artık bir zamparalık kültürüne dönüşen şu sözde devrimci Cinsel Devrim kavramını ve arzu meselesini de yazmak isteğindeyim ama ne zaman, zaman bulursam o zaman yazacağım. Ne yazık ki ikili karşıtlıklar biçiminde tezahür eden totaliter akılcılık yüzünden örtünme ve çıplaklık birbirine zıt ve düşman kılınmış durumda. Oysaki bunlar zıt değiller farklı özgürleşme biçimlerini teslim etmekteler. Birisi aşkın olana yönelik bir kurban seremonisi iken diğeri doğayı düşkün yapan tahakküm kültürüne bir başkaldırıdır. Belki de artık bu ikisinin yani çıplaklık ile örtünmenin birbiri ile söyleşme zamanı, birbirinin meramını anlama zamanı gelmiştir. Şahsım adına her ikisi de benim için çok değerli iki özgürlük biçimi ve hayatı anlamdan boşaltan kutsal dışı kapitalizm kültürüne bir başkaldırıdır. Selam olsun bu isyancılara.

Örtülü Beden-Çıplak Beden: İki Ayrı Anlam Biçimi

Örtünmek kadınların kendi kutsala yakın yaşama çabalarının, kendi öznelliklerini İlahi öznelliğe katarak Takva denen manevi yükselme halini yaşama geçirme pratikleridir. Bunun engellenmesi ne kadar isyan edilecek, öfke gösterilecek bir şeyse, ataerkil ahlakçılığın kadın bedeni üzerinde kurmaya uğraş verdiği zorbalık ve şiddet yüklü boyun eğdirme niyetleri de o denli öfkeye, isyana gerekçe sağlayıcıdır. Bu nedenle ben Anarşinin başörtülü kadınlar ile olduğu kadar yaşamın her alanında çıplaklığı yalınlaşma pratiklerinin bir göstergesi kılmaya çalışan Natürist/Nudistlerle de dayanışmaları gerektiği kanısındayım. En azından kendi hayat tasavvurunun Anarşik* düşünce ile kesişmesinden dolayı kendini Anarşik şemsiye içinde gören bir birey olarak bu yazı ile bunu yapıyorum.

Danimarka da Nudist olmak bir şey ifade etmeyebilir ama Türkiye gibi koyu bir ahlakçılıkla ikiyüzlülüğün iç içe geçtiği bir ülke de Nudist olmak tıpkı eşcinsel olmak gibi kırılgan ve zor bir haldir. Oysa ki Nudizm de tıpkı başörtüsü gibi sadece basit bir kimlik pratiği olmaktan öte yaşam içinde bir varoluş biçiminin Ontolojik ve Etik bir duruşun ifadesidir. Nasıl başörtüsü bir inanırın kendini sembolik perdeler ile nazardan (bakış) azade kılması, Nur içeren Nazar karşısında erimeden mukkayet olabilmesi ve bunun dünyevi ekseni olarak bakışın sömürgeciliğinin nüfuz edememesinin temsili olan metafizik bir pratik ve bu anlamda Ontik (varlık temelli) bir duruşsa. Nudizm de İnsanın henüz doğadan kopmadığı, sembolik kültürün tahakkümcü pratiklerinin uğrağınca esaret altına alınmadığı, katı ahlakçılığın pratiğinin hükmetmediği doğanın bedenlerimize nüfuz etmesini savunan, İnsanın kültür öncesi doğa halindeki yalınlığını gündeme taşıyan uygarlık karşıtı, kültürün doğayı sömürgeleştirmesine itiraz eden bir isyan pratiğidir.

