Darbe ve (Şimdilik) Oyunun Sonu – Dilaver Demirağ

Darbe girişimi ABD’nin bölgeye dönük yeni yüzlerle sürdürdüğü küresel tam hâkimiyet projesinden bağımsız değil. Bu girişim ikinci bir sisi vakası olduğu gibi Müslüman kardeşlerin Türk versiyonu gibi görülen Erdoğan’ı da daha çok köşeye sıkıştırdı. Şimdilik yeni ulus inşaası projesinde milliyetçilik ana ideolojik referans ve Erdoğan yeni küresel oyunu ulus devleti güçlendirerek aşma projeksiyonunda ana unsur. HDP’nin dışta bırakılması da bundan.  Ancak bu durum jeopolitik sıkışmışlığı çözer mi işte her şey bu soruya verilecek cevaba bağlı olacak.

Yazımızın ilk bölümünde AKP’nin jeopolitik dinamiklerden yola çıkarak nasıl iktidara yerleştiğini belirtmiştik. Darbe süreci ile birlikteyse dindar ikinci cumhuriyet projesi ikinci bir fırsata kadar ertelenebilir. İşte bu bölümde esas olarak darbenin jeopolitiğini ve bu jeopolitiğin kurucu iktidar olmaya birkaç adım daha yaklaştığı halde bir süre daha kurulu iktidar gibi davranma ihtiyacı hisseden AKP’yi buna yönelten jeopolitik şartlar da bu yazı da değineceğim konular.

Eğer 15 Temmuz’da dış destekli bir darbe ile karşılaşmasa net olarak anayasa ihdas eden yani tek başına anayasa değişiklikleri yoluna giden AKP dindar ikinci cumhuriyeti hayata geçirecek bir iktidar için seçimlere gidecekti. Ancak darbe girişimi AKP’ye ayağının altındaki zeminin son derece kaygan olduğunu gösterdi ve AKP hem içeride hem dışarıda soğutma siyasetleri ile tek başına anayasa yapan bir siyasi güç olma niteliğinden şimdilik feragat ederek dindar olmayan ama milliyetçiliği tavan yapan bir cumhuriyet sürecine dönüş yaptı.

Sisi ya da Mısır bize ne söyler

Gezi sürecinde çokça tedavüle sokulan ve Kardeş Türküler tarafından bestelenen şarkılardan birinde “gel aman yavaş yerler yaş” denerek AKP’ye bu isyana yol açan etkenlerin onun sonunu getireceği mesajı veriliyordu.

Bu ve buna benzer pek çok eylem AKP’ye en çok korktuğu şeyi; Mısır’daki gibi sonu kötü bitecek bir darbe teşebbüsünün olabileceği korkusunu hatırlatıyordu. Gezi isyanının çok sert biçimde ezilmesinin ardında da bu kaygı vardı.

Mısır Darbesi açık ve net Ortadoğu’da artık ılımlı ya da ılımlı olmayan bir İslam iktidarının yeni durumda yeri olmayacağı mesajı vermekte çok açıktı. Başlangıçta AKP olmaya yüreklendirilen ve Mısır’da Mübarek’in devrilmesinde kendi kitlesi ile meydanlarda olmasa da isyancılara her tür lojistiği veren Müslüman Kardeşler, AKP gibi olacağı mesajını vererek iktidarı Mısırdaki en örgütlü güç olmanın da verdiği avantaj, ABD başta birçok batılı güç tarafından da heveslendirme ile elde etti. Düşük katılımlı bir seçimde en çok oyu alarak iktidara yerleşen Müslüman Kardeşler ekonomik olarak neo-liberal olmaya istekli olsa da siyasi olarak buna uygun değildi. İhvan çok parçalı toplum yapısına sahip, üstelikte yeni iktidar değişikliği olmuş bunun da meydanlarla gerçekleştiği bir toplumda kendi programını hemen yürürlüğe koyacak kadar iktidar sarhoşu idi. Ortadoğu’da Arap Baharı isyanlarının ruhu olan ekonomik refahın adil dağılımını sağlayacak rasyonel ekonomi, katılıma daha çok açık bir demokrasi talebinden uzaktı. İktidara yerleşir yerleşmez biçimsel bile olsa laik olan anayasaya son vererek İslam hukukunu uygulamaya koydu.

