Baba Tâhir Uryân-ı Hemedânî’den Melamet ve Kalender Hal – Şiirleri

Kendi benliğinden, varlığından kurtulup; ilahi mutlak varlıkta var olmayı ıstıraplarının, acılarının, yersizliğinin tek çözümü olarak gören Derviş; Baba Tahir Üryan, İran’ın (Doğu Kürdistan) Lorîstan – Hemedan şehrinde doğmuş, yaşamış ve orada hakka yürümüştür. İran’da yetişen şâir ve velîlerden. Onuncu yüzyılın sonu ve on birinci yüzyılın başında yaşadı. İsmi Tâhir olup, Baba Tâhir ve Tâhir Uryân-ı Hemedânî diye meşhûr oldu. Kaynakların bildirdiğine göre İran’ın Hemedan şehrinde doğup Hemedan ile Lûristan’da yaşadığı anlaşılan Baba Tâhir Uryân 1010 (H.401) senesinde Hemedan’da vefât etti. Şehrin kuzey-batı tarafındaki Bun-i Bâzâr mahallesinde küçük bir tepe üzerinde defnedildi.

Kabri Hemedan’dadır. Baba Tahîr’in gerçek hayatıyla ilgili gerçek bilgilerden çok onun hakkında kaynaklarda sadece söylencelere rastlanıyor. Sokaklarda çırılçıplak gezdiği ve bu yüzden “Üryan” lakabını taşıdığı, kendisine “meczup” dendiği ve günlerce aç dolaştığı anlatılsa da bu söylencelerde, bugün onun 1123′te ölen Ömer Hayyam’dan yüzyıl önce, 1273′te ölen Mevlana Celâleddin Rumî’den iki yüz elli yıl önce çok büyük bir dörtlük ustası olduğunu biliniyor. Felsefi görüşü, imgeleri ve sınırsız doğa algısı ile kendisinden sonra gelen Ömer Hayyam, Yunus Emre, Mevlana Celaleddinî Rumî, Feqîyê Teyran, Melayê Cizîrî ve Ehmedê Xanî gibi birçok şairi, mutasavvıf kişiyide etkilemiştir. 1880 yılında Edvard Fitzgerald adlı oryantalistin bir araya topladığı 260 dörtlük “Baba Tahîr Divanı” adıyla, önce Tahran’da ardından İstanbul’da yayımlandı.

“Nezanîn kêmasiyek e, nehînbûn kêmasiyek dubare ye”

“Bilmemek eksikliktir, öğrenmemek tekrar eksikliktir.”

Baba Tahir Üryan bir Yarêsan (Ahle Haq – Taife-i San ) şairidir. Şiirlerini Kürtçenin Lor (Lûrî, Lorî – Goranî) lehçesinde, diyalektiğinde yazmıştır.  Bazı şiirleri Yarêsanların kutsal kitabı da denen “Serencam”da yer almıştır. Doğum-vefat tarihleri tartışmalıdır ama 10.yy sonu ile 11.yy başı arasında (937–1010) yaşadığı bilinmektedir. Kürt şair, Filozof ve Ehl-i Haq (Tasavvuf) (Yarsan, Yaresani, Taife-i San) inancında bir ruhani, bir velidir. Türbesi Hemedan’da kendi adıyla anılan bir tepede bulunmaktadır.

Hatta bütün Türk ve İslam tarihçileri Selçuklu Devletinin kurucusu Tuğrul Bey’in bu tepeye varıp Baba Tahir’le sohbet etmeye ve nasihat almaya geldiğini yazar. Tuğrul Bey Hemedan’a geldiği zaman üç zât vardı. Bunlar: Baba Tâhir, Baba Câfer ve Şeyh Hamşâd’dı. Bu üç zât, Hemedan şehrinin kapısında yer alan ve Hızır adıyla anılan bir tepenin yanında idiler. Sultan onları görünce bineğini durdurdu. İndi ve Vezir Ebû Nasr el-Kundûrî ile onların yanına gelerek ellerini öptü. Baba Tâhir, Sultana; “Ey Türk! Allah’ın kulları ile ne yapacaksın?” diye sorunca, Sultan; “Siz ne emrederseniz onu yapacağım.” dedi. Baba Tâhir; “Muhakkak Allah adâlet ve ihsân yapmayı buyurur.” (Nahl sûresi:90) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okuyarak; “Allahü teâlânın buyurduklarını yap.” dedi. Sultan Tuğrul Bey ağlayarak; “Öyle yaparım.” dedi. Baba Tâhir, Sultanın elini tuttu ve; “Benden bunu kabûl et.” dedi. Sultan da; “Ettim.” dedi. Baba Tâhir parmağında bulunan ve yıllarca taktığı yüzüğünü parmağından çıkararak Sultanın parmağına taktı ve; “Âdil ol!” dedi. Sultan katıldığı her savaşta o yüzüğü parmağına takardı.

