Kur’an’ın Bazı Ayetleri Üzerinde Yapılan Tartışmalara Kendimce Kısa Yanıtlar – Nurşin Altunay

Sık karşılaştığım bir durum var. Yapılan tartışmaların bir yerinde bir ayet, bir sure meali verilip "Burada söylenen şey kötüdür, açıklayın bakalım nasıl açıklayacaksınız" (elbette cümle birebir böyle değil, bu anlama gelebilecek benzer cümleler kullanılıyor ) deniliyor. Karşı taraf - şu durumda karşı tarafdan biriyim ben de- bir ayeti kısa bir yorum içinde açıklamanın mümkün olmadığını bildiği için genelde suskun kalıyor ve bu da sizler tarafından sanki söylenecek bir söz bulamamışız gibi algılanıyor. Bazı ayetler var ki öncesinde ve sonrasında gelen ayet olmadan yorumlamak yanlış sonuçlara ulaşmaya neden olabiliyor. Bu da daha uzun cümleleri ve daha uzun açıklamaları gerekli kılıyor.

Bazı arkadaşlarla girdiğimiz yorum üzerinden yürüyen son diyalogda yine benzer bir şey oldu. Artık susmak istemedim ve bu arkadaşlara “Size bu ayetlerle ilgili fikrimi bir not şeklinde, uzun ve ayrıntılı yazacağım.” dedim ve sonrasında da bu notu okumalarını rica ettim.

Başlamadan önce şunu belirtmek isterim. Ben din eğitimi almadım. Tefsir, fıkıh, hadis konusunda bilgili değilim. Bu konularda görüş bildirmeye bile pek cesaret edemem. Ben sadece Kur'an-ı Kerim'i okurum, okuduğum üzerinde düşünürüm, tuhaf bulduğum, bende soru işareti bırakan bir kısımla, anlamadığım bir yerle karşılaşırsam kendimce güvendiğim konu uzmanı bir kaç insanın söylediklerine bakarım. Ama onların söylediklerini de olduğu gibi alıp içime koymam. İkna olduysam bile yorumlarım, süzerim, içselleştiririm.

Aşağıda facebook tartışmalarında bana veya arkadaşlarıma sıkça sorulan bir kaç ayetle ilgili fikrimi sunacağım. Amacım sizi ve sizinle aynı fikirde olan arkadaşlarınızı ikna etmek değil. Siz de Allah'a inanın, gibi bir derdim yok. Benim için Allah'a inanmamanız hiç bir mahsur teşkil etmiyor. Sizi ne günahkar, ne de kafir olarak görüyorum veya adlandırıyorum.

Benim derdim şu; Nasıl ki TC’nin başında RTE’nin olması herkesin RTE’yi çok sevdiği anlamına gelmiyorsa, beş parmağın beşi bir değilse, kendini Müslüman olarak tanımlayan insanların içinde de kendilerine öğretilen, öğretilmeye çalışılan, dayatılan ve gereklilik olduğu söylenen şeyleri reddedenler var. Onların yani bizim mücadelemiz işte budur. Çoğunluk gibi yaşamıyoruz, Müslümanlığı çoğunluğun kabul ettiğinden farklı yorumluyoruz, Müslümanlığı onların tekeline bırakmak istemiyoruz. Tüm Müslümanları, kitabı ve Allah'ı eleştirmek yerine Müslümanlığı otoriteye hizmet eder hale getiren sistemi eleştirmenizi ve kendilerine sunulanı olduğu gibi kabul edip bile bile, göre göre kötü bir şeye hizmet eder hale gelen - sırf inandıkları için - insanları uyarmanızı istiyorum. Hedef şaşmasın istiyorum.

Yorumlarda sorduğunuz bir kaç ayet ve bu ayetleri benim nasıl okuduğum aşağıdadır.

Tevbe 28

Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler)! Müşrikler sadece bir necistir (pisliktir). Artık bu yıldan sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Ve eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah şâyet dilerse (Kendi) fazlından sizi yakında zenginleştirecektir. Muhakkak ki Allah; Alîm'dir, Hakîm'dir.

