Faşizm Kapıyı Çaldı: Sakın Açma – Dilaver Demirağ

dilo1-kopyaBu kış faşizm geldi demiştim, hay demez olaydım.  Ne yazık ki dediğim gerçekleşti. PKK’nin siyasi iktidarın oya tahvil edilecek savaş davetine büyük bir şevkle atlaması bahane edilerek, ülkenin bir bölümündeki kentler tarumar edildi. Tanklar ve toplarla evler yıkıldı. İnsanlar yakıldı. İnsanların onuru çiğnendi. Bir kuşaktan insanlar acımasız bir biçimde yok edildi. Buna itiraz edenler tüm demokratik yönetimlerde meşru olan siyasi protesto ile itirazlarını dile getirmeye kalktıklarında devletin güvenlik güçlerinin acımasız şiddetine maruz kaldılar. Cizre ve Silopi’de faşist ordular ( Jandarma Özel Harekât - JÖH ve Polis Özel Harekât- PÖH ) kıyım yapmakla kalmadılar,  namus deyince hayatlarını bile çekinmeden ortaya koyan Kürt halkının kendi namus anlayışında dokunulmazlığa sahip olan kadınlarına tecavüz bile etmeye niyetlenecek kadar alçalabileceklerini gösterdiler. Kısacası Kürt halkı alenen aşağılandı.

Böylesine ağır ve ne bir vicdanın ne insan onuruna önem verecek asil bir ruhun asla katlanamayacağı bu olaylar olurken, Türk halkının büyük bir bölümü oh çekti. Üstelik bu oh çekenler arasında AK İslamcı denilen ancak İslam dininin esas hükümlerince hem münafık, hem de müşrik yani kâfir hükmünde olanlar da vardı. Ki onlar Gazze’de çocuklar bile Faşist İsrail devleti tarafından bombalanırken sınırın öte yakasında bayram yapan İsrailliler gibiydiler. Böylece devletle kol kola geçecek kadar iktidar hırsından delirmiş hükümet güçleri ve devletin en tepesindeki liderleri tarafından AK İslamcılık, bir siyonizme dönüştürülmüş oldu. Hal böyle olunca da devletin güvenlik güçleri sömürgeci ve işgalci İsrail ordusu gibi Kürt halkına her tür ezayı rahatlıkla yapabilen bir İrguna* dönüştürülmüş oldu. Bu durumda nasıl HAMAS ya da İslami Cihad mensupları nezdinde İsrail devletinin yaptıklarına oh çeken İsrailli siviller de askeri hedef kapsamına alındı ise yarın bir gün Kürt Silahlı Örgütünden birileri de gazetelerde yazdıkları ile insan onurunu aşağılayan, sözünü ettiğim İsrailliler gibi adeta oh diyen Trol ve Troliçe yazarları öldürürse bu söz konusu yıkımı yaşayanlar nezdinde kısas hükmünde kabul görebilecektir. Sosyal medya da ise öldürülen çocuklar için üzülmüyorum çünkü “o çocuk büyüdüğünde askere ve polise kurşun sıkacaktı” diyerek adeta onay veren milliyetçiler, en iyi Kürt ölü Kürttür diyen ve kendilerine Ülkücü diyen ve aslında varlığı ile yeryüzüne yük olan aşağılık ve alçak varlıkların derekesine düştükleri için Kürtler nezdinde bu haydi haydi kabul görecektir.  Bunları olumladığım anlamı çıkmasın ama siz insanların yaşadığı onulmaz acılara oh çekecek kadar aşağılık varlıklara dönüşürseniz o acıyı yaşayanların da sizden ölesiye nefret etmelerini, sizi yok etme arzusu duyanları kınayamazsınız. Çünkü malumdur rüzgâr eken fırtına biçer, evrendeki adalet gereği yaptığınız her kötülük misli ile sizin de başınıza gelir.