-2- Ömer Hayyam ( ö.1123), Mevlana Celalettini Rumi (ö.1273), Hacı Bektaşı Veli, Yunus Emre, Suhreverdiyê Şehrizorî, Molla Sadra, Melayê Cizirî, Ehmedê Xanî, Baba Tahir’in izindedir. Kuşçuoğlu’nun, Esterabad’lı Fazlullah’ın, Fuzlinin, Genceli Nizaminin, Viran Abdal’ın, Şah Hatayi’nin, Pir Sultan’ın, Kazak Abdal’ın, Kaygusuz Abdal’ın pîrî, varı, sözü, özü ve meydanıdır Baba Tahir Uryan. Baba Tahir, İran edebiyatının ilk yazılı kaynağı olarak önemlidir. Baba Tahir, Lori Kürt Lehçesi ile şiirlerini yazmıştır. Burdan, İran yazılı edebiyatının Kürtçe ve bir Kürt şairle başladığı ortaya çıktığından, İran dilbilimcileri Lorî dilini, Farsçanın bir lehçesi olarak kabul etmekte ve böylece soruna çözüm bulduklarına inanmaktadırlar.Baba Tahir, aynı zamanda islam öncesi Kürt edebiyat ve inancının da temsilcisidir.

Kürtlerde ruhanilere bav, bavo, bavê mın denildiği bilinmektedir. Bu nedenle “Baba” denmektedir. Aslen Kürt bir şair olan Baba Tahir Üryan, İranlı bazı çevreler tarafından bu şekilde kabul edilmez. Lur’ların Pers olduğunu iddia ederler çünkü Baba Tahir Üryan’ın Kürt olduğunu kabul etmeleri demek İran edebiyatının bir Kürt tarafından ortaya çıkması anlamına gelmektedir. Felsefi görüşü,imgeleri ve sınırsız doğa algısıyla muhteşem şiirler koymuştur ortaya. Dubeytî kitabı ,1983 yılında tahranda “Dîwanî şi’ri” Baba Tahiré Hemedanî adıyla yayınlanmıştır. Birçok beyitinin hala kayıp olduğu bilinmektedir. İstanbul Mezopotamya Kültür Merkezine (MKM) bağlı müzisyen, tiyatrocu, dansçı ve ritimcilerin bir araya gelerek 7 aylık çalışmanın neticesinde hazırladığı Baba Tahirî Üryan beyitlerinden oluşan Diwan-a Dubeytî adlı müzik, şiir ve dans gösterisi de daha önce doğu illerinde seyircilere sunulmuştur. Baba Tahir Üryan hakkında yapılan bazı araştırmalar sonucunda, dörtlüklerinden fikir edinerek Yunan Felsefesinden (Sokrates, Aristoteles) ve metafizikten de etkilendiği düşünülmektedir.

Baba Tâhir Uryân‘ın hayatı hakkında verilen bilgiler çok kısıtlı olup, daha çok kerâmetleri hakkında kıssalar anlatılmaktadır. O küçük yaştan itibâren ilim tahsili için gayret sarfetmekte bu hususta elde ettiklerini bir türlü yeterli bulmamaktadır. Rivayete göre bir gün Baba Tâhir, Hemedan Medresesi talebelerine ilim elde etmek için ne yapmak lâzım geldiğini sordu. Talebeler onunla alay etmek için bir kış gecesini havuzun buzlu suyu içinde geçirmesi gerektiğini tavsiye ettiler. Baba Tâhir bu tavsiyeyi aynen tatbik etti. Ertesi sabah ilahi güç (rabbani) ile kendisini ilim nûru ile aydınlanmış bulan Baba Tahir’in kurduğu ilk cümle şu olmuştur:

“Kürt geceledim,Arap uyandım”

Baba_tahir_Lur_Poet-Başka bir rivayete göreyse, Baba Tahir Üryan bu olanlardan sonra kandırıldığını anlamış ve kalbi kırılmıştır yaşadığı bu acı ve meczup hali, Allah’ın kelamıyla ilme dönüşmüştür.-

Bu vakadan sonra Baba Tâhir Uryân hazretlerinin pek çok kerâmetleri görülmüştür. Bir defâsında Elvend Dağının karını, içindeki ilâhî aşk ateşinin harâretiyle eritmiştir. Bir kere de ilm-i heyete, astronomiye dâir kendisine sorulan meselenin hallini ayak parmağının ucuyla çizmiştir. Böylece Hemedan ve Turistan bölgesinde şöhreti artan Baba Tâhir Uryân’ın duâsına kavuşmak ve sohbetinden istifâde etmek isteyenler onun huzuruna koşmaya başlamışlardır.

