Bir Hafıza Besini: Roboski'de Yazdık, 2014

Kitabın adı : "Roboski'de Yazdık"
Yazarı: Hülya Tarman,

(Kibele yayınları,1. baskı, 2014)

İçeriden, ateşin düştüğü yerden, yakıp kavurduğu ve hala sönmediği yerden; ne olduğunu, nasıl olduğunu, neden olduğunu; köylerinden, kendi pencerelerinden yanı başındaki komşu pencerelere, şehirlere, bütün aleme anlatma çabasındaki bu kitapta kuru cümlelerin aksine edebi değeri yüksek metinler var ve bu metinlerin yazarı köyde yaşayan onaltı ile yirmiüç yaş aralığındaki genç kadınlar.

şimdi yazım atölyesi sonunda kendimi çok iyi hissediyorum. Sanki kitabı tek başıma yazıyorum. Bir yazar, bir avukat gibi hissediyorum. Keşke hep böyle kalsam.  sf170

İlk kitabını yayınlamış usta ama tanınmamış birer yazar hepsi, keşke hep yazsalar daha yazsalar.

Ama biz burada uyarımızı yapalım; bu kitabı okumak kolay değil. İçindekiler kurgu değil, ağlatmak için çekilmiş dizi değil, film değil, masal değil, hikaye değil yok hiçbiri değil; sadece hakikat

Onların sesi belki acıtacak, ağır gelecek. Lakin hakikatten kaçılmıyor. İnsanın insan sesi duymaya çok ihtiyacı olduğu zamanlardayız. sf2 ”

İnsan sesine ihtiyaç duyulduğu zamanlarda, insan sesinin duyulmasına da zorluk yaşatılıyor, çoğaltılması da  zorlaştırılıyor. Kitabı edinmek için, iletişime geçmek gerekiyor:

Dedim ya, bu bir kadın çalışmasıydı ve erkekler kolaylamak istemedi. Velhasıl, ben ve kızlar üstümüze düşeni her koşulda yerine getirdik. Şimdi okurlar olarak sizden istediğimiz bu sesi çoğaltmak, her yana yaymak, hep birlikte başarmak. Adalet, istemi güçlü olduğunda hakiki olacak.

Bizlere ulaşmak için : roboskiyazimatolyesi@gmail.com .sf183

Peki ne olmuştu Roboski ‘de? Hatırlayalım:

28Aralık2011'de ne olmuştu? Türk silahlı kuvvetlerine ait dört savaş uçağı ile düzenlenen hava operasyonu sonucunda 34 sivil Roboski köylüsü hayatını kaybetti. İlk bomba 21.40'ta atıldı. Son bomba 22.24'te atıldı. sf5

Bombalar kimin üstüne atıldı? Sıradan işinde gücünde olan insanlardı onlar:

"Sabahları saat yedide kalkarım. Kahvaltıyı hazırlarım. Tüm aile oturup kahvaltımızı yaparız. Sonra eşyalarımı ve yemeği hazır ederim. Beriye, yani keçilerimizin otladığı yaylaya gitmek üzere caddeye inerim. Araba varsa biner gideriz. Yoksa bir saatlik yolu yürürüz. Vardığımızda ilk iş çardağı süpürmek olur. Halıları serer, ateşi yakarız. Çay demlenince de içeriz. Biraz dinlenmiş oluruz böylece. Keçileri sağmaya gideriz, iki saate yakın sürer. Sütleri alıp peynir çardağına döneriz. Sütler önce süzülür, sonra peynir için mayalanır. Yemek yapmaya koyuluruz. Yemek pişince yeriz hep birlikte. Gruplarımız vardır. 

Herkes kendi gruplarında aynı işleri yapar. Yemekten sonra ortalığı toplar, yine çay yaparız. Arkadaşlarımızla sohbet ederiz. Sonra gider peynir yaparız. İkinci parti süt sağma vakti gelmiştir. Keçilerimizin yanına gideriz. Çobanların yemeklerini de hazır ettikten sonra, saat altı buçuk gibi eve geliriz. Artık ekmek yapmak, yemek hazırlamak, kaldırıp bulaşıkları yıkamak vardır sırada. Bütün bunlar bittikten sonra biraz televizyon izleyip yatarız. 

Kısacası burada hayatımız hep aynı, hep çalışmakla geçiyor. Bahar gelince beriye, eski köyümüze  gider sebze meyve eker biçeriz. kısır döngüdür. Sonbahara kadar devam eder. Kış gelince evden çıkmayız. Arada bir ahıra gider keçilere bakarız. Bir de her hafta Perşembe günü mezarlığa gideriz. sf.15"

Neden bomba atıldı?

