Oy Kullanmak A(Po)Litik Bir Eylemdir – Dilaver Demirağ

Anarşizm düşüncesi, benim gibi modern öncesi Anarşi yatağında ilerleyen ve manevi olanı, hatta ilahi olanı Anarşi ile birlikte düşünen birileri tarafından çeşitli biçimlerde eleştirilebilir. Bu bir anlamda Anarşizme hem içeriden hem de dışarıdan yöneltilen bir eleştiridir. Ve elbette onlar da benim düşüncelerimle ilgili bir dizi eleştirel şeyler söyleyebilir/yazabilirler. Ancak ne olursa olsun  kendi adıma Anarşizmle olan bağımı kısmen kopartarak hem bu harekete kendileri açısından kabullenmek istemeyecekleri bir takım değerleri taşımıyorum, hem de Anarşistlere onlar açısından kendilerinden başka türlü bir şey olmalarını isteyecek şeyler talep etmiyorum.  O yüzden bu yazıyı bir Anarşist olarak değil Anarşi düşüncesini ve onun savunduğu özgürlükçü yönelimleri tümü ile onaylayan, bu mirası üstlenmeyi sonuna kadar sürdürmeye arzulu olan ve bu anlayışı bu toprakların değerleri ile harmanlamak isteyen bir yerli özgürlükçü olarak yazıyorum.

Yazımın temel amacı bir takım noktalarda modern anarşizmle kendi anarşi anlayışımla modern olarak tanımladığım Anarşizm arasında bazı köprüleri atmış olsam da Anarşizme yapılacak bir haksızlığa da gönlüm asla razı olmaz.  Çünkü uğrunda nice hayat verilmiş, insanların bir ömürlerini verdiği, binbir emekle inşaa edilmiş siyasi bir düşüncenin siyasi kurnazlık ve kariyerizm ya da içinde gizli kalmış İktidar duygularını daha entelektüel biçimler de ifade ederek HDP'ye oy isteyen bir "Anarşist"in bunu yapmasına ise gönlüm hiç razı olmuyor. Dahası sonuç olarak Modern Anarşizmle benim temsil ettiğim Geleneksel Anarşi anlayışı ortak bir değeri yani Anarşiyi paylaşıyor. Bu bağlamda Anarşizme yapılan bu tür Truva atı tarzı çarpıtan, iç boşaltmalara bu yüzden de sessiz kalamam. Bu yazıyı da söz konusu nedenler ile Temsili Siyasetin reddini kendi siyasal duruşunun ayırıcı vasfı sayan bir düşünceye yapılan kurnazlık dolu eziyete duyduğum isyan nedeni ile yazdım. Yani ben kendimi artık Anarşist olarak tanımlamasam da Anarşizme yapılan bu haksızlığı siyasal onuruma yediremiyorum kalbim büyük bir öfke ile adeta bir volkan gibi patlayan bir isyan alevi ile Hayır bu söylenenleri Reddediyorum diyor.

