Tüketim Toplumunda Güzel Olmak – Nurşin Altunay

 

Geçenlerde sadece kişisel bakım ürünleri satan bir markete gittiğimde ve orada uzunca vakit geçirdiğimde şaşkınlık içinde kaldım. Orada uzun vakit geçirince ayrıntıları görebiliyor insan. Ürün çeşitliliği göz kamaştırıyor. Bir kadın olmama rağmen gözlerime inanamadım. Koskoca bir market ve o markette satılan hiç bir şey insan yaşamı için zaruri değil. Bu anormal gelmiyor mu kimseye? Akla hayale gelmeyen çok çeşitli ürün birileri tarafından sürekli üretiliyor. Her bütçeye, her yaş grubuna uygun çeşitlilikte bir sürü ürün var. Aynı şeyin çeşitli versiyonlarının bulunması da ürün çeşitliliğini arttırıyor ve küçük ebatlı nesnelerle koskoca mekanlar tıkabasa dolduruluyor. Basit bir el kreminin bile farklı kokularda, farklı gramajlarda, farklı ambalajlarda sürüyle çeşidi bulunuyor. Satabilmek için her ayrıntı düşünülmüş ve neredeyse tüm boşluklar doldurulmuş. Hiç eksik yok denilebilir. Tepeden tırnağa vücudun her yeri için gerekli (!) ürünler   koskoca bir sermaye yaratmış, alan memnun satan memnun büyüyüp gidiyorlar.

Kişisel bakım sektörü çok büyük bir pazar ve hatta ekonomik krizlerden bile çok fazla etkilenmediği söyleniyor. Özellikle kadınların vazgeçemediği bu sektör neden var? “Güzel görünmek, güzel hissetmek, bakımlı olmak için var” diyerek çok kolay tanımlanır bu sebep. “Güzel nedir?” sorusuna cevap verebilmek için felsefenin içinden çıkan ve kendine kocaman bir alan oluşturan estetik denilen bir dal varken, “Bu sektör neden var ve neden böyle büyük?” sorusuna bu kadar kestirme cevap verilemez. Sistem güzelliği tanımlar. Bu güzellik tanımı beyinlere kodlanır ve kadınlar bu ideale uymak için kendini paralar ve para harcar.

Sistem nasıl bir kadın profilini idealize ediyor? İnce, zarif ve seksi olması neredeyse temel ama bunlar yetmiyor. Kadın dediğin bakımlı olmalı ve bakım denilen şey de tamamen para ile ilişkili. Kadının kendine harcadığı para ile doğru orantılı olarak kendisine baktığı veya bakmadığı söyleniyor. Bunu söyleyen kim? Neredeyse sistemin kölesi olmuş olan herkes. Artık şirketlerin bu konu hakkında bir şey söylemesine bile gerek kalmamış durumda. Tek bir fotoğrafla bile her şeyi anlatıyorlar ve insanlar oradaki direktifi hemen alıyor. Kadın artık her daim bakımlı, her daim zayıf, her daim seksi ve neşeli olmak zorunda olan bir canlı şeklinde sunuluyor. Bu kadın her türlü toplumsal rolünü son derece başarı ile kotarmalı ve her daim bakımlı olmalı ve neredeyse asla yaşlanmamalı. Bu profilin dışına çıkan kadınların bir kısmı kendilerini kötü hissederken bir kısmı bu inanılmaz yarışmanın içinden çırpınıyor, uyum sağlamaya çalışıyor. Elbette etkilenmeyen kadınlar da var.

Gerçekten bir güzellik yarışması içindeymişçesine yaşayan kadınların yanında daha hafif dozda etkilenenler bile sektörü doyuruyor. Kendine bakıp, etrafına bakıp sistemin gizli ve aleni emirlerine uymak zorunda hisseden bu kadınların bir kısmı aynı zamanda cinsel kimlik savaşı da sürdürüyor.

X X X

Bir süre önce Diyanet İşleri Başkanlığı sorulan bir soru karşısında fetva denilebilecek bir cevap vermişti. Soruyu soran mı kabahatli, bu soruyu ciddiye alıp cevap veren mi bilemiyorum. “Kadınların kaşlarını almaları caiz midir?” gibi bir sorunun karşısında belki de sadece gülümsemek gerekirdi. Ya da bu soru ciddiye alınıp mesele başka bir şekilde değerlendirilmeli ve hatta kapitalist sisteme eleştiri getirilmeliydi. Elbette böyle olmadı ve soru acayip bir şekilde cevaplandı. Diyanet, “Mecbur değilsen kaşını, bıyığını, tüylerini aldırmak günahtır. Ama psikolojini bozacak kadar kötüyse aldırabilirsin” dedi. İslam dininin zaruret bulunmadıkça, yaratılıştan verilmiş özellik ve şekillerin değiştirilmesini yasakladığı aktarılan fetvada, “Bunlardan hareketle İslam âlimleri, herhangi bir zaruret bulunmadıkça kaşların alınmasının caiz olmadığını belirtmişlerdir” denildi.

