ZİZEK HAKLI MI? ”Geri Dönüşüm, Organik Gıda, Bisiklet…” – Nurşin Altunay

Slavoj Zizek'in ‘”Geri dönüşüm, Organik Gıda, Bisiklet… Dünya Böyle Kurtarılmaz”[*] isimli makalesi yazdıklarına katılanlar, katılmayanlar, bazılarına katılıp bazılarına katılmayanlarca epeyce konuşuldu ve tartışıldı. Üzerine bu kadar konuşulmasının sebeplerinden biri doğayı seven, doğaya zarar vermemek için uğraşan, karbon ayak izi bırakmamak için bisiklete binen, yerli tohumu, organik tarımı desteklemek için çaba gösteren, çöpünü ayrıştıran ve geri dönüşüme katkı sağlayan insanların yazılanlardan kendilerine pay çıkarmasıydı. Yazıyı kendilerine bir eleştiri gibi algılayanlar tepki gösterdi, belki de kırıldı, üzüldü, haksızlığa uğradığını düşündü.

Zizek makalesinde “Bunun tersi bir inkar da var: 'Kaybımıza neden olacak sürece karşı yapacağımız fazla bir şey olmadığını biliyorum. Ama bu düşünceye katlanamıyorum ve hiçbir işe yaramazsa bile deneyeceğim.' İşte bu düşünce bizim organik gıda almamıza neden olur. Yarısı çürük ve fiyatı fazla olan organik etiketli elmaların daha sağlıklı olduğuna inanmak saflık olur. Bunları tüketici olarak satın almak istiyorsak, yararlı bir hareket yapma inandıklarımızı gösterme, vicdanımız rahatlatmak, kolektif geniş bir projeye katılmak kuruntusudur.” diyor.

Son cümlenin çevirisinde problem olduğunu düşünmekle birlikte paragrafın söylemek istediği gayet açıktır. Zizek kendini de işin içine dahil ederek “Biz Batılılar için kabul etmemizin zor olduğu güçsüz bir gözlemci rolüne indirgenmiş olmamız.” derken de, “Etkinlikler galeyanına girip kullanılmış kağıtlarımızı geri dönüştürmek, organik yemekle bir şeyler yaptığımız hissini vermek, katkı sağlamak istiyoruz.” derken de masum, iyi niyetli insanlara  “Siz aslında sandığınız şey değilsiniz.” demek istiyor.  Onun deyimi ile tüm bunlar “gerçek genişliğini gizleyen bir kurnazlık” .

İnsanları kızdıran şey nedir? Zizek gerçekten haksızlık mı ediyor? !Gerçek genişliğini gizleyen bir kurnazlık' demek alenen hakaret mi ? Yoksa söylediklerinde doğruluk payı var da ondan mı öfkeleniliyor? Şirketlerin kendilerini aklaması gibi, biz de kendimizi aklıyor olabilir miyiz? Zizek haklı. Şirketler bizi kandırıyor, biz de kendimizi kandırıyoruz. Bahsettiği kurnazlık da gerçek. Bilinçli veya bilinçsiz hiç farketmez mevcut düzen içinde kendimizi değerli kılmaya çalışıyoruz.

