Hüsnü Kuruntumun Hikayesi ya da “Gel Gör Beni Aşk Neyledi!” – Fuat Kaymak

Beni bekleyen mutluluğa doğru hızlı ve emin adımlarla giderken ( o zaman kesinlikle öyle inanıyordum) her zamanki gibi onunla ilgili inanılmaz hayaller kuruyordum; beni gördüğünde mutluluktan uçacak, tanrıdan zamanın durmasını dileyecek, belki de onda kalmamı isteyecek ve o akşam onunla tüm geceyi geçirebilme fırsatını bana verecekti.  Hayallerin güzelliğinden midir bilinmez birden kendimi kapının önünde buldum ve tam kapıyı çalacak iken evin içinden sesler duymaya başladım.

Aklımda kalan tek bir cümle vardı, bende seni seviyorum diyordu kadın ve belki de bu sözü duymayı çok isteyişim, bir tek bu cümlenin aklımda kalmasına sebep olmuştu.

O an, hiç bir şey düşünemez bir şekilde kapının önünde sahibinin ciğer vermesini bekleyen bir kedi gibi boş gözlerle kapıya bakarak donakaldım. O kapıya çok başka sebeplerden dolayı gelmiş olmayı o kadar isterdim ki... Belki ihtiyaçlarını sormaya gelen apartman kapıcısı, belki de evde kimsenin olmadığını düşünüp içeri girmeye çalışırken sesi duyup orda duran bir hırsız. O kapının önünde olmak istemediğim tek kişi bendim. Aslında neye üzüleceğimi bile bilemiyordum, uzun süre boyunca aptal yerine konmama mı, yoksa hayallerimin ateşe atılan buz misali birden erimesine mi. Nasıl olabilirdi böyle bir şey. Yok yok, hayır, bu kadın kesinlikle yosmaydı, öyleyse. Ne de olsa daha önce beni, onu sevdiğini düşünmeme sevk eden de bu kadındı. Baş başa kaldığımızda benimle ilgileniyor, gözlerimin içine uzun uzun bakışlar atıp her an dudağıma bir öpücük konduracakmış gibi yapıyor, beni çok iyi tanıdığını ve benimle ilgilendiğini açıkça ima eden konuşmalar gerçekleştiriyor, fırsat buldukça saçlarımı okşuyor ve ona yaklaşmama ve ilgimi göstermeme memnuniyetle imkan sağlıyordu. Yoksa tüm yaptıkları, arkadaşlık ritüeli içinde her arkadaşın birbirine yaptığı karşılıklı hareketler miydi?  Belki de ben, onun yaptığı her hareketi, bana aşık olmasını istediğim için kendi hayal dünyamda işime geldiği gibi şekillendiriyor ve kendime biraz daha cesaret katmak amacı ile abartarak, kuruntular dünyasına kendimi biraz daha hapsediyordum. Böyle düşünmek zorundaydım, çünkü o kadar seviyordum ki ona yosmalık yaftasını yakıştıramıyordum. Evet-evet o bir yosma değildi,  benim uzun yıllar boyunca yalnız kalmama üzülen beynim, beni çok sevdiği için bu sürecin bana iyi geleceğini düşünmüş ve bana, kızın her hareketini beni sevdiğini ima eden hareketler parçası olarak göstermiş ve böyle bir oyun oynayarak beni yalnızlıktan kurtarmaya çalışmıştı. Kısacası yine tek suçlu bendim.  Ben bu düşüncülerle meşgulken birden kapı açıldı ve karşımda bir çift göz belirdi, iki saniye kadar beynime oksijen gitmemiş olacak ki, adamın gözlerinin içine öylece bakakaldım. Sonra kendimi toparladım ve ortalama her insanın tam da orada düşünmesi gereken şeyler gelmeye başladı aklıma. Kapının neden icat edildiği, kimin icat ettiği, ne işe yaradığı gibi sorular. Kahretsin, ben o zamana kadar nasıl bunu düşünememişim, halbuki kapı çok önemli bir icatmış. Beynimdeki oksijen kesintisinin iki saniyeden daha fazla olduğunu anladığımda adamın yanında kadında belirmişti. İnanamıyorum, bir insanın hayal dünyası nasıl olur da sahibine bu kadar kötülük yapabilirdi, kendimi o kadar kaptırmıştım ki hayallere, ancak kadını gördüğümde anlamıştım bir kat fazla çıktığımı...

Fuat Kaymak

Önceki Yazı:Lacivert Başörtülü Fakülte Arkadaşı – Nurşin Altunay
Sonraki Yazı:1 Teknoloji Toplumu - Jacques Ellul – Önsöz
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...