Diyarbakır Saldırısı Üzerine Düşünceler – Sevil Dal

Aynı eylemin birden çok örgüt tarafından üstlenilmesi çok sık karşılaştığımız bir durum değildir.  Diyarbakır Emniyeti’ni hedef alan, bombalı saldırı ise, sadece eylemin birden çok taliplisi olması nedeniyle değil, taliplilerden birinin eylemi iki kez üstlenmiş olması nedeniyle de bildiklerimizden farklıydı. Saldırılara bu kadar alışık bir toplumda hala şaşırabiliyoruz. Bildiğimiz üzere patlamadan bir kaç saat sonra açıklama yapan Diyarbakır valiliği adres olarak PKK’yı göstermişti.  Aynı gün akşam saatlerinde ise Reuters haber ajansı, IŞİD'in Amaq sitesi üzerinden yaptığı bir açıklamayla saldırıyı üstlendiğini tüm dünyaya haber olarak geçti. Tam saldırıyı İŞİD'in yaptığına alışmaya başlamıştık ki bu sefer saldırıyı Kürdistan Özgürlük Şahinlerinin (TAK) üstlendiği haberi geldi.

Doğal olarak bizler ne vardı da paylaşamadınız deyip, olayı üstlenen aktörler üzerinde yoğunlaşırken, haberi servis eden ajansları gözden kaçırdık.  IŞİD'in saldırıyı üstlendiği haberini Reuters'a servis eden, merkezi Amerika'nın Washington kentinde bulunan Site Intelligence Group adlı özel bir şirketti. 2002 yılında Rita Katz ve Josh Devon tarafından kurulan şirketin amacı, içinde El-Kaide, IŞİD'inde olduğu cihadist grupların nette aktivitelerini takip edip bilgi toplamak ve bunları hükümet organları, özel kurumlar ve basınla paylaşmak olarak açıklanıyor. Her ne kadar kurum özel şirket statüsüne tabi olduğunu söylese de 2007 yılında Democratic Underground Journal'da yayınlanan bir habere göre şirkete, hükümete güvenlik konusundaki katkıları nedeniyle vergi muafiyeti sağlanıyor ve zaman zaman hükümetçe yüklü miktarda ödemelerde bulunuluyor. Site Intelligence hem hükümetler hem de haber ajanslarınca dikkate alınıp üzerine toz kondurulmayan bir kuruluş. Site Intelligence Group'un kurucularından Rita Katz, Irak'li Yahudi kökenli bir aileden geliyor. Babası Saddam zamanında İsrail ajanı olduğu gerekçesiyle yargılanıp öldürülmüş. Aile olay sonrası İsrail'e yerleşiyor.

Site Intelligence Group 2007 yılında yine merkezi Washington'da olan benzer bir kuruluş İntelCenter’le birlikte El-Kaide’ye ait videoları yayınladı. İntelCenter El-Kaide’nin sayfası Aş-Sahab ile batı basını arasında adeta bir köprü rolü oynuyordu.  İntelCenter'ın hangi yöntemlerle El-Kaide’ye ait belge, bilgi ve videoları ele geçirdiği hep spekülasyon konusu oldu. Mesela kompütür bilimi konusunda doktorası olan Neal Krawetz yaptığı bir araştırmada İntelCenter'ın paylaştığı Ayman al-Zawahiri videosundaki El-Kaide’ye ait As-Sahab’in logosu ile İntelCenter’in logosunun aynı hata düzeyine sahip olup, her iki logosununda aynı anda videoya yerleştirildiğini tespit etti. Bu ve benzeri durumlar El-Kaide’nin sayfası Aş-Sahab’ın sadece bir görüntüden ibaret olup,  El-Kaide videolarının esas olarak İntelCenter tarafından hazırlanmış olabileceği türünden kuşkulara yol açtı. Amerika'da militarist bir Tv kanalı olan AHC’nin direktörü Lan Clark, kendisiyle yapılan bir röportajda İntelCenter’in El-Kaide videolarını yapıp, servis eden, güvenilir olmayan bir haber kaynağı olduğunu söyledi. O yıllarda zaman zaman İntelCenter'den aldığı, zaman zamansa kendi yöntemleriyle elde ettiği El-Kaide videolarını yayınlayan Site Intelligence ise 2007 yılında Osama bin Ladin'ın 11 Eylül’e izafeten yaptığı konuşmayı içeren video nedeniyle tartışma konusu oldu. Çünkü sözkonusu videoyu El-Kaide daha sayfasında yayınlamadan önce Site Intelligence Group batı medyasıyla paylaşabilmişti.