Zâhirî ilimlerde âlim, tasavvufta yetişmiş bir velî olan Baba Tâhir Uryân’ın asıl şöhreti şâirliğinden gelmektedir. İran edebiyâtında daha çok Lûristan (Lûrî) lehçesiyle söylediği ârifâne ve etkileyici beyitleriyle ün kazanmıştır. Dübeyit adı verilen bu şiirlerin ölçüsü normal rubâî vezninden biraz farklıdır. Zamanla halk arasında yaygınlaştıkça bâzı değişikliklere uğrayan bu şiirler orijinalliklerinden bâzı şeyler kaybetmişlerdir. Baba Tâhir’in dübeyitleri (rubâi) dışındaki en önemli eseri, ahlâkî, tasavvufî konulardaki bâzı düşüncelerini özlü bir biçimde ifâde ettiği Arapça bir eserden Kelimâtü’l-Kısâr (Kısa Sözler) adlı mecmûadır. Tasavvuf erbâbı arasında büyük rağbet gören bu eser, yirmi üç bâbdan ibâret olup, Farsça ve Arapça çeşitli şerhleri yapılmıştır. Baba Tâhir’in dübeyitleri, bâzı gazelleri ve Kelimâtü’l-Kısâr adlı veciz sözler mecmûasını ihtivâ eden dîvânı, 1927 senesinde Armağan Dergisi’ni yayınlayan Hüseyin Vâhid Destgerdî tarafından Tahran’da neşredildi. Bu dîvânın Kelimâtü’l-Kısâr dışındaki dübeyitleri ve gazelleri ihtivâ eden kısmı Türkçe’ye çevrilmiştir. Aynı zamanda eserleri İran müziğini de etkilemiş ve müzik olarak besteleri yapılmıştır. Bunlardan bir tanesini Mohsen Namjoo seslendirmektedir.

Her ew ku aşiqê ji can natirse

Aşiq ji zencîr û zîndan natirse

Dilê aşiq weke gurê birçî ye

Ku ew ji heyheya şivan natirse

-Bava Tahêr Ûryan-

Âşık olan canından korkmaz

Zincirden, zindandan korkmaz

Âşığın gönlü aç bir kurt gibidir

Çobanın heyheyinden korkmaz

(Çeviri: Kul Seyyid)

Baba Tahir Üryan’ın “Kürt Geceledim Arap Uyandım” sözünü neden kullandığı çok tartışılmıştır; fakat kesin olan bir şey var ki hakim kültür, egemen güç ne ise yaşadığınız coğrafyada sizde o gücün, egemenin argümanı ile kendinizi ifade etmek zorunda kalıyorsunuz. Baba Tahir Üryan bunu vurgulamıştır. Gece Kürt uyumuş sabah uyandığında Araplar tüm coğrafyayı ele geçirmiş, hakim güç olmuştur.

Peki bunu nereden anlıyoruz? Zerdüştiliğe mensup olduğu anlaşılan bir şairce 7. yüzyılda ceylan derisi üzerine Gorani (Goranîlerin Tümü Alevîdir) lehçesiyle yazılan bir şiir, dini temalı en eski şiirlerden biridir. Bu şiirde, İslâm Halife ordularının Zerdüşti topluluklara karşı yaptığı katliam anlatılmakta ve lânetlenmektedir.

Kutsal yerler yakıldı, kutsal ateşler söndü

Herkesten saklandı namlı büyükler

İslam orduları girdi ta Fırat’a değin

Köylerden tut da ta Şehrizor’a kadar

Esir alındı bütün kızlar ve kadınlar

Kendi kanında boğuldu özgür adamlar

Kimsesiz kaldı Zerdüşt’ün töresi, dini

Yüce Hürmüz affetmeyecek hiç birini.

 Görüldüğü gibi islam orduları gelmeden önce bölgede yaşayan insanların islami bir inancı yoktur ve islamı kabul etmenin hiçte kolay olmadığı anlaşılmaktadır. Yüz yıllar boyu bu sancı devam etmiştir. Baba Tahir de bu sözüyle egemen dilde veli, ruhani olunabileceğini ifade etmiştir. Öyle ki tıpkı Alevî inancının islamî zahiri kisvelere bürünmesi gibi, Ahle Haq Alevîleride inançlarını sırlamışlar, bir zahirî kabuğa büründürmüşlerdir. Belki de inanca giriş törenleri sırasında Hindistan cevizi dağıtmalarının sırrı da budur “Kabuğa aldanma, kabuk gizdir, aslı içindedir, iç’dir, ulaşman için kabuğu kırman gerekir; hazine kabuğun ardındadır” demek isteniyordur.