Uzun yıllardır bir hayır kurumu gibi çalışan tabanda örgütlü, ama siyaseten dünyadaki trendleri anlamaktan uzak olan İhvan, tam da bölgedeki denklemlerden bir haber siyaset yapma hatasına düştü. Kendisinin Filistin uzantısı olan HAMASI rahatlatacak biçimde sınır kapılarını açan, İsrail ile yakınlaşmayan, dahası körfez monarşilerinin kendi topraklarında da örgütlü İhvanın Mısır gibi Arap dünyasında bir köşe taşı olan bir ülkede güç kazanıp tüm bölgede kendi ağları ile yeni Mısırlar oluşturması kabul göremezdi. Batının beklentisi ekonomik olarak liberal, siyasi olarak da AKP gibi bölgenin batı ekonomisi ile tam entegrasyonuna hizmet edecek bir Ihvan iken, buna uygun olmayan, kendi egemenlik alanını genişletmeye kalkan ihvana müsaade etmeyeceği açıktı.

Bunu anlayamayan İhvan bu “aymazlığının” bedelini kendi elleri ile genelkurmay başkanı yaptığı Sisi tarafından devrilmekle ödedi. Bu darbenin ABD-Suud ve İsrail üçlüsünün yüksek uzlaşısı ve Suud tarafından yaptırıldığı daha sonra ortaya çıkacaktı.

Tam da bu nedenle Anglo-Sakson aks, Arap baharı sürecini Libya’nın açık işgali ve Suriye’de iç çatışma ile sonlandırdı ve Mısır darbesine açık destek verdi.

Arap Baharı emperyal aksa net olarak şunu göstermiş oldu: Arap dünyasından küresel entegrasyona hizmet edecek kısmen liberal kısmen dindar bir melez oluşum çıkmaz, çünkü burada en örgütlü güç İslamcılar. Dolayısıyla bölgenin entegrasyonu için eski ılımlı İslam’a dayanan yeşil kuşak projesi yerini kontrollü kaos planına bıraktı. Namı diğer BOP, namı diğer Yinon planı ya da çokça konuşulduğu gibi küçük parçalar bölünmüş köle devletler.

Yeni Ortadoğu, emperyal hevesler ve darbe girişimi

Mısır analizi bize net bir resim veriyor. Angelo- Sakson aks bölgede kendi başına oyun kuruculuğa soyunmaya kalkacak hele de bunu İslamcılık üzerinden yapmaya kalkacak bir güce asla izin vermeyecek. Bu aks için bölgesel plan en azından şimdilik sürekli devam eden bir savaş hali.

Tam da bu nedenle Erdoğan’ın Mısır darbesi sonrası artan pimpirikliği ve giderek artan II. Abdülhamid şüpheciliği hiç de yersiz değildi. Evet, bölgede artık İslamcı bir güç odağının bölgeyi kendi başına dizayn etmeye kalkması alt emperyalist rolü ya da emperyalizmin taşeronu bir güç olma projeksiyonuna izin yok. Çünkü bu rol özellikle de İslamcı liderlerde kendi başlarına oyun kurucu olma arzusunu kışkırtıyor. Erdoğan’ın üzerinin çizilme nedeni de onun kendisine çizilen sınırların dışına taşmaya teşebbüs etmesi idi.

Üst üste kazandığı seçim zaferlerine bir de Arap Baharı eklenince Erdoğan ustasının lider ülke Türkiye heveslerine dönüş yaptı ve bu ülkede dindar ikinci cumhuriyet kurma teşebbüsünü Ihvan ile bölgede ağlar inşa ederek etkin güç olma projeksiyonuna çevirdi. Batının Erdoğan aleyhine dönmesinin de bu döneme denk gelmesi hiç de rastlantı değildi.

Suriye de önce İhvanla sonra da IŞİD ve Nusra gibi güçlerle iş birliği yaparak Suriye’de kendi müttefiki bir iktidar oluşturma, eğer Suriye bölünürse de Halep merkezli Sünnistanın kendisine bağlanacağı yönündeki hayalleri ona pahalıya mal oldu. Erdoğan bölge lideri olmak bir yana bölgenin en yalnız en izole edilmiş liderine dönüştü.

Suud ile de iş tutarak bölgede Sünni ordusu olarak İran’ın karşısına dikilecekmiş gibi yapıp İran’ın kolay lokma olmadığını fark ederek dahası Yemen’de batağa saplanan, Suud ve körfezin kendisini kiralık ordu olarak kullanma projelerine de pek sıcak bakmayan Erdoğan, tam da bu tavrı ile ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabilen güvenilmez bir lider konumuna düştü.

Bölgesel parçalanmanın Türkiye-Kürdistanı’nı da içine alacağını gören Erdoğan bunu kendisine bağlı bir Kürdistana dönüştürmek istedi ise de ABD ve diğerleri buna PKK ile oyunu bozarak cevap verdi. Kısacası Erdoğan’ın hem içeride hem bölgede hegomoınik projelerine sürekli çomak sokuldu ve bu hep Erdoğan’ın aleyhine döndü.