İşin rasyonalitesi ile bakacak olsak bile şunu söylemek mümkün. Devlet bu şekilde bir müdahaleye imkân tanıyarak içinde Kürtlere yönelik onulmaz bir nefret barındıran ve Türk kelimesini bir nefret söylemine dönüştüren ırkçı asker ve polislerin uluslararası adalet divanında holokost suçundan yargılananlar gibi jenosit suçundan yargılanmasını sağlayacak insanlık suçlarına göz yumarak, onları yüreklendirerek sadece PKK’ya duyulan sempatiyi çoğaltmış ve yeni hendeklerin, yeni gerilla saldırılarının önünü açmış dahası bugüne dek Türkler ile Kürtler biçiminde bir ayrımı içlerine sindirmeyen, bu iki halkın kader birliğini savunan Kürtleri de ayrılıkçılığı olumlayan bir yere sokmuştur. Yani bu gidişle AK Partiye oy veren Kürtler dışında tüm Kürtler birer PKK militanı olarak karşılarında olacaklar. Oysaki dördüncü nesil savaş denilen ve devlet askerlerinin de bir gerilla gibi savaşma yeteneği kazanmasına dayanan savaş stratejisinde en önemli şey halk ile savaşçıyı birbirinden ayırmak, savaşanı yalıtmaktır. Devlet bu savaş mantığı ile yani elinde hafif silah kategorisinde silah olan YDGH’li gençleri, tank ve top gibi ağır silahlar ile imha etmek biçimindeki müdahale stratejisi ile sadece düşman cepheyi çoğaltmış oldu. Kendi mantıkları gereğince böyle bir müdahale ile şu mesajı vermiş olduklarını düşünebilirler: “Ey Kürtler sakın ola PKK’nın ardına düşüp bu topraklarda ayrılıkçılığın güçlenmesine kalkışma. Bunu yaparsan sana vereceğim cevap böylesine ağır olur. Çoluk çocuk, kadın yaşlı gibi sivil kapsamındakilere de acımam, onları terörist olarak görürüm ve imha ederim. Aklını başına topla ve sakın düşmanımı destekleme.” Ancak bugünün dünyasında böyle bir topyekûn imha pek de tasvip görmeyeceği gibi, tersine ülkenin yıkımını arzulayan dış düşman kategorisindekilerin de içerdeki düşman kategorisindekinin lojistik olarak güçlendirerek orduya ciddi zayiat verdirip, siyasi iktidarın ciddi bir oy düşüşü yaşamasına yol açar. Hatta dost bildikleriniz bile bu tür topyekûn imha eylemleri yapmaya devam ederseniz sizi dışlamak zorunda kalırlar ve sonunuz Suriye ya da Libya oluverir.

Kısacası AKP bir faşist partiye dönüşürken ona direnenlerde birer partizan oluyor. Tam da bu nedenle Cizre ve Silopi’de (muhtemelen Sur ve İdil’de yaşanacakları da düşünerek) yaşananlar Türkiye’nin Auschwitz’i olmuşken, Cizre bir Holokost olarak aynı zamanda etnik temizlik olgusu olarak anılacak durumdadır. Cizre ve Silopi için Halepçe tanımı da yapılabilir ve üstelik Auschwitz’den daha uygun düşer. Çünkü nede olsa Auschwitz tam bir modern soykırımdı ama bizim dünyamızda bu denli modernlik söz konusu olmadığında Halepçe bize daha uygun bir soykırım biçimidir. Cizre ve Silopi sonrası artık AKP bir Baas partisi olmuştur ve liderleri de bir Saddam Hüseyin olmuştur. İşte tüm bunlardan dolayı ben artık bundan böyle Kürt Direnişine yönelik derin bir suskunluğa gömüleceğim. Çünkü bu denli gayrı insani bir imha siyaseti karşısında direnenleri kınamak siyaseten doğruculuk olabilir. Bunu kelimenin kullanım şekli ile değil siyasi analiz ve durum saptaması anlamında; siyaseten doğru anlamında kullandım. Evet direniş hareketi siyasi olarak eleştiriye elbette tabi tutulabilir ama yaşananlardan sonra bu ne vicdanen ne ahlaken uygun düşmez. Witgenstein’in sözünü uyarlarsak konuşulamayacak şeyleri konuşamayacağımıza göre susmak gerekir.

Hâsılı kelam şu an sürdürülen imha politikası belki milliyetçi oyların çok büyük ölçüde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyen oylara dönüşüp onu Başkan yapar ama bu ülkeye onulmaz bir darbe vurur ve sonunda ülke kanlı bir iç boğuşmaya sürüklenir. Bu strateji AKP’yi bir Baas’a, Erdoğanı’da bir Hafız Esed’e, Kaddafi ya da Saddam’a dönüştürür ki bu ülkelerin akibeti düşünüldüğünde bunun ne AKP’ye ne de Erdoğan’a bir hayrı dokunmayacaktır.

Not 1: Cizre’de yaşanan ve okuyanın içinde eğer bir parçacık vicdan ve insanlık onuru gibi duygular kaldı ise insanın utanmasına ve benim gibi büyük bir öfke duymasına neden olacak şeyler hakkında iyi bir tanıklık olarak bu yazı güzel bir örnektir:http://t24.com.tr/yazarlar/nurcan-baysal/cizrenin-gorunmeyenleri,14049

Not 2: Bu yazıda siyasal teoriden destek alıp konuya teorik bir derinlik katmadım çünkü bu yazı bir düşünce yazısı değil bir öfke ve nefret yazısıdır. Böyle yazılar da yeri geldiğinde tarafımdan yazılacak.