Her ne kadar uygulayıcıları bunun içerdiği devrimci yansıyı öne çıkarmasa da. Nudizm için giysi bir eklenti, bir fazlalık, insanın doğal varoluşu ile arasında duran bir engeldir. Nudizm için ahlakta aslında bir fazlalık, bir eklentidir, erdem için ahlaka gerek yoktur çünkü doğal halde yaşayan bir insanın ahlaki kısıtlamalara gerek duymasına yol açacak pratiklere gereksinimi yoktu, varoluşunuzun kaynağı olan doğa bereketiyle size her şeyi sunar. Sevişmek için bir takım toplumsal onay mekanizmalarına gerek duyulmaz. Nudizm acıktın mı ye, dışkılayacağın zaman dışkıla, uykun geldiğinde uyu, sevişmek istediğinde de seviş diyen Tao’cu bilge gibi hayatı kendiliğindenliğin, organik olanın içimize işlediği bir hale, bir sadeliğe, basitliğe döndürme halidir. O yüzden başörtüsü nasıl insanın Tanrı ile Özgürleşmesi ise, Nudistte insanın doğa ile özgürleşmesidir.

Tahakküm Biçimi olarak Pornografi ve Çıplaklık

Elbette bu durum kadar Nudizmin doğal çıplaklık halinin kapitalist tahakküm ile çarpıtılması da bir gerçekliktir. Bu nedenle, kapitalist çıplaklığın pornografik hali çıplaklığın sömürülmesi biçimidir.  Bu anlamda Nudizmin natüralist ethoslarınca ortaya konan çıplaklık ile imajinatif çıplaklığı birbirinden ayırmak gerek. Günümüzün libidanal ya da “zampara kapitalizmi” ile örtünme birbirinin tamamlayıcılarıdırlar. Yani kapitalizm kendi “çıplaklığını” “ şehvet düşkünlüğünü onaylatmak için örtünmeyi “öteki”leştirerek, buna karşılık örtünme ise çıplaklığı ve şehveti “öteki”leştirerek kendi pratiğini oluşturur. Bundan örtünmenin asal, çıplaklığın ise tali olduğu olumsuzlayan bir anlayış elbette çıkmaz. Dahası doğallıktan çıkartılıp, estetize edilerek pornografikleştirilen bedeni de göz ardı etmeyen bir tutum içindeyim. Elbette bu ikisi birbirini dışlayan, birbirini nakzeden olgular, ama diğer yanda da bir anlamda var olmak için de birbirlerine gereksinim duyan olgular.

 Çıplaklığı pornografikleştiren, onu arzunun hükmedici kollarına bırakan beden değildir. Çünkü Yunan ya da Roma heykellerinde olduğu gibi çıplaklık zıddı olan örtüyü de içerebilir. Yani çıplakken de örtülü olabilir. Eğer bakışı kendine odaklayarak, gözü merkezleştirmiyor ise o imge teşhir etmez, ama buna karşılık örtülü bir beden çıplak bir bedenden çok daha fazla bakışı kendine çekerek, kendi imgesine kilitler. Öyleyse çıplaklığı sorunsallaştıran şey çıplaklığın kendisi değil arzulayan bakıştır. Gözün sunağına yerleşen ve bakışı kendine odaklayana her şey çıplaktır ve pornografiktir. Bu noktada en basit ve yaygın örnek, plajdaki kadın giyinik kadın örneğidir.

 Plajdaki kadın tıpkı bedeni çıplak olan yerli gibi, bakış için odaklanılan bir nesne değil de, görüntünün üzerinden kayıp gittiği yüz gibi olabilir ve o zaman mayolu bir beden giyinik beden gibi anonimleşir. Buna karşılık her yanı örtülü ama bedenin çok küçük bir bölümü açıkta olan bir giysi içindekini, çıplaklaştırır ve bakışı kışkırtır. Bu nedenle günümüzün erotize edilen bedeni özellikle bakışı odaklamak içindir. Bu bakımdan da kışkırtıcıdır, tahrik eder. Kapitalist bakış dikizleyen röntgenleyen bir bakıştır, arzuyu tahrik etmek bu bakış mantığının temel hedefidir.