HDP İÇİN MEŞRU OLAN ANARŞİSTLER İÇİN DEĞİL

HDP'nin bir siyasal parti olarak Türkiye'deki herkesten oy istemesinin hiç şüphesiz bugünkü mevcut reel politika içinde meşru ve anlaşılır bir yanı vardır. PKK'nin kendisini Anarşist gibi sunma ahlaksızlığına yönelik eleştirel itiraz ve karşı koyuşlarımı ise bir başka yazıya bırakarak, bu yazıya odaklandım. Amacım kimi embeded yani HDP içinde gömülmüş ve olguları HDP propagandasına yamayan bir demagoji ekseninde konuşan bir "anarşist"in yazısına karşı koymak.  Oy Vermek Politik Bir Eylemdir yazısını yazan kişi bunu bir analiz olarak yazsa, ya da kendisi Türkiye'de Post- Anarşist düşüncenin bilinmesinde katkıları olan birisi olmasa, dahası post-Anarşist bir dergide adı konmamış yazı işleri editörü olarak görev almış bir olarak değil de muhalif, AK Partinin giderek devletle bütünleşmesinden rahatsızlık duyan ve bu eksende ona İktidarı zehir edecek bir partinin barajı geçerek bunu başarmasını isteyerek yazan birisi olarak bunu yazsaydı, ben bu eleştirilerin hiç birini yazmayacaktım. Çünkü bir dönem ben de Yeşiller Partisinde-ki işleyiş mekanizması olarak Anarşistlerin Sosyal Demokratı diye İlan ettiğim-en üst kademlerde görevler aldım, bu partinin kurucusu oldum. Hiç şüphesiz rüyalarım bir balon misali patlasa da bir siyasi partinin avantajları ile özgürlükçü ekolojik bir anlayışın daha fazla insana ulaşacağını düşünmüştüm. Ancak hiç bir zaman kendi siyasi duruşumla, bu parti içindeki rollerimi birbirine karıştırmadım. Hatta eş sözcülüğe seçilirken benden Yeşiller Hareketini Anarşist bir söylemler temsil edebileceğim endişesini ifade eden bir arkadaşa da bu iki şapkayı asla ve kata birbirine karıştırmayacağımı söyledim. Çünkü Anarşizmin ne olduğunu bu konudaki fikirlerini bilen birisi olarak Anarşistlerin Yeşiller Partisi gibi hiyerarşi ve otorite içermeyen, iktidara gelmeyi amaç olarak edinmeyen, devleti çözmeyi, devleti toplum içinde eriştirmeyi savunan bir siyasi parti de bile politika yapmayı reddedeceklerini biliyordum. O yüzden Anarşistleri Partiye değil partiyi düşünsel olarak besleyecek dış çeperde yer almaya çağırmıştım. Bu çeper partinin bir organı olarak değil parti ile ona yakın siyasal çevrelerin yer aldığı bir tür danışma komitesi olacaktı. Ama buna rağmen söz konusu yazıyı yazan kişi de dahil hiç bir Anarşist Yeşiller Partisi ile ilişkilenmediler. Ama bu kişinin şu anda Yeşillerden Çok daha geride, askeri bir siyasi örgütlenme tarafından kumanda edilen bir siyasi partiye oy vermeye davet etmesi benim sakınımlı ve çekinik duruşumu fersah fersah aşan bir cüretkarlık ve Anarşistlere karşı da yapılmış ağır bir hakarettir. Çünkü bir Anarşist olarak insanları oy kullanmaya davet etmekte yani Anarşizmin asla ve kata rıza göstermediği bir işe çağırıyor.

"Son yıllarda her seçim döneminde kimi zaman liberter, anti otoriter, anarşist çevrelerden Emma Goldman’ın “Eğer oy vermek bir şeyleri değiştirseydi, onu yasa dışı hale getirirlerdi” sözünü bir ilahi tebliğ gibi ara sıra sosyal medyada dolaşıma sokanların ya da HDP’nin siyasi söylemlerine yeterince sosyalist veya devrimci olmadığı gerekçesiyle itiraz edenlerin, işin içinde gizli bir pazarlık olduğu kuşkusunu yayanların,        genel geçer söylemleri bırakıp bu seçim barajının neden sürdüğüne ve toplumsal muhalefetin kapasitesi üzerinde bir etkisi olup olmadığına dair ciddi bir siyasi analiz  yapması gerekiyor."

Şimdi arkadaş Anarşistlerin oy vermeme tutumunu gözden geçirip HDP'ye oy vermelerini istemekte, bununla yetinmeyip Anarşistlerin seçim barajının neden sürdüğüne dair ciddi bir siyasi analiz yapmalarını istemekte. Yani Arkadaş kısaca şunu diyor bizlere "oy vermek bir şeyleri değiştirmeseydi devlet, devletle bütünleşen AKP bu barajı sürdürmez kaldırırlardı".

Bir Anarşistin doğal olarak şunu söylemesi bana tutarlı geliyor. "Bana ne seçim barajından, ben bir siyasi parti değilim, temsili sistemlerle de işim yok, dahası siyaseti parlamentoda yapmak gibi bir niyetim de mevcut değil, seçimler yolu İktidara gelmek gibi bir niyetim ise hiç yok. Yani baraj meselesi beni zerre ilgilendirmiyor. Haa birileri barajı tutarak ne elde etmek derdinde derseniz, bu da düzenin kendi meselesidir. Ben düzen adına konuşmakla mükellef değilim.