Not 3: İslam dininde Allaha eş koşanlar Müşrik, dindarmış gibi görünen ancak içinden inanmayanlar için ise münafık kelimesi uygun görülür. İslam dininde mümin olan kişi Allah’ın vahiy ile bildirdiklerine uyar. İmdi neden AKP’lilerin büyük bir kısmına müşrik ve münafık diyorum onu açıklayayım. AKP’lilerin özellikle de militanlık yapanların gözünde Erdoğan sevgisi nerede ise bir evliyaya, bir peygambere duyulan cinsten bir sevgi. Bir AKP’li onun içtiği bardağı ambalajlayarak peygamberin sakalı vb. muamelesi yapıyor ve ardından Sakalı şerife nazire olacak şekilde bardak-ı şerif diyor. Yasin Aktay adını taşıyan akademik bir yalaka ise peygambere getirilen ve ona dua şeklindeki Salavatı geleneksel bir Siirt türküsüne uyarlayarak Erdoğan Sallalahu Aleyke diyerek aslında basbayağı da peygambere yapılan duanın bir benzerini Erdoğan’a yapıyor. Bütün bunlar İslam inancına göre kutsallaştırma hamleleri ve İslam Dininde peygamber bile kutsal kabul edilemez çünkü İslam Dininde tek Kutsal yani aşkın olan Allah’tır. Onunla eş değer bir kutsallık hiç kimseye gösterilemez. Dolaysıyla dini açıdan Allah’a eş koşmak şeklindeki bu tür atraksiyonlar ne kadar kitabına uydurulmaya çalışılırsa çalışılsın şirktir ve bundan dolayı Erdoğan’a adeta Allah’a duyulan saygı ve sevginin bir benzeri olacak şekilde tapma biçimindeki sevgi gösterenler müşriktir. Münafıklık meselesine gelince bir Müslüman için inancının göstergesi vahiydeki temel önermelerdir. Yani vahiy neyin yasak ya da uygun olmadığını neyin ise uygun olduğunu belirtir. Dine göre zulmetmek haramdır. Cizrede yaşananlar ise vahiyde tanımlanan zulmün ta kendisidir çünkü Allah’ın koyduğu sınırlar aşılmıştır. İki yine ıslama göre kavmiyetçilik diyeceğimiz milliyetçilik haramdır yani Allah tarafından yasak edilmiştir. Bir insan eğer Müslüman ise harama haram, helale de helal der. Bu kapsamda hem zulme alkış tutularak, mahremin çiğnenmesine izin verilerek ve bu alkışlanarak, hem kavmiyetçilik güdülerek AK militanlar İslam’ın hükümlerine rağmen bu hükümlere uymayarak inanmış gibi görünmelerine karşılık gerçekte inançsız bir davranış içindeler tam da bu yüzden münafıklar. Üstelik bu durum sadece onlar için değil dini araçsallaştırıp oy toplamak için kullanan tüm parti yöneticileri için geçerli bir kural bu anlamda AKP’nin bizatihi kendisi dini açıdan münafık statüsünde.

Son Not: Bu gidişle tüm Doğu Karadeniz hatta bütün ülke bir Artvin olacak ve tüm Türkiye zaman içinde kendi yaşadıkları yerlerin bir Cizre ve Silopi olmasına tanıklık edecekler. Birisi devletin silahlı güçlerince, diğerleri ise devletin önünü açtığı madenler ile yaşamdan yoksun bire yıkıntıya dönüşecek. Devlet denen zorba bütün bir ülkeyi yıkıntıya, çöle dönüştürmeye azmetmiş bir halde. Bütün bunların arkasındaki mantığı içeren bir yazıyı da en kısa zamanda yazacağım.

Dilaver Demirağ

* İrgun tam adı Ha'Irgun Ha'Tsvai Ha'Leumi B'Eretz Yisrael "İsrail Ulusal Askeri Örgütü" İsrail kurulmadan önce Filistin’de etnik temizlik yaparak Arap köylerinde katliam yapan Siyonist milis örgütlenmesidir ki İrgun, İsrail Ordusunun ana çekirdeği olduğu gibi İsrail’deki sağ parti olan Likud cephesinin de temelleridir ve Likud bir anlamda İrgun’un devamıdır. Şu an için AKP’de ordulaşmış bir parti olarak Türkiye’nin İrgun’u olan JÖH ve PÖH’ün siyasi uzantısı olarak bir Likud’a dönüşmüş haldedir.

Önceki Yazı:2 Teknoloji Toplumu - Teknikler - Jacques Ellul
Sonraki Yazı:P.J. Proudhon - Sanatın Prensibi - Öteki Yayınları
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...