AKP, Radikal Eleştiri Ve Anarşist İntihar Üzerine Bir Derkenar 1 - Dilaver Demirağ

dilo1-kopyaBu yazı HDP'cilik PKK'cılık yapan anarşistlere "sayıyla kendinize gelin" demek, dahası onların zehirlerini akıttığı anarşizme samimi ilgi duyanlara dönük olarak bu karikatürize edilmiş olanın anarşizm olmadığını göstermek için yazıldı. Devlete yerleşerek bizzat devletin kendisi haline gelen AKP'ye karşı en iyi ilaç devleti takmayan anarşidir. Yeter ki anarşi bu topraklarda iğdiş edilmiş bir hale sokulan sözde anarşizm eli başka bir şeye dönüştürülmesin.

Uzun zamandır yazmak istediğim bir konuydu bu. AKP nerden nasıl eleştirilirse bu sistem partilerinin, kemalizmin kanatları altında çoktan sistemin yedek lastiği haline gelmiş solcuların ve islamofobik anarşistlerin eleştirilerinden ayrışır. Sağ olsun Hasan Bülent Kahraman tarafından literatürüme girmiş bulunan güzel bir kavram var: içselleştirilmiş oryantalizm. Bu kavramla kastedilen batının doğu algısını doğuda yaşayanlar olarak paylaşmak ve kendine batının baktığı yerden bakmak. Kemalizm bu ülkede kendine hep batının baktığı yerden baktı ve kendini batının aynasında tanıdı ki bu çok da lacanyen bir bakıştır. Malum olduğu üzere Lacan'ın ünlü ayna evresi kavramı çocuğun kendini aynada bakarak tanımasıdır. Ama, der Lacan, çocuk dil üzerinden baba ile buluşur. Bu manada çocuğun anneden ayrılması, doğadan kopup kültürün içine girmesidir. Ayna evresinin esas işlevi de budur. Kemalizm içinde baba batıdır ve aynada gördüğü kendi imgesi batının prizmasından kırılmıştır. Batının doğu algısının esasını da doğunun geri kalmışlığının kaynağının İslam olmasıdır. Kemalizm tam da bunu benimsemektir. Kemalizm'in gerçek manada bir laiklik olmayışının asıl nedeni de onun İslamı batının değerleri ile uyumlu hale getirme çabasıdır. Bir anlamda Kemalizm, İslam'ın modernize edilmesidir. Bu anlamda Kemalist laiklik esas olarak bir İslam yorumudur. Uzun zamandır biliyoruz ki Avrupa merkezcilik ile oryantalizm iç içe geçmiş iki değer olarak Emperyalist sömürgeciliğin meşrulaştırıcılık ideolojisi olarak iş görmüştür. Bu bakımdan içselleştirilmiş oryantalizm yerlinin kendini egemenin gözü ile görerek egemene teslim etmesidir.

Tam da bu eksende Kemalizm'in din ile ilişkisi ikircikli oldu. Bir yanı pozitivizmden beslendi ve bu pozitivizmin eksende bakıldığında İslam geride kalmış bir gerici ideolojiydi. Mustafa Kemal'in "hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünde hayat bulan bu pozitivizmde aslında İslama'da İslam'ın Tanrısına da ve elbette peygambere de gerek yoktur. Dahası var. Yine Mustafa Kemal'in nezdinde İslam Türklerin geri kalmışlığının nedenidir. Tahsin Mayatepek ile Mu uygarlığı üzerine yapılan çalışmalar Türklerin ne denli uygar bir millet olduğunu kabul ettirme çabasıdır - ki bu bile aslında Türkler geridir diyen Renan'a bir cevaptır. İslam bu eksende Arapın dinidir. Ancak Mustafa Kemal bu çerçevede amacına ulaşamazdı. O yüzden esas olarak İslam terakkiye (ilerlemeye) mani değildir yorumu etrafında İslam ile modernite arasında bir uyumluluk kurulmaya çalışıldı. Bu evre Mustafa Kemal'in sıkı bir Mehmet Akifçi, Afgani ve Abduhta hayat bulan en radikal biçimine Fazlur Rahman'da kavuşan modernist islamcılık evresidir. Ancak İktidar elde edilince Arapın dini ehlileştirilir ve Türkçülükle uyumlu bir milli kimlik unsuru yapılır. Diğer yandan da başka Kâbe istemez Çankaya bize yeter denerek İslam dışlanır ve dışsallaştırılır.

