Bir Baskı Aracı Olarak “İnsan Hakları” - Kourosh Ziabari

Birkaç hafta önce BM İnsan Hakları Konseyi 28 Mart’ta İran’da İnsan Haklarının çiğnendiği iddiasına karşı kınama kararı aldı. Avrupa Parlamentosu da “AB’nin İran’a karşı stratejisi hakkında Avrupa Parlamentosu’nun kararı” olarak sunulan “İnsan Haklarını İhlal ettiği” için İslam Cumhuriyetine saldırmayı destekleyerek harekete geçti.

Diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etmeyi geleneksel ve güncel politika haline getirmiş olan, küresel çapta çatışma ve uyumsuzluk tohumları eken iki ABD müttefiki ülke, İran’da insan haklarının ihlal edildiğini “alarm seviyesinde” kaygılarını ifade ettiler ve İran hükümetine vatandaşlarının haklarına saygı göstermesi çağrısında bulundular.

Milleti, yaşı, cinsi, dini, ırkı, rengi ya da bulunduğu bölge gözetilmeden dünya çapında tüm insanların esas ve temel haklarını korumak ve bu haklara herhangi bir tecavüzü protesto etmek için ses çıkarmak önemli ve övülmeye değerdir. Her şeye karşın, rahatsızlık veren şey genellikle insan haklarının ihlal edildiğine dair başkalarını suçlayanlar ve protesto etmek için sesini yükseltenlerin bu hakları en fazla çiğneyenler ve insanın onurunu ve yaşamını, uluslararası olarak tanınan haklarının korunmasını garantiye alan anlaşmaları ve sözleşmeleri apaçık bir saygısızlıkla çiğneyenler olmasıdır.

ABD

İran’a karşı düşmanlığa aşina olmayanlar için, batı tarafından üretilen, ilk bakışta hakları çiğneyenleri itham etme ve kınama kararları İran’da insan haklarının durumunu geliştirmeyi amaçlıyor ve İran halkının çıkarlarına ve refahına önem verenler tarafından yapılıyormuş gibi görünebilir. Fakat İran-Batı ilişkilerindeki gelişmelere derin bir bakış asıl problemin bu olmadığını ve insan hakları fikrinin 30 yıldan fazla bir süredir gecikmiş, direnen bağımsız milletlere acımasız bir şekilde uluslararası ekonomik ve politik baskı için zorbalığın bir aracı ve bir manivela olarak kullanıldığını gösterir.

Peki, insan hakları neden çok tartışmalı ve problem haline geliyor? İnsan haklarına dair farklı oluşlar farklı tanımlar veriyorlar? Tüm bu tanımlarda herkesin ortak olduğu kavramlar ve öğeler vardır. Örneğin Uluslararası Af Örgütüne göre “İnsan hakları sivil ve politik haklar, yaşama hakkı gibi, ifade özgürlüğü gibi şeyleri de kapsar ve sosyal, kültürel ve ekonomik haklar kültüre katılma hakkına dâhildir. Beslenme hakkı ve çalışma hakkı ve eğitim görme hakkı gibi. İnsan hakları ulusal ve uluslararası yasalar ve anlaşmalarca desteklenmeli ve korunmalıdır.”

Sadece verilen tüm örnekleri dikkate alarak “yaşam hakkı gibi sivil ve politik haklar” ve diğer milletleri ve İran’ı insan haklarını ihlal ettiklerinden dolayı daha sık suçlamakta olan ve geleneksel bir alışkanlık halinde bu temel, basit ve olmazsa olmaz yaşama hakkını farklı ülkelerdeki insanları bundan mahrum bırakan en büyük makine ABD’dir.. Asya, Afrika ve Latin Amerika halkları Amerikan tarzı insan haklarının tatmışlardır. ABD hükümeti bir gecede çok uzak bir ülkeyi işgal etmeye karar veriyor ve bu işgalin bir sonucu olarak binlerce hayat yok oluyor ve milyonlarca umut uçup gidiyor. ABD bitmeyen askeri seferleri için kendine haklı mazeretler yaratıyor ve devasa askeri bütçesini her yıl yükseltiyor. Fakat ABD ordusu yaşadığı şehirleri bombaladığında sarin gazı ve sinir sistemini etkileyen diğer maddeleri soluyan Irak ve Afganistan’ın masum çocukları ya da 50 yıl kadar önce ebeveynlerinin başına atom bombası yağdırılmasına maruz kalmanın bir sonucu olarak sakat çocuklar doğuran Nagazaki ve Hiroşima’nın anne ve babalarından sonra gelen kuşaklar için bu mazeretler geçersiz ve mantıksızdır.

Dünyada insan haklarının durumuna karşı dikkatli olmak iyi bir şeydir fakat sizin yönetiminiz altında yaşayan ırksal ve dinsel azınlıkların ve sizin desteğinize ihtiyaç duyan savunmasız insanların ve açıkçası kendi insanlarının taleplerini karşılamıyorsanız iyi değildir.

Açık bir örnek ABD ve Avrupa’da farklı renklerde insanlara ve Müslümanlara karşı yapılan ayrımcılıktır. İslamofobya Müslümanların diğer vatandaşlarla eşit iş ve eğitim hakkına sahip olmak, kendi özel giyimleriyle görünür olmak ve dinsel ritüellerini hayata geçirmek konusunda büyük yasaklarla karşılaşmaları anlamında Batı’da büyüyen bir fenomendir. Deli bir papaz 1.5 milyar insanın için kutsal olan bir kitabı yakmaya karar verdiğinde, yapılan protestolara ABD hükümeti bir tepki göstermedi. Kutsal kitabın yakılmasının şeytansı ve kötü bir eylem olduğundan dolayı değil, Amerikan üniformaları altında yaşayan Amerikalıların yaşamını tehlikeye atacağından dolayı Papazın bu planına son vermesini istedi. Elbetteki benim nereye gönderme yaptığımı anlamışsınızdır; 11 Eylül’ün yıl dönümünde Kur’an’ın birçok nüshasını yakmak isteyen Dove World Outreach Center’in papazı Terry Jones’un 2011’deki planından bahsediyorum.

