Haklısınız Bay Başkan Kürt Sorunu Yoktur Etnik Kibir Sorunu Vardır - Dilaver Demirağ

dilo1-kopyaKullandığı yetkilerle sembolik bir Cumhurbaşkanı değil Fransa'daki gibi  yarı başkan konumunda bir siyaset adamı olan Recep Tayyip Erdoğan Balıkesir'den tam da Demirtaş'ın "Hükümetten, AKP'den hiç umut yok" sözünü haklı çıkarırcasına "Türkiye'de Kürt Sorunu Yoktur" demiş. Bunu Kürdistan kelimesini telaffuz etmiş ve bu sözleri ile de tüm milliyetçilerin nefret sembolüne dönüşmüş birisinin söylemesi trajik komik sözüne uygun düşmekte.

Erdoğan düne kadar Kürtlere dönük kimlik hakları kapsamında önemli şeyler yapıp sonrasında dağdakilerin ovaya inerek siyaset yapacağı yönünde bir umut uyandırdı, şimdi ise tam da bütün o başkaldırıların nedeni olan o kirli cümleyi tekrar ederek yani "Kürt Sorunu Yoktur" sözünü söyleyerek milliyetçi kesimlere bakın biz ayrılıkçı bir dil kullanmadık, etnik bölünmeyi onaylamıyoruz mesajı vermekte. Ancak trajik ve komik olan kısım her ikisinin de Erdoğan'ın popülist siyaseti içinde anlamlı bir yere sahip olmasıdır.

Bir politikacı figürü olarak son derece pragmatik bir siyasi profil çizen Erdoğan, çözüm sürecini ve bu süreçte kimliğin tanınması yönündeki adımları ile Kürtlerden oy talep etti. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Demirtaş'ın barajı zorlayan bir profil çizmesi, öncesinde Kürt bölgesindeki önemli kentlerin tümünde BDP'nin oy kaybetmek bir yana tersine oy patlaması yapması, dahası düne kadar AKP'nin elindeki yerel yönetimlerinde BDP'ye geçmesi ile bir anlamda beklediği kazancı elde edemeyeceğini görünce söylem değişikliğine giderek çatışmacı üslubunun hedefine Kürt Siyasetini oturttu.  Ve şimdi milliyetçi kesimin tepkilerini yumuşatmak, oradan olabilecek muhtemel oy kayıplarını ya da oy kaymalarını kendi lehlerine dönüştürmek için söylem değişikliğine gidiyor. Ancak söylemin tonu Balıkesir gibi milliyetçiliğin yoğun olduğu bir yerde tam da eski günleri aratmayacak bir tondayken, Kars'ta biraz yumuşuyor. İlkin de "Daha Ne İstiyorsunuz" ile MHP'nin bile gerisine dönen ilkel milliyetçi, faşist bir tirad devredeyken, Kars’ta -ki orası da MHP'nin en çok oy aldığı kentlerden- daha eşitlikçi görünen ama sadece görünen ve sorunu sadece bir kimlik tanıma sorunu olarak kabul eden bir üslup var. Bu tam da Erdoğan'ın seçim atmosferi eksenli bir politikacı kimliği ile konuştuğunu ortaya koysa da, İç Güvenlik paketinin mimarı olarak bu sözlerin onun soruna bakışının ipuçlarını da göstermekte. İlk konuşmada kullandığı ifadeler  şöyle:

"40 çürük yumurtadan bir sağlam yumurta çıkmaz. Hala bunlar buradalar, böyle yürünmez. Ülkeye zarar veriyorsunuz. Karşımızda tüm umudunu sokak olaylarına, Vandalların eylemlerine bağlamış bir hastalıklı zihniyet var. Buralarda bizim terörle mücadelede neler kaybettiğimiz belli. Eğer biz bu kayıplara uğramamış olsaydık, bugün çok çok farklı yerde olacaktık. Şimdi varsa bakıyorsun, Kürt sorunu. Kardeşim ne Kürt sorunu ya. Artık böyle bir şey yok. 2005’te Diyarbakır konuşmamda açıkladım. Her etnik unsurun kendine has sorunları var. Dün Roman kardeşlerime de söyledim, Türk’ün de Roman kardeşlerimin de sorunu var, Boşnak’ın da sorunu var, Laz’ın da sorunu var. hepsinin sorunu var. Neyin eksik senin, başbakan çıkardın mı, bakan çıkardın mı çıkardın. TSK da var mısın var, ne istiyorsun daha ne istiyorsun? Allah aşkına bizden farklı neyiniz var, her şeye sahipsiniz. Yol yoktu yolunuzu yaptık, havaalanı yapıyoruz yaptırtmıyorlar. İş adamlarının müteahhitlerinin makinelerini yakıyorlar. E niye yakıyorsun? Iğdır’a yaptık, Ağrı’ya yaptık, Kars’a havalimanı. Bu devlet bir ayrım yaptı mı? Kardeşlerim dert başka. Biz ret politikalarını ayaklarımızın altına aldık. Biz asimilasyon politikalarını ayaklarımızın altına aldık. Çünkü biz şunu söyledik, yaratılanı yaratandan ötürü sevdik, seviyoruz, seveceğiz. Başbakanken de Türk’e kardeşim dediğim gibi Kürt’e de kardeşim dedim, Laza da kardeşim dedim, bugün de öyle.. "

Bu ilk konuşma Erdoğan'ın Kürt sorunu denilen şeyin doğasını anlayamadığını gösteriyor ya da bilse de siyaseten bunu ikrar etmeyi siyaseten kazançlı görmüyor. Erdoğan meseleyi bir kimlik sorunu ve eksik hizmet sorunu olarak görüyor. Bu da aslında asimilasyonun çok ince usullerle devam ettiğini gösteriyor. Erdoğan ilk konuşmada adeta "Kimlik haklarını verdik, ee kalkınmanın nimetlerinden seni de faydalandırıp hizmetlerimizi buraya da ayrım gözetmeden ulaştırmaktayız, bu ülkede ayrımcılığa da uğramıyorsun daha ne isteyeceksin ki." diyerek Kürt Sorunu diyenlerin kapris yaptığını düşünerek, Kürtlerin de tatminsiz biçimde "verdikçe istiyorlar" şeklinde anlaşılmaya uygun bir imada bulunuyor. İkinci konuşmada bunu daha da genişleterek aynı mantığı yansıtıyor. İşte Erdoğan ile MHP'yi birleştiren nokta burası. Çünkü MHP'liler de Ulusalcılarda hatta çatışmalı dönemin mantığı da bunu söylüyordu, "bunlara taviz vermeye başladınız mı ardı arkası kesilmez, istedikçe isterler ve ancak bölücü emellerine ulaşınca dururlar". Evet Erdoğan daha ne istiyorsunuz deyip ardından Kürtlerin her makama gelebildiğini belirterek duruma ilişkin yaklaşımı bu düzeye çekmiş olmakta. Erdoğan'ın da önceki çatışmacıların da söylemi buydu. Burada ABD'deki gibi bir ayrımcılık yok, burada etnik kökene göre ayrımcı muamele yok. O yüzden bir Kürt sorunu da yok. Soruna daha demokratça bir eksen de bakanlardan Ecevit bile Kürt Sorunu yok Demokrasi sorunu var diyerek şu an Erdoğan'ın durduğu yerde durmaktaydı.

Oysaki Türkiye'deki ayrımcılık ırk ayrımcılığı biçiminde ortaya çıkmamakta. Sorun tam da her şey olabiliyorlar da gizli. Kürtler Kürt Kimliğinin tüm özelliklerini muhafaza ederek devlet kademelerinde yer alamıyorlar. Yani diyelim ki Kürt bir Genelkurmay başkanı odasında Şivan Perver dinleyerek hem Türkçe hem Kürtçe konuşabilerek, karargah da kendi gibi Kürt olanlar ile Nevroz kutlayarak Genelkurmay Başkanlığı yapamaz. Bunu hiç bir devlet memuru yapamaz. Şöyle bir düşünün Kürt devlet memurları Kürtçe şarkılar eşliğinde, ateşler yakıp kışlada, memuriyet yaptığı yerde Newroz kutlamakta. Oysaki eşitlik söz konusu olsaydı düşünün şeklindeki bir cümle tüm anlamını kaybederdi. Kaldı ki resmi kurumlarda hala Newroz değil Nevruz kutlanmakta. Yani  yeni yeni gün ya da doğanın canlanma bayramı. Biz ekolojistler için Nevruz bu anlamı taşıyabilir ve biz doğada kamp yaparak Nevruz kutlayabiliriz, ama Kürtler için Newroz bir bahar bayramı değil zulümden kurtuluş günü. Özgürlük günü. Yani onlar için bu bayram her şeyi ile siyasi bir bayram ve bu kutlamayı yapmak da hâlâ izne tabi. İşte Bay Başkan esas sorun da burada tüm söylemlerinize rağmen Kürtler bu topraklar içinde hâlâ eşit bir özne değiller.

