Devlet Devletliğini Yapıyor – Dilaver Demirağ

dilo1 - KopyaHDP’nin sokağa çıkma yasağı üzerine Anayasa Mahkemesine başvuruda bulundu ancak mahkeme bu başvuruyu reddetti. Hukukçu olmadığımdan hukuk tekniği bakımından başvuru haklı mıydı, mahkeme bu reddedişle doğru bir karar mı verdi buna ilişkin bir şey söylemem olanaklı değil. Ancak mahkeme doğal olarak başvuruları anayasa ve AİHM standartları bakımından inceliyor. Bana sorarsanız her ikisi içinde mahkemenin lehte karar vermesi devlet denen kurumun hukuk bakımından kurucu öznesi olarak mahkemenin ruhuna uygun karar vermiştir diyebilirim. Neden öncelikle Anayasa devletin silahlı isyan halinde her tür tedbiri almasını meşru kabul ediyor. Hele 82 Anayasası devleti her şeyin üzerinde görüyor. Dolayısıyla bu mantık çerçevesinde Anayasa Mahkemesinin aykırı bir karar vermesi devletin hukukunu oluşturan bir mahkeme olması nedeni ile doğru değildi. AİHM kararları bakımından meseleye bakacak olursak burada da olsa olsa orantılılık ilkesi esas kabul edilebilir ve devletin tanklarla helikopterlerle hendeklere müdahale etmesi insan hakları bakımından sorunlu görülebilir.

Olaya Devletin hukuku tayin ederken hukuku yapan özne olarak egemen kabul edilen devletin hukukun hem içinde hem dışında olması bakımından bakılırsa ve Anayasa dediğimiz şey de toplum sözleşmesi olarak devletle vatandaşı arasındaki hukuku belirlediği göz önüne alındığında devletin şu an için Cizre, Silopi vb. yerlerde hendekleri kaldırmak için müdahale etmesi meşrudur. İki nedenle bir devletin hem hukukun kurucu öznesi olarak hukuku istediği an askıya alabilme yetisinin yani olağanüstü hal denilen kriz durumlarında hukukun bu duruma uygun olması mantığı gereği (ki bu yasalarda da anayasada da tanımlanmış durumda) iki anayasa dediğimiz üst hukuk metninin bir toplum sözleşmesi olması mantığı gereği. Burada da Hobbes’i hatırlamak gerekir, Hobbes herkesin herkese şiddet kullandığı bir ortamda devletin insanların güvenliğini sağlamak kaydı ile şiddeti kendi tekeline alması durumu vardır. Yani Anayasanın temeli olan toplum sözleşmesi vatandaşlara itaat kaydı ile güvenlik vadediyor, bunun bozulması halinde ise şiddet tekeline sahip olan devletin bu güvenliği ihlal edenlere karşı şiddet kullanması meşru kabul ediliyor.

Şu an olağanüstü hal uygulanan yerlerde devlete karşı silahlı isyan söz konusu. Bu modern devletin kurucu ilkesi olan egemenliğinin ihlali anlamına geliyor. Egemenlik kayıtsız şartsız devletindir ve bu egemenliğin paylaşılması da asla söz konusu değildir. Devletin egemenliğine meydan okumaya kalkan herkes bu egemenliğin meşru mantığı gereği ortadan kaldırılır.

Kısacası modern devlet açısından HDP’nin olağanüstü hal uygulamasına itirazı kendi içinde tutarsız bir durum. Çünkü hukuk bakımından burada her şey devletin lehine. Hukuk devlete silahlı isyan söz konusu olduğunda bunu meşru şiddet içinde bastırma hakkı tanıyor. Bu bakımdan HDP için hukuk içinde esas itiraz edeceği nokta, şiddetin hukuki sınırlar içinde kullanılıp kullanılmadığı yani devletin şiddet kullanması hukuk çerçevesinde meşru kabul edilen güçlerinin bu şiddeti kullanırken meşru şiddet kullanma sınırını aşıp aşmadığı meselesidir. Yaşanan sivil ölümlerinin güvenlik güçlerinin sorumluluğu olduğu yani meşru şiddet sınırının aşıldığı kanıtlanırsa burada HDP hukuk çerçevesinde meşru bir sorgulamayı yapacaktır. O zaman hükümet hukuk açısından gayrı meşru konuma gelecektir.