Çok düşünüyorum; Kürt olduğumuz için mi bize bunları reva görüyorlar? Bütün yaşadıklarımız sırf Kürt olduğumuz için mi? Hep ezilen taraf biz mi olacağız? sf33

“ ..Bir de oradaki insanlar Kürt oldukları için buna maruz kaldılar. Roboskililer' in başına gelen sıradan bir hak ihlali değil, adli vaka değil. Bu coğrafyada bu tür şeyler oluyor. Bu, Kürdistan sorununun bir sonucudur. Dolayısıyla Kürt kimliğinden ayrıştırdığınızda eksik tanımlamış olursunuz. Yani yanlışlıkla bile olsa, bu "yanlışlık" Karadenizin, Egenin bir köyünde neden olmuyor? sf146

Olmasın ama ya olsaydı kutlar mıydık yılbaşını?

Burada ben bu devletin vatandaşlığını taşıdığım halde, 34 insanımızı katletti. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi iki gün sonra yılbaşı kutladılar. Biz nasıl dayandık bilmiyorum. Bu kadar insafsız olunacağına inanamazdım.sf46

Böylece günden güne yaşanan adı sanı olmayan kırılmalardan biri daha yaşandı. Duymadığımız ya da duymak istemediğimiz Kürtler ’in çığlığına bir çığlık daha eklendi. Bizse “ama onlar kaçakçılık yapıyorlar” dedik. Şu “Kaçakçılık” ne ola ki?

"Kaçakçılık" çok zordur. Hangi anne baba çocuğunu isteyerek yollar? Ne yapalım? Bizim kaderimizdir. Alnımıza "kaçakçılık" diye yazılmış, bir daha silinmemiş. "Kaçak" sözle söylendiği gibi değil.  Davulun sesinin uzaktan hoş gelmesi gibi. Bir şey görmeden, anlamadan, uzaktan konuşmak kolay. Yolların dili olsa da anlatsa, dağlar dile gelse söylese. Elli, yüz lira için ne zorluk görüyorlar, içlerindeki korku; ya asker yolu tutarsa, mallara el konursa, para cezası; mazotun, şekerin, çayın borcu. Kışsa donma tehlikesi. Ayısı, kurdu... Yazsa yanmak, kavrulmak... Yorulmak, yorulmak... Sabahın dördü yola koyulurlar, akşamın sekizinde, dokuzunda gelirler. Eve geliş de ne geliş... Nefes nefese. Belki beş saat hiç durmadan koşmuş oluyorlar. Yüzleri tanınmaz oluyor. Kim ister masa başı iş varken bunu yapmayı? Onlar masa başında çizmişler sınırları. Biz kalmışız bir tarafında, "sınır" diye geçtiğimiz yerde akrabalarımız varOnlar gelir, biz gideriz. Ticaretimiz de aramızda işte. Şimdi köyümüzde onlarca genç var işsiz olan. Çalışmak istiyorlar, mecburlar, ne iş yapsınlar? Velhasıl koruculuk gibi bir dayatmadır "kaçakçılık" sf32

Madem bu kadar zor, bir de öldürülme riski var, neden yapıyorlar?

Fabrika yok, iş sahası yok. Sadece koruculuk. Yirmi yaşlarındaki gençlerin eline silah verip, "Alın kendi kardeşlerinizi öldürün" diyorlar. Çoğunluğu bunu seçiyor. Yapmayan da var. Koruculuk dediğimiz de sekiz yüz lira. Ne yapılır bu parayla? Bizim aileden örnek vereyim. Babam eskiden korucuydu. Katliamdan sonra istifa etti. Topu topu eline sekiz yüz lira geçiyordu. Yedi kardeştik. Ağabeyim üniversitede okuyordu. Ablam maddi durumlardan dolayı sekizinci sınıfa kadar okuyabildi. Ben liseye gidiyordum, kardeşim Cemal lisede okuyordu. Cevahir epilepsi hastası; zar zor üçüncü sınıfa kadar okuyabildi. Hastalığından dolayı üç ayda bir Ankara'ya götürülüyordu. Babam ne yapsındı? Ev ihtiyaçlarını mı karşılasın? Çocuklarını mı okutsun? Kardeşimi doktora mı götürsün? Babam ne yapsaydı? Kendisi kalp hastası, bel fıtığı ve böbrek taşı var. Küçük işleri bile zar zor yapıyor. Ne yapalım?

"Kaçağa" gitmeyelim de ne yapalım? sf31 ”

“ "Kaçakçı onlar" diyorlar ya çok zoruma gidiyor. Sınır bizim için sınır değil ki. Akrabalarımız orada. Orası bizim ticaret yolumuz. Onların katır sırtında getirdiği elli lira, yüz lira. Elli liranın, yüz liranın kaçağı mı olur? Biz gördük milyon dolarlar hangi kutuların içinde taşınıyor. Biz devlet çocuğu olmadığımız için değil mi? sf74 ”

Bize ezberletilenler yerine bir araştırıp öğrensek, nedir gerçek?