Erdoğan'ın Anlamamış Göründüğü Gerçek

"Burada bir kez daha ifade ediyorum: Türkiye'nin Kürt sorunu yoktur. Türkiye'de her kesimden insan gibi Kürt kardeşlerimizin de sorunları vardır. Kimliklerinin tanınmaması sorunu vardır. İnançlarına saygı duyulmaması sorunu vardır. Geri kalmışlık, ihmal edilmişlik, hor görülme sorunu vardır. Biz geçtiğimiz 12 yılda, Kürt kardeşlerimizle birlikte Türkler'in de Araplar'ın da Azeri kardeşlerimizin de Lazlar'ın da Çerkezler'in de Romanlar'ın da Arnavutlar'ın da Gürcüler'in de Boşnaklar'ın da dini azınlıkların da ülkemizde yaşayan ne kadar kesim varsa hepsinin sorunlarına çözüm bulmaya gayret ettik. Bugün artık hiç kimse kökeni, inancı, kılığı kıyafeti, yaşam biçimi, fikri, zikri yüzünden tehdit altında değildir, baskı altında değildir. Hala eksikler yok mu, aksaklıklar yok mu? Var tabii. Her şey dört dörtlük mü? Değil tabii ama bunlar her geçen gün eksiliyor."

Bu konuşmada ilk tonun düştüğünü MHP gibi "daha ne istiyorsunuz demek yerine kimlik sorunlarının varlığını kabul edip, bir zamanlar ayrımcılık uygulandığını ama artık bunun olmadığını söylemekte. Ancak hâlâ konuyu "ne istediniz de vermedik" ekseninden çıkarmadığı da görülmekte. Erdoğan tüm etnik gruplara temel haklarını verdiklerini belirtmekte ve Kürtlerin de bunu aldığını vurgulamakta. Ancak bu söylem de gizlenmiş ciddi bir yanlış var, saydığı diğer etnik gruplar Ayrımcılık yaşamadılar, eşitlik talep etmediler çünkü kimlikleri inkar edilmediği gibi zaten asimile olmuşlardı ve bu yönde de bir şikayetleri yoktu. Bu ülkede ne Çerkezce yasaklandı ne Boşnakça, ne gürcüce ne Lazca. Dahası bugün okullarda seçmeli ders olarak Kürtçe okutuluyor ve ne Lazca, ne Gürcüce eğitim almak isteyenler var, dahası bu etnik grupların tümü de Kürtleri sevmiyor ve Kürtleri bölücü olarak görerek kendilerini Türk olarak görüyorlar. Trabzon'un MHP'nin kalesi olması tesadüf mü, Çerkezler’den HDP'ye oy veren gördünüz mü (elbette solcu Çerkezleri dışarıda bırakıyorum) kısacası Kürtler ile diğer etnik gruplar eşit olmadığı gibi hak talepleri olan, Türk devletine kendisi olmak için başkaldıran da Kürtler. Erdoğan bunların tümünü çok iyi biliyor ama seçim sathı mailinde diğer etnik grupları bir biçimde "şımarık" Kürtlere kışkırtmış oluyor.