Buraya kadar konuya hep modern devlet ve onun hukuk mantığı içinde baktım. Ama modern devletin hobbescu yani egemenlik adı altında yönetim tekeli kurması noktasındaki hukuku öncesi de bir başka hukuk, yani doğal hukuk vardır. Burada isyan belli şartlar altında haklı ve meşru görülüyordu.

Bu durum orta çağ hukukunda mevcuttu. Hem İslam hukuku içinde ana akımı oluşturan Sünniliği dışarıda tutarsak bu meşru görülmekteydi, hem de Katolik Kilisesi içinde. Yönetimde meşruiyet ölçütü adaletti ve eğer yönetici adaletten sapar zulme yönelirse o yöneticiye isyan etmek meşru ve haklı görülüyordu. Ne yazık ki insan hakları yönünden çok daha insancıl diye sunulan modern devlet hukuku bu hakkı ortadan kaldırdı. Şiddet kullanma hakkını devlete devretti ve devlete yönelik her tür isyanı ister silahlı, isterse silahsız gayrı meşru kabul etti.

Bu bakımdan HDP özyönetimi ve hendekleri savunurken aslında mevcut hukuk nizamı içinde hem çelişkiye düşüyor, hem de kanunlara göre suç işlemiş oluyor. Anayasaya göre devletin egemenliğini ihlal etmek ölüm cezasına kadar gidecek bir suçtur. Ancak HDP doğal hukuk zemininden konuştuğunda sonuna kadar haklı ve meşrudur.

Çünkü devlet Kürt halkı için adalet ölçüsünü kaybederek zulüm ölçüsüne girmiş, kendi hukukunu bile hiç sayarak oradaki herkese alabildiğine zulmetmiştir. Bu noktada zalim devlete isyan söz konusu hukuk dairesi içinde meşrudur. Hendekleri kuran, öz yönetim adıyla kendi yönetimlerini kurmak isteyen gençler modern devletin hukuk mantığında bastırılması gereken isyan suçunu işleyen isyancı, doğal hukuk açısından ise zulme başkaldıran haklı ve meşru kişilerdirler.

Devletin Kürt siyaseti konusunda elbette söylenecek çok şey var ama modern devlet mantığı bakımından devletin Kürt isyancıları bastırması kendi mantığında doğru ve meşrudur, ama adalete, hakkaniyete, orantılılık ilkesine, insan haklarına aykırıdır. Devletin hukuk açısından sahibi olan Anayasa mahkemesinin kararı iç hukuk açısından meşru, evrensel insan hakları bakımından ise haksızdır. Bu bakımdan HDP AiHM’e gittiğinde büyük ihtimal ile Türkiye orantısız şiddet kullanan ülke olarak suçlanacaktır. Ama ne denirse densin modern devlet denen zulüm odağının kendi mantığı açısından AYM devletin yanında saf tutmakta kendi kurucu mantığı gereği haklıdır. Devlet devletliğini isyancı da isyancılığını yapıyor. Meseleye zulme başkaldıran isyancı ekseninden bakarsanız YDG-H haklı ve meşrudur, devletin, yasaların tarafından bakarsanız da arada ihlaller olsa da devlet kendi açısından haklıdır. Çünkü orada devletin egemenliğine başkaldırılmıştır bu devletin kalbine nişan almaktır.

Konuya başka eksende bakmaya devam edeceğim elbette.

Dilaver Demirağ

Önceki Yazı:İnsan-ı Kamil ve Bugün - Umut Saygı
Sonraki Yazı:Yezidin ve Haccac’ın Yeniden Doğumu – Dilaver Demirağ
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...