Biz bunları yaşarken, "Teröristtir onlar", diyorlardı. Kimisi, "Figüranlar," dedi. "Hadsizler, bundan dolayı özür dilenecek bir şey yok," dediler. Erdoğan'ın Türk Silahlı Kuvvetleri' ni tebrik edip ödüllendirmesini hiç söylemiyorum bile. sf18 ”

“ yaşadığımız coğrafyada hep PKK ve asker çatışması vardı. Askerler, en ufak bir çatışmada, köyün dört bir tarafını kuşatıyordu, hep baskı altındaydık ve işkencelere maruz kalıyorduk suçumuz olmadığı halde. En kötüsü de suçsuz, masum olduğumuz halde bize bunlar yaşatılıyordu.sf.9 ”

Bu insanlar eski köylerinden sürülmüş de buraya yerleştirilmiş, hepsinin içinde bir Zeviya özlemi kalmış:

eski köy zeviya

Daha yirmi günümü doldurmadan köyümüzden sürgün edilmişiz. Bunlar yetmezmiş gibi devlet günden güne daha çok baskı yapıyormuş bizlere. Koruculuk sistemini zorla dayatmak gibi. Gidebileceğimiz bir yer olmadığı için boşaltılmış olan karakola sığınmışız. Bütün köylü berabermiş. Bir sene sonra oradan da sürgün edilmişiz ve Roboski' nin yukarı mahallesindeki çadırlarda yaşamışız. Orada kaldığımız süre içerisinde Gülyazı köyünde kendimize tek göz evler yapıp, buraya yerleşmişiz. 

Buraya yerleşmişiz yerleşmesine de evimize ev demek için bin şahit gerekiyormuş, çünkü evimizin ne kapısı ne de penceresi varmış. Kışın ortasında kapı ve penceresi battaniye ile sarılmış bir evde, kurduğumuz sobanın üstünde ekmek pişirip yiyormuşuz. Adeta kıtlık yaşıyormuşuz. Geçimimizi sağlayacak hiçbir iş yokmuş, koruculuktan başka. Herkesi zorla korucu yapmışlar. Koruculuk dediğinde 10 kuruş maaşmış. Bir torba un almaya ancak yetiyormuş. Tabii bu arada ben de büyüyordum artık. Bütün zorlukların farkındaydım az çok. Babamın bize oyuncak alacak parası olmadığı için amcamın kızı Jiyan ile çöplüklerden topladığımız oyuncaklarla kendimizi avutuyorduk. Altı yaşımda okula başladım. Benden dört yaş büyük ablamın eski önlüğünü giyiyordum. Bir dönem kullandığım defteri ikinci dönem silip tekrar kullanıyordum. Kürtçe konuştuğumuz için öğretmenlerden hep dayak yiyorduk. Tek suçumuz dilimiz ve kimliğimizdi. Sırf bu yüzden okulu hiç sevmedim ve lisede terk ettim. sf.13 ”

Sürgün edildiğimiz köy, cennetimdir, asıl köyümüzdür. Zeviya' yı, köyümü seviyorum. sf19 ”

Bir halk neden isyan eder? Köyün yaşlı kadınlarının gençliğinde başından geçenler:

Bir gün evimize geldiler. O zamanlar ne getiriyorsak, getirebiliyorsak saklardık. Irak'tan bir kalıp sabun ve çay bile getiremiyorduk. Sabunu alıp saklıyorduk. Bulaşıkları bile saklıyorduk. Tencerelerin, tabakları altındaki yazılara boya sürerdik. Görmesinler diye. Kamber zamanında(orduda görevli bir asker) bütün kadınları topluyorlardı. Çocuğum vardı kucağımda, süt veriyordum. "kızım var süt veriyorum, ne olursunuz beni almayın" dedim. Dinlemediler. Kızım Mercan çardakta kaldı. bizi tutukladılar. Sonra kaçtım. Kızıma gittim. Askerler kardeşimi tutukladı. Ortabağ'a götürdü. "Silah getirmeyeni bırakmıyoruz" dediler. Babam tüfek satın aldı. Kamber'e  verdi. Öyle bıraktılar kardeşimi.sf23

“Bunlar eskidendi şimdi Kürt olmak prestij yapıyor, her kapı açılıyor, el üstünde tutuluyor” diyenler siz sahi misiniz?

