Seçime Bir Hafta Kala Amerika - Sevil Dal

Amerika, seçime bir hafta kala sistem içi kapışmalar, saflaşmalar, skandallarla freni bozuk bir araba gibi savrulup sarsılıyor.Hatırlanacağı üzere geçen haftalarda yine aynı tema üzerine yazmış ve o an itibariyle seçimin kaderini belirleyebilecek faktörlere ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, tüm verilerin Hillary Clinton'ın seçimi kazanacağını göstermesine rağmen, Trump cephesinden gelecek sürprizlere de hazır olunması gerektiğini vurgulamıştım.

Nitekim medya-sermaye ortaklığıyla tüm olanaklar kullanılarak öne çıkartılan Clinton tüm anketlerde açık farkla önde görünüp, seçimi kazanacağına yüzde yüz gözüyle bakılırken, FBI tarafından yapılan bir açıklama deyim yerindeyse bomba etkisi yaratıp Amerika'yı salladı. Buna göre FBI, haziran ayında kapattığı H.Clinton'a ait soruşturma dosyasını, yeni deliller ışığında tekrar incelemeye açma gereğini duymuştu. Konunun öznesi olan soruşturma H.Clinton'un Dışişleri Bakanı olduğu dönemde devlete ait e-mail adresi yerine, evinde gizlice kurdurduğu özel bir mail sistemi üzerinden resmi yazışmalarını yürütmüş olmasına ilişkindi. Clinton'un resmi yazışmalarında neden devlete ait güvenlikli mail sistemini kullanmayıp, kolaylıkla hack yapılabilecek özel bir mail sistemini kullandığı çokça sorgulanmıştı. Yaygın kanaat, Clinton'un konumunun getirdiği avantajlarla şahsi çıkar sağladığı pratiklerini devlet denetiminden kaçırmak amacıyla, bu yola başvurduğu biçimindeydi. Clinton, yazışmalarının önemli bölümünü şahsi oldukları gerekçesiyle imha ettiğini söylemiş ve sadece sınırlı bir kısmını FBI ya teslim etmişti. FBI soruşturması ise normal prosedürlere göre yürümemiş, Adalet Bakanlığının yoğun müdahaleleriyle adeta deliller karartılmış, dosya işlevsiz hale getirilmişti. Clinton'un çalışanlarına bir tarz dokunulmazlık statüsü verilerek yazışmaları içeren laptop, telefon v.s. gibi aygıtlar bizzat FBI tarafından imha edilmiş ve H.Clinton'a hapis yerine başkanlık yolu açılmıştı.

Ancak, eğer  bir şey çok fazla büyümüşse onu saklamak da neredeyse imkansızdır ve illaki bir yerlerden patlak verecektir. İşte kısa bir süre önce FBI'yı aylar önce kapattığı dosyayı, yeniden açmaya mecbur edende, konu ile ilgisi olmayan bir soruşturmada Hillary'nin sağ kolu olan Huma Abedin'nin yazışmalarını içeren bir laptopun FBI'ın eline geçmesi oldu. Clinton'un her sırrına vakıf olduğu söylenen sağ kolu Huma Abedin kısa bir süre önce eşi Anthony Weiner'den ayrılmıştı. Anthony Weiner evlilikleri süresince sık sık internet üzerinden çeşitli kadınlarla ilişki kurarak basının eline de geçen uygunsuz fotoğraflar paylaşmıştı. Son olarak 15 yasındaki bir kızla net üzerinden uygunsuz konuşmalar yapıp, fotoğraflar paylaştığı ortaya çıkınca FBI tarafından soruşturmaya alınmıştı. Bu soruşturma kapsamında Anthony Weiner'in kendi isteğiyle eşi Huma Abedin’le ortak olarak kullandığı bir laptopu FBI'a  teslim ettiği anlaşılıyor. Bu laptopta, H.Clinton dosyasını yeniden açmaya yol açacak önemli belgelerin ele geçtiği söyleniyor. Ve bu nedenle FBI seçimin gidişatını etkileyecek bir açıklama yaparak kapattığı dosyayı yeniden açmaya karar veriyor. Şimdi buraya kadar anlattıklarım esasen pek de ilginç sayılmayacak, tablonun sadece görünen on yüzüne dair bilgiler.