Mohsen Namjoo / Va va Leili (Baba Tahir Üryan)

ser i kuy i bulned feryad kerdem

va va Leili sabah mezar mirem

can i Leili diden i yar miremdu se ruz i ke yarem nist peyda

meger mahi şude refte be derya

besazem hancerı ez megz ı fuladbekşem yar e hud ez gaare derya

be pencşenbe  be Kabol kuç kerdem

çe bed kerdem ke pay bedan suy kerdem

residem ber ser neh yul risale

nişestem giryehay i por suz kerdem

goli ke hem bedadem piç u tabeş

be ab i didegunem dadem abeş

be dergah i ilahi key reva bi

goli ez mo digeri gire gulbeş(golabeş)

sokağının başında yüksek sesle bağırdım,

vay vay leyla!

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeyeiki üç gün oldu sevgilim ortada yok

vay vay leyla

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeyemeğer bir ay olmuş deryaya açılalı

vay vay leyla

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeye

çeliğin özünden bir hançer yapayım

vay vay leyla

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeye

onu denizin derinliğinden çekip çıkarayım

vay vay leyla

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeye

perşembe günü kabil’e göç ettim.

oraya ayak basmakla ne kötü ettim.

resulün yasaklarına ulaştım

oturdum, gözyaşlarımı ateşe verdim, vay

vay vay leyla..

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeye

iki büklüm bir gülü kıvırdım, vay

gözyaşlarımdan suyuna su kattım, vay

ilahi dergâha nasıl gözcülük eder

gül başka bir saçtan gülsuyu alıyor

vay vay leyla

sabahleyin mezara gideceğim

canım leyla sevgilimi görmeye..

Baba Tahir Üryan

‘Şirin dudaklıların şivesi yüz göstermektir azizim

anlayanların mesleği görmek ve can vermektir.

Dudağına yetiştiğin zaman (Allah-Allah)

sus ve canını teslim et.

Böyle aşıklığın ücreti canını kolay vermektir.

ben senin hasretinden azizim

bu canı zor kurtarırım.

Sen ki bizimle sevgisiz vefasız değildin.

sen ki bizimle zalim cefakar değildin’

Baba Tahir Üryan Şiirleri ve Dörtlükleri

Baba Tahir Üryan’ın şiirleri Kürtçenin Lor ve Gorani lehçesinde yazılmışlardır. Du beyt adı verilen rubailerinde aşk ve onun verdiği ızdırabı dillendiren Baba Tahir’in şiirlerinde akıcı bir lirizm ve uyum vardır. O aşk ızdırabsız ve acısız değildir. Aşk karşısında içten ve acı yakarışlar vardır. Aşkı ve acısını çok derin yaşadığını yukarıdaki dizelerden kolayca anlayabiliriz. Bu dizeleri ile Hayyam’ı da etkilediğini söylemek yanlış olmaz. Beşerî veya tasavvufî aşk teklifsiz, aracısız ve samimidir, öyle de olmalıdır. Veli’lerin maksudu yâre kavuşmaktır. Vuslata ermeden ariflere huzur yoktur. Her dem kavuşma kişiyi arif eyler.

“Delal,her du çavén min qesra te ne

Nav du çavén min cihé piyén te ne

Ditirsim tu xafil gav bavéjî û

Bi mijangé min biéşin piyén te”

“Güzel, her iki gözüm senin saraylarındır

iki gözümün arası ayaklarının yeridir

korkarım gafil adım atarsın

kirpiklerimle acır ayakların”

“Ez ustadé zimané pehlewî me

Jı kıtéba eviné re ez mester im

ey xweda eşqa Tahir bé nişane

ku ji eşqa seneman bé pi u serim”

“Ben ki, pehlevi lisanı’nın ustası

Aşkın kitabı için örneğim

Ey Tanrı, Tahir’in aşkı işaretsizdir

Sanemlerin aşkından ayaksız ve başsızım.”

“Gece karanlıktır ve kurtlar koyunlara saldırmakta

İki zülfünü hamail eyle ileri yürü

Dudağının köşesinden bana bir buse ver

De ki Allah yolunda dervişe verdim”

Dilêm ji derdê te herdem xemîn e

Balîfêm kevir, doşekem zemîn e

Sûcêm ev e ku min ji te hez kirye

Ma her ê te hez dike dil bi xwîn e

Yüreğim derdinle her zaman efkârlıdır

Yastığım taştan, döşeğim zemindir

Suçum o ki seni çok sevmişim

O sevgidendir ki yüreğim kanar

Göklerdeki yıldızları saydım bir bir;

Gel, sevgili, gel: sabahladım: belki gelir.

Gelmezse, görünmezse içim parçalanır,

Ağlar yüreğim, suskunum: elden ne gelir!