Öte yandan oy vermenin bir değişikliliğe yol açıp açmaması ile ilgili olarak ortaya atan arkadaş Emma Goldman'ın bu sözü söylerken kastettiği anlamı bilinçli olarak çarpıtmaktadır. Yani Goldman şunu söylüyor "oy vererek bir sistemi radikal bir biçimde değiştiremezsiniz."

Tersine bir kez bu çarkın içine girdiniz mi artık siyasal düzenin bir parçası olursunuz*, dolayısıyla bu sistemi yani Modern Devleti ve Kapitalist sistemi kökünden kazımak için yola çıkan bir siyasi hareket bunu yaparak siyasal düzeni değiştiremeyeceğini çok iyi bilir, bu nedenle de oy vermek, siyasi parti kurup seçimler katılmak gibi Radikal bir değişimle sonuçlanmayacak çarkın içine girmezler. Dolayısıyla Anarşistlerin derdi HDP'ye barajı geçirtmek değildir.

Anarşistler bu mevcut sistemi temellerine varana dek kökünden sökerek değiştirmek isteyen bir devrimci siyasi anlayış olduğundan, haklı olarak bu tür işlere hiç bir biçimde bulaşmazlar. Onlar otonomlarla, komünlerle ağlarla, federasyonlarla örgütlenerek/organize olarak, bazen da İsyancı Anarşist pratiklerde olduğu gibi sisteme fiziki darbe vurmaya dönük, şiddet de içeren eylemsellikler vb.  ile siyasal sistemin dışında yer alan ve mevcut düzeni yıkacak biçimde onu değiştirecek siyasal işlerle meşgul olurlar ve buna da eylem derler.  Tam da bu nedenle Anarşist teori üzerine ziyadesi ile bilgisi olan biri olarak yazar meseleye buradan başlamışsa, yani daha "dakka bir gol bir" nevinden demagoji ile çarpıtma ile işe başlamışsa bilin ki derdi Anarşistlerin yararına bir dert değildir. Onun başka niyetleri olduğu daha bu başlangıçtan ortaya açıkça çıkmaktadır.

"O halde bugün parlamenter temsil sisteminin dışında tutulmak istenenler, açıkça    mevcut cumhuriyetin kurucu temellerini sarsma tehdidi taşıyanlardır ve bu sebeple yüzde on barajına rağmen, cumhuriyetin tüm mağdur ettiklerinden bir araya gelen farklılıkların bu barajı aşarak mecliste kendi yerini açma çabası, AKP’nin durdurulmasından çok daha büyük bir hedefe işaret eder. Kaldı ki bugün AKP, geç    Osmanlı dönemi otoriter milliyetçiliği ile erken cumhuriyet dönemindeki faşist modernleşme modelinin tüm özelliklerini bünyesinde toplamaya çalışan rafine bir  oluşumdur"

Son iki satırdaki kimi siyasi saptamaların ne kadar yanlış ve ezbere dayalı sloganik ve içi boş bir tespit olması bir yana, şu yukarıdaki argüman yani parlamentoda temsil edilmek Anarşistlerin meselesi midir? Elbette ki hayır. Bu açık ve net olarak HDP'nin, onunla birlikte hareket eden çeşitli siyasal oluşumların derdidir. Anarşistler için de HDP mecliste temsil edilmiş ya da edilmemiş kendilerini ilgilendiren bir mesele değildir.

Anarşistler için Kürtlerin kendi özgürlüklerini elde etmek için verdikleri mücadeledir esas olan. Ve bu zeminde Kürt Siyasi hareketi ile birlikte Kürt halkının siyasal anlamda otonomi elde ettiği federatif bir siyasal  kendi kaderini tayin için verdikleri/verecekleri siyasi mücadeledir esas olan. Bu da zaten Anarşistlerin hassaten Kürtler için değil, bu topraklardan hatta bu bölgeden başlayarak tüm dünyadaki herkesin bu eksende özgürlüğünü elde etmesi ile yakından ilişkilidir. Yani Anarşistler herkes gibi Kürtlerin de bu tür bir mücadele içinde olmasını ister ve böylesi bir mücadele içinde olanlar ile birlikte mücadele verir. Ve tabi ki bunu kendi siyasal anlayışı ile uyumlu örgütlenmelerle birlikte yapar.