Tüm bunları niye yazıyorum: bu ülkede sol da, anarşizm de radikalleşmiş bir Kemalizm'dir aslında. Ve ortak değerleri de islamı bir gerici ideoloji olarak görmektir. İslamı reddetmek, onu dışlamaktır. Anarşistler de Marksistler de Fransız Aydınlanmacılığının radikal damarına dayanarak mekanistik maddeci akıl ekseninde dini reddetseler de bunun tüm dinlere dönük bir tezahürü görülmez. Mesela Yahudi Anarşizmi/Marksizmi, Hrıstiyan Anarşizmi/Marksizmi mesele olarak görülmez iken İslami Anarşizm ya da İslami Sosyalizm dışlanır. Çünkü İslam en gerici ve saçma dindir. İşte solun ve aynı zamanda solcu anarşistlerin AKP karşıtlığı da bu damara yaslanır. AKP İslamcı olduğu için AKP ağzı ile kuş tutsa asla kabul görmeyecek bir gericiliktir.

Oysaki gerçek bir radikal eleştiri AKP'nin İslamcı olması ile değil, AKP'nin bir siyasal iktidar olarak mevcudiyeti ile ilgilenir ve AKP'yi esas olarak mevcut düzen ekseninde ele alarak ona bu düzen ekseninde itiraz eder.

Solun Ezberleri

Öncelikle AKP ilk başlarda Dervişin İMF programını takip ettiyse de ondan uzun zamandır saptı. AKP çoktan kendi zenginini yaratmaya, kendi sermayesi ile dünya sistemine eklemlenme çabasında. Ancak diğer yandan da köktenci bir piyasacılıktan da önemli tavizler vermiş durumda. Tam da bu anlamda AKP klasik anlamda yeni liberalizm yahut köktenci piyasacı yeni sağcılık noktasında değil artık. AKP piyasacı ekonomik modeli kendine özgü bir devletçilikle birleştirip, bir tür yeni sağ keynescilik arayışında. Klasik yeni liberalizmde enflasyonla mücadele verilirken sık para politikası ekseninde sosyal kör olunur. Ücretler ve fiyatlar dondurulur. Piyasaya devlet eli ile hiç bir biçimde müdahale edilmez. Oysa AKP bunu çoktan aşan Keynesçilik ile Friedmancılığın İslami bir sentezine dayanan kapitalist bir ekonomik gelişme modeli izliyor ama burada da büyük oranda ahbap çavuş kapitalizmine dayanan kilentelist ve hatta paternalist bir ekonomi modeli uygulanıyor. Gelinen aşamada Erdoğan ile Babacan, Şimşek ikilisi arasında ciddi bir çatlak söz konusu ise Erdoğan'ın büyümeyi eksene alan bir miktar enflasyona izin veren, faizlerin yüksekliği ile sıkı bir para politikası izlemek yerine çeşitli sosyal destek programları ile iç piyasaya sıcak para akışına ve iç tüketimi kamçılayan bir ekonomi talep etmeleridir.  Babacan-Şimşek ikilisi mali disiplinden taviz vermeyen bir sıkı para politikası izlediği için Erdoğan'ın fırçalarına maruz kaldı. Erdoğan haklı olarak böylesi bir politikanın iç tüketimi baskılayarak iç tüketime negatif etki yaptığını, AKP'nin geleneksel anlamda en büyük oy tabanı olan küçük esnafı ezen bir model olduğunu görmekte ve ihracatçıyı da rahatlatan bir döviz kuru ile büyümeye odaklanmayı talep etmekte. Kısacası tartışma kısmen neo-liberal ekonomi yönetimi ile popülist Erdoğan arasında yaşanıyor. Yani Erdoğan çoktan neo-liberalizmi geride bırakmış bir halde. Ama buna rağmen hala neo-liberal AKP ezberi temcit pilavı gibi önümüze konup duruyor. Bunun nedeni solun soyut ideolojizminden başkası değil. AKP ve Erdoğan için en doğru ideolojik tanımlama sağ popülizmdir ki bu neo-liberalizmin nefret nesnesidir. Ama diğer yandan AKP sıkı bir özelleştirmeci olarak neo-liberalizmin piyasacılığını benimser. Ancak burada da esas olanın sermaye birikiminden yoksun bir ekonominin sermaye ihtiyacı belirgindir ve bu sermaye ile büyüme/kalkınma finanse edilir. Fakat burada da Popülist Erdoğan ile Ekonomi yönetiminin ayrıştığını görmekteyiz. Erdoğan'ın danışmanı  Yiğit Bulut bunu Dervişçi politika olarak görmekte ve özelleştirme değil halka arz yolu ile işletmenin hisse satışı ile kamusallaşmasını savunmakta. Kısacası artık neo-liberal AKP tezi o kadar da geçerli olmadığı halde bu ısrarla sol çevrelerde dillendirilmekte. Bu da devrimci solun ve solcu anarşizmin olgusal veriler ile meseleleri analitik bir bakışla ele almaktan çok ezberlenmiş kanaatler üzerinden oluşagelen klişeler ile meseleye baktığını göstermekte.