Sensiz, gönlüm huzura hiç ermeyecek,

Dertler bana özgürce yaşam vermeyecek,

Girdin de ne perişan ettin can evimi

Aşkım bana rahat yüzü göstermeyecek

Dünyâ sofradır, insanlarsa misâfirdir

Bugün lâle görülür, yarın da hâzân olur.

Karanlık bir çukurun adın kabir koyarlar

Bana derler ki budur senin evin.

Dünyâ malının hepsi yanmalıdır

Dünyâ malından yüz çevirmelidir

Bugün yüreğinde olan derd ile gamı

Mahşer günü için toplamalısın.

Çare Bulmazlar

Ne mutlu onlara ki cân ile vücûdu fark etmezler.

Candan cânânı, cânândan cânı ayrı bilmezler

Onun derdine alışırlar, aylarca yıllarca

Fakat kendi dertlerine bir çâre bulmazlar.

Âşık olan herkes cânından korkmaz

Âşık kütük ve zindandan korkmaz

Âşıkın gönlü aç bir kurtun heyheyinden

Korkmadığı gibi hiçbir şeyden korkmaz.

Yâ Rabbî! Gönlümün feryâdına yetiş

Kimsesizler kimsesi sensin, ben kimsesiz kaldım

Herkes diyor ki Tâhir’in kimsesi yoktur.

Allah benim yardımcımdır, başkasına ne hâcet.

Ben ne alış-veriş fikrindeyim ne de kâr

Yüreğimde ne iyilik ne de varlık düşüncesi var.

Çeşme başı, su kenarı istemem

Çünkü her gözüm binlerce akan nehir gibidir.

Rübailer

Bahtım karadır, talihim allak bullak

yas oldu nasibim, kaldım çırçıplak.

bir dağ yoludur aşk, yürürüm ağlayarak;

tanrım, kana boğ kalbimi, öldür ve bırak!

Neyler gibi inler yüreğim, yas doludur;

sensiz kalıverdim: bu, cehennem yoludur.

mahşer günü? bir tanrı bilir. son güne dek

yazgın çiledir, gönül. dövün, kıvran, dur.

Bak, geldi bahar: süsledi hasbahçeyi gül:

dallarda sevinç türküsü söyler bülbül.

gel gör ki çimenlerde gezip hiç bulamam

kalbim gibi ölgün, kanayan başka gönül.

Göklerdeki yıldızları saydım bir bir;

gel, sevgili, gel: sabahladım.- belki gelir.

gelmezse, görünmezse içim parçalanır,

ağlar yüreğim, suskunum: elden ne gelir!

Gam bahçesidir benim gönül bahçem, bak:

girdin mi nasibin kara güller olacak!

gel, sevgili, kalbimdeki bozkırları gez.-

bak, otlar dört bir yana hicran salacak.

Hıçkırmalı, yaş dökmeliyim ben bu gece;

sabrım yok, geçtim kendimden bu gece.

bir zevk yaşadım dün gece, kalmaz yanıma,

bin yaş akar artık yüreğimden bu gece.

Sensiz, gönlüm huzura hiç ermeyecek,

dertler bana özgürce yaşam vermeyecek,

girdin de perişan ettin can evimi:

aşkım bana rahat yüzü göstermeyecek.

Bir ince kadehtir yüreğim, billurdan –

bin parça olur ah edip iç çektiğim ân.

bak, gözlerimin yaşları kan yağmurudur

ben bir ağacım, kökleri kan, dalları

yanlış bir öyküdeyim beni yeniden yaz.

“Sen gittin; gökkubbeye yaş doldururum.

toprakta bir kısır ağaç olmuş, kururum

sensiz, gece gündüz kanayan bir köşede

ömrüm sona ersin diye bekler, dururum…”

Dünyadan yolcuyum gidiş ta öteye;

Çin’den çok uzaktır yöneliş ta öteye.

Bir bir sorarım rastladığım yolculara

Son geldi mi son yıldız için yol nereye

Bak, sevdiceğim Gönül, beden, can sende,

Ruh sende, kemik sende, yürek, kan sende.

Bilmem niye kalbimde bu illet, bu sızı?

Ancak bilirim derdime derman sende.

Derdim katmerli oldu, bak sevdiceğim

Senden gelmez hayır-karanlık kaderim!

Ölmek gibidir yaşam, görünmezse yüzü

Öldün ama, kim nerden bilsin bunu kim

“yek derd û yek derman dixwaze,

yek chûn û yek hatinê dixwaze,

ez ji der û derman û chûn û hatinê,

wê dixwazim ku delala min dixwaze…”

“biri dert ve biri derman ister,

biri gitmek ve biri gelmek ister,

ben ise dert ve derman ve gitmek ve gelmekten,

onu istiyorum ki güzelimin  istediği.”