Burada esas sorulması gereken soru, neden FBI'ın bizzat kendi eliyle delilleri karartarak kapattığı dosyayı, hemde seçime bir kaç hafta kala yeniden açmış olduğu. Konuya dair enteresan bir noktada FBI yetkililerinin Weiner'in laptopunda Clinton'u sıkıntiya sokacak mailleri  haftalar öncesinden keşfetmelerine rağmen seçime bir kaç hafta kalana dek beklemeleri ve sonradan FBI başkanını bilgilendirmiş olmaları.  Bazı FBI yetkililerinin anonim olarak basına yaptıkları açıklamalar neden böyle davrandıklarına dair bazı ipuçları veriyor. Buna göre Clinton'nun dosyasının usulsüzce kapatılması FBI içinde ciddi tepkilere ve bu konuda rolü olan Adalet bakanlığıyla FBI başkanına dönük güvensizliğe yol açıyor. Bu bağlamda laptoptaki belgeleri keşfetmekle, FBI başkanını bilgilendirme arasında geçen zamanda, yeni belgelerin FBI görevlilerince delillerin karartılmasını engellemek amacıyla güvenceli biçimde bir yerlere kaydedildiğini de öngörmek mümkün. Ve sonuç olarak FBI başkanının bizzat kendi kurumu içindeki ikilikler, tepkiler nedeniyle dosyayı yeniden açmaya mecbur olduğu gibide bir tablo ortaya çıkıyor. Diğer yandan Wikileaks tarafından yayınlanan belgelerinde FBI üzerindeki toplumsal baskıyı artırdığını söylemek mümkün. Mesela dün Wikileaks'te yayınlanan bir belgeye göre bizzat Adalet bakanının yardımcısı Clinton'a açılan soruşturmalarla ilgili içerden bilgi sızdırıyor,dışişleri bakanlığının da benzer tutumu var.

Yine Wikileaks'te yayınlanan başka bir belge Clintonlar tarafından toplumsal sorunlara çözüm adı altında açılan vakıfların nasıl Clinton'ların şahsi zenginleşmelerinin aracı olarak kullanıldığını gösteriyor.  Clintonlar'a ait vakıflara holdingler, bankerler, yabancı ülkeler tarafından milyonlarca dolar para bağışında bulunuluyor yıllardır. Bunun karşılığında Clintonlar'ın hükümet içindeki bağlantılarını, konumlarını kullanarak sözkonusu kurumlara, ülkelere bazı avantajlar sağladığı söyleniyor. Mesela karşılığında Suudi Arabistan'a denetimsiz silah satışı yapılıyor, Rusya'ya Amerika'daki Uranyum kaynaklarının beşte biri satılıyor, mesela Coca Cola'ya bazı vergi indirimleri sağlanıyor. Tabi konu dışı olmakla birlikte Coca Cola'nın yönetim kurulu başkanı Muhtar Kent'in hangi ilişkiler ve neyin karşılığında Clinton'un listesinde  başkan yardımcılığına düşünüldüğünü de bu bilgiler ışığında anlamak mümkündür. Başka bir Wikileaks belgesine göre de vakfa bağışta bulunan holdinglerden Clinton'ları ücretli konuşmacı olarak davet etmeleri isteniyor ve belgelere göre geçen yıllar içinde Clinton'lar bu ücretli konuşmalardan toplam olarak 50 milyon dolar para kazanıyorlar.

Clinton ekibi sıkça Wikileaks'in yayınladığı maillerin Rusya tarafından hack yapılıp Wikileaks'e verildiğini iddia ediyor ve bunu seçim malzemesi olarak kullanıyor. Ancak bu konudaki yaygın kanaat bu işin bir "inside job" olup, içerden birilerince yapıldığı biçiminde. Ve genel anlamda da kamuoyu maillerin kim tarafından hack yapıldığından ziyade  maillerin bilgilendirme özgürlüğüne yaptığı katkıyla ilgili gibi görünüyor. Wikileaks'in yine Clinton'la ilgili olarak daha önce yayınladığı DNC maillerinin DNC çalışanı Seth Rich tarafından Wikileaks'e sızdırıldığını bizzat Wikileaks kurucusu Assange ima etmisti. Henüz 27 yasında olan DNC çalışanı Seth Rich esrarengiz bir biçimde silahla vurularak öldürüldü ve tahmin edileceği üzere katilleri halen bulunamadı. Wikileaks tarafından son dönemde yayınlanıp büyük sansasyona yol açan Podesta maillerini kimin Wikileaks'e sızdırdığına dair de ilginç iddialar var. Emekli bir yargıcın NSA içindeki kendi kaynaklarına dayandırarak dillendirdiği bir iddiaya göre Wikileaks'e bilgileri veren ABD'nin en çok istihbarat toplayan teşkilatı Ulusal Güvenlik Dairesi yani National Security Agency(NSA)'dan başkası değil. İddiaya göre NSA içinde, en azından bir grup, Clinton'un rüşvet pratikleri, özel mail sisteminin hack edilip gizli bilgilerin yabancı ülkelere geçmiş olabileceği kaygısı ve Benghazı katliamındaki rolü nedeniyle ulusal güvenlik açısından risk oluşturduğunu düşünüyor ve bir biçimde Clinton'un başkan olmasının önüne geçmeye çalışıyor