Radikal eleştiri esas olarak AKP'nin şu ya da bu ekonomik modeli benimsiyor olmasından çok  kapitalist ekonomi ve kapitalist sermaye birikimi oluşturmaya dayanan büyüme trendine odaklanarak kapitalizm eleştirisine odaklanır ve eleştirisini de buradan kurar.

Sol Klişe: Gerici AKP

Sormamız gereken ilk soru şu olmalı. Farklı türden bir modernleşmeyi kendine eksen alan bir siyasi parti hala gerici olarak görülebilir mi?  Ana akım Sosyalist Sol ve Solcu Anarşizm türevleri için bu soruya cevap evettir. AKP Gerici bir partidir. Marksist bir bakışla bu anlaşılabilir çünkü pozitivist Marksizm yorumunu benimseyen ana akım sol ve ondan etkileşen türedi sol anarşizmler nezdinde AKP gericidir çünkü dincidir. Din ise marksizmin klişeleri ile feodal bir değer olarak daha ileri bir aşama olan kapitalist burjuva uygarlığı döneminde varlığını sürdüren bir kalıntıdır ve bu kalıntının eninde sonunda sökülmesi gerekir. Dahası AKP'nin AB gibi daha ileri bir uygarlıkla bütünleşmek yerine Orta Doğu'daki Araplara yönelerek gerici bir yer ile bütünleşmesi onun gericiliğinin bir alametidir. Peki bu klişeyi sorgulayalım yani dini ideolojiye sahip bir siyasal özne aynı zamanda pek alâ da çağdaş, pek alâ da zamanın ruhu ile buluşan olabilir mi? İleri aşamalar teorisi içinde bu tür değerlendirmeler bir şey ifade eder mi? Ona bakalım.