YAZARIN BÜTÜNÜ İLE ÖZNEL NİYET OKUMALARI VE GERÇEKLER

"Meclis’teki HDP, Türkiye’de 12 Eylül travmasından ve sol melankoliden ancak Haziran 2013′te Gezi ayaklanması ile sıyrılmaya başlayıp aktif bir siyasal harekete dönüşen radikal solun serpilmesi için kullanılacak olanaklar demektir. Devletin tüm kurumlarından topluma yayılan ırkçı, faşist, nefrete dayalı egemen siyaset dilinin toplumun bilincine nüfuz etmesine karşı yeni bir sol özgürlükçü siyaset dilinin ve    kültürünün serpilip gelişmesi demektir. Özellikle ana akım siyaset yoluyla toplumun bilincine kazınan ve devamlı olarak kadın cinayetlerini ve kadına yönelik şiddeti kışkırtan eril dilin karşısında cinsiyet eşitlikçi bir siyaset dili ve siyasal kültürün tümüyle yaygınlaşmasının ve kalıcılaştırılmasının yolunu açacaktır."

Yazarın yukarıda HDP'nin mecliste olması kapsamına ifade ettiği misyon kendisinin söylediği şekil ile ilişkisizdir. Yani Radikal Solun örgütlenmesinin önündeki engel HDP'nin mecliste olmaması olmadığı gibi, bundan sonra da buna bağlı bir durum değildir.

Ancak yazarın sözünü ettiği ve Radikal Sol ile müttefik saydığı tüm sosyal hareketler, kimlik hareketleri ise aslında düzgün işleyen bir biçimsel Burjuva demokrasisi ile ilişkilidir. Özellikle kimlik hareketlerinin esas meselesi tanınma siyasetidir. Devlet bu tanımayı gerçekleştirmeyip bu hakları vermediği sürece bu hareketler kaynayıp dururlar, ama verildiğinde ise dinamizmlerini büyük ölçüde yitirirler. Örneğin Aleviler cemevlerine statü tanınsa camiler ile aynı statüde sayılsa, hatta Alevilieri de içeren bir Diyanet olsa mevcut iktidarla önemli ölçüde barışırlar. Yine işçi hareketleri istedikleri ücret zamlarını elde edip batıdaki gibi orta sınıfa dönüşseler ve refahtan arzu ettiklerİ payı alsalar kıllarını kıpırdatmazlar. HES direnişleri hükümet HES projelerini iptal etse dinamizmini ve kitlesel desteğini kaybeder. Ha keza Akkuyu için de bu büyük ölçüde geçerli bir durumdur. Kısacası tanınma talebine dayanan kimlik hareketleri ile demokratik hak arayışı biçiminde ifade edilecek sosyal mücadeleler doğaları gereği sınırlı amaçlara sahiptirler ve esas olarak mevcut siyasal düzenle de esaslı bir sorunları yoktur. Bu bir ölçüde Kürt siyasi hareketi için bile geçerlidir. Diyelim ki Öcalan'ın talepleri ekseninde  hükümet Dolmabahçe mutabakatını yerine getirdi. Gerillaya da normal toplumsal hayata girerek yaşama şansı verdi, onlara geçim araçları, normal bir toplumsal yaşam imkanı verdi. PKK ve elbette bileşeni olarak HDP büyük ölçüde çözüleceği gibi, kitlesel desteğini de kaybeder.

Yazarın bu sosyal hareketler ile sermaye birikimi arasında kurduğu bağlantı ise ayrı bir analitik yazıyı ve yine emprik veriler ile test edilmeyi gerektirdiğinden konunun bu kısmına değinmiyorum.