Site Intelligence Group son yıllarda IŞİD'in Amaq v.s. gibi sayfalar üzerinden üstlendiği eylemlerini tercüme edip dünya haber ajanslarına sunması ve IŞİD'e ait videoları ilk olarak ele geçirip medya ile paylaşmasıyla tanınıyor. Geçmişte IntelCenter'ın El-Kaide özgülünde oynadığı rolün bir benzerini bugün Site Intelligence IŞİD özgülünde oynuyor. IŞİD'in gazetecilerin kafasını kestiği video görüntülerini dünya basınına servis edende yine aynı gurup. Tıpkı 2007 yılında Osama Bin Ladin videosu olayında olduğu gibi,  IŞİD tarafından kafası kesilerek öldürülen gazeteci Steven Sotloff'a ait videoyu da, Site Intelligence Group, daha İŞİD kendi sayfasında yayınlamadan batı medyasına servis etmeyi başardı. Bunun nasıl mümkün olabildiği ise halen netliğe kavuşmadı. Veteranstoday'de yayınlanan bir makaleye göre ise Site Intelligence'in  diğer kurucusu Josh Devon, Almanya'da El Kaide bağlantılı Global Islamic Media Front davasında sürpriz aktör olarak rol aldı. Gazete haberine göre Global Islamic Media Front bir grup Alman ve Türk tarafından yönetilip, El Kaide’ye ait  videoları, haberleri paylaşan cihatçı bir sayfaydı. Haklarında dava açıldı. Mahkemece yapılan araştırmada sayfayı yönlendirip, videoları sağlayan tavit201@yahoo.de adlı sahte nikin arkasında Site Intelligence Group'un  diğer kurucusu Josh Devon'un olduğu ortaya çıktı. İşin ilginç tarafı hem CIA hem de Alman gizli servisi bu durumu en başından itibaren biliyordu. Site Intelligence 2008 yılında başka bir skandala konu oldu. The Daily Telegraph gazetesi Site Intelligence tarafından yayınlanan ve cihatçıların batılı ülkelere nükleer saldırı planları içinde olduğuna kanıt olarak sunulan Nüclear Cihad adlı videonun Fallout 3 adli kompütür oyununun fotomontajından başka bir şey olmadığını ortaya çıkardı. Gazete nedense bir süre sonra bu haberi sayfasından kaldırdı.

Konumuz Diyarbakır saldırısıyken nerden nereye geldik demeyin. Bir bağlantısı var elbette. Diyarbakır saldırısı sonrası devletin PKK’yı adres göstermesini takiben IŞİD'in Amaq'daki açıklamasını tercüme edip Reuters'e verenin Site Intelligence Group olduğunu söylemiştik.  IŞİD açıklamasında olay yerinde duran aracın uzaktan kumanda yoluyla patlatıldığını söyleyerek her hangi bir can kayıplarının olmadığını belirtmişti. IŞİD'in bu açıklamayı yaptığı esnada, TR basınında olayın nasıl gerçekleştiğine ilişkin emniyet önünde bomba yüklü bir aracın patlatıldığı resmi açıklamasının dışında çok somut bir bilgi yoktu. Patlamayla ilgili ayrıntılı bilgiler daha sonra gelmeye başladı. Görgü tanıklarının anlatımına göre, patlayıcı yüklü minibüs Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nün girişine gitmeden önce bir taksi ile çarpışmıştı. Kazaya karışan bomba yüklü minibüs durmadan kaçınca, taksici peşine düşmüş ve minibüsün önünü kesmişti. Taksici aracından inerek minibüse gitmiş ve bomba düzeneklerini görüp "Bomba var" diye bağırıp kaçtıktan sonra araç patlatılmıştı.  Sonuç olarak IŞİD'in olayı üstlenirken olay mahalline ilişkin verdiği bilgilerle, olay mahallinin kendi bilgisi  örtüşmüyor. Ortada hareket halinde bir araç ve şoför mahallinde oturan biri var. Bu durumda IŞİD'in olayı üstlenirken, olaya dair somut bir bilgisinin olmadığını söylemek mümkün. Sanki olayla ilgili ilk açıklamalar veri alınarak alelacele yapılmış bir açıklama gibi. Elimizde cinayeti işlediğini iddia eden bir katil adayımız var ama cinayetin nasıl işlendiği bilgisine sahip olmadığı için mahkûm ettirecek durumda değiliz. Üstelik bu adayın daha öncesinde TR’de hiç bir eylemini üstlenmemiş olması durumu daha da karmaşıklaştırıyor. Site Intelligence Group'un şüpheli pozisyonu göz önüne alınırsa acaba IŞİD’in saldırıyı üstlenmesi ABD istihbaratının bir işi olabilir mi? Diyelim ki öyle. Peki, ABD’nin bu işten ne gibi bir beklentisi olabilir? ABD'nin Suriye'de YPG ile birlikte başlattığı Rakka operasyonun şafağında Diyarbakır saldırısıyla ilişkilenmiş bir PKK imajının YPG'nin imajını çizeceği gibi bir endişesi olabilir mi? Aynı zamanda TR’de kamuoyunun dikkatinin daha güncel konulardan Diyarbakır saldırısına kayması nedeniyle iktidarın bu işten kârlı çıkması istenmeyen bir şey olabilir mi? Şayet yanıtımız evetse, bu durumda ABD açısından en iyi seçenek eylemi İŞİD'in üstlenmesidir.

