Barışın Namlusu İktidarın Şakağında – Dilaver Demirağ

dilo1-kopyaDün Öcalan tarafından askıda bırakılan ve "önderlik misyonu" ile de çok çakışmayan açıklamasının ardından KCK mesajı netleştirdi ve barışın namlusunu Totaliterleşen ve Faşizanlaşan AKP İktidarı ile onun narsist liderinin şakağına dayadı.Öcalan askıda kalan ve niyet beyanından ibaret olan demokrasi gevezeliğini sonunda Anayasaya bağlayarak topu taca atan açıklaması HDP için hiç de umut verici değildi. Gezi parkı sürecinde geride durarak ortalığı faşistlere terk eden Kürt Siyaseti o günden beri sürekli Haziran ruhunu temsil ediyorum havasında olsa da bu ülkedeki özgürlük susuzluğundaki insanların nezdinde hiç de öyle algılanmıyordu. Ancak dün Demirtaş, Öcalan'ın laf-ı güzaf havasında ve sakız gibi çiğnenen demokrasi gevezeliğini yerli yerine oturttu ve bunun bir ön koşul olduğunu yani bu maddeleri somuta geçirecek müzakereler sonunda hükümetin kalıcı barış atmosferinde yaşayabileceğini belirtti ve ekledi "ama hükümet hiç umut vermiyor". Bu açıklamanın sesi daha atmosferde dağılmadan AKP'nin artık usanç verici sertlik sembolü lideri hemen savaş dili ile ses verdi "bunlar iki maymunu oynuyor, samimi değiller, güvenlik güçleri silah bırakmayacak" insan böyle mi barış yapılacak demeden duramıyor. Açık ve net Erdoğan ve onun çatışmacı, kutuplaştırıcı dili ile barış değil olsa olsa - o da ancak tüm koşullar yerine gelirse - kalıcı olmayan bir ateşkes olabilir. Çünkü barış her şeyden önce sekine halini gerektirir ki bu sekine halinin bir başka ifadesi sakinliktir. Oysaki Erdoğan ve sekine yani dinginlik, bilgelik ve huzur hali asla bir arada düşünülemeyecek şeyler. O çatışmadan kandan, savaştan beslenen ve kendi istikbali için Neron misali Romayı da yakmaktan çekinmeyecek birisi. Hali ile onun anladığı dili KCK konuşuyor. Çatışmaysa çatışma, suçlama ise suçlama, kansa kan, şiddetse şiddet diyerek onun anladığı dil ile yani Güç dili ile konuşuyor.

Tam da bu nedenle ben barış denen kavramın gerçek değil sanal olduğunu düşünen birisi olarak yazıma Barışın Namlusu İktidarın Şakağına dayandı başlığını uygun gördüm. Çünkü barış filan değil karşılıklı bilek güreşi söz konusu ve Erdoğan kusura bakmasın ama Kandil çok daha güçlü ve avantajlı konumda. Erdoğan artık bölgeye nizam vermek isteyen Emperyalist güçler tarafından yeterince kullanışlı bulunmuyor. Buna mukabil bölgeye nizam veren güçler Türkiye Kürdistan'ını da içine alacak ve bölgede batıya ziyadesi ile güven verecek bir Kürdistan’a karar vermiş haldeler. Şu an bu Kürdistan'ın iki bölgesi biri Irak diğeri Suriye olmak üzere kurulmuş halde ve Suriye Kürdistan'ı PKK tarafından tesis ediliyor. Dolayısıyla PKK haklı olarak bir çok kültürlü, çok kimlikli tanınmacı kimlik politikaları ile yetinmeye hiç niyetli değil. İktidar da bunun çok iyi farkında ve bu sıkışmadan kurtulmak çabasında.  ABD'ye senin "Suriye ve Irak'ta askerin olabilirim yeter ki şu PKK belasını çek" diyerek baştaki konumundan daha geride bir konuma rıza gösterir konuma gelmiş halde. Bu söylediğimin işaretleri ile ilgili iki açıklama yapıldı. Birisi Bülent Arınç tarafından IŞİD'e bahar aylarında operasyon yapılacak, diğeri ise Irak'ın Sünni liderlerinden Usame Nuceyfi'nin kardeşi Musul Valisi Esil Nuceyfi tarafından Türkiye'nin Musul Savaşına katkı vereceği yönündeki açıklamalar. Bu açıklama Şah Fırat operasyonunun ilk bakıştaki anlamını da açığa çıkarıyor. Yani IŞİD'e operasyon yapılırsa arkayı güvenceye almak için. Ancak bu analiz için ilk bakışta dedim çünkü Ayşe Hür Taraf  gazetesinde yer alan haber de bambaşka bilgiler sunuyor.

