Suriye ve Ümit Kıvanç Üzerinden Sol Hata – Dilaver Demirağ

Suriye’de Türkiye’nin IŞİD’le bile iş tutmayı göz ardı etmeyecek kifayetsiz ama muhterisce şekillenen emperyalist heveslerinin kursağında kalmış olmasından kaynaklanan gözü dönmüş Esed* düşmanlığı ve artık dünyada Erdoğan-Davudoğlu Türkiye’sinin esemesinin okunmuyor oluşuna rağmen, Türkiye’nin kendilerini fasulyeden nimetten saydırma çabaları ile mızıkçı bir oyuncu edasıyla babalanmaları, Suriye’de hâlâ tehdit, şantaj ve savaş dili yüklü saldırgan heveskârlıkları, aslında oyuncağı elinden alınmış çocuk konumuna düşüşlerinden kaynaklanıyor.

Ancak bu ne kadar yanlışsa sola hâkim olan “Oh Rusya devreye girdi”, Esed bir devrimci şeklindeki salakça algıda bir o kadar esamisi okunmamaktan kaynaklanan yamuk bir algı. PYD ile ilgili Amnestry İnternational tarafından yapılan onca şikâyetin hasır edilmesi, buna mukabil İslamcıların hatalarını direk hedef haline getiren çifte standart İslamofobik gericilikleri, artık solun emperyalizm meselesini laiklik uğruna bir kenara atmasından kaynaklanıyor. Şu an sahada her büyük emperyalist devletle iş tutmaya hazır bir savaş ağası olma yolunda ilerleyen PYD dün kendi yurdunu savunan bir güç olarak saygındı, bugün ise bölgedeki emperyalistlerin kestanelerini almakla mükellef bir maşadan öte değil. Özerklik diyen herkese elinde tuzla koşan hıyar tarzı, ruh durumu da aslında kursakta kalan heveslerin zamanla nasıl sizi esir alacağının da bir kanıtı. PYD’nin trajedisi konumuz değil elbette.

Sol bir tavır bölgedeki savaş ağaları, emperyalist maşaları arasında tercihten tercih beğen yerine daha ahlaki olabilmeliydi. Öncelikle solun fena haldeki üçüncü dünyacı tavrından kaynaklanan her tür baskıcılığı bazı güçlere dirensin de nasıl direnirse dirensin anlayışı, onları fena halde Esed sevdalısı yapmış durumda.

Türkiye solu batıda Global Resarch’te temsil olunan komplocu tezlerle yoğrulmuş oryantalist bir İslamofobi biçiminde tezahür eden anlayış nedeni ile Esed’i bir kahraman olarak görse de gerçek şu: Esed ailesi Saddam gibi bir dikta rejiminin lideri konumunda. Sol bir anlayış ise diktanın, baskıcının yanında yer almamayı gerektirir. Ama sol algı bunu dillendirmekten çok uzakta.

“Türkiye, Suriye'nin mahvolmasına yol açan süreçte, bütün taraflarla konuşabileceği bir konumda kalabilirdi. Daha çok kan dökülmesini, hayatların kararmasını, şehirlerin yıkılmasını, bir ülkenin altyapısıyla, tarlasıyla, okuluyla, sokağı, çeşmesiyle târumâr olmasını engellemeye çalışan bir güç olurdu… Başka herkesin gözündeyse Türk hükümeti, elinde çakıyla koca ormanı kesmeye giden bir şuursuz, Ortadoğu'nun Sünni halklarının kendisine kurtarıcı efendi muamelesi yapacağını sanan mezhepçi bir kendini bilmezdir. Şimdi, Rusya'nın da katılımıyla, kendisine ne olup ne olmadığı hızlandırılmış kurs tarzında anlatılacaktır.”

Ümit Kıvanç’ın bu saptama daha doğrusu saptayamama ve bunu yapamadığı içinde sadece suçlamadan ibaret kalan söylemleri gerçeğin o kadar dışındaki.

ARABULUCU TÜRKİYE Mİ ?!

Yani Ümit Kıvanç’ın tespitsiz tespitlerini ciddiye alırsak Türkiye, Esed rejimine ‘dur yapma şehirleri bombalarla yok etme, ilkin barışçıl gösteriler yapanları tarama, kendi halkını katletme’ mi diyecekti? Kaldı ki bunları söyledi ama rejim asla dinlemedi, başkaldıranları aynı Kaddafi’nin yaptığı gibi uçaklarla, makinelilerle biçerek bombalayarak katletme yolun gitti.  Rejime bunu derken, ‘rejimin katlettiği muhaliflere de direnmeyin, sizi yok sayan bir rejimle anlaşma yolu arayın’ mı diyecekti? Bunu söylemek midir barışçıl olmak ve bunu söyleyerek mi Türkiye Suriye’de yaşanan zulümleri engelleyecekti? O zaman Ümit Kıvanç Cizre’de, başka yerde Suriye’deki rejim gibi halkına karşı zulmeden güvenlik görevlilerini ve hükümeti eleştirmek yerine Kazancakis’in Kardeş Kavgası Romanının kahramanı Peder Yannaros gibi araya girsin ve her iki tarafa da yapmayın desin. Bizzat kendisi Türkiye için önerdiği şeyi yapsın.