Hasan Bülent Kahramanın dediği gibi “Kapitalizm arzuyu sadece tahrik eder. Sürekli olarak tahrik edilen şeyin tatmin edilmesiyse eşyanın doğasına aykırıdır. Tanımı gereği yanlıştır.” Bu nedenle İslami ahlakçılık sorunu ahlaki bozulma yahut yozlaşma biçiminde tanımlayarak asıl noktayı gözlerden gizlemekte. Kapitalizm için ahlak önemli değildir, kapitalizm için kârlılık önemlidir. Marksın dediği gibi kapitalist kâr için her şeyi göze alabilir.

Oysa Nudizm göze odaklanan bakışçı bir beden sunmaz bize. Nudist beden çıplaklığın cinsel tahrik olması olma durumuna son verir. Böylece beden tıpkı örtüde olduğu gibi bakışın hükmünden kaçar, bakışın bedeni sömürgeleştirip onu evcilleştirilmesine, ona nüfuz etmesine engel olur. Kısaca sorun ne örtünme ne de çıplaklık, sorun bunların tahakküm pratikleri içinde kendileri hilafına değer yüklenmesidir. Asıl savaş açılması gereken, köleleştiren doğal haldeki çıplaklık değil, bakışın dolayımda kurulan çıplaklık biçimi, yani bedenin pornografikleşmesi yani kapitalist tahakkümdür. Onun bakış merkezli baskıcılığıdır. Buna karşı tavır alacak olan ise Selefi Faşizm değil, Anarşizm gibi özgürlükçü pratikler olabilir. Selefi faşizm gırtlağına kadar kapitalizme gömülmüşken, ticareti kutsallaştırıp, peygamberlerine Cennette bile ticaret yaptırtırken ve basit takas düzeyinde oluşan “ticaret”i kapitalizme eklemlerken kapitalizm kötü değildi. Kapitalizm ne zamanki onların da kuyruğuna basıverdi o zaman anti-kapitalist oluverdiler. Selefi İslamcılığın ahlakçılığına, herkesi zorla örtüye büründürme niyetlerine karşı ben safımı doğal çıplaklıktan yana kurdum. Laik zorbalığa direnelim ama selefi zorbalığı ihmal etmemek kaydı ile… Bizi  her anlamda kapatmak isteyen, bizim özgürlüğümüze kastetmiş bütün zorbalara karşı mini etek, dekolte, bikini biçimindeki giyinme biçimlerinin kapitalist bir tuzak olduğunun farkına vararak  ama salt bir bireysellik ve seçme biçimini ötekileştirip bir zorba kitleyi kadınlara karşı kışkırtan despotlara  inat, bir bireysel özgürlük, bir tercih mevziini tahkim edip savunmak için İNADINA MİNİ ETEK; İNADINA DEKOLTE; İNADINA BİKİNİ Yaşasın tercih hakkı olarak Bireysel Özgürlük.

Dilaver Demirağ

* Hayatın tahakküm pratikleri tarafından bir boyun eğdirme biçimine dönüşmesi ve insanın doğayla barışık bir özgürlük hali içinde yaşama hali olarak Anarşi ile Fransız aydınlanması tarafından yatağından saptırılıp kendi bilinirci (gnostik) tarihinden kopartılarak Anarşi Irmağına yabancılaşmış bir solculuk biçimi olarak Anarşizm arasında ayrım yapıyorum. Bu nedenle birinciyi ifade eden hal ilmine Anarşi ve bu hali yaşama geçirme çabası içinde olanlara da anarşik diyorum. Buna karşılık artık bir ideoloji biçiminde donuklaşan şeye ise Anarşizm diyorum. Ben ikincisi değilim ve ikinciyi benim Anarşi olarak gördüğüm şeyin tersi olarak görüyorum bu nedenle de kendim için Anarşist ifadesini doğru bulmuyorum ve bu nedenle kendim için Anarşik ifadesini kullanıyorum.

Önceki Yazı:6. Anarşizm Ve Din: Derviş Hareketleri (Heterodoks, Sufilik Karşiti Hareketler) – Alişan Şahin
Sonraki Yazı:19. Anarşinin Antropolojisi: Faşist Korporatizm, Sendikalizm Ve Orta Çağ Komünü - Harold B. Barclay
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...