                "Taraf gazetesi, tam 74 gün önce Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’ndaki 49 kişiyi rehin alan    IŞİD’in rehinelerin serbest bırakılması karşılığında Süleyman Şah Türbesi’ndeki Türk askerlerinin          çekilmesini istediğini, Ankara’nın bu talebi kabul ettiğini, bunun kamuoyuna açıklanması için             formül arandığını yazdı. Hükümet Taraf’ı ‘sorumsuzlukla’ suçlamaktan öteye bir şey yapamadı,              Taraf da haberinin arkasında durdu. Hatta “Mahkemeye verilirsek, sunacağımız belgeler var”   diyerek meydan okudu. Yani, eğer Taraf’ın haberi doğru ise, hükümeti 49 rehineyi kurtarmak uğruna Süleyman Şah Türbesi’nden asker çektiği için değil, genel olarak Suriye politikası, özel              olarak da IŞİD’le -ilişkiler yüzünden ve nihayet o 49 kişinin rehin düşmesine neden olan      basiretsizlik yüzünden en sert şekilde ve bıkıp usanmadan eleştirmek gerekir. "[i]

Bu bilgileri göz önüne alarak Arınç'ın çoğu zaman fos çıkan bilgilendirmelerini, Nuceyfi'nin muhtemelen Lojistikle sınırlı desteğini abarttığını var saymayıp tüm bu bilgileri doğru kabul edersek Türkiye tüm bunlar ile IŞİD'in hamisi rolünden IŞİD'le savaşacak bölgesel güç konumuna evrilme mesajlarını vererek baştaki pozisyonunu bırakıyor.

Evdeki Hesabı Karıştıran Çarşı: Yinon Planı

Böyle düşünürsek Türkiye'yi bu konuma getiren değişen bölgesel denklemler, emperyalist güçlerin Kürt kartını oynaması ve Kobani'nin düşmeyip PYD'nin Peşmerge ve ABD desteği ile IŞİD'e karşı üstünlük kurması oldu. Tüm bu savrulmamaların ise iki nedeni var birincisi Arap Baharının Arap Kışına dönmesi ile Suriye rejiminin bölgeye yön veren emperyalist güçler tarafından açık bir biçimde kollanır olması. İkincisi ise bölgede artan selefi direnişin bölgesel hesaplar için elverişli zemin oluşturması. İşte bu etkenler AKP’nin Arap Baharı sonrası heveslendiği emperyal egemenlik hayallerinin önünü kesti ve AKP kendi ulusal coğrafyasın sıkışıp kaldı. Kürt "Barış"ı projesinin de tam bu esnada sahne alması bir rastlantı değil. Rojova gerçeği AKP'yi Ölümü Görüp sıtmaya rıza gösterir bir konuma sürükledi. Zaten Akışkan Modernlik ilkesi gereği belirli bir ekseni olmayan ve tek amacı İktidarda kalmak ve bunun için de her tür manevra yapmaya uygun bir esneklik içinde olmak şeklinde ifade edeceğimiz bir durum söz konusu olduğundan AKP İktidarı için en önemli tehdidi ortadan kaldırmak için birçok tavizi verecek konumda. Dolayısıyla sonu federasyonla bitebilecek uzun bir tünele girmeyi kabul etmesinde hem AKP'nin yeni sağcılık dışında hiç bir ideolojik bagaj taşımayışı, hem de Kürtler ile Öcalan tarafından çizilen bir Konfederal birlikle bölgenin güçlü bir aktörü olması önemli bir etken oldu. Ancak bu niyet ile bölgedeki denklemler birbiri ile örtüşür mü bu bilinemez. Türkiye'nin enerji kaynakları üzerinde hakimiyet kurabileceği, dahası bölgedeki bir çok devlete meydan okuyacak bir bölgesel süper güce dönüşmesi bölge ile ilgili farklı hesaplar ile örtüşmüyor.