Bu suçlamaları yapanlar şu soruları kendilerine sormak zorundadırlar. Ülkesindeki Sünni nüfusun bir bölümünün temsilcisi İhvana karşı Türkiye’nin Kürt Siyasi hareketine benzer bir eylemsellik içinde olan, onu kanla ve şiddetle bastırma halinde olan, solculuğu devletçiliğe dönüştüren ve esas çekirdeğini de Arap milliyetçiliği temelinde inşaa eden Suriye Baas’ının bu baskıcı tutumuna dönük siz olsanız nasıl bir tutum geliştirirdiniz? AK partinin yaptığı gibi reform yapmaya istekli ama devletin sert çekirdeği karşısında meflûç olmuş Beşşarı reformlar karşısında daha cesur olmaya teşvik eden, onunla sıkı ilişkiler kurarak cesaretlendiren AKP’nin yaptığını yapmayıp, Baas ile iş tutan bir reel politiği mi tercih ederdiniz?  Suriye’de yıllar boyu süregelen baskılardan usanmış, bunlara karşı içinde giderek büyüyen isyan çığlığını sahaya döken Ihvanı mı desteklerdiniz, yoksa halkının bir bölümünü kiriminalize ve terörize eden bir baskı rejiminin yanında mı saf tutardınız.

Reel politika ilkini temsil eder ve hariciye geleneğimizde Araplar arasındaki meselelere bulaşmamak-çünkü bizi sırtımızdan vuran hain Araplar gerici ve ilkeldirler ve kendi içlerinde makul bir iş yapamazlar- bir ilkedir. Biz bölgeden uzak kalmaya kararlı durmuşuzdur. Bu bakımdan eski dışişleri siyaseti olsaydı tam da Kıvanç’ın yaptığını yapar hem SMDK’ye ve ÖSO’ya dönerek-tabi sahadaki başta Nusra ve Ahraru Şam gibi selefi cihadistlerle de ‘yapmayın rejime karşı ayaklanmayın’, rejime de ‘demokrasiye dönün’ derdi. Ama sadece der ve geçerdi. Ki zaten bundan ötesine de güç yetiremezdi. Çünkü Türkiye’yi bu durumda ne İhvan ve diğer isyancılar dinlerdi, ne de rejim. Çünkü iki taraf da kendi mantıklarında bunu yapmayacak kadar haklıdırlar. Rejim her devlet gibi kendisini yıkmaya azmetmiş olanları kahrederek bu girişimlerini akamete uğratmak - şu anda Türkiye de aynısını PKK’ya yapıyor - isyancılar ise haklı olarak kendilerine yıllardır zulmeden rejimi yıkmak derdinde.

Kısacası İslamcı ve AKP nefreti üzerinden kendisinin İslamofobik olmadığını söylese de islamcıfobik olduğu açık olan Ümit Kıvanç rahatça sallama özgürlüğü ile yazıyor.

Liberal ve Sol Doğruculuğun Açmazları

Nitekim Ali Bayramoğlu da benimki gibi çok doğru sorular soruyor açıkça Esed’ci olduğunu söyleyemeyen Ümit Kıvanç tarzı özgürlükçü solculara: “Spekülatif iki soru soralım: AK Parti hükümeti Esat karşıtı bir tutum almasaydı Suriye'de iç savaş yaşanmaz mıydı? Ya da AK Parti yerine başka parti iktidarda olsa, Esat yanlısı davransa Suriye'de muhalefet siner miydi? Bu sorulara olumlu yanıt vermek Türkiye'nin, özellikle AK Parti'nin gücünü abartmak, bu siyasi partinin hayalindekini gerçek sanmak, veri almak demektir.” Diyor.

Bu denklemde eğer ahlaklı ve özgürlüklerden yanaysanız, halkların kendi siyasal geleceklerini şekillendirme hakkını, isyan etme hakkını olumluyorsanız Suriye’deki baskıcı iktidara dönük ayaklanmaya bu isyanın öznesi İslamcılar diye nefretle bakmanın neresi devrimcidir ve bunun neresi samimidir?