Öncelikle ilerleme teorisi tarihin ileriye doğru giden bir zamansal ok olduğu tezine yaslanır. Bu noktada tarihsel olarak bir üst aşama daha ileri iken daha önceki aşama geri olarak kabul edilir. Marksizm açısından ise bu üretim ilişkileri ile birebir iç içedir yani daha ileri üretim ilişkileri, daha ileri üretim tarzı ileri olanı ortaya koyar. Tam da bu yüzden Marks sanayi devrimi ve kapitalizmi sosyalizmi doğuracağı için coşku ile selamlar ve bu anlamda Hindistan'da İngiliz Emperyalizminin işlevlerini bu kapsamda değerlendirerek direnenlerin değil emperyalistlerin yanında saf tutar. Oysaki Anarşistler açısından kapitalizm de, emperyalizm de bir tahakküm biçimidir ve ona karşı direniş de özgürlüğün arayışı olarak değerlidir. Yani Anarşizm ile Marksizm dünyaya bakışlarında birbirinden ayrışmış iki öğretidir. İmdi eğer ilerleme daha ileri olanın hayat bulmasını sağlamak ise AKP basbayağı ilerici bir partidir. Her şeyden önce modernlik geleneksel olana göre daha ileridir ve AKP toplumu hem zihinsel olarak, hem de ekonomik olarak modernleştiren bir siyasal öznedir. AKP döneminde sanayi daha ileri teknikleri kullanarak üretim tarzı olarak çok daha kapitalist bir ekonomiyi üretmiş, proletaryayı niceliksel olarak çoğaltmıştır. Bu anlamda AKP en ileri kapitalizme doğru ilerleyen bir perspektifle hareket etmekte, üretim teknikleri olarak da çok daha ileri olanı yerleştirmektedir. Eğer ilerlemeye öznel olarak muhafazakar olmamak gibi tamamı ile bilimsellikten uzak, nesnel olmayan değerler yüklemiyorsanız AKP ilerici bir partidir ve asla gerici olarak nitelendirilemez. Kaldı ki AKP dönemi feodalitenin son kalıntılarının da çözülmeye yüz tuttuğu bir dönem oldu. Eğer ilerleme denilen olgu içinde bakıyorsak olaylara AKP ilerlemeye birebir uyum sağlamıştır. Değersel olarak da AKP ileri olmuştur. Milli Görüş ile kıyaslandığında daha liberal bir muhafazakarlığı ve daha liberal bir dindarlığı olumsuzlamamıştır. Bir kez daha solun AKP  eleştirisinin olgusal değil öznel ve klişelere dayalı olduğunu söyleyebiliriz.

Solun bir başka ezbere dayalı kilişesi de AKP'nin emperyalizme uşaklık eden ABD'nin ılımlı İslam projesi kapsamında hizmete veren ve hatta alt emperyalist olan bir siyasi özne olmasıdır, Geçenlerde bir tartışma esnasında birisi AKP'nin Sorosla arasının iyi olduğunu da söyledi. Ayrıca AKP, Kürt düşmanı faşist bir partidir de.. Bu anlamda bu kavramlarla birlikte dinci faşist AKP ifadeleri de kullanılır. Bu saptamaları da yine olgularla yani somut veriler ile test edelim.

Emperyalizmin Hizmetkarı mı?

Erdoğan ABD tarafından teşvik edilen, önü açılan bir lider oldu (2010'lara kadar). Öncelikle Türkiye 2011'e kadar ABD ve AB yörüngesinde bir dış politika izliyordu. Ama bu durumun sol ezberlerden anlaşıldığı gibi ABD emreder Türkiye hemen yapar değil bir ulus devlet olarak ABD ile süper güç olma, ülke içinde harekete geçirebileceği dinamikler olması nedeni ile genelde uyumlu olmaya çabalayan ve ABD'nin sağlayacağı avantajlar nedeni ile onunla partner olmayı benimseyen bir siyasetti bu. Nitekim bu ilişki onun TSK'yı ve diğer Kemalist vesayet kurumlarını gerileterek devleti ele geçirebilmesine olanak sağladı. Bu sayede AKP yüksek bürokrasiyi kendine göre dizayna edebildi. Ama Erdoğan'ın Arap Baharı ile birlikte yüreğinde yatan aslan olan Osmanlı Hinterlandına sahip bir emperyal güç olma özlemi ile bu durum son buldu. Bu noktadan itibaren yani artık ABD-İsrail ve Batı İttifakının bölgede ikinci bir Sykes-Picot düzenlemesi yapma düşüncesi ile birlikte İslamcısız Orta Doğu ya da Orta Doğu'da artık hiç bir İslamcı hükümetin olmaması gerektiği yönündeki karar ile bu denklem değişti. Türkiye Osmanlıcılık ekseninde bir İttihadı İslam politikası izledikçe ABD'yi de etkileyen bazı güçler Türkiye karşıtlığını yüksek bir çıtaya çektiler. Literatürde Gladyo-B olarak tanınan Cemaat'in 25 Aralıkta Erdoğan'ı iktidardan edip hapse tıkma amaçlı operasyonu yani o çevrelerdeki adı ile darbe girişimi de bu süreçte gündeme geldi.