Sonuç olarak kurumlardan anonim konuşmalarla,  basına yansıyan  imaj, gerek FBI içinde, gerekse NSA içinde Clinton'ları devletin bekaası için tehlikeli görüp, ulusal kaygıları olan  bir ekibin olduğu biçiminde. Ancak Amerika'da derin devletin nasıl işlediğini az çok bilenler için bu kulağa hoş gelen vatansever FBI ve NSA imajı gerçekleri anlatmaktan çok uzak olsa gerek. Çünkü bankerlerin Obama örneğinde olduğu gibi kabine listesini yazıp başkanların eline tutuşturduğu bir sistemde kimin devletinin bekaası, kim için, kime karşı, nasıl bir tehlike teşkil edebilir?

Amerika uzun bir süredir artan yoksulluk, siyahların biriken öfkesi, proxy wars, yani vekalet savaşlarının yarattığı ekonomik, ruhsal, moral ve güvenlik sorunlarıyla ciddi bir kriz yaşıyor. Ve savaş sadece bizleri değil, bir bumerang gibi dönüp dolaşıp onları da vuruyor. Geniş yığınlarda statükoyu temsil edenlere karşı giderek artan bir öfke var. Obama büyük karizmasıyla bu öfkeyi sekiz yıl ertelemeyi başardı. Ancak, bu seçim süreci iktidara karşı duyulan güvensizliği ve yığınların umutsuzluğunu, karamsarlığını daha derin bir biçimde ortaya çıkardı. Yığınlar yıllardır iktidara şu veya bu biçimde yapışıp, ondan alenen kazanç sağlayan, Clinton'ların şahsında,  onların temsil ettikleri her şeyi sorguluyor. Ve sonuç olarak bankerlerin, silah sanayisinin, Silicon vadisinin, Rothschild ailesinin, Soros'un bir projesi, yatırım alanı olarak dizayn edilip sahneye sürülen Clinton ekibi, deşifre oldukça derin devlette tüm kurumlarıyla deşifre olup kitleleri etkileme ve yönetme kabiliyetini yitiriyor.  Ve Trump'a yönelik ilginin, fanatik bağlılığın nedeni de bu. Kitleler Trump'u ideolojisini, kimliğini beğendikleri için değil, statükoya karşı koyduğunu düşündükleri için destekliyorlar.  Çoğunluk meseleye Clinton ve Trump arasındaki bir seçim yarışı olarak değil, kitlelerle elit kesim arasındaki bir yarış olarak bakıyor. Ve bu nedenle elit kesimi oluşturan Cumhuriyetçilerin tepe adamları Bush v.s. kendi partilerinin adayı olan Trump'u değil, demokratların adayı Clinton'u destekliyorlar çünkü hepsi aynı kompartımanda seyahat ediyorlar. Ve bu meyanda tersi de sözkonusu. Sağcı, ırkçı Trump benzer nedenlerle sol kesimden de destek alıyor.

Statüko, Trump'u, kontrol altına alınması zor kişiliği ve deyim yerindeyse dengesiz ve önceden tahmin edilemeyen tavırları nedeniyle, tüm programını kolayca dikte ettirip uygulatacağı Clinton'a kıyasla  büyük bir tehlike  olarak görüyor. Son derece basit kelimelerle, bir çocuğun anlayacağı bir dille konuşan Trump kitleler üzerinde büyük etki yaratıp, onları harekete geçiriyor. Mesela dünkü  bir konuşmasında söyledikleri şuydu: ''Thank you Orlando, Florida! We are just six days away from delivering justice for every forgotten man, woman and child in this country!''  Yani  biz bu ülkedeki unutulmuş her erkek, kadın ve çocuğa adaletin teslim edileceği andan sadece altı gün uzaktayız, diyor. Basit cümleler bunlar ama derin bir adaletsizlik duygusuyla kıvranıp hayatın kıyısında yaşayanlar için politik derinliği yüksek olan sözler. Sonuç olarak Trump öfkesi,umudu yıllarca ertelenenlere, unutulunlara  yeniden umut aşılayıp, motive ediyor. Tabi ben burda somut durumu ve kitleler açısından meselenin nasıl göründüğünü anlatmaya çalışıyorum. Trump'un söylediklerinin pratik bir karşılığı var mı, yoksa tüm yaptıkları statükonun kitlelerin  biriken öfkesini başka bir panzehir konseptinde eritip boşa çıkarmasının bir aracımı, bu ve benzeri soruları bu yazı kapsamında ele almıyorum.