“dilşewitîno werin em li hev bicivin

li ser xemên xwe em tev de biaxivin

em mêzînê bînin û derdan bipîvin

derdê kê girantir e em tev bibînin”

“bağrı yanıklar gelin toplanalım hep birlikte

kederlerimiz üzerine konuşalım hep birlikte

tartıyı getirin ve tartın dertleri

kimin daha ağırdır derdi görürüz hep birlikte”

Lûrî ve Kurmancî Aksanıyla Bazı Dörtlükleri

Lûrî

Me ger şîr û piling î, ey dil, ey dil

Be mu dayim be ceng î, ey dil, ey dil

Eger destem resed xûnet birîcem

Biwînem ta çi reng î, ey dil, ey dil

Kurmancî

Me ger şêr û piling î, ey dil, ey dil

D’ gel min her dem li ceng î, ey dil, eydil

Eger dest im giha xûna te d’rêjim

Bibînim ka çi reng î, ey dil, ey dil

Lûrî

Dilem zar û hezîn e, çun nê nalem?

Wicûdem ateşîn e, çun nê nalem?

Be mû waçen kî çun û çend nalî?

Çu mergem der kemîn e, çun nê nalem?

Kurmancî

Dil im jar û xemgîn çawan ne nalim?

Hebûn im agirîn çawan ne nalim?

Dibêjne min çawan û çend dinalî?

Ku merg im di kemîn çawan ne nalim?

Lûrî

Dilî şad ez dilî zareş xeber nî

Selametrû zi bîmareş xeber nî

Ne teqsîrî te în resmî qedîm e

Kî azad ez giriftareş xeber nî

Kurmancî

Dilê şad ageh ji dilê jar nîne

Kesê xoşrewş ageh ji bîmar nîne

Ne b’nasê te ev wêneyeke kevn e

Ku azad ji dîlî agehdar nîne

Lûrî

Be şû mehwî ruxî mehpare hestem

Be roz ez derd û xem bîçare hestem

Tu darî der mekanî xud qerarî

Mûyem kî der cîhan aware hestem

Kurmancî

Bi şev miriyê ruyê mehpare me

Bi roj ji derd û xeman bêçare me

Li şûn û cihê xwe te biryar heye

Ez im ku di cîhanê aware me

Lûrî

Dilî mû xeyrî te dilber nê gîre

Be cayî cewherî cewher nê gîre

Dilî mû sûte û mîhrî te azer

Bî nasûte azer der nê gîre

Kurmancî

Dilê mi’ j’ bilî te dilber na gire

Li cihê gewherê gewher na gire

Dil sotemenî û evîna te agir

Bê sotemenî agir her na gire

Lûrî

Bî te gulşen çu zîndan e be çeşmem

Gulistan azeristan e be çeşmem

Bî te aram û umr û zîndeganî

Hemu xwabî perîşan e be çeşmem

Kurmancî

Bê te gulşen wek zîndan e li nik min

Gulistan agiristan e li nik min

Bê te aram û jî û jiyana min lê

Hemu xewa perîşan e li nik min

Lûrî

Gulistan cayî tu ey nazenînem

Mû der gulxen be xakister nişînem

Çi der gulşen, çi der gulxen, çi sehra

Çu dîde wa kerem ciz te nê wînem

Kurmancî

Gulistan cihê te ey nazenîn im

Ez di gulxen û xwelî de dirûnim

Çi di gulşen, çi di gulxen, çi sehra

Ku çavan vedikim her te dibînim

Lûrî

Xûş an saet kî dîdarî tu wînem

Kemendî enberîn tarî tu wînem

Nê wîne xuremî her giz dilî mû

Me ger an dem kî ruxsarî tu wînem

Kurmancî

Xoş ew saet ku dîdara te b’bînim

Kemendê enberîn tara te b’bînim

Na bîne şadiyê her giz dilê min

Me ger ew dem ku ruxsara te b’bînim

Lûrî

Bure, Bure kî cananem tu yî tu

Bure, Bure kî sultanem tu yî tu

Te xud zanî kî xeyr ez tu ne zanem

Bure, Bure kî îmanem tu yî tu

Kurmancî

Were, were ku canan im tu yî tu

Were, were ku sultan im tu yî tu

Te b’ xwe zanî ku j’ bilî te ni zanim

Were, were ku îman im tu yî tu

Lûrî

Bure rozî kî dîdarî te wînem

Gul û sumbul be dîdarî te çînem

Bure bunşîn berem salan û mahan

Kî ta sîret biwînem nazenînem

Kurmancî

Were rojek dîdara te bibînim

Gul û sumbul bi dîdara te çînim

Were rûnin nik min salan û mehan

Da ku têr te bibînim nazenîn im

Lûrî

Behar amed be sehra û der û deşt

Cewanî hem beharî bud û biguzeşt

Serî qebrî cewanan lale rûye

Demî kî mehweşan ayen be gulgeşt

Kurmancî

Bihar hat, hat ji bo çolê û der û deşt

Biharek bû, ciwanî hat, biguzeşt

Serê gora ciwanan lale zîl dide

Her li dema ku zerî têne gulgeşt

Çarin

Dilê şad agah ji dilê jar nîne

Kesê xweşrewş agah ji bîmar nîne

Ne b’nasê te ev wêneyekî kevn e

Ku azad ji dîlî agahdar nîne.

