Orta Doğu’nun Sonu - Robert Kaplan

Jeopolitik, coğrafyanın ilahi kurallarına dayandığı için nispeten çok az şey değişiyor. Varşova Paktı, Berlin Duvarı’nın çöküşünün ardından dağılmış olabilir fakat Rusya halen büyüktür ve Orta ve Doğu Avrupa’nın hemen yanı başında yer almaktadır, dolayısıyla Avrupa’ya yönelik bir Rusya tehdidi halen mevcuttur. Japonya İkinci Dünya Savaşından sonra ABD ordusu tarafından yenilmiş ve dümdüz edilmiş olabilir fakat dinamik nüfusu –ılıman ikliminin bir hediyesi—halen Pasifik Havzası’nda güç ifa edebiliyor ve gelecek yıllarda da bunun daha fazlasını dahi yapabilir. ABD Vietnam’da, Irak ve Afganistan’da hata üstüne hata yapmış olabilir fakat ABD tüm bu gayrimeşru savaşlar sayesinde yeryüzündeki en büyük askeri güç olmaya açık ara devam ediyor – nihayetinde Amerika’nın gerçek bir kıta devleti olmasının ve de Avrupa Aydınlanması sırasında ılıman kuşağın zengi kaynaklarına sahip oluşunun hediyesi--

Hal böyle olunca, Orta Doğu’da on yıllar boyunca yaşanan tüm değişimlere ve çalkantılara ve de Pasifik’te ABD ekseni olacağına dair tüm kehanetlere rağmen bölge ABD açısından hayati olmaya devam ediyor. İsrail ABD’nin de facto stratejik müttefikidir ve 60 yıldan fazla bir süredir savaş halinde olması nedeniyle ABD’nin korumasına ihtiyaç duymaktadır. İran Körfezi bölgesi halen dünyanın hidrokarbon başkentidir ve dolayısıyla Amerika’nın birincil ilgi alanındadır. Elbetteki Washinghton’daki yetkililer odaklarını Pasifik’e kaydırmak ister fakat basitçe söylemek gerekirse Orta Doğu bunun olmasına halen izin vermiyor.

Ve yine de Amerika’nın bölge ile ilişkisinde süregelen bir evrim yaşanıyor ve yaşanan aşınma büyük değişimle aynı kapıya çıkabilir.

Yıllarca İran Körfezi, birincil Amerikan çıkarını --Amerikan ekonomisinin refahı açısından çok önemli bir bölgeyi-- temsil etmekteydi. Amerikan ekonomisi, kıtanın tamamında taşıma bağlantısı olan eyaletlerarası otoyollarıyla modern çağın büyük petrol ve otomotiv ekonomisidir. Ve İran Körfezi petrolü bu kuruluş açısından önemlidir. Fakat İran Körfezi ABD açısından giderek daha fazla ikincil bir çıkarı temsil eder hale gelmiştir: elbetteki bölge, Amerikan müttefiklerinin refahı, genel olarak dünya ticareti ve dünya ekonomik sistemi açısından önemlidir fakat özellikle Amerika’nın kendisi açısından İslam Devletini yenmek için yapılan savaş önemli değildir.  ABD halen daha İran körfezi’nden petrol ithal ediyor olsa da gelecek onyıllarda hem ülke içinde hem ülke dışında daha fazla enerji alternatifine sahip olacaktır.