Sonuç olarak, patlama noktasına gelmiş bir düdüklü tencerenin havasını boşaltmak gerekir, stratejik akıl bunu söyler. Bu anlamda ben FBI, NSA eliyle yapılan müdahaleleri derin devletin kontrol edilemeyecek bir noktaya gelinmesini önleme çabaları olarakda okuyorum. Ve tabi Obama faktörünü de unutmamak gerekiyor. Wikileaks belgelerine göre Obama Clinton’ın yasa dışı mail sistemini biliyor ancak bu konuda yalan söylediği anlaşılıyor. Öyle görünüyorki devlet Obamayı koruma altına alıp onun tartışılmasını önlemeye çalışmanın bir aracı olarakta Clintonları yem olarak öne sürüyor. Ve sorun şayet Clinton seçilse ve tüm emniyet sübabları devreye girse de çözülemeyecek gibi de görünüyor. Seçilse dahi herkesçe bilinen rüşvet hikayeleriyle, hukukun üstünde olup yargılanamayağı imajıyla Clinton hem iç hemde dış kamuoyunda Amerikayı son derece güçsüz, itibarsız bir pozisyona düşürüp, Amerika’nın üçüncü dünya ülkeleri standartında algılanmasına yol açacak gibi görünüyor. Rusya'dan stratejik bir araştırma kurumunca geçenlerde yayınlanan bir makalede, Putin'in Amerikan kamuoyuna yansıtıldığı gibi Trump'un seçilmesini değil, Clinton'un seçilmesini istediği yorumu yapıldı. Gerekçe olaraksa skandallarla konumu son derece sarsılmış, itibarsız bir Clinton'un Rusya açısından daha iyi bir seçenek olup, böylesi bir durumun Rusya'nın dünyadaki konumunu güçlendireceği söylendi. Ve tabi birde Trump'un seçim hilesi yapılarak ekarte edileceğini düşünüp silahlarıyla atış talimi yapan milyonlarca öfkeli Amerikalıyı da unutmamak lazım. Trump'un kaybetmesi halinde milyonların silaha sarılabileği olasılığı sistemin bekası için ciddi bir tehdit gibide görünüyor. FBI'ın son dönemdeki vatansever! tutumunun içyüzünü birazda buralardan bakarak anlamak gerekiyor.

Amerikan seçim sistemine dair de bir şeylerde söyleyerek yazımı sonlandıracağım. Amerika'da başkanlık seçimlerinin sonucu ülke çapında adayların aldığı oy oranına göre değil, eyaletlerde kazanılan seçiciler kurulu üyesi sayısına göre belirleniyor. Bunun anlamıda eyaletlerde başarılı olan partinin adayının ülke genelinde diğer adaya göre daha az oy alsa bile başkanlık koltuğuna oturacağı. Bu anlamda mevcut seçim kritik bir noktada bulunuyor. Bazı eyaletlerde seçmenler henüz ibre Clinton'dan yanayken erkenden oy kullanmaya başlamıştı. FBI'ın soruşturma açacağı haberi öncesinde de Trump anketlerde Clinton'la arasındaki farkı azaltmış görünüyordu. Fakat FBI açıklaması sonrası Trump pek çok anketde Clinton'u sollayarak öne geçti. Ülke genelinde Trump en fazla oyu alsa bile, şayet tek tek eyalet bazında çoğunluğu sağlayamazsa başkanlık koltuğuna oturamayacak. FBI son hamleleriyle sistemden tamamen umudunu kesmiş kesimlerde acaba sistemden bir şeylerde çıkar mı türünden umut kırıntılarına yol açtı. Bu hamlelerle, şayet Clinton seçilirse kitlelerin sokağa çıkmasının önü alınabilecekmi, yoksa sistem başka bir seçeneği kalmadığı için B planını uygulamaya koyup Trump'un seçilmesini sağlayarak onunla mı bir uzlaşmaya girecek bunu bekleyip göreceğiz.

3-11-2016

Sevil Dal

 

Önceki Yazı:Trump and Clinton Show: Seçimlerde Kaybeden Daima Seyirciler - Sevil Dal
Sonraki Yazı:8 Teknoloji Toplumu: Medeniyette Tekniğin Yeri - Jacques Ellul
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...