AKP’de çok doğal olarak ideolojik olarak kendisine en yakın olan, kendi değerleri ile uyumlu olarak devrimci bulduğu güçleri siyaseten ve lojistik olarak destekleme tavrı takındı. Üstelik bunu yaparken yalnız değildi. Şimdi PYD’yi destekleyen “Emperyalistler” o zamanda İhvan’ı destekliyordu, onu silahlandırıyordu. Suriye devletinin isyanlara yönelik cevabı ise kitle katliamı yapmak, kentleri havadan çoluk çocuk demeden bombalayarak katliamın çapını büyütmek oldu. Solcularımız o zaman da ABD Emperyalizmine direnen ve laik olan Esed’i İslamcılara binlerce kez yeğler konumdaydı. Tıpkı şu an PYD’ye destek verdikleri gibi.

Sormak lazım Ümit Kıvanç’a: İktidarda sosyalist bir parti olsa ve hemen komşunuz Suriye’de Suriye Komünist partisi eşliğinde birçok muhalifle birlikte bir ayaklanma olsa ve devlete karşı partizan savaşı veren bu siyasi güç sizden rejime karşı en azından bir miktar denge sağlayacak silahlar istese, siz ‘hayır ben komşumdaki rejimin içini karıştırmayı reddediyorum’ diyerek silah vermez miydiniz? Üstelikte bu silahlar ile partizanlar isyanlarını destekleyen halkı korumak istediğini söylüyor ve rejim en rezil katliamları karşısındakilerin silah gücü çok geri olduğu için rahatça yapıyorsa bunu… Dahası siz değilmiydiniz kendisine karşı savaşan bir örgütün Suriye’deki yoldaşlarını IŞİD boğmak üzere iken Sömürgeci TC’nin PYD’yi silahlarla donatmasını isteyen ya da IŞİD’i hava gücü ile bombalayarak Kobani üzerindeki baskısını sonlandırmak isteyen? Kobani eylemleri bile “Sömürgeci TC”nin sömürge karşıtı gerilla savaşı veren PKK’nin yoldaşlarını silahlandırsın diye değil miydi? PYD için meşru olan İhvan için meşru olmuyorsa, bunun arkasında yatan sakın İhvanın İslamcı olması olmasın? Kısacası Sol Suriye konusunda esas sorununun islamcı iktidar ve onun siyasi olarak yoldaşı sayılanlara destek vermesi olduğunu söylemek yerine lafı dolandırma sahtekârlığına girişmemeli.

Dahası Kıvanç’ın sahaya Rusya’nın - yani ülkede akan kanın müsebbiplerinden birinin - varlığından duyduğu memnuniyet ise tüm söylediklerini tutarsızlaştırmakta. Esed yerine Rusya esas olarak Ahrar ve ÖSO’yu bombalayınca daha mı şık oluyor? Rus bombaları herhalde konfeti ve hiç sivil yerleşimci de öldürmüyor. Sahi Ümit Kıvanç Türkiye için yaptığı teklifleri neden Rusya’ya yapmıyor, neden Rusya’yı da Esed desteği için eleştirmiyor acaba? Yoksa ABD kaka emperyalist, sıcak denizlere açılmak isteyen Kırımı ilhak ederek Tatar halkını süren Rusya daha insancıl ve asla emperyalist olmayan bir asil emperyalist mi?

AKP’nin Yanlışlarının Bedeli Olarak Ankara Katliamı

Peki, AKP hükümeti ciddi yanlışlar hatalar yapmadı mı? Yaptı, her şeyden önce bölgede IŞİD başta olmak üzere her türden vahşi terör örgütlenmelerine ayrımsız lojistik veren, mali yardımda bulunan onları örgütleyen Vehhabi zorba ve ahlaksız devlet Suud ve onun gibi diğer Körfez emirliklerinin dümen suyunda açıkça mezhepçilik yaptı. Şii İran’a karşı kendisinin bir Sünni Hinterland oluşturacağı gibi salakça bir Osmanlıcılık hayali ile savaşın içine bodoslama dalıverdi. Ayrım gözetmeden Esed’e karşı savaşan kim varsa bağrına bastı. Kısacası en az ABD, İran, Rusya vb. vekalet savaştırıcıları kadar savaşın bir parçası oldu ve açıkça diğerleri kadar ahlaksız, ilkesiz, oportünist bir biçimde davrandı. Halep ekseninde kendisine yakın bir rejim üzerinden Suriye eyaletini kuracağı gibi salaklık ötesi hayallere kapıldı. Kısacası beceriksiz emperyalist konumunda kaldı.