TARAFINI SEÇ

Sistem taraf olmayı gerektiriyor. Sen hangi taraftasın? Doğayı seven, ona karşı hassasiyeti yüksek, kendini onun bir parçası olarak gören, ekolojik problemlerin farkında ve bunlara tepkili biri misin? Yoksa, yeterki düzen sürsün, konfor ve teknolojiden uzağa düşülmesin, ağacı severiz ama kamu yararına kesilmesi gerekiyorsa, dere üzerine baraj yapılması gerekiyorsa da buna ses çıkarmamalıyız, zira kalkınmak bunu gerektiriyor, diyenlerden mi? Doğadan yana olanlar bu seçimleri karşılığında kendi kimliklerini kanıtlamak mecburiyetinde kalıyorlar. Zira dahil olunan tarafa uygun bir kimlik yaratmak neredeyse mecburiyet. Zira insanın kendi ile çelişmemesi, çeliştiği noktalarda ise kendine bunu açıklayabilmesi, daha doğrusu kendini aklayabilmesi gerekiyor. Tarafını seçenlerin sağaltımı için çeşitli STK’lar var mesela. Günümüzün modern yaşamına çok uygun bir sisteme dahil olarak vicdanlar rahatlatılabiliyor. Bir STK'ya aylık düzenli ödemeler yapıldığı an tarafını hem kendine, hem de etrafına gösterebiliyorsun. Organik beslenme, sürdürülebilir enerjiyi destekleme, kâğıtları, camları, plastikleri geri dönüşüm kutusuna atma gibi davranışlar geliştirmek de çok zor değil ve hatta bunların karşılığında insan kendini iyiden yana olan bir kahraman gibi bile hissedebiliyor.

İşte Zizek bu tarife uygun insanlara biraz kendilerini göstermiş yazısında. Bu elbette katlanılması zor bir durum. İnsan kendisini yüceltmek yerine tam tersine yeren bir aynaya bakıyor.  Tüm ezberler bozuluyor. İyi hissetmeye sebep olan davranışlar küçümseniyor.

Tüm bunlar küçümsenmeli mi? Zizek rahatsız etmek istemiş bence. Herkesin durup kendiyle hesaplaşmasını da istemiş. Tüm bunlar önemsiz ve değersiz şeylerdir, dememiş. Sadece bu tür davranışların insanı büyük resmi görmekten alıkoyduğuna işaret etmiş ve evet sadece güçsüz bir gözlemci olduğumuz gerçeği ile bizi yüzleştirmeye çalışmış.

YÜZLEŞMEMİZ GEREKEN BÜYÜK RESİM

Büyük resim nedir?  Mesela gıda konusunda normal olanın değer kazanması hakkında ne düşünmeliyiz? Herhangi bir yiyeceğin sağlıklı olması beklenir. Normal olan budur. Ama günümüzde hibrit tohum, GDO, endüstriyel üretim, tarım ilacı, ürünlerin dayanıklılığının arttırılması, ıslah çalışmaları, gıdaların paketlere girmesi v.s. gibi birçok kabul edilemez uygulama söz konusu. Normalde tüm ürünlerin organik olması, organik olma özelliklerinin insan sağlığı için standart olması gerekirken maalesef böyle değil. Vahşi endüstriyel üretimin karşısında organik ürün pazarı da hızla endüstriyelleşiyor. Olanın bitenin farkında olmak yeterli değil. Organik ürünler daha fazla ücret ödemeyi gerektiriyor. Bu da otomatikman sınıfsal bir tüketim mekanizması yaratıyor.  Normal olana ulaşmak için artık daha fazla ödeme yapmak gerekiyor. Bunu herkes yapabilir mi? “Organik ürün çok da pahalı değil. Ulaşılamaz değil.” gibi bir savunma şekli kabul edilemez. Zira yoksul insanlar veya alım gücü daha düşük olan insanlar diyelim, gıda için yapılan harcamaya dikkat etmek zorunda. İnsanlar neden halk ekmek önünde kuyruğa giriyor ya da pazara gitmek için akşam saatlerini bekliyor ya da ucuz hipermarketlerdeki indirimleri takip ediyorlar? Çünkü öncelikleri doymak ve ellerindeki mevcut parayla idare etmek. Bu öncelik bile değil hatta, bu bir mecburiyet.

Organik ürünlerle beslenen insanların şunları sorması gerekir. Ben bu gıdaya ulaşabiliyorum. Peki herkes ulaşabiliyor mu? İnsanlar bile isteye mi hibrit tohumla, tarım ilacı bulaşmış sebze ile besleniyor? Olması gereken yani normal olan değer kazanmış ve yeni bir pazar oluşturmuşken, ben de bu pazarın bir parçası mıyım? Ben kendime layık gördüğüm doğal ve temiz gıdaya ulaşabiliyorum. Bu yaratılmış değeri beslerken başka insanların da bunu hakkettiğini düşünüyor muyum? Düşünüyorumdur muhakkak. Peki, bu konuda n'apıyorum?