Dahası var geçenlerde maddi verilerle ortaya kondu kimlik politikaları liberal çözüm olan Çok kültürlülük ekseninde olmazsa olmaz olan Anadilde eğitimle ile ilgili olarak okullarda seçmeli Kürtçe ders-ki Kürtler haklı olarak şu soruyu sordular siz kendi dilinizi seçmeli mi okuyorsunuz?-eğitimi için Kürtçe bilen öğretmen yok. Yani anadilde eğitim için kadro mevcut değil. Ama bu konuda -mış gibi yapılarak çok daha ince bir asimilasyon sahneye konmakta. Size tüm kimlik haklarını veriyoruz ama fiilen bunları hayata geçirme olanaklarından sizi yoksun bırakarak Kürtlerin dillerini unutmalarını, dillerini kullanarak yüksek kültür üretme olanaklarının önünü de tıkamış oluyoruz. Bu gidişle 50 yıla kalmadan Kürtçe bir kültür dili olmaktan çıkacak hatta Kürtçe bilenler kelaynak kuşuna dönecek. Yaşananın adı da bu zaten Kültürel Soykırım. Yani AKP eski devlet gibi değil onların kaba yöntemlerini kullanmıyor sizi sinsi bir biçimde ortadan kaldırıyor. Olay bu. O yüzden aslında verilmeyen şey şu Kürtçenin gündelik hayatta, resmi kurumlarda kullanımına bir dolu bürokratik engel çıkartarak Kürtçe savunma imkanlarını ortadan kaldırıp eskiden olduğu gibi Kürtçeyi sözde serbest bırakarak gerçekte ise filen yok sayarak onu ölüme mahkum ediyorsunuz sonra da çıkıp red politikalarını ayaklar altına aldık kimliği tanıdık bu yüzden artık Kürt Sorunu kalmamıştır diyerek inkarcılığın daha ince bir biçimini sergileyerek Etnik kibrin hala sürdüğü ortaya konmakta. Evet Başkan Bey haklısınız Kürt sorunu yok çok daha incelikli bir biçimde sürdürülen etnik kibre dayalı kültürel soykırım var. Ve siz bu gerçeği Kürtlerden saklamaya çabalıyorsunuz ama Kürtler artık kül yutmuyor.

Öcalan Bu Düzenin Bir Birleşenidir Artık

Erdoğan ve onun gibi devletluların anlamadığı gerçek şu Kürt Sorunu yoktur Türklük sorunu vardır ve bu sorun bu toprakları başta Kürtler olmak üzere asimile olmayan herkese dar etmeye de hazırdır. Tam da bu nedenle Kürtler sonuna kadar haklı bir talep ile kendi kaderlerini kendilerinin tayin edebilecekleri bir öz yönetim talep etmekteler. Yani Kürtler etnik kibir abidesi Türklerin kendileri ile eşit yurttaşlık temelinde yaşamak istemediğini çok iyi bildiklerinden Irak ve Suriye Kürdistan'ın da olduğu gibi kendilerini kendilerinin yönetebildikleri bir hayat istemekteler. Dahası gerekirse peşmerge gibi kendilerine düşmanlık güdecekler olursa onlara karşı kendilerini savunacak güçler de talep etmekteler. Kürtler bu noktaya durup dururken gelmediler bu ülkede Türk etnisitesinin Kürtler'e Türk olmayı dayatmaları ve buna karşı çıktıkları için onlara bin türlü zulüm uyguladıkları için artık öz yönetim istemekteler.  Ve ben bir özgürlükçü olarak bu talebin sonuna kadar yanındayım.

Dilaver Demirağ

Not: Geçen yazımda Öcalan eleştirisi yaptığım için bir ana avrat dümdüz gidilmediği kaldı. Ben bu düzeysiz ve aptalca ithamlara rağmen "dil konuştu mu hakikati konuşmalı" çerçevesinde birileri rahatsız olur kaygısı gütmeden tüm İktidarların yüzüne doğruları söylemeye devam edeceğim. Ali Şeraiti'nin sahipleneceğim ifadesi  ile sizi daha çok rahatsız edeceğim. Öcalan ve PKK ekseninde sanki karşımızda Anarşi isteyen bir organizasyon varmış havasında konuşanlara hoop orada durun bakalım o kadar da değil diyerek aksini kanıtlarıyla ortaya koymaya devam edeceğim.

Önceki Yazı:8. Anarşizm ve Din: Dine Bakışta Bazi Teorik Mülahazalar ve Negatif Teoloji - Alişan Şahin
Sonraki Yazı:21. Anarşinin Antropolojisi: İspanyol Devrimi - Harold B. Barclay
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...