TAK olayına geçersek TAK'ın saldırıyı üstlenme biçimi de biraz sıra dışı oldu. Saldırıyı TAK’ın üstlendiğini ilk olarak Fırat Haber Ajansı (ANF) duyurmuştu. TAK kendi sitesinde uzun süre bir açıklama yapmadı. Bu yüzden ANF’nin hacklendiği iddiaları gündeme geldi. Sonradan TAK, ANF’nin yayınladığı metnin aynısını yayınlayarak eylemi üstlendi. TAK açıklamasında, eylemi Kemal Hakkâri’nin gerçekleştirdiğini söyleyerek en azından aracın içinde şoför mahallinde oturan biri olduğu biçimindeki olay yeri bilgisini teyit etti. Ardından IŞİD, Rumiyah dergisinde açıklama yapıp saldırıyı ikince kez üstlendi. Karşı bir atak olarak TAK'da bir açıklama yapıp eylemi yeniden üstlenecek mi onu bilemiyoruz.

Şimdi TAK üstlendiğinde belli bir çevre anlaşılabilir nedenlerle ANF sayfasının hacklenmiş olabileceği iddiasına sarıldı. Bu doğru çıkmayınca büyük bir şok yaşandı. Sırrı Süreyya Önder'in patlama esnasında binanın içinde olduklarını söyleyip, bu patlamanın kendilerine karşı inceden inceye hesaplanmış bir katliam operasyonu olduğunu açıklaması zihinleri iyice karıştırdı. Yaşanan ilk şok atlatılınca acaba TAK ile devlet arasında bir ilişki mi var iddiası ortaya atıldı. Bazı sorulara yanıt vermek kolay değil, bazı soruları sormaksa cesaret istiyor. Somut verilere dayalı yanıtlarımız yok. Ancak varsayımlarda bulunup, denklemler kurarak olasılıkları tartışmak mümkün. TAK'ın açıklamasına bakılırsa bir yanıyla eylem HDP’li vekillerin tutuklanmasına dönük bir tepki olarak okunuyor. TAK'ın eylem kapasitesi nedir? Yani TAK, HDP’li vekillerin tutuklanmasını takiben bu kadar kısa bir sürede bu çapta bir saldırıyı organize edip, gerçekleştirebilecek potansiyele sahip mi? Sonra içinde üç ton patlayıcı yüklü bir araç nasıl oluyor da bu kadar kolaylıkla polisin tüm kontrol noktalarını aşarak emniyetin önüne kadar gelebiliyor? Şimdi diyelim ki TAK çok hızlı bir biçimde böylesi bir eylemi organize edip, koordinasyonunu sağlayabilen ve polisin kontrol noktalarını aşabilecek yeterlikte bir örgüt. O zaman bu devletin Diyarbakır’da hiç bir kontrolünün, gücünün olmadığı anlamına gelmiyor mu?

