Seçimler Ve Sistemin Yeni Manipülatör Siyasal Partisi Olarak Hdp - Numan Bey

Ne kadar cazip hale geldi gidip HDP’ye oy vermek! Gidelim ve oy verelim ki AKP diktatörlüğünü sandıkta yıkalım! Sen hem diktatörlük de, hem de sandık ve oy vererek o diktatörlüğü yıkabileceğine inan! Bu nedir yahu. Siz hayatınızda diktatörlük nedir görmediniz ve diktatörlüğe dair bir kitap dahi okumadınız mı?

Diktatörlük seçimler yoluyla yıkılabiliyorsa ve aynı alanda ve aynı araçlarla mücadele edebiliyorsanız şanslısınız vesselam.

Reel politik üzerine arada bir de anarşizm bağlamında yazılar yazıyorum burada. Süreci öyle ya da böyle takip ediyorum.  Yıllardır aynı şekilde ve aynı gerekçelerle BDP ve benzer çizgideki partilere ve bu seçimde de HDP’ye oy isteniyor. Gördüğümüz kadarıyla anarşistinden - sistem dışı kalma temayülünde olmuş kimi sol hareketler de dahil olmak üzere - bir çok solcu kesime kadar olan bir çevrede “deccal”a karşı seçimler yoluyla mücadele edip sonuçta “deccal”la koalisyon için CHP gibi bir partinin iktidara taşınması için çırpınılmakta.

HDP’nin 40 değil de 60 milletvekili çıkarmasındaki cazibeyi neye endekslediklerini anlamak da mümkün değil. HDP ile olası “sol” bir potansiyeli Türkiyelilik gibi saçma bir çabayla çöpe atanlar, yıllardır bahsi geçen solun “sistem dışı kalmak” ve “sisteme dahil olmamak” gibi - belki de tek önemli söylemidir bu - söylemini sorgusuz sualsiz çöpe atmaktan beis görmüyorlar. Aynen özcülüklerine dair şimdiye değin bir eleştiri ve öz eleştiri çabası içinde olmadan toplumsal mücadelede çeşitli mücadele etme biçimlerine dair tercihte olup içinde bulundukları alanlar gibi…

***

Türkiye sol hareketi tarihinde TİP’sinin 1970 öncesi parlamentoda yer almayı odağına alan mücadele anlayışının zamanın radikal sol grupları tarafından nasıl küçük görüldüğünü ve bu duruşa sahip TİP ve çizgisindeki solcu grupların diğer solcu gruplardan ne denli tecrit edildiğini, bugün bu sol hareketlerin içinde bulunan ve bu hareketleri belirleyen kişiler tarafından hatırlamak-hatırlatmak istenmediğini konuya dair sessiz bir kabul içinde olmalarından anlıyoruz.

Elbette biliyoruz ki sol denen ve esasında milliyetçilik ve milli duyguları bir tarafa atamamış sosyal mücadele içinde kendine önemli görevler atfeden bu hareketlerin düşüncelerine  feyz veren kalkış noktasının Lenin'in eserleri ve Rus Sosyal Demokrasisinin Rus parlamentosu Duma’da yer alıp-almamaya dair taktiklerinden gelmektedir.  Biliyoruz ki sorgusuz sualsiz her şeyi doğru okuduğu farz edilen “peygamber” figürüne yakıştırılmış ustalar ve önderleri vardı. Zamanında öyle ya da böyle mevcut sistemin içinde yer alamazlardı. Alsalar da duramazlardı. Bundan dolayı da sistem dışı kalmayı tercih etmek; bu fikriyatın bir tarafını eğerek ve bükerek parlamentoyu ahıra benzeterek ve karar alma süreçlerinin demokratik olmayacağını - olmadığını söyleyerek parlamentoyu kale almaz ve mücadelenin sokaklarda ve illegal yöntemlerle yapılması gerektiğinin zaruri olduğunu savunurlardı. Buna temel olarak ise ülkenin yarı-sömürge olmasını, diktatörlük ya da faşist diktatörlüğü gösterirlerdi.