Tüm bunları anlayarak yönünü Rusya ve İran’a dönen Erdoğan tam da bu nedenle darbe girişimi ile cezalandırıldı.

Kısacası bu darbe girişimi tam da kontrollü kaos projesi doğrultusunda sürekli sorun çıkaran ve bölgede artık İslamcı bir özne istemeyenler için dert olan Erdoğan’dan kurtulma hamlesi idi.

Peki, en azından yol vermek sureti ile önü açık bırakılan darbe girişimi neden becerilemedi.

Bölgeye dönük iki güç arasındaki mücadele olmasa Erdoğan bu darbeden sağ çıkamazdı. Birçok olgu bu jeopolitik kırılmanın ordudaki yansımalarının Erdoğan’ı kurtardığını ortaya koyuyor.

Pek çok kez devrilmek istenen Erdoğan hep bunlardan güçlenerek çıktı ve bu onu güce tapınan, tüm iktidarı kendi tekeline alarak tüm bu girişimlerden kârlı çıkmasını sağladı. Erdoğan her defasında çeşitli iktidar koalisyonları ile kendisini koruyabildi.

17-25 Aralık girişiminden öncesinde tasfiye ederek kendisini iktidardan indirmek isteyen Avrasyacı sol Kemalist ve ulusalcı, milliyetçi askeri unsurları Gülen ve ABD eli ile elimine eden Erdoğan, Gülenin polisiye-yargı ittifaklı girişiminde ise tersini yapıp eski düşmanları Avrasyacı generallerle ittifak yaptı. Bunun bedeli ise barış oldu ve Kürdistan’da savaş tüm vahşeti ile geri döndü.

Bu darbe girişiminde de aynısı oldu ve Avrasya jeopolitiği ve içerdeki ulusalcı generaller Gülen’in iktidardan tam tasfiyesinde birleştiler. Ordu içindeki NATO’cuların ortak ittifakı olan ABD destekli-Ama ABD planlı değil-darbe girişimi dışarıdan Rusya-İran, içeriden ordudaki ulusalcı subayların desteği ile akamete uğratıldı. Ama bunun bir ön aşama olduğu ise çok açık.

Çünkü jeopolitik kapışma giderek daha şiddetlenecek.

Kısacası ordu içinde ulusalcılara rakip güçler en büyük düşmanları olan Gülen tasfiye edilirken diğer yandan da Erdoğan’ı rehin almış oldular. Erdoğan orduda kendisinin müttefiki bir askeri kadro oluşturuncaya kadar bu kadroya mahkûm. Bu kadro ile jeopolitik ortaklık ve Kürt sorununu ölçüsüz şiddetle bastırarak çözme konusunda ittifak içinde olduğu sürece ve dindar ikinci cumhuriyeti askıya almak kaydı ile müttefik kalacak. Bu anlaşma uyarınca dindar kadrolaşma sınırlı kalacak din milliyetçiliğe yedirilecek.

Ancak bu ahmakların Erdoğan’ın derdine ilaç olmayacağı gibi başını daha büyük dertlere sokacağı kesin. Çünkü Suriye’de Rusya ve İran’ın istediklerini yapan bir Erdoğan uzun erimde bölgesel müttefiklerini kaybeder. İçeride avrasyacılarla iş tutan Erdoğan kitlesini bir miktar kaybeder. Dindar kitle Erdoğan’a Kemalist tasalluttan kurtulmak için destek verdi, yeni bir Kemalizm ihdas etmesi için değil.

Hâsılı darbe bir yönü ile başarıya ulaştı, Erdoğan’ın önünü kesti ve onu çıkmaza soktu. Çünkü Erdoğan iktidarda kalabilmek için ya ittifaka yanaşacak ya da ABD’nin kiralık askeri olacak.

İlerleyen süreçler Erdoğan’ın bu jeopolitik sıkışmışlığın gordiom düğümünü nasıl çözeceğini daha doğrusu çözüp çözemeyeceğini gösterecek.

Dilaver Demirağ

NOT: Bir nehir yazı olarak kurguladığım bu dizide ikinci bölüm de vaat ettiğim gibi kurucu iktidar, şiddet, istisna, dost düşman vb. kavramları kuşatan totaliter demokrasiyi şimdilik jeopolitik tahliller sonrasına erteledim.

Önceki Yazı:Tersten Cumhuriyet İle Totaliter Demokrasi – Dilaver Demirağ
Sonraki Yazı:Demokrasi Yazılar 1,2 - İdris Tütüncü
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...