Buna mukabil radikal dönüşüm içeren ütopyalara sahip siyasal hareketler ütopyaları vücut bulana dek mücadelelerini bırakmazlar. Bu anlamda onlar için parlamenter mücadele bile talidir, bu ancak siyasal olarak daha çok güçlenmelerini sağlıyor, onlara devrimci bir kitlesel ayaklanma imkanı veriyorsa anlamlıdır (bkz. Lenin). Anarşistler ise Marksistler gibi bir süre daha devam edecek bir devlet iktidarını kabullenmediklerinden Anarşi hayat bulana kadar mücadeleye devam ederler hatta onlar için Anarşi daha başlangıç bile sayılabilir. Tam da bu nedenle Anarşistler parlamentoya araçsal olarak bile meşruiyet tanımazlar.

Kaldı ki Dünyada hiç bir siyasi hareketler toplumsal hayatın içinde dönüştürücü yapılanmalar oluşturarak bir tür uzun devrim süreci içinde girmedikçe sadece parlamentoya girerek kapsamlı bir radikal dönüşümü başaramaz. Yani yazar HDP'den onun cismini kat be kat aşan bir beklenti üretiyor. Yazarın sözünü ettiği, özellikle de kadın cinayetleri ise bir siyasal partinin değil ancak hayatın içinde örgütlenen ve gündelik yaşamı alışkanlıkları ile birlikte değiştirecek bir tür modern siyasi derviş hareketi ile değişebilir. Bunun da HDP'nin parlamentoda olması ile hiç bir ilişkisi bulunmamakta. Bunu Türkiye’de nerden bakarsak yaklaşık 30 yıldır örgütlü feminist hareketin bile değil, değiştirmek bir yana, bir parça bile geriletmek konusunda müthiş bir başarısızlık yaşamış olduğu düşünüldüğünde bütün bunları mecliste olsun olsun 60-70 milletvekili ile temsil edilen bir partinin yapacağını düşünmek hayalcilik olur. Dahası  yeni sol (yani sol liberal) bir siyasal hareket  olarak HDP'nin dili sağ partilere oy veren % 60-70 arasında değişen kitleye ancak masal nağmesi şeklinde gelecek düzeyde yabancıdır. Böylesi bir söyleme sahip bir siyasi partinin ise bu kitlenin sahip olduğu ataerkil gelenekleri meclise girerek değiştirmeyi başarabileceğini düşünmek, eğer yazar hayal gücünde yaşanan aşrı coşkunluk hali ile bunları yazmadı ise ancak bir kandırmaca olarak kabul edilebilir.

"Sistem karşıtı mücadelelerin içinde yer alan herkes, siyasal sistemin tüm kurumsal mekanizmalarının sınırlılıklarını bilir. O mekanizmalarda, iktidar olmak için değil, başka yerlerde o kurumsal mekanizmaları yerinden edecek başka toplumsal kurumlar yaratmak için mücadele eder. Bunu yaparken de içinde bulunduğu ve etkilendiği iktidar kurumlarının da aşırı güç toplamasını engellemek ve karar süreçleri üzerinde de etkide bulunmak ister. HDP içindeki toplumsal muhalefet bileşenlerinin tamamı, başka bir yaşamın parlamento gücüyle ya da devlet kurumları yoluyla tepeden aşağı kurulamayacağını bilen bir siyasal anlayışta ortaklaşıyorlar. Bu bakımdan parlamento bir   iktidar hedefi değil, tıpkı sokak gibi, siyasal iktidara karşı bir mücadele mevzisi olarak görülüyor. Doğru zamanda, doğru mevziiye oy kullanmak sistem karşıtı mücadelenin parçası olan politik bir eylemdir."