Temiz gıda, doğal gıda herkesin hakkı ise tüm üreticilerin, tüketicilerin bunu herkes için talep etmesi gerekmez mi? Benim çocuklarım organik domatesten yapılmış salata, organik tavuklu organik pirinç pilavı yerken alt komşum ne yiyor acaba? “O da çalışsın, o da kazansın ve o da organik beslensin”, bunu mu demiş oluyorum, kendi kilerimi en iyilerle doldururken başkalarının neye ne kadar ulaştığını düşünmüyorsam?

İnsan kendi için istediğini herkes için istemediği sürece, bir nevi “bana dokunmuyor bu yılan, çünkü ben sağlıklı olandan yana olmakla kalmayıp ona ulaşabilenim de” demiş oluyor. Bu hep daha fazla harcamayı gerektirecek de olsa kesinlikle iyi hissettiren bir şey. Normal olan ekstra değerli kılındığı sürece birileri de o normal olmayan şeyleri kullanmak mecburiyetinde kalacak. Kişinin kendi hayatına organik ürünleri katması, hayatını sağlıklı buldukları ile sürdürmesi, ancak kendi üretim tüketim mekanizmasının dışında kalan, sevmediği ve onaylamadığı pazar karşısında etkili bir karşı duruş oluşturamaması, gerçekten de aciz bir gözlemciden öteye geçememesidir. Oradan sıyrılmış olması o pazara duyduğu tepki midir gerçekten de? Yoksa sadece bir seçim midir? O pazarı yok edecek olan tepki organik ürün kullanmakla mı gösterilir? Peki bunun faydası ne? İşe yararlılığı ne? Organik pazar büyürken diğer pazar küçülmüyor maalesef.

TEMİZ ENERJİ BİR MASAL MI?

“Böyle bir bireyselleştirmenin ideolojik amaçları açıktır: Kişisel vicdan hesabı yapmakla meşgulken, sanayi uygarlığının bütünü için daha sağduyulu sorular sormayı unuturum. Bu suçlama girişimi kolay bir kaçamak yol da bulur: Geri dönüştür, organik ye, yeni enerji kaynakları kullan vb. Vicdanımız rahat, yolumuza devam ederiz. “

Soru sormak konusunda problem yaşıyoruz. Oysa ötesini, arkasını, sonrasını düşünebilmenin yolu soru sormaktan geçiyor. Temiz enerjiye inanan, evet HES’ler dereleri yok ediyor, nükleer santral öldürüyor diyen, rüzgar ve güneş enerjisini destekleyen çok sayıda insan var ve hepsi kendini son derece 'çevreci' buluyor. Doğa ile dost enerji kaynaklarıyla üretilmiş elektrik diye bir şey yok aslında. Her biri ayrı bir ekolojik problem getiriyor. En masum kabul edilen rüzgâr tribünlerine karşı köylüler tepki göstermeye başladı bile. Verimli arazilere kurulan bir santral ne kadar masumdur? En iyi ihtimalle onlar için yollar açılmıyor mu? O tribünler bir yerlerde üretilmiyor mu? Üretilirken neyi ne kadar kirletiyor? RES’lerin etrafında yaşayan canlılar hasta olmuyor mu? Rüzgâr yollarındaki değişiklikler tüm ekosistemi etkilemiyor mu? Güneş panelleri çok mu masum? Toprakların üstü bu panellerle kaplanmıyor mu? Dünyayı daha çok ısıtıp ısıtmadığı tartışılmıyor mu? Nerede üretiliyor bu paneller? Neyi kirletiyor?