Bugün ise bunun tam tersine – DHKP/C gibi illegal birkaç sol örgütü hariç tutarsak -  AKP iktidarını faşist diktatörlükle ve totaliter olmakla itham edenler eskiye hiçbir vurgu yapmadan parlamenter mücadeleyi, seçimleri ve 12 Eylül cuntasından kalmış bir anayasa ve siyasal partiler yasasını kabul ederek sisteme onay verdiklerini görmezlikten geliyorlar ve insanları buna davet ediyorlar.

Anarşizmi ve anarşistleri dahi bu süreçlerine ortak etmekte geçmişte olduğu gibi bugün de beis görmüyorlar. Buna teşne olan anarşistler elbette var. Hatta Türkiye’de CHP gibi bir faşist partinin faşist adayı için çalışan anarşistleri bile biliyoruz. Reel politikanın batağı işte tam da bu. Veremi gösterip sıtmaya razı olmak tam da bu. Diktatörlük ve totaliterlik vurgularıyla işlenen kitlelerin ruh haline ortak olarak sisteme yedeklenmek ve insanları da sisteme yedeklemek ve katılmak için çağrılarla ikna etmenin asıl nedeni bu.

Bu anarşistler ya da solcular AKP ya da CHP iktidarının aynı şey olduğunu aynı şekilde aynı politik ve iktisadı politikaları hayata geçireceklerini bilmiyorlar mı?

HDP’nin barajı aşsa da aşmasa da her halükarda değişik alanlarda getiriler elde edeceğini bilmiyorlar mı?

Çözüm süreci denen ve gözümüzün önünde üçüncü tarafın gönlünü yapmaya odaklanmış olarak yürütülen görüşmelerin her iki taraf için getirisinin azami olacak şekilde yürütüldüğünü ve seçimlerin sadece bu restleşmenin bir aracı olabileceğini bilmiyorlar mı?

Eğer reel politiğin içine batmışsanız sizden beklenen bu süreci biliyor olmanızdır. Ya da süreci okumakta samimi bir çaba içerisinde değilsinizdir.

Anarşizmin siyasal ve felsefi duruşunda esas olan bireyleri erklerini ellerine almayı sağlamaktır. Temsil ve seçimler insan teklerinin kendi oluşlarından gelen erklerinin Devlet ve hiyerarşik mekanizmalar yoluyla temerküzü yani onların ellerinden alınması demektir. Bunun adının parlementer demokrasi olması zaten bunu ifade eder. Bu demektir ki birey erkini kimseye teslim ettirmemelidir. Anarşizm her bireyin erkini eline alarak temsil mekanizmasını – hiyerarşiyi ve devletin hiyerarşik mekanizmasının lağvedilmesini – erkin tekrar bireylere geçmesi gerektiğini savunur. Bundan dolayıdır ki demokrasiden doğrudan demokrasiyi anlar.

Bu temsil mekanizmasıyla eli, yüzü ve somut bir varlığı olmayan ama Tanrı rolünü – şirk - oynayan soğuk bir canavar olan devlet ve hiyerarşinin onaylanmasını her ne şekilde meşrulaştırırsanız o kadar anarşist düşünceden uzaklaşmışsınız demektir.

***

Türkiye’de olduğu gibi başka ülkelerde de seçim zamanı geldiğinde sistem içi partiler sistem dışı kalmayı tercih eden kişi ve grupları sistem içine çekmek ve gönüllü bir rızayı sağlamak için korkuları kullanıyorlar. Geleceğe ve hayallerine dair bir umutları kalmadığından olsa gerek kötüyü kötüyle kıyaslayarak ehven-i şer’e razı etmeye çalışıyorlar. Bu seçimlerde de aynı şey devrede.

Üstelik bunu daha “sempatik” görünen HDP yoluyla yapıyorlar. Bunu yiyen arkadaşlara aferin!

Ama her seçimde sandığa gitmeyip Türkiye’de oranı % 15-20, Batı Avrupa’da kimi yerlerde % 50’lere varan “seçmen vatandaşın” sağduyusu ve seçimlere ilgi göstermemesi sisteme güvenin ne kadar yanlış olduğuna dair düşüncelerimize dair bizi daha umut dolu kılıyor.

Numan Bey

Önceki Yazı:27. Anarşinin Antropolojisi - Anarşik Rejimlerde Liderlik Türleri – Harold B. Barclay
Sonraki Yazı:28. Anarşinin Antropolojisi – Devletin Kökeni Üzerine – Harold B. Barclay
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...