Güzel, ancak bu söylenenlerin ajitatif değerini bir yana bırakırsak devrimci sosyalistler ve Anarşistler için tüm bu söylenenler ne anlam ifade eder ki. Onlar zaten bu siyasal düzeni tamamı ile yıkmanın mücadelesini verirken tutupta bu sisteme meşruiyet verecek bir siyasal eylem yolu ile neden amaçladıkları radikal dönüşümden uzak bir tutumla parlamenter hedefleri olan ve uzun vadede iktidara gelmeyi de uman ve ilk etapta esas hedefinin ikinci aşaması olarak ana muhalefet olmayı, bunun için de ana muhalefet partisi CHP'nin yerine geçme amacı olduğunu söyleyen bir siyasi partiden ummak asıl mücadeleyi parlamentoya hapsetmek ve dışarıdaki o müthiş enerjiyi de oya tahvil ederek söndürmek anlamına gelmez mi. Yazar bunları çok iyi biliyor ama göle maya çalarak ayartılacak olanları ayartarak HDP'ye oy vermeye çağırıyor. Yani HDP konusunda yazarın yazdığı tamamı ile kendi beklentilerinden ibaret olgular fakat sahadaki gerçekler ile uyuşmuyor. HDP her siyasi parti gibi kendi siyasal oy tabanını genişletmeyi ve Syriza gibi iktidara gelmeyi umut ediyor ve bunun için mücadele veriyor. O yüzden de yazarın sözünü ettiği tüm toplumsal hareketler HDP için kendisine oy vererek kendisini güçlendirdiği sürece anlamlı. Tam da bu yüzden HDP hiç bir zaman özellikle de ekoloji mücadelelerinin aktif bir bileşeni olmadığı gibi, tüm bu toplumsal hareketlerin ortak direniş sayılabilecek gezi direnişine bile uzun süre mesafeli durarak, AKP ile sürdürdükleri çözüm sürecini daha çok önemsediler ki HDP kendi açısından haklıydı. Çünkü savaştan yorulmuş Kürt halkı için barış gezi direnişinden çok daha önemliydi.

Yazarın Derdi Anarşistleri HDP'ye Oy Vermeye İkna Etmek

Nitekim yazar sonunda ağzındaki zehirli baklayı çıkartıyor ve tüm o analizlerin esas amacının oy verme konusunda ayak sürüyen, gönülsüz olan devrimci ya da radikal sol gruplar ile Anarşistlerin HDP'ye oy vermek için yapıldığını somutlamış oluyor.

"Bu yüzden oy kullanma konusunda tereddütleri olanlar ya da HDP hakkında kuşkuları       olanlar şunu görmeliler: 7 Haziran’da HDP’ye oy veren komünist, devrimci, anarşist,         sosyalist herhangi biri, 8 Haziran’da da komünist, devrimci, anarşist, sosyalist kalmaya devam edecek, liberal olmayacak. Ya da düzen içi bir siyaset kurumuna kapağı atmış da       olmayacak. Aksine HDP bir iktidar hedefi değil, kelimenin her anlamıyla bir otonomi hedefidir. Siyasal iktidarın hayatlarımızdaki tahribatlarını azaltabilme, gündelik       hayatlarımızda ve yaşam alanlarımızda otonomiyi geliştirme ve öz-gücümüzü artırma projesidir. Ben bu yüzden HDP’ye oy veriyorum. Beni temsil etsinler ve benim adıma    hareket etsinler diye değil, ben kendi çabamı başka yerlerde hayata geçirmek için uğraşırken, mecliste olmalarını istediğim arkadaşlarım, dostlarım, yoldaşlarım da kendi      mevzilerinde güçlensinler, iktidarı zora sokacak bir meclis mücadelesi versinler diye."

Pardon ama Yeşiller gibi çok özel bir örgütlenme bile sonunda acayip derece yozlaşarak aslında Anarşistleri sonuna kadar haklı çıkaran bir örnek olduktan sonra HDP'nin böyle olmayacağının garantisi bulunmakta mı? Kaldı ki HDP bu seçimde kendisinden oy istediği seçmen kitlesine siyasi programını açıklarken HDP iktidar olursa diye bir cümle kurdu. Zaten Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen sonra HDP'nin en yetkili ağzı olarak Selahaddin Demirtaş,  Ana Muhalefete aday olduklarını söyledi. Yani HDP kendi kurumsal işlevi ile tutarlı olarak kendilerine göre kısa, orta ve uzun vadeli olarak ifade edeceğimiz bir hedef belirlemiş. Önce barajı aşarak meclise 60-70 civarında bir vekil ile girmek, sonra mecliste etkili bir performans sergileyerek kendisine oy veren seçmen tabanını genişleterek Ana Muhalefet partisi olmak yani 120-130 milletvekili çıkartmak. Daha sonra da çok etkili bir ana muhalefet ile iktidar olmak. Yani HDP yazarın kendi zanlarındaki gibi İktidar olmayı reddeden bir siyasi parti değil. İktidara doğal olarak talip olan bir siyasi parti. Nitekim HDP seçimlerden sonra kimler ile koalisyon içinde olmayacağını söyledi ki tek saymadığı CHP idi. Nitekim şu anda birçok yerde CHP seçmeni ile HDP seçmeni iç içe. CHP  seçmeni de, HDP seçmeninin özellikle batıdaki seçmenleri de CHP ile HDP ortak hükümet kurarsa nerede ise zil takıp oynar. Nitekim HDP şimdiden CHP'ye yeşil ışık yaktı bile.[i]