Hadi diyelim ki bu çapta bir saldırıyı TAK'ın devletin bilgisi, desteği olmadan gerçekleştirmesi mümkün değil. O zaman TAK kimin hizmetinde olan bir örgüttür? İşin bu noktası saldırıyı TAK üstlendiğinde realiteyi hangi resme oturtacaklarını bilemeyip, kedere düşenler için, işte ben biliyordum bunun böyle olduğunu deyip dört elle sarılabilecek bir şey gibi. Ama şayet TAK'ı şaibeli bir pozisyona oturtup devletle bağı olan bir örgüt olarak görürsek, defteri orada kapatıp, TAK'ın şaibesinde her şeyi temize çekme gibi bir şansa da sahip değiliz. Çünkü TAK üzerinden devleti adres gösterirken oradan da PKK'yı adres göstermeye varan bir denklemin içinde buluruz kendimizi. Her ne kadar pek çok kişi, kurum TAK’ı PKK'den bağımsız bir yapı gibi görme ve gösterme eğiliminde olsa da bunun böyle olmadığını en azından sağduyu söylüyor.

Çoklukla kullanılan bir deyimdir: Şayet elde somut kanıtlar yoksa meseleye kime ne yarar sağladığı noktasından bakmak gerekir. Bu anlamda saldırının zamanlaması, hedef aldıkları üzerinden bir şeyler söylemek mümkün. Diyarbakır saldırısı zamanlama itibariyle dışta Rakka operasyonunun başladığı döneme denk gelirken, içte ise HDP’li vekillerin tutuklanmasına denk geldi. Diyarbakır saldırısı etrafındaki spekülasyonlar, saldırıyı bir İşid'in bir TAK'ın üstlenmesi kafaları öylesine allak bullak edip gündemi belirledi ki arada HDP’li vekillerin tutuklanması kaynayıp gitti. Yurtdışından HDP’li vekillerin tutuklanmasına dönük ciddi tepkilere rağmen konu iç kamuoyunda hızlı bir şekilde gündem olmaktan çıktı. Rakka konusu da bir iki satırla geçiştirildi. HDP’li vekillerin tutuklanmasını takiben Avrupa Birliğinin üyelik müzakerelerinin askıya alınabileceği biçimindeki açıklamaları sanki ne iç kamuoyunu ne de iktidarı pek fazla etkilemedi. Devletin temel kaygısı sanki dışarının nasıl tepki vereceğinden çok içerinin nasıl bir tepki vereceğine odaklı gibi görünüyor. Dolayısıyla Diyarbakır saldırısı etrafındaki spekülasyonların gündemi belirleyip diğer konuları tali plana alması iktidarın kâr haznesine yazılacak bir şeydir.  İmralı açısından da iç kamuoyunun başka bir gündemle meşgul iken, HDP’li vekillerin tutuklanmasına sessiz kalması arzu edilen bir şey olabilir.

Hendeklerin içinde kaybolup, süreci okumakta yetersiz kalan HDP’ye son öldürücü vuruş pek ala da ortak yapılmış olabilir. Masada devlet ve İmralı dışında başka aktörlerin kalmadığı bir ortamda muhatapların aracısız, direk diyaloğundan başka bir seçenekte yoktur. Mevcut koşullar içinde böylesi bir diyaloğun hiç bir zemini yokmuş gibi görünse de başkanlık sistemi etrafında yapıldığını varsayacağımız pazarlıkların neleri içerdiğini de bilmiyoruz. Boşluğun, belirsizliğin ileriki bir dönemde kısmen resmilik kazanmış bir İmralı-Devlet diyaloğuyla doldurulmaya çalışılması pek de yabana atılmayacak bir olasılık.

Sevil Dal

14-11-2016

Kaynaklar:

http://www.veteranstoday.com/2011/09/11/cia-funded-israeli-group-tied-to-al-qaeda-in-german-trial/

https://en.wikipedia.org/wiki/SITE_Institute#cite_note-6

http://www.sourcewatch.org/index.php/SITE_Institute

http://www.independent.co.uk/news/world/who-are-the-site-intelligence-group-that-distributed-the-sotloff-video-before-the-jihadis-9710732.html

https://en.wikipedia.org/wiki/IntelCenter

Önceki Yazı:Anti-Emperyalizmden Biji Serok Obama’ya – Ömer Elaçmaz
Sonraki Yazı:Küba, Diktatör Fidel Castro ve Solcu Hezeyanlar – Numan Bey
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...