Necis kelimesi ne kadar nefret yüklü görünüyor değil mi? Oysa ki necis burada ruhları kirli olanları işaret ediyor. Onları Mescid-i Haram'a sokmayın, çünkü oraya saygı göstermeyecek, sizin kutsal saydığınızın kutsiyetini anlamayacaklardır. Bu sebeple eğer onlarla olan ticari ilişkiniz bozulursa endişe etmeyin. Sırf para kazanmak için değerli bulduklarınızı kirletmeyin, taviz vermeyin.

"İslam dinini kabul etmedikleri, müşriklikte kaldıkları için -manen- necistirler. Müşrikler, başta Allah'a ortak koşma yönündeki inançları olmak üzere, Kabe'yi çıplak tavaf etme, murdar et yeme, babasının eşiyle evlenme gibi çirkin davranışları nedeniyle böyle nitelendirilmişlerdir." diyen bir açıklama okudum. Katılıyorum bu fikre. Belki de o yıllarda böyle insanlar kastedilerek bunlar yazıldı.  “Peki neden Kabe birilerinin tekelinde ve oraya insanlar istedikleri gibi giremiyor?” denilebilir. Bu bambaşka bir tartışma konusudur. Bazı görünmez kurallar vardır ve buna ister ahlak denilsin, ister görgü kuralı, ister hoşgörü başkalarının hassasiyeti ile direkt ilgili olmasından dolayı uymak iyi bir şeydir. Buna dayatma denilemez. Zira aslında bir takım kuralların dışına çıkarak davranmak kendini dayatmak ve durumu zorlamak olabilir.

Ayette ırkçı bir söylem yok. Putperestlerle kendilerini ayırmışlar. Bugün çoğumuzun içinde yer aldığı ekoloji mücadelelerinde, dokunulmamasını istediğimiz herhangi bir yerin ruhunu, kıymetini anlayamayan insanlarla karşılaşıyoruz. O zaman ne hissediyoruz? Toplulukların veya bireylerin özel bulduğu, kıymet verdiği, özen gösterdiği alanları, nesneleri var ve bu son derece anlaşılır bir şey değil mi? Bu yerler için kendiliğinden kurallar oluşmuyor mu?

Tevbe 29

Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah'ın ve resulünün yasakladığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, boyun eğerek kendi elleriyle cizye verecekleri zamana kadar savaşın.

Savaş... Biz de kapitalizmle savaşmıyor muyuz? Emperyalist markaların dükkanlarına taş atan arkadaşlara, bu sebeple tutuklanmaları durumunda destek vermiyor muyuz? Biz de bir mücadele içinde değil miyiz? Buradaki savaşı neden gerçek anlamıyla yorumlamak zorundayız ki? Kapitalizmle mücadeleyi el bombasıyla yapmıyoruz. Hak dini deniyor farkında mısınız? Hak ne demek bir düşünün isterseniz. Hak dini, yani insan olabilmek, eşit davranabilmek, iyiden yana olabilmek.. Çok basit ikilemler kullanacağım ama başka nasıl anlatırım bilmiyorum. İyi ve kötünün savaşı, ezen ve ezilen savaşı, zalim ve mazlum savaşı.. Herkes iyiden yana olana dek sürecek bir mücadeleyi zaten hep beraber sürdürmekteyiz.

Maide 51..

Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.

Bu da ayetin arapça okunuşu...

Ya eyyühellezıne amenu la tettehızül yehude ven nesara evliya' ba'duhüm evliyaü ba'd ve mey yetevellehüm minküm fe innehu minhüm innellahe la yehdil kavmez zalimın

Dilimize DOST olarak çevrilen kelimenin aslı evliya kelimesidir. Hristiyanları ve Yahudileri evliya yani veli yani önder, rehber edinmeyin. Çünkü onlar sizi küçük görebilir, sizi anlamayabilir. Siz eğer onlara tabi olursanız onlar gibi olabilirsiniz.