Çünkü ABD'nin GOP adını verdiği, ancak esas olarak İsrail'in Yinon planı olarak adı geçen planının ABD çıkarlarına oyumlandırılmış biçimi bölgede hiç bir devletin bu denli güçlü bir aktör olmamasına dayanıyor. Planın temeli bölgedeki büyük devletlerin kendi içinde mikro devletlere bölünecek kadar karışarak kendi enerjilerini içe vermeye dayanıyor. Şu an için bölgenin İsrail ve Batı kontrolünde olmak kaydı ile Araplara karşı laik bir bölgesel dev güç olması planlanan devlet Kürdistan olacak gibi görünüyor. Kürdistan hem Suriye, Irak, İran ve Türkiye gibi bölgedeki kilit aktörleri güçten düşürmekte elverişli bir özne hem de bölgede ortaya çıkacak IŞİD'lere karşı önemli bir güvenlik bariyeri olacak, dahası petrol üzerinde de güçlü bir kontrol sağlayarak bölgenin Sykes-Picot sonrası yeni düzenlenişinde anahtar rolü üstlenecek. Bu yazının amacı Kürdistan meselesini analitik biçimde ele almak değil . O yüzden Kürdistan konusunu sadece bayram değil seyran değil AKP neden PKK ile masaya oturmayı ve bölgenin kontrolünü PKK'ye vermeye razı olabileceğini anlatmak için yazıyorum. Türkiye bölgede kaybeden gücün İslamcılık, buna mukabil yükselen gücün Kürtler olduğunun farkında ama bunu içeriye yansıtmayarak Osmanlı gazları, milliyetçi kesimlere de tek bayrak, tek devlet nakaratlarını atarak olası bir ırkçı-milliyetçi isyanı kontrol altına alabilmek için enseyi karartmayın oyunu oynuyor. Kısacası AKP duvara dayanmış durumda ya Öcalan'ın ipine sarılarak bu sıkışmışlıktan kurtulup Kürt sorununu ciddi bir hasara uğramadan şimdilik kontrol altında tutacak, ya da hem kendi İktidarının sonunun gelmesine göz yumarak bir askeri darbe ile yeni bir 27 Mayıs ve Menderes vakasını yaşayacak, hem de kendi sınırlarından bir Kürdistan'ın çıkışına tanıklık ederek ağır bir bedel ödeyecek.

AKP bunun bilincinde tam da bu nedenle İktidarda kalabilmek için her tavizi vermek zorunda olduğunu bilerek gerekeni yapmanın koşullarını sağlıyor . Tabi bu rasyonel olan. Narsizmi ciddi hatalara neden olması ihtimali olan Erdoğan sahip olduğu güçle PKK'ye meydan okur ve iç güvenlik yasası gibi savaşın önünü açacak bir hatayı yapar ise bu da  Erdoğan için sonun başlangıcı olacaktır. Ki şu an için ortaya çıkan veriler hükümetin bu faşist yasayı çekmeyerek polisi bir kılıç gibi muhaliflerin üzerinde tutmak yönünde. Tüm bunlar Öcalan  tarafından hükümeti yine ipten alacak biçimde şapkadan yeni bir tavşan çıkarılmaz ve önderlik miti altında ezilen  Kürt siyasi hareketi bu faktör yüzünden bir devken cüceye dönüşmez ise geçerli olacak.

Dilaver Demirağ

[i] Ayşe Hür, Süleyman Şah Türbesi Hakkında Yanlış Bildiklerimiz http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/suleyman_sah_turbesi_hakkinda_yanlis_bildiklerimiz-1208616

Önceki Yazı:7. Anarşizm ve Din: Kalenderiler, Hayderiler, Camiiler ve Abdalan-ı Rum – Alişan Şahin
Sonraki Yazı:8. Anarşizm ve Din: Dine Bakışta Bazi Teorik Mülahazalar ve Negatif Teoloji - Alişan Şahin
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...