Kaldı ki şu an HDP'nin siyasi çizgisi ve onun ardındaki asıl siyasi güç zaten Kürdistan'da fiilen İktidarda. Kendi polis teşkilatı, kendi ordusu, kendi mahkemeleri hatta bir ölçüde kendi bürokrasisi olan bir siyasi hareket. Bir anlamda Kürdistan'da ilan edilip tam olarak kurumlaşamasa da fiilen bir mini devlet var, ama esasında orada esas İktidar PKK-HDP çizgisi. Yani HDP  aslında Anarşist bir örgütlenme değil, ona bu misyonu atfeden yazar gibi "Anarşist"ler. Yazar HDP'ye bu tür bir anlam yükleyerek Anarşistlere "korkmayın HDP iktidar olmayacak o yüzden oy verin" diyerek tam anlamı ile herkesi salak yerine koymakta. O yüzden laf cambazlıklarına, kavramsal söz oyunlarına hiç gerek yok.

Evet Anarşistler HDP'ye oy verirlerse " temsil etmek temsil edilenin yok edilmesidir " şeklindeki siyasi tespitlerini bir anlamda rafa koymuş olacak ve temsili demokrasi yerine doğrudan demokrasi hedefinden fiilen vazgeçerek parlamenter sistemi ve temsili demokrasiyi güçlendirerek siyasal iktidar olarak devlete can suyu vermiş olacaklar. Bu ise anarşistlerin anarşist olmaktan çıkıp başka bir şey olmasıdır.

Yazar "bir kerecikten bir şey olmaz" diyen çapkınları andırıyor. Bekaretinden vazgeçmek istemeyen bir genç kızı kandırma çabasında. Yani "açık ve net bir biçimde bekaret filan umurunda olmasın sen benimle seviş" demek yerine bir kerecik sevişmekle o kişi için bekaretin temsil ettiği şeylerin ortadan kalkmayacağını söylüyor. Bu anlamda HDP yazardan daha dürüst bizden bir kereliğine stratejik oy talep ediyor. HDP'li olmamızı en azından şimdilik istemiyor. Yazarın kendisi 7 Haziran günü sandık başına gidip HDP’ye lehine oy kullanabilir ki zaten bunu yapacağını da belirtiyor. Bu onun kişisel tercihidir. Yazar bunu söyleyerek sadece kendisinin oy kullanacağını, bunun kişisel tavır ötesinde hiç kimseye bir çağrı niteliği taşımadığını söyleseydi, buna en fazla sen tutarsız birisin diyerek kişisel duruşu ile ilgili eleştiri getirilebilirdi. Ama yazar bundan fazlasını istiyor bizlerin de kendisi ile suç ortaklığı yapmamızı istiyor.