Güzel bir uyarı. Günümüze bakalım. BATI toplumları birbirinin dostu ve biz onlar için ötekiyiz. Onlara hayranlık duysak, oralarda yaşasak, onlar gibi olmaya çalışsak bile bizi içlerine almıyorlar. Biz hep yabancı olarak kalıyoruz. Tamam genellemeyelim. Ama yurtdışında yaşayan arkadaşlarımın söyledikleri şey genellikle bu.

Başka birinin yorumu şu şekilde:

"Ey iman edenler Yahudi ve Nasranileri Evliya edinmeyin. Onlar biribirinin EVLİYASIDIR. Kim Onlara tabi olursa onlardan olur..Allah zalimleri doğru yola iletmez."

Başka biri de şu açıklamayı yapmış (isimleri not almadım, özür dilerim. ismin de çok önemi yok aslında.) "..Yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. Âyet-i kerimede: "Onlar birbirlerinin dostudurlar" buyurulmaktadır. Bu ifadeden maksat şudur: Yahudiler müminlere karşı birbirlerinin dostudurlar ve yek vücutturlar. Hristiyanlar da dinlerine ters olanlara karşı birbirlerinin dostudurlar ve yek vücutturlar. Bu itibarla müminlerden bir kısmını veya hepsini dost edinenler de onlardan olmuş ve müminlere cephe almış sayılırlar. O halde ey müminler, sizler birbirinizin dostu olun, bütün kâfirlere karşı yek vücut olun. Aksi takdirde müminlere karşı savaş açmış ve onlann dostluğunu sona erdirmiş olursunuz."

Bütün kafirlere karşı tek vücut olabilmek. Şüphesiz hepsi zalim ve kötü değil. Osman Eskicioğlu şöyle bir şey demiş mesela:

“Ey Muhammed (ve Müslüman) de ki: Ey kitap sahipleri (Yahudi, Hıristiyan ve diğerleri), aramızda ortak olan bir söze geliniz: Yalnız Allah’a kulluk edelim, O’na hiçbir şeyi eş koşmayalım, Allah’ı bırakıp da birbirimizi rab edinmeyelim” Burada çeşitli vicdanların, milletlerin, dinlerin ve kitapların bir esasta ve bir hak sözde nasıl birleşebilecekleri ve İslam’ın bütün insanlık âlemine, Arap ve aceme inhisar etmeyen bir hidayet yolu önerdiği görülmektedir. Buna göre dinler arası bir diyaloga katılmak bir Müslüman için sadece şartların gerektirdiği bir olay değil, aynı zamanda dini bir vecibedir."

Bir de şöyle bir şey var:

“Hiç şüphesiz iman edenler, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve sabilerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp da yararlı iş yapanların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlar için korku ve endişe yoktur. Onlar, üzülmeyeceklerdir.”(Bakara Suresi 2/62)

Şimdi söyleyin bakalım nerededir düşmanlık? Düşmanlık varsa eğer sadece zalimlere karşı vardır.

Maide 38..

Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Tanrı'dan 'tekrarı önleyen kesin bir ceza' olmak üzere ellerini kesin. Tanrı üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.

Bu net bir ayet. Elleri kesin. Çok korkunç değil mi? Şunu düşünüyorum ben. Toplumlarda çeşit çeşit insan var. Bazısının algısı iyi, bazısının algısı düşük, bazısının zekası daha alt seviyede, bazısı dahi, bazısı cahil. Mesela çocuğunuza kapitalizmi anlatmanız gerekseydi nasıl anlatırdınız bir düşünün. Sermaye der miydiniz? Emperyalistler der miydiniz? Sömürü der miydiniz? 7. yüzyıldan söz ediyoruz. Bir toplum düzeni öneriliyor. Eşit ve zulmün olmadığı, paylaşımın olduğu bir sistem. Bu sistemde ticaret yapsan ve çok para kazansan bile kazandığında başkalarının hakkı var, kazandığını paylaşıyorsun. Buna rağmen HIRSın yüzünden (hırs-ız) daha fazlasını isteyen, cahil veya insan tarafı az gelişmiş birisin ve anlamıyorsun sistemin güzelliğini. Çalıyorsun. Aç olduğu için ekmek çalmak hırsızlık değildir. Günah olan hırs yüzünden yapılan eylemdir. Burada bir korkutma var evet.  Algısı düşük olanı korkutarak düzene uymaya zorluyor. Günah diyor. Herkeste aynı bilgi, aynı aydınlık akıl olmayabilir.