Derisinin rengi farklı olduğu için siyahlar da başka çeşit bir baskı altındadır ve kamusal alanda ırk ve renk ayrımcılığını şart koşan Jim Crow yasasının ABD’de 1965’de 50 yıl kadar önce lağvetmesine rağmen, halen diğer Batılı toplumlar ve Amerika’da zencilere karşı ön yargı, ırk ayrımcılığı ve ırksal profillerin izleri var. Zenci atletler stadyumlarda genellikle alay edilmekte ve yuhalanmakta ve bu çeşit bir yobazlık oldukça gelişmiş ve uygar olmakla övünen toplumlar için gerçekten bir yüz karasıdır. Afro-Amerikalılar ABD’de iş bulmak için pek çok güçlüklerle karşı karşıyadırlar ve Iowa benzeri eyaletlerde seçme hakkında mahrumdurlar ve sağlık hizmetleri için çok fazla ödeme yapmak durumundadırlar. Bunlar ABD’nin ana akım medyasının hakkında pek fazla laf etmediği gerçekler, ama bunlar var.

Aynı şey konuşma ve ifade özgürlüğü için de geçerli. ABD ve Avrupalı müttefikleri konuşma özgürlüğünü engelledikleri için İran ve diğer müttefik olmayan ülkeleri sıklıkla suçluyorlar. Oysaki 11 Eylül sonrasında normal vatandaşların sivil özgürlüklerini ve basın, ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir miktar kanun, yasa ve mevzuatın Kongre tarafından ortaya kondu ve ABD Başkanları George W. Bush ve ardından Barack Obama tarafından bu yasaların onaylandı.

En basit örnekler 2001 Yurttaşlık Yasası ve diğer daha önce tahmin edilebilen ABD ulusal güvenliğince bir tehdit olarak görülen ABD’ye seyahat eden Amerikan ve yabancı ülke vatandaşlarının yargılanmaksızın süresiz olarak göz altında tutulmasının da dahil olduğu 2012, 2013 ve 2014 Ulusal Güvenlik Yetkilendirme Yasasıdır. Yurttaşlık yasası nedeniyle ABD hükümeti tehlike ve tehdit olarak gördüğü herhangi bir vatandaşın email yazışmalarını ve telefon konuşmalarını dinleme ve gözlemeye hak kazanıyordu.

Irak’ta Abu Garip cezaevinde ve Guantanamo körfezindeki hapishanede tutulan tutuklulara barbarca ve korkunç ruhsal, seksüel ve bedensel taciz ve işkence yapılmasını; herhangi bir yargılama ya da özel bir suçlama yapılmadan 10 yıldan daha fazla bir zamandır orada tutulan mahkumları da unutmamalıyız.

Bilinçli kafalar Holokost’a dair resmi değerlendirmelerin doğruluğunu sorguladığı ve İsrail’i eleştirdiği için Batı’da İsrail rejimini eleştirenlerin gayrı meşru bir şekilde hapse atılmasını da unutmamıştır: David Irving, Fredrick Toben, Ernst Zundel, Gremar Rudolf, Robert Faurisson ve benzer pek çokları…

Mahkeme kararı olmadan insanları gözaltına almak insan haklarını ihlal etmekse ABD ve Batılı ortakları insan haklarını ihlal edenlerdir ve bundan sorumlu tutulmalıdırlar.

Dinsel azınlıklara eziyet etmek ve onların temel haklarından mahrum etmek insan haklarını ihlal etmekse, o zaman Batı ciddi ihlaller yapmaktadır ve suçunu meşru kılmaktadır.

Eğer masum sivilleri toplu halde öldürmek bir insan hakları ihlalse, o halde ABD’nin askeri-sanayi tesisleri en büyük suçludur ve yargılanmalıdır.

Kitle iletişim araçları ve vatandaşlarının ifade özgürlüğünü kısıtlamak bir suçsa, o halde ABD hükümeti alternatif ve ilerici medyayı kısıtladığı ve eleştirileri susturduğu için eşit oranda sorumlu olmalıdır.

Bunlar sadece insan hakları ve özgürlüklerin habercisi olduğu iddiasında olanlarca hakların ihlaline dair basit örneklerdir. Baskı uygulamak için zorbalığın bir aracı olarak insan haklarını bir bahane olarak kullanmak isteyenler ve politik hasımlara karşı temelsiz suçlamaları yönlendirenler değil, Dünya çapında insan haklarını geniş bir şekilde garantiye alacak olanların da suçlarını adil ve dengeli şekilde soruşturmak olacaktır.

Global Research, 12 Nisan 2014 tarihinde yayınlanmıştır.

Kourosh Ziabari yazıları Tehran Times, Press TV, Global Research, Foreign Policy Journal, International Policy Digest, Your Middle East, Turkish Weekly Journal, Compass Culture ve Strategic Culture Foundation’da yayınlanan İranlı gazeteci ve medya muhabiridir.

Çeviren: Alişan Şahin

Önceki Yazı:Anarşist İlm-i Hal – Numan Bey
Sonraki Yazı:Kırk Katır mı, Kırk Satır mı – Numan Bey
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...