Herkes Yazsan Ne Olur, Herkez Yazsan Ne Olur? – Nurşin Altunay

Yazarken söylenmek isteneni düzgün bir biçimde ifade edebilmek ve anlatabilmek için çeşitli işaretlere ihtiyaç duyuyoruz. İmla kurallarını, noktalama işaretlerini bilmek yazı yazabilmenin ön koşulu gibi. Mesela  “Katil kadını yakaladı.” ile “Katil, kadını yakaladı.” birbirinden farklı cümleler ve anlam bir virgül ile veriliyor. Minik bir işaret büyük bir farklılık yaratıyor.

Noktalama işaretleri anlamı çok fazla etkiliyor ise yazı dili için çok önemli bir şeye dönüşür. Anlamı çok fazla etkilemediği durumlar için ne söylenebilir peki? Mesela “Elma armut muz ve patlıcan aldım.” diye yazdığımızda ve aralara virgül koymadığımızda kim bu üç meyve isminin birleşik olduğunu ve başka bir şeye işaret ettiğini düşünür ki? Bir cümlenin sonunda nokta olmadığında cümle sonsuza dek sürer ve biz bunu anlamaz mıyız?

Kelime yazılışları, özel isimlerin ilk harfinin büyük olması büyük bir kriz yaratır mı? Maalesef yaratıyor. “Herkes” yazmak yerine “herkez” yazıldığında ne söylenmek istendiği cümleye göre anlaşılabilir. Ama bunun hiç bir önemi yoktur. Kafada bir sürü şey dönmeye başlar. Kitap okumuyor, cahil, eğitimsiz, daha herkes nasıl yazılır bilmiyor, bunun söyledikleri şu noktadan sonra önemsizdir.

İçeriği kuvvetli bir yazının kabul görmesi de imla kurallarına bağlıdır. İmla hatası olmayan yazı saygındır. Ona en baştan güven duyulabilir. Ciddiye alınabilir. Çünkü yazan ilk aşamayı geçmiş, yazım kurallarını öğrenmiştir. Yalnız kelimesi yanlız diye yazılırsa bu feci bir şeydir. Oysa yanlız diye bir kelime yoktur ve yanlış yazılmış olsa da anlamını kaybetmez ama imajı sarsar. Bir çok insanın çıkmazı -de, -da ekleri yazana kolaylıkla prestij kazandırır veya prestiji sarsar.

Bu kuralları bilince uygulamak konusunda bir problemle karşılaşılmıyor. İnsan kolaylıkla bunu kabul ediyor, “Usul bu sekilde.” diyor ve uyguluyor. Hatta kendini becerikli hissediyor, bilgili hissediyor. Kişinin kendi kuralları veya kuralları değiştirmesi de söz konusu olamıyor. Bunlar kural ve bu kurallar yazıların içeriğine kolaylıkla gölge düşürebiliyor. Bence mesele de burada başlıyor.

Çok güzel bir konuda yazılmış bir metni okurken imla kuralı yanlışları gördüğün an konudan kopup ona takılı kalınılıyorsa bunun üzerinde biraz düşünmek lazım. Mesela bir önceki cümlede sanırım iki veya üç virgül kullanmalıydım. Buna takılı kalacak insanlar var mıdır? Muhtemelen.

Evrensel kurallarla bir derdim olduğunu düşünüyorum. Bu kuralları çoğu zaman ben de farketmeden uyguluyorum. Sonra bir an geliyor bana sıkışmış hissettiren toplumun ahlak kuralları ile bu farkettirmeden sıkıştıran kurallar, normlar aynı avluya açılıyor. Kural dışına çıktığında alay konusu olabiliyor ve hatta bildiğin şey çok kıymetli olsa bile kıymetini yitiriyorsa, gerginlik yaratıyorsa bu alanda da bir problem bulunuyor kanımca.

Belki de yeni bir şey çıkmalı. Belki de gençlerin küçümsenen yazı dili, içinde bir isyanı barındırıyor. “Sizin üzerinde uzun uzun düşündüğünüz yazım kuralları var ya, onlar bize işlemiyor ve biz o kurallara uymadan gayet güzel yazışıyor ve anlaşabiliyoruz.” diyorlar sanki. Anlam kayması olmadığı sürece şehir ismi küçük yazılmış, virgülü atlanmış, paragraf başı yapılmamış ne önemi var. Bir yazının imla hatalarını düzeltmek için bir meslek bile oluşmuş durumda.

Yazıların ruhuna bakmak lazım. Özgürlükten bahseden bir yazının imla kurallarına riayet edilerek yazılması bir anda bana çok garip gelmeye başladı. Dışı cilalı, içi boş olan her türlü şeye tepki gösterirken yazı dilinde kurallara uymayan kısımlara burun kıvırarak bakmak da tuhaf görünüyor. Ben de kurallara uyuyorum, kurallara aldırmadan yazmayı denemek istiyorum. Bu sanki evde pijamayla gezmek gibi. Rahat ve iyi hissettireceğinden eminim. Ama işte hemen olmuyor. İçselleştirilmiş kurallar ve imajlar, belki de önemsenmek isteği, belki de okumuş yazmış görünme isteği, belki hakettiğini düşündüğün sınıfta bulunma, alt sınıfta değerlendirilmeme isteği, artık altında nasıl bir egosantrik durum var ise, kuralları kaldırıp atmaya engel oluyor.

İmla kuralları içinde kurallarla sınırlandırılmış hayatlar, kurallarla sınırlandırılmış yazı dili, doğru olanı yapmak ve uygulamak için yanıp tutuşma, farklı bir şey denememe, kabul etme ve daha bir sürü şey görüyorum bir kaç gündür.

Nurşin Altunay

Önceki Yazı:Şeyh İsmail Maşuki ( 1508- 1528)
Sonraki Yazı:Kuran’daki Yecûc ve Mecûc Kıssasının Bugünkü İzdüşümü: Kapitalizm – Nurşin Altunay
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...