Erkekler kıllarını almak zorunda değilken kadınların kendilerini buna zorunlu hissetmesi çok tuhaf değil mi? Almasınlar demiyorum. Ama bunu yapma sebeplerini problemli buluyorum. Başkaları, güzellik tanımı, hem cinsler ve erkekler için bu yapıldığı zaman ve bu zorunluluk olduğu zaman kadının güzel olmak, makbul olmak için yaptığı her şey tuhaf bir duruma dönüşüyor. Şu olabilir, “Evet bu durum güzeldir ama kıllarını, kaşlarını almayan bir kadın da güzeldir ve bu anormal değildir. “ Ama böyle bir şey yok şu an. Olan sadece dayatma ve bir kadın istemese de, vakit bulamasa da, parası olmasa da bunu yapması gerekiyor, kuaföre gidemiyorsa evde, vakit bulamıyorsa gece uykusundan fedakârlık ederek bir şekilde hallediyor. Eğer yapamazsa da bunun sonucunda uygun kıyafetler giymek mecburiyetinde kalıyor.

Diyanet bu tür işlere karışamaz. Zira kaş bir şeye müdahale değildir. Kaş alırsın, on gün sonra yine aynı hale gelir. Bu ağaç kesmek gibi bir şey değildir ki. Problem olan geri dönülemeyen müdahaleler ise ağaçlara, derelere, dağlara yapılan üzerinde uzun uzun konuşması gereken diyanetin kaşlar hakkında konuşması çok ama çok saçma ve gereksiz.

Bununla birlikte meseleyi kapitalizm çerçevesi içinde değerlendirmesi gereken antikapitalist olduğu iddiasında olan insanların diyanetin fetvası üzerinden durumu değerlendirmesi gerekmez miydi? Kapitalizmin güzellik anlayışını kabul edip sonra anti-kapitalist nasıl olunabilir? Diyanet'e tepki göstermek kapitalizmi onaylamak gibi de oluyor. “Evet, bu güzellik anlayışını eleştiriyoruz ama Diyanet'in bu işlere müdahil olmasını da eleştiriyoruz” gibi bir cümle kuran oldu mu? Kadınların bakımlı olmasını neredeyse mecbur kılan bakış açısını eleştirmek ve güzellik tanımı hakkında bir şeyler söylemek gerekmez mi? Biz bakımlı kadınlar kimi besliyoruz? Biz bakımsız kadınlar neden beğenilmiyor, küçük görülüyor ve kötü hissettiriliyoruz ki?

Kapitalizmin güzellik anlayışı kadınları güzellik salonlara dolduruyor, kozmetik sektörünü var ediyor. Kadınlar artık neyi neden yaptıklarını bile bilmiyor. Otomatiğe bağlanmış bir takım hareketler içindeler ve kimi memnun etmeye çalıştıklarının cevabını bile veremez haldeler. Kendini iyi hissetmek en önemli mesele ise soru şu olabilir mi? Neden bu tanımlamaların dışına çıkınca kendimizi kötü ve hatta çirkin hissediyoruz?

Diyanet keşke “Siz her halinizle güzelsiniz.” deseydi. Keşke “Kapitalizmin güzellik anlayışını reddedin.” deseydi. “Neden bu kadar kalıplar dahilinde düşünüyorsunuz, kaşınızı aldırmak için para vereceğinize bir sinemaya gidin, simit alın martılara atın” deseydi. Diyanet'in her dediğine tepki gösteren güruh da “Sadeleşin arkadaşlar, böyle saçma şeylere kafa yormayın, bunu insanlara danışmayın, başkasının sizi nasıl gördüğü ile değil de kendi içinizdeki aynada nasıl göründüğünüzle ilgilenin,  diyanet bu tür işlere karışmasın elbette ama kapitalizmin hiç sevmeyeceği bir şey de söyledi. Bunu da takdir etmek lazım.” deseydi.

Galiba çok az kişi benim gibi düşünüyor.

Nurşin Altunay

Önceki Yazı:4 Teknoloji Toplumu: Tarihsel Gelişim - Jacques Ellul
Sonraki Yazı:Kobane ve Anarşizmin Yüzeye Vurmuş Krizi - Numan Bey
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...