Aslında ABD bir bakıma Büyük Kuzey Amerika sınırları içerisinde enerji açısından –Alberta, Kanada’nın katranlı kumlarından Venezuella’nın petrol yataklarına-- kendi kendine yeten bir bölge olma eşiğindedir. ABD Başkanı Barack Obama Kanada’dan Meksika Körfezine petrol getirecek Keystone Boru Hattı Sistemini veto edebilir fakat endüstri uzmanları her halükarda gelecekte ABD ve Kanada arasında enerji sektöründeki işbirliğinin devam ettirileceğine inanıyor.   Texas, Louisiana, Kuzey Dakota, Ohio, Pennsylvania ve New York’ta muazzam kaya gazı yataklarının işlenmesi durumu da var. Ayrıca, Mexico City’de artan ekonomik liberalleşmesiyle ve Karacas’ta Chavista döneminin muhtemelen, eninde sonunda, bitmesiyle ABD şirketleri gelecekte büyük olasılıkla Meksika ve (nihayetinde) Venezuela enerji endüstrilerine daha fazla yatırım yapacaktır.  Tüm bunlar ABD’yi Orta Doğu’dan ayırmaya hizmet etmektedir.

Bir taraftan ABD giderek daha az Orta Doğu hidrokarbonuna ihtiyaç duyacak,  diğer yandan Orta Doğu yıllarca iç siyasi kaos yüzünden tükenmeye devam edecektir ki bu durum hâlihazırda ABD’nin güç sınırlarını açığa çıkarmaktadır. Güçlü otoriter Arap Devletleri döneminde Amerikan gücünü yansıtmak kolaydı.  Bütün mesele, ABD diplomatlarının barış anlaşmalarına aracılık etmesi, kuvvetler ayrılığı anlaşmaları ve gizli anlaşmalar yapması ve İsrail ile bazı komşuları arasında diplomatik ilişkiler tesis etmesinden ibaretti. Velhasılı Mısır, Suriye, Ürdün ve diğer Arap ülkelerinin hepsinin araycağı tek bir numara vardı –dikatörün ya da yönetimdeki kralın numarası. Peki şu anda Trablus’ta veya Sana veya Şam’da (hatta Kahire geçici olarak tekrar askeri diktatörlüğe dönse) kimi ararsınız? Yönetimde gerçekte kimsenin olmaması nedeniyle Amerikan baskısını zorlamak daha da güçleşmektedir. Kaos ABD gücünü engellemektedir.

ABD küresel bir dev olmaya devam etmektedir. Ve ABD gücü, özellikle askeri gücü pek çok şey başarabilir. ABD Japonya ve Tayvan’ı Çin’e karşı, Güney Kore’yi Kuzey Kore’ye karşı, Polonya’yı Rusya’ya karşı ve son olarak İsrail’i İran’a karşı savunabilir.  Fakat Amerikan gücünün başaramayacağı tek şey, Irak ve Afganistan’daki on yılın gösterdiği gibi, kompleks İslam toplumlarını içeriden yeniden inşa etmektir. Ve içeriden toplumları yeniden inşa etmek Arap dünyasının en azından gelecek beş yıl boyunca yüzleşeceği temel bir meydan okumadır. Bu nedenle Amerika, son askeri müdahalasine rağmen bölge ile daha az ilgili hale gelecektir. Şu an, İslam Devleti ile savaşın bizleri diğer sahnelerden uzak tutma tehdidinde bulunduğunu aklımızda tutmalıyız.

Genellikle jeoplitiği tanımlayan değişimlerle birlikte ABD (yani Büyük Kuzey Amerika), Orta Doğu’dan uzaklaşmaktadır. Bu durum, Orta Doğu kendisini Büyük Hint Okyanusu dünyasında yavaşça erittikçe cereyan etmektedir.