Neyse ki Anarşistler yazarın bu birbirinden tutarsız analizleri ile kanmayacak kadar kendileri ile tutarlılar. DAF'da dahil bildiğim kadarı ile anarşist örgütlenmeler, çeşitli Anarşist eğilimler açık ve net bir biçimde oy kullanmak gibi bir niyetlerin olmadığını-tıpkı biz İtaatsiz gibi- açık ve net biçimde ilan etmişler. Yazara oportünizmin şahikası olan Gün Zileli ile birlikte reel siyaset yolunda başarılar tavsiye etmekten başka bir şey dilemiyoruz, dahası naçizane düşüncem, yazara önerim samimi olarak HDP'ye madem bu kadar inanıyor ve güveniyor, bıraksın her seçim dönemimde Anarşistlerden HDP için oy istemeyi, gitsin HDP'ye girsin ve orada siyaset yapmasıdır. Bu çok daha dürüst, çok daha tutarlı olur. Ben bir dönem bunu yaptım ve hiç bir zamanda anarşistlerden Yeşillere Oy vermesini filan talep etmedim. Sadece bireysel olarak durduğum siyasi çizgiden bağımsız bir tutumda bulundum ve bireysel olarak girdiğim, emek verdiğim siyasi yapıyı da sahip olduğu değerlerden başka bir şey haline gelince de terk ettim. Ne girerken kendim dışında birisine gir dedim, ne de çıkarken kendim dışında birilerin çıkmasını önerdim. Tüm bu tutumlar ile daha sonra yaşadığım düşünsel değişimle de beraber artık kendimi Anarşist olarak tanımlamadığımı ifade ettim. Yazara önerim benim yolumdan gitmesidir. Bu hem kendisi, hem de Anarşistler için çok daha iyi olacaktır. Hem yazar  çok benimsediğini ifade ettiği partide siyaset yapma isteğini gidermiş olacak, hem de Anarşistler her seçimde kendilerinden HDP'ye oy talep eden bir "Anarşist" ile uğraşmaktan, ona olmayacak duaya amin denmezi anlatma zorluğundan kurtulacaktır.

Evet ne demiştik oy vermek Anarşinin anladığı anlamda politik bir eylem değildir. Tersine başlıkta yaptığım kelime oyunları ile  A(PO) LİTİK yani bir anlamda "Önder Politik" ve  POLİTİK olmayan bir eylemdir. O yüzden iyiki de bu ülkede kendilerine ihanet etmeyen Anarşistler var ve onlar bu yalancı dolmaları hiç yutmuyorlar. Bu siyaseten oportünist çevre de kendi dar ortamlarında sıkışıp kalıp, Anarşist hareket içinden soyutlanıyorlar. Yani Anarşist hareket bir anlamda bu tür zayıflatıcı unsurları bünyelerinden onları dinlemeyerek, kusarak kendileri için sağlıklı bir iş yapmış olmaktalar.

Not. Alıntılar Kürşat Kızıltuğ tarafından yazılan Oy Kullanmak Politik Bir Eylemdir yazısından yapılmıştır. Yazıya isteyenler google'da arama yaptırarak ulaşabilirler. O yüzden link vermedim.

* Bu konuda en güzel örnek Alman Yeşiller Partisidir. Başlangıçta taban hareketleri ekseninde ve daha çok parlemetonıun ne kadar şaklaban bir siyasi mekan olduğunu göstermek, tekere taş koyabilmek için parlementoıya giren Yeşiller kısa zaman içinde dayandıkları radikal bağlamdan koparak daha fazla oy almak için seçmenin hoşuna giden şeyleri söyleyen, en sonunda da onu var eden temel ilkelerden olan savaş karşıtlığı ve anti-militarizmi bir kenara atarak Alman Devletinin yurt dışına asker göndermesine onay veren bir siyasi parti oldu ve bir ara da SDP İle İktidar ortağı oldu. HDP şu anda tam da bu partinin izinden gidiyor. En son Selahaddin Demirtaş CHP ile bir koalisyona yeşil ışık yakarak İktidar ortağı olmaya hiç de olumsuz bakmadığını ifade etti. Bu noktalardan HDP kendi siyasi amacı olan Kürdistan'ın bağımsılaşacak ölçüde Özerkleşmesini amaçlayan HDP bunu büyük ölçüde kendisinin meşru bir siyasi parti olmasından geçtiğini çok iyi biliyor. tam da bu yüzden PKK HDP barajı geçemez ise savaşı yeniden başlatacağını ilan ederek bu konuda canhıraş bir tutum sergiliyor.

[i] http://www.radikal.com.tr/politika/hdpnin_koalisyon_kurariz_aciklamasina_chpden_jet_yanit-1371147

Önceki Yazı:Lacan’ın Ayna Evresi ve İbn Arabi’nin Ayna Metaforu Üzerine Bir Karşılaştırma – Umut Saygi
Sonraki Yazı:Bir İktidar Tekniği Olarak Modern Devlet - Dilaver Demirağ
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...