Evlerin üstüne yapılan güneş panelleri elbette kişileri sistemden çıkarabilir. Ama asıl önemli olan dünyanın neden bu kadar çok elektriğe ihtiyaç duyduğu üzerinde düşünmektir. İnsan hayatı için yaşamsal olmayan binlerce şey elektrikle, su ile üretiliyor. Bunlar üretildiği sürece istersek tek başımıza kendi sistemimizi kuralım, istersek hiç elektrik kullanmayalım problem olduğu haliyle kalacak ve hatta büyümeye devam edecektir. Daha kendimizin bile neden elektriğe bu kadar ihtiyacımız olduğu üzerinde bile düşünmüyoruz. Evlerimiz büyük, ısınmıyor, elektrik süpürgesi ile süpürülüyor, çok fazla kıyafetimiz var, çamaşır makinası olmadan başa çıkılamıyor, ortaya konmuş tek tabaktan yemek yemiyoruz, yemek takımlarımız var, her öğün üç çeşit yemek yemezsek kendimizi fakir hissediyoruz, moralimiz bozuluyor, bu sebeple çok tabak kirletiyoruz ve bulaşık makinalarımız var, vaktimiz yok sabahları tost yemeli, portakal suyu sıkmalıyız, fırınlarımız, sıcaktan bunalmamak için klimalarımız var, telefonlarımıza şarj, iş gömleklerimize ütü lazım. Bu çılgınlık için kendi elektriğimizi üretsek ne olur ki? Herkes kendi elektriğini üretse ne olur? Sermaye bizim için çamaşır yumuşatıcı, tıraş kremi, bebek bezi üretmeye devam etmeyecek mi?

Sermaye için elektrik üretmek zorunda olmamalıyız. Yaşamsal olmayan ürünlerin üretiliyor olduğunu artık görmemiz gerekiyor. Suya ihtiyacımız var, meşrubata var mı? Biraları soğutmak için yeryüzünde kaç adet soğutucu vardır mesela? Bunların karşılığında “İyi ama bak elinde telefon var. İnternet var. Bilgisayar kullanıyorsun. Elektriksiz nasıl yaşayacaksın?” denir. “Peki, o zararlı, bu zararlı ise elektrik nasıl üretilecek?” de denir. Yaşamı yok eden tüm enerji politikalarına karşı olmak, bunlara bir alternatif üretmeyi zorunlu kılmaz. İlk önce bir başlasınlar bakalım, yaşam için şart olmayan her şeyi üretmekten vazgeçsinler.

HERŞEYİN SORUMLUSU BİZ MİYİZ?

Zizek kimseyi küçümsemek için yazmadı muhtemelen. Sadece kendinizi de o kadar yüceltmeyin, zira bu şekilde hiç bir şeyi çözemezsiniz, demek istedi. Dişlerimizi fırçalarken kapattığımız musluk dünyanın su problemine bir çözüm üretmiyor. Olabildiğince az tüketmek noktasında takdir edilebilir. Ancak suyu kurtarmadığımız ve dünyaya bu noktada yardımcı olamadığımız da ortada.  Musluğu kapatıyor, suları temiz tutuyoruz.  Elbette aklımıza bile gelmiyor, belki de az ötemizde oturduğumuz evin duvarları için kullanılmış çimentoyu üreten bir çimento fabrikası var. Diş macunumuzu üreten fabrika ne kadar su tüketiyor, bilemiyoruz.