Kısacası artık AKP'nin emperyalist güçler ile arası çok açık ve emperyalist güçler nezdinde Erdoğan Orta Doğu'da Chavez'in muhafazakar-İslamcı bir versiyonu - ki aslında gerçekten de öyle. Chavez de bir popülistti ve hiç de özgürlükçü olmayan, devletçi devlet gücünü muhalefeti bastırmak için kullanan birisi idi. - AKP'nin de giderek daha fazla yükselttiği tam bağımsız Türkiye vizyonu da bu durumlar ile yakından ilişkili ve Türkiye her geçen gün bu yönde adımlar atıyor. Bu arada Türkiye'nin bir anda batının gözünde iyice kötü bir imaj kazanmasında Çin Füze sisteminin devreye sokulmasının da önemli bir etken olduğu aşikardır. Bu resmen ve alenen NATO'ya atılan bir goldü. Kısacası artık emperyalizm uşağı olmayan bir AKP var ve bu AKP Solun temel sloganı olan tam bağımsız Türkiye hedefinde ilerledikçe de sol tarafından- özellikle de dev yolcu Birgün tarafından - batıdan kopup yüzünü Ortadoğu'ya dönmekle suçlanıyor.

Hasılı kelam Solun eleştirileri büyük oranda Kemalizm'in eleştirileri ile yani müesses nizamın eleştirileri ile çakışıyor ve solun bir bölümünde sol Kemalizmlerle sosyalistler ve hatta solcu anarşistler arasındaki bağlar özellikle geziden bu yana giderek daha da sıkılaşıyor.

Açık ve net ki bu AKP'ye dönük bir radikal eleştiri değil tersine kurulu düzenin temel aktörleri ile aynı düzlemde buluşmak. Peki nasıl bir eleştiri diline sahip olmalı ki bu hem doğru bir eleştiri olsun ve hem de alternatifi göstersin. Ben buna Anarşist eleştiri dili demeyi tercih ediyorum

Radikal Eleştiri olarak Modernite ile Yolları Ayırmak

Öncelikle AKP Muhafazakar bir siyasi parti olarak değerler düzleminde statükocu bir siyasi parti. Yani Türkiye'nin geleneksel müesses değerleri ile hayli barışık. Bunlar sol Kemalist kadroculuğun İnönü döneminde hayat bulan laikçiliği hariç Modernleşme, kalkınma, batı ile eşit güç olma, emperyal bir güç olabilme, medeniyet dünyasında kendisinin de görkemli bir medeniyet olduğunu göstererek bu dünyaya birinci ligden girme hakkını elde etme -Amerika'yı Müslümanlar keşfetti ile Sümerler Türktü arasında zihinsel bakımdan büyük bir yakınlık vardır - gibi şeylerdir. Bu anlamda AKP Laiklik ilkesi hariç Kemalist altı okun beşini bünyesinde taşıyan ve aslında Laikçi değil de Laik olarak yola çıkan sağ Kemalist bir parti olma yolundadır (bugün geldiği noktada ise Laiklik ile hiç bir ilişkisi kalmamıştır).

Devam edecek…

Önceki Yazı:Batı “Suriye Rejimini İzole Etmek İçin” İslam Devleti’nin Yükselişine Olanak Sağladı
Sonraki Yazı:AKP, Radikal Eleştiri Ve Anarşist İntihar Üzerine Bir Derkenar 2 - Dilaver Demirağ
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...