ABD, Orta Doğu’dan giderek az hidrokarbon talep ettikçe Çin ve Hindistan daha fazlasını istemektedir. Bu ülkelerin ekonomileri yavaşlamış olabilir fakat halen büyümeye devam etmektedirler. İran Körfezi –son tahlilde-- nükleer bir ateşfırtınasına dönüşebilir ve bu durumda Amerika hayatta kalacaktır. Fakat Çin ve Hindistan en büyük soruna sahip olacaktır. Çin’in kaynak-edinme politikası gibi bir dış politikası yoktur. Çin sadece Suudi Arabistan, Irak ve İran ile daha fazla enerji anlaşması yapmakla kalmamış, şu anda, Hint Okyanusunun batı kenarından doğu kenarına ve kendi ülkesine ticari malları taşımak için Tanzanya ve Pakistan’da konteynır limanları inşa etmeye, işletmeye veya bunların finansmanına yardımcı olmaya çalışmaktadır.  Ve tüm bunlar olurken Umman mesela Hürmüz Boğazının dışından boğazın içindeki ülkelere boruhattı ve güzergâh inşa etmeyi planlamaktadır; bu arada Çin ve Hindistan boru hattı ile enerji zengini ve kara ile çevrili Orta Asya’yı hem Batı Çin’e hem de Hindistan Okyanusuna bağlamaya yönelik vizyoner planlar yapmaktadır.

21.yüzyılın başı ve ortasında evrilen bu stratejik coğrafyada Orta Doğu yavaş yavaş kendi çatışması ve ticaret sistemi ile daha az ve fakat Orta Asya’nın kuzeyine uzanan kolları ile Avrasya süperkıtasının seyre elverişli tüm güney kenarına uzanan çatışma ve ticaret sistemi ile daha fazla tanımlanmış bir dünyaya dönüşecektir. Dolayısıyla Hint Okyanusu, İran Körfezi’nin petrol ve gaz yataklarını Hint Altkıtası ve Doğu Asya’nın kentsel orta sınıfı ile bağlayan küresel bir devletlerarası hidrokarbon bölgesi olarak ortaya çıkacaktır.

Böyle bir senaryoda ABD Orta Doğu’yu terketmemektedir tıpkı Çin ve Hindistan’ın bölgeye büyük ölçüde nüfuz etmeyeceği gibi. Fakat bir gerçeklikten diğerine–özellikle psikolojik- bir uzaklaşma söz konusudur.  Ve süreç içerisinde, 20.yüzyılda net bir şekilde tanımlanmış bir bölge olarak Orta Doğu alan çalışmaları alışılandan daha az şey ifade edecektir.

Şu anki gazete başlıklarına bakılacak olursa Obama Suriye’nin mezhepçi kaosunda olduğu gibi daha fazla müdahil olmayarak ve İran’ın nükleer tesislerine yönelik askeri eylemde bulunma konusunda çok uzun süre karar vermeyi reddederek sorumsuz davranmamıştır. Obama’nın başkanlığı sadece bu zamanların bir işaretidir: bu ABD gücünün sınırlarının ve de ABD’nin Orta Doğu’da daha fazla sınırlanmış çıkarlarının bir işaretidir, terörizm hariç. Tahran’ın nükleer programı ile ilgili olarak imzalanan ara sözleşme ile gösterildiği üzere İran’a açılmak bu değişimin bir parçasıdır. ABD, diğer bölgelere daha fazla zaman ayırabilmek için mollarla yakınlaşmak suretiyle Orta Doğu’da işlerini yoluna koymaya çalışmaktadır.  Elbette bu çaba İslam Devletine karşı savaşla altüst olmuştur. Fakat yine de bu ağır basan bir Amerikan hedefi olmaya devam edecektir.

Robert Kaplan

Çeviren : Nesrin Aytekin

İtaatsiz.org’un Notu: Uluslar arası politika adı altında yayınlanan çeviri makalelerin sitenin genel fikriyatıyla ilgisi yoktur. Farklı fikirlerde kişilerin ve yorumcuların fikrini ifade etmekte ve oldukça karışık olan uluslar arası politik gelişmeleri başka gözlerle görmeye hizmet edeceği fikriyle yayınlanmaktadır.

Önceki Yazı:Yeryüzü Tanrisi: Modern Devletin Metafizik Temelleri – Dilaver Demirağ
Sonraki Yazı:Alman Aşırı Sağinda Faşizmin Modernizasyonu Ve ‘Ekoloji’ - 4 - Neofaşist ‘Ekoloji’ – Janet Biehl
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...