Gulîstan cihê te ey nazenînim

Ez di gulxen û xwelî de dirûnim

Çi di gulşen çi di gulxen çi sehra

Ku çavan vedikim her te dibînim

Bela wek remzekê ji bejna te ye

Mecnûnî qismek ji sewda te ye

Gumana min ev e ku xaliqê te

Veşartî î di temaşa te de ye

Dilêm ji derdê te herdem xemîn e

Balîfêm kevir, doşekem zemîn e

Sûcêm ev e ku min ji te hez kirye

Ma her ê j’te hez dike dilbixwîn e

Alemê de kes nebe wek min, amîn

Wek min kes nebe di ev dîn û ayîn

Her ê ku bi halê min bawer nîn e

Weke min be, weke min be, weke min

Her ew ku aşiq e ji can natirse

Aşiq ji zencîr û zîndan natirse

Dilê aşiq weke gurê birçî ye

Ku ew ji heyheya şivan natirse

Ku dil dilber be, lexwe dilber kî ye

Eger dilber dil be, navê dil çi ye

Ez dil û dilber tevlihev dibînim

Nizanim ku dil kî ye dilber kî ye

Biçim ez ji vê alemê bider çim

Biçim ji Çîn û Maçînê dûrtir çim

Ez ê j’dildar re peyamkê bişînim

Ku ger dûrî xweş e ez ê dûrtir çim

Eger destêm bighê çerxa felekê

Ezê gelek tiştan bipirsim ji wê:

“Te bi yekî dayiye sed nîmet

Bi yê din jî nanê ceh tevî xwînê”

Îlahî biçim cem kê biçim cem kê

Ez ku bê dest û pa me biçim cem kê

Hemû min biqewrînin tême cem te

Ku ji te biqewirim biçim cem kê

“Hiç kimse görmek istemeyenler kadar kör değildir”

“Ben bir testiye dökülen okyanusum. Ben harfin noktasıyım”

Eserleri:

*Kelimâtü`l-Kısâr (Kısa Sözler) adlı mecmua.

*Ayrıca; Dubeyt’lerini Lorî dilinde yazdı Baba Tahir. Bunlar, ayrıca Farsça, Arapça, İngilizce, Fransızca, Almanca, Türkçe yayınlandı. Nûbihar Yayınevi, Baba Tahirê Uryan Dubeytî adıyla, Lori lehçesi Arabî harf aslı bir sayfada ve Kurmanci Latini harfli çevirisi mukabil sayfada olacak şekilde, Sabah Kara’nın çeviri ve düzenlemesiyle Türkiye’de ilk defa yayınladı (İstanbul, 1998, Enes Mat.173 s). Kitap kısa sürede tanındı ve etkili oldu. Ehl-i Hak / Baba Tahir Uryan/ Zerdüşt adıyla yayınladığım eserde (Dr.Ömer Uluçay: Gözde Yayınıevi, Adana, 1996,135 s.)

*Vahîd-i Destgirdî araştırmaları ile o zamana kadar bilinen seksen yedi kıtayı 296’ya, gazel sayısını da birden dörde çıkartmış ve bunları Dîvân-i Kâmi-i Bahâ Tâhir Uryân adıyla yayınlamıştır (Tahran 1306 hş.).

Kaynaklar:

1) Baba Tâhir Uryân ve Şiirleri

2) Râhatüs-Südûr; s.98-99

3) Türk Cihân Hâkimiyeti Mefkûresi Târihi; c.1, s.277,278

İtaatsiz’in notu: Bu makale http://www.yasamaugrasi.com/kultursanat/kurt-tasavvufu-baba-tahir-uryan-i-hemedani.html adlı adresten alınmıştır. Melameti ve Kalenderi şahsiyetlere ait makaleler ve yazıları sitemizde yayınlamaya devam edeceğiz.

Türkçeleştirilmiş Şiirler

Şiirlerindeki Melâmet

(15)

Benim dünyada korkunç nefsimin sebebi Vücudumla karıncaların dünyada beslenmesi sebebindendir Köleliğin şartının ne olduğunu bilmiyordum Benim her zerrem cihandadır.