Suları kirleten ve yok eden biz miyiz? Asıl suçluyu gizlemek için bize suçluluk hissi veriyor olabilirler mi? Bunu yaparken kendimizi suçlamamızı sağlayan, sonra da kendimizi iyi hissetmemiz için çeşitli kampanyalar düzenleyen, STK’lar yaratan kim? Hatta bu suçluluk o kadar ustaca kurgulanıyor ki tüketimimizi bile arttırıyor. Zira tarafımızı görünür kılmak için eskisi bozulmadan enerji tasarruflu yeni beyaz eşyalar satın alabiliyoruz. Suyu dikkatli ve her defasında ona teşekkür ede ede kullanmak, dikkatli olmak çok güzel bir şey. Ama ne yazık ki işe yaramıyor. İşte Zizek bunu söylüyor. Kapitalizmin en iyi becerdiği şeylerden biri de gizlemek. Manipüle etmek. Acaba bu manipülasyon tuzaklarına düşüyor muyuz? Bisiklete binsek de durağımızdan otobüs kalkıyorsa bu sadece kendimizi mi kandırmak ya da her şeyden kendimizi sıyırıp, ama kullanan ben değilsem nasıl suçlu olabilirim mi demek? Bisiklet kullanmaya devam ederken neler olup bittiğini de görmek gerek. Geri dönüştüğünü sandığımız şeylerin sonsuza dek geri dönüştüğünü sanmayı bırakmak gerek.

 “Kullanıldıktan sonra geri dönüştüğü iddia edilen ürünlerin, aslen geri dönüşmediği, başka amaçlarla kullanılmak üzere ise en fazla 2 hamle daha dönüşebildiği ve geri dönüşü olmayan bir kirlilikle kazançtan fazla zarara sebep olduğu bir tüketim toplumunda ne yenilenebilir, ne sürdürülebilir, ne de geri dönüşü olabilecek bir üretim biçiminden söz edilebilir.“[†]

EKOLOJİK DEVRİM

Bireysel çabalarımızın etkisizliğini ve hatta zaman zaman yeni bir sektörü besleyişini gayet güzel anlatmış Zizek. Büyük resimle yüzleştirmiş. Egolarımızla ilgili olan taraflarımızı göstermiş. Buna karşılık bir çıkar yol, bir çözüm göstermek zorunda da değildi. Benim şahsi fikrim, ekolojik bir devrim veya doğa temelli bir sistemle ilgili uzlaşmaya varmamız imkansız. Zira para kazanmanın sürdürülebilirliğinden başka bir şey düşünmeyen bir sürü şirket ve insan var. Belki öyle çözümsüz bir hale gelinecek ki her şey çökecek ve çöken her şey mecburen yeni bir çözümü de beraberinde getirecek.  Ekolojik devrim, yok oluşun ardından belki de kendi kendini yaratacak.

Yaptığımız her şey çok güzel. Doğadan yana olmak, bisiklet kullanmak, az tüketmek, plastikten uzak durmak, hepsi çok güzel, kesinlikle takdir edilmeli. Ama bunların bütünü değiştirmede bir etkisi yok, bunu da bilmek gerekiyor. Kendimizi kandırmaktan vazgeçmeliyiz. Hayatımızın düzelttiğimiz tarafları dışında kalan dünyaya karşı etkisiz bir gözlemci olduğumuz da yadsınamaz bir gerçek. Kendi cennetlerimizi, kendi temiz ve doğayla dost dünyamızı kursak da, kapısını kilitleyip her şeyi dışarıda bıraksak da kapitalizm bizi takip ediyor. Bizi gelip buluyor. Bulamadı varsayalım, bizim dışımızdaki dünyayı mahvetmeye devam ediyor.

Yine de, işe yaramasa da devam. Ama işe yaramadığını bile bile devam. Belki de her şeyin çökeceği güne hazırlıklı olmak için devam. Belki ortak bilince bir katkı sağlamak için devam. Kendimizi yüceltmeden, benim ellerim temiz demeden devam.

Nurşin Altunay

[*] http://sendika14.org/2017/01/geri-donusum-organik-gida-bisiklet-dunya-boyle-kurtarilmaz-slavoj-zizek/

[†] http://patikaekoloji.org/geri-donusum-muhtesem-olacak/

Önceki Yazı:9 Teknoloji Toplumu - Modern Tekniğin Özellikleri - Jacques Ellul
Sonraki Yazı:Zizek Bir Radikal Değildir – Andrew Robinson - Simon Tormey
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...