Diyelim ki bu bile çok ama çok kötü. Birilerini ne yapmış olursa olsun ellerini keserek cezalandırmamalı, bununla korkutmamalı. Bir sonraki ayete bakalım hemen. Bir ayeti yorumlarken önünde ve arkasındaki ayete de bakmak çok önemlidir.

Maide 39..

Fakat kim zulmünden sonra tövbe eder ve (hâlini) ıslah ederse, muhakkak ki Allâh onun tövbesini kabul eder... Kesinlikle Allâh Ğafûr'dur, Rahıym'dir.

Burada cahile değil, aydına sesleniyor. Yöneten kim ise (toplum, sınıf, aşiret veya yargıç) diyor ki yaptığından pişman olanı affedeceksin. Asıl sorumluluk o aydın yani münevver kişide aslında.

Bu noktada kısaca başka bir konuya gireceğim. Gıybet denilen bir şey var Müslümanlıkta. Yanında olmayan biri hakkında konuşmak kardeşinin ölmüş etini yemek kadar günahtır. Ama gıybet sadece dedikodu ve zanla ilgili bir şey değildir. Diyelim ki biri çok kötü bir şey yaptı. Üç aşamalı düşünmen lazım. Kader denilen bir şey var. Kişi nerede doğacağını, anasını babasını ve şartlarını seçemez ( Kader sadece budur aslında.) Bu noktada o çok kötü şeyi yapan kişinin nasıl şartlarda yetiştiğini bilmeden onu suçlayamazsın. Birinci olarak onun yetiştiği şartları göz önünde bulundurman veya kötü şartlarda yetişmiş olabileceğini hesaplaman lazım. İkinci olarak o kötü şeyin bir insan tarafından yapıldığını düşünmen lazım ve "insanın zaafları vardır, insandır hata yapabilir" diyebilmen lazım. Üçüncü olarak, ilk iki maddeden sonra kalan çok küçük bir şeydir, onu da affetmen lazım..

Gıybet denilen günah bir insanın etini yemekle aynı ise, anlamak ve affetmek çok önemli bir ibadetse, siz bu dine nasıl zalim dersiniz söyleyin bana?

Anlamaya çalışmanız benim için çok yeterli.. Mücadeleyi Müslümanlığı düz mantıkla anlayıp uygulayanlara karşı yürütmenizi çok isterim. Aşağıdaki ayetlerde işaret edilenlerden olmamanızı da çok isterim.

Bakara

6-) Hakikati örten - inkâr edenleri uyarsan da uyarmasan da fark etmez, iman etmezler!

18-) Sağırdırlar (algılamaları kilitlenmiştir), dilsizdirler (hakikati dillendirmezler), kördürler (apaçık hakikati algılayamazlar); onlar hakikatlerine dönemezler!

Nurşin Altunay

Hamiş: Bu makalenin yazılış amacı çeşitli sebeplerle başlayan, yorumlar aracılığı ile yapılan ve hatta zaman zaman sertleşen tartışmalarda sıkça karşılaştığım/karşılaştığımız bir kaç soruya açıklık getirmektir.

İtaatsiz.org’un notu: Bu makale Nurşin arkadaşımızın Din’e ve özellikle Kur’an metinlerine karşı nefret içeren bir dille saldıran ve okudukları şiiri anlamak ve anlamlandırmaktan bigane insanlara - kişi ve kişilere - yanıt maksadıyla üç ya da dört yıl önce yazılmıştır. Görülen lüzüm gereği yayınlamanın doğru olacağına karar verdik.

Önceki Yazı:Devlet Terörü ve Sıradanlaşan Terör Dolayısıyla Ölen Siyaset Üzerine – Numan Bey
Sonraki Yazı:3 Teknoloji Toplumu: Teknik İşlem ve Teknik Olgusu - Jacques Ellul
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...