“ Kış için ot toplayıp saman yapıyorduk. Hayvanları ot yığınının üstüne itekler, sonra dolaştırır, gezdirirdik. Samanımızı öyle yapardık. Askerler yakardı. Arazimiz sınıra yakın, her yanı askerle kuşatılmış. Daha dün (21.09.2014) elli torba samanımızı silah kurşunu ile ateşe verdiler. Yaktılar. Ha o zaman ha bu zaman, baskılar aynı değişmedi. Yine zulüm, yine zulüm. sf23 ”

Savaş hala sürüyor; Türkler gözünü, kulağını kapatıp “yeter” demediği için sürüyor. Penguen medyadan aldığımız haberlere inandığımız için sürüyor, bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediğimiz için sürüyor, ateş bizim ocağa düşmediği için sürüyor, gerçeğe sırtımızı döndüğümüz için sürüyor,  hasılı ön yargılarımız sayesinde sürüyor…

Şöyle bir şey var; Kürtler Türkler 'i tanıyor ama Türkler Kürtler' i tanımıyor. Kürtler, 90'lı yıllarda köylerinin yakılması ve boşaltılması sonucunda geçimlerini, sağlamak gerekçesiyle batıya göç ederek, Türkler' in bağlarında, bahçelerinde, dükkanlarında, atölyelerinde, inşaatlarında falan çalışmaya başladılar. Dolayısıyla Türkler' i yakından tanıyorlar. Fakat aralarında sınıfsal farklılık olduğu için Türkler nazarında sadece işçi kimlikleriyle varlar.sf143

Kürtler' in özel durumları, refleksleri, bakış açıları falan... homojen sanıyorlar. Yani çok vakıf değiller. Sadece bu kaza* özelinde kendileri şahit olsalar, kendi önyargılarının hakikatin önünde bir perde olduğunu rahat görecekler. Aslında bu savaşı sürdüren şeyin bu önyargılar olduğunu görecekler.  sf143 ” - * söz konusu kazada  askerleri taşıyan sivil bir minübüs şarampole yuvarlanmıştı, yardımlarına ilk koşanlarsa  Roboski’de yaşayanlardı.

Bazıları vardır “sizin bu Kürt hayranlığınız!” diye başlarlar, hayranlık mı değil mi bakalım Hülya’nın sebebine:

Hem söz vermişim kendime en sessizin en yalnızın yanında olacağım. Sesleri sesime, güçleri gücüme karışacak. Bilgi dediğimiz dolaşımda olacak, öğrenmek hep yeniden, birlikte..sf1.

Ya da o sizin anlamadığınız bu bizim hayranlığımız belki de şu rezil uygarlığın kapitalist mevkisinde dahi insanlığı yaşatanlaradır.

21Ağustos2012 de Roboski’ de askerleri taşıyan sivil bir minibüsün yaptığı kazada oğlunu Roboski katliamında kaybeden Emine Ürek, ölmek üzere olan askerin başını yardım gelene kadar dizine koymuştu da tüm aleme insanlığı göstermişti. Yardım gelene kadar askerleri kurtarmaya çalışan köylüler bizlere insanlığı öğretmişti:

“ Çok bariz gözlediğim şey, kaza yerine doğru bakarak dizini döven, ağlayan, bağrışan kadınlar için de, yardım için koşturan erkekler için de, kazazedelerin kimliğinin önemi olmamasıydı. Asker ya da sivil, onlardan ya da değil… Hiçbir şekilde bu ayrımı yapmaksızın, hatta kendilerini tehlikeye atarak yardım ediyorlardı. Çünkü minibüsün pozisyonu, her an yardım edenin üzerine devrilecek şekildeydi. Askerler çok sonra gelerek müdahil oldular yardım çalışmalarına. Sf141

Geride kalan genç kadınlar bizden öyle çok büyük şeyler istemiyorlar, gerçeği bilmemizi istiyorlar:

 “Belki biliyorsunuz, 28.12.2011 'de başımıza anlatılamayacak kadar dehşet, felaket geldi. Katliam oldu. Size söylemek istediğim şey; yaşadığımız acıyı bizimle paylaşmanız. Bizimle beraber adalet arayışımızda yan yana olmanız. Söylemek istediğim tek şey budur. sf71”

Hem onların da bizim gibi düşlerinde özgür dünya var:

“Kaçakçılığın olmamasını isterdim. Bir fabrika olsaydı diye hayal ediyorum. Erkekler ne yapıyorsa kadınların da aynı haklarının olması hayatı nasıl değiştirirdi, hayal etmeye çalışıyorum. Özgür yaşam, hayalim ve isteğim. Bir de çocukların oynayabileceği kocaman bir park hayal ediyorum. sf86”

 
01.08.2105
husniye
Önceki Yazı:Errico Malatesta Ve Toplumsal Mücadele – Vernon Richards -1-
Sonraki Yazı:Errico Malatesta: Bakuninci Malatesta’dan Kendisine - Vernon Richards -2-
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...