Kendisine düşman olduğunu düşündüğü PKK’yı zayıflatacağı ve barış görüşmelerinde PKK’nın el yükseltmesini bu şekilde engelleyeceğini düşünerek Kürtlere karşı IŞİD karşısında üç maymun konumunda kaldı ve IŞİD’in hareket alanını kolaylaştırdı. Bu neresinden bakılırsa bakılsın ahlaksız bir tavırdı ve bölgeye liderlik iddiası olan bir ülkeyi güvenilmez kılardı. Dahası çifte standart bir yaklaşımla Irak Kürtleri üzerinden Irakta siyasi olarak bölünmeyi teşvik ederken, PYD’ye sürekli “birlik için ol” deyip Esed’e karşı savaşa hep hımm diyen bir tutum benimsedi. Suriye Kürtlerine karşı, barış görüşmeleri yaptığı halkın akrabalarını her fırsatta tehdit etti ve hatta fırsat bulsa tepelerine çökmekten geri durmayacağını göstererek iktidar olduğundan beri yaptığı en doğru şeylerden biri olan Barış sürecinin dibine dinamit attı.

Solun açmazı yanında sol liberal bir konumda olan Ali Bayramoğlu’da siyaseten doğruculuk şeklinde her zaman haklı bir ve üstten bir konumla konuşuyor. Ali Bayramoğlu hükümetin Suriye politikası ile HDP’nin bombalarla katliama tabi tutulmasının birbiri ile bağlantılandırılamayacağını söyleyerek embeded/iliştirilmiş aydınlık yapmakta. Oysaki Ankara’da yaşanan katliam ile hükümetin Suriye politikası arasında özellikle de düşmanımın düşmanı dostumdur şeklindeki oportünist yaklaşımla IŞİD’in sırtının sıvazlanması arasında doğrudan bir bağ vardır. Türkiye açık ve net olarak ABD’nin İran için geliştirdiği ve BOP projesinin ayrılmaz bir parçası olan Kaos projesinin ayağı olan mezhep fay hatları üzerinde kalarak her fırsatta çemkirdiği ABD’nin taşeronu konumunda ve BOP eş başkanı gibi davranmış oldu. Bu en hafifinden siyasi miyopluktan, siyaseten fırsatçılık yapayım derken kendi ipine dolanmaya neden olan felaket bir beceriksizliktir. Ve şimdide bir başka ahlaksız fırsatçılıkla Suriyeli mültecileri Avrupa’ya satan bir at pazarlığı içinde. Bunu da Ege ve Akdeniz’i mezarlıklarına dönüştüğü mülteci cesetleri üzerinden yapmakta.

Hâsılı hükümetin Suriye’de işleri eline yüzüne bulaştırması, fırsatçı, kurnazca tavırları, alt emperyalist heveskârlığa dayanan kifayetsiz muhterisliği her bakımdan eleştirilebilir ama Suriye’de ilk başlarda isyancıları kışkırtan, sonra da onları sap gibi ortada bırakan Batı’nın ikiyüzlü politikaları ile kıyaslandığında beceriksiz bile olsa belli bir ilkeli tutum takınma çabasında olduğu da söylenebilir. Evet, Suriye’de akan kanın en önemli sebebi Baas rejimidir ve bu rejim eli kanlıdır. Türkiye’nin yanlışı ilk başlarda reformist niyetler taşıyan Beşşar’ın elini kolunu budayan Baas rejimi, Suriye Kemalizm’ini değil de Esed’i hedefe koymasıdır. Bu da onun meseleye Erdoğan’ın kişisel pozisyonunun ötesine geçememesinden kaynaklanmaktadır.

Suriye konusunda hükümet birçok yönden eleştirilse de Suriye rejiminin yanında saf tutmadı diye eleştiren Solcu ikiyüzlülükle kıyaslandığında kendi siyasi duruşu bakımından tutarlıdır. Tutarsız olan Rejimi sırf laik olduğu için destekleyen solculardır. Açık ve net ki Türkiye Sosyalistleri ve bazı Anarşistler çoktan emperyalizm denen şeyi unutmaya terk etmiş durumdalar. Peki, beyler hanımlar Emperyalizme ne oldu sizce?

Dilaver Demirağ

*Esed ismindeki ısrarım bir yanlıştan kaynaklanmakta. Arapçası ile Ased aslan anlamına geliyor. Buna mukabil Esad ise saadette olan anlamına geliyor. Oysaki söz konusu aile aşiret olarak kendilerine aslan unvanını soyadı olarak seçmiş haldeler. Dolayısıyla ben de Arapça orijinale uygun olarak Ased’in dilimize uyarlanmışı olan Esed’i kullanıyorum. Erdoğan ve Davudoğlugillerin de Esed demesi ve bunu biraz da istihza ile kullandıkları yönündeki algı ise beni zerre ilgilendirmiyor isteyen Google amcaya müracaat edip Arapça telaffuz nasıldır baksın.

Önceki Yazı:Mültecilerle Dolu Bir Otogarda Dayanışma – Nurşin Altunay
Sonraki Yazı:Mülteciler Üstüne Para Siyaseti – Dilaver Demirağ
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...