(51)

Ey Allah’ım gönlümün feryadına yetiş Kimsesizin kimsesi sensin, ben ise kimsesiz kaldım. Herkes diyor ki; Tâhir’in kimsesi yoktur Allah benim yardımcımdır başkasına ne hacet.

(69)

Ey Allah kimlere gideyim, kimlere gideyim Benim ki ne ayağım var ne elim, kimlere gideyim Herkes kapıdan kovar sana gelirim Sen de şayet kapıdan kovarsan kimlere gideyim

(70)

Böyle dostsuz kimlere gideyim

Böyle yurtsuz ve yuvasız kimlere giderim.

Eğer herkes beni kovarsa sana gelirim Sen de kapıdan beni kovarsan kime giderim.

(75)

Ben Kalubela’dan korkuyorum

Yağmurdan ve yapraktan daha çok günahım var

Eğer (la taknazu) celimden tutmazsa

Ben (ya veyleta) dan endişeliyim

(150)

Pişmanım, pişmanım, pişman Bir kervan gibi gidiyoruz Bu eski dünya kimselere kalmamış Her bir yolda bir omuzluk yük taşıyoruz.

Diğer Şiirler

(1)

Sıkıntı çeken bir vücudum vardır, Ey Tanrı Hasret çeken bir kalbim vardır, Ey Tanrı Mesken şevki ile gurbet derdinden Göğsümde bir ateş vardır, ey Tanrı

(2)

Sensiz Tanrı, bahçede çicek açmasın Yetişse bile bir kimse onu koklamasın Sensiz dudağını gülmek için açan herkes Yüzünü gönül kanından hiçbir zaman yıkamasın

(3)

Kuşak bağlarım, kadek(renkli bez) giyerim Çark-ı feleğin dönüşünü seveyim Bütün denizleri baştanbaşa gezeyim ve Tuzsuz(nankör) iki elimi yıkayayım

(4)

Sen ki göklerin ilmini okumamışsın Sen ki meyhaneye hiç yolun düşmemiş Sen ki kendi menfaat ve zararını bilmiyorsun Yâre nasıl erişirsin yazık yazık!

(5)

Eğer gönül dilberdir, dilber hangisidir?

Ve eğer dilber gönülse, gönülün adı ne?

Gönül ile dilberi birbirine karışmış görüyorum Gönlün kim, dilberin hangisi olduğunu bilmiyorum.

Gece karanlık, yol taşlık ben ise sarhoşum

Kadeh elimden düştü ve kırılmadı

Onu koruyan iyi korumuş

Yoksa yüzlerce kadeh düşmeden kırılmıştır.

(7)

Ey sevgili benim göz çanağım senin evindir İki gözümün arası ayak basacağın yerdir Ayağını yanlış atıp da, diken gibi olan Kirpiklerimin ayağına batmasından korkuyorum.

(8)

Benim derdim de, dermanımda dostadır Kavuşmam da, hicranım da dostadır Kasap, eğer derimi vücudumdan ayırırsa Hiçbir zaman canım dosttan ayrılmaz

(9)

Sen yanımda olmadığın zaman gönlüm de yanımda değil Başkasının aşkının da başımda yeri yok Dilberin canına yemin ederim ki her iki dünyada Yârimden başka dileğim yoktur.

(10)

Dağlar mutludur dağlar mutludur

Böyle laleleri eken de mutlu olsun

Birçokları varmış, birçokları vardır, birçokları ise gelecek

Fakat dağ aynı, çöl aynı ve ova aynı kalacak.

(11)

Çöle, ovaya ve her yere bahar geldi Gençlik de bir bahar gibi idi geçti Güzeller gezmeye çıktıkları zaman,

Gençlerin mezarında lale biter.

Gönlü yaralı bu yârinden hiç sormuyorsun ki Kimlerle baharını geçirmişsin Bu müddet içinde beni yâd etmedin Bilmiyorum kimlerle haşir-neşir olmuşsun

(13)

Cesur bir erkek olduğumu gönlüm bilmiyordu,

Ecel kükremiş arslan gibi bana da gelecektir Benden kükremiş asrlan sakınırdı.

Vücudum ölüm ile savaşmak bilemedi.

(14)

İnleyen bir çiftçi bu ovada

Kan ağlar gözle, lale ekiyordu

Bir taraftan ekiyor bir taraftan yazık diyordu

Bunları ekmeli sonra da ovada bırakıp gitmek lazım diyordu.

(15)

Benim dünyada korkunç nefsimin sebebi Vücudumla karıncaların dünyada beslenmesi sebebindendir Köleliğin şartının ne olduğunu bilmiyordum Benim her zerrem cihandadır.

(16)

Sevgi satın alan bir gönlüm vardır Ki ondan sevgi piyasası revaçtadır,

Gönül Vücuduna öyle bir elbise ördüm ki,

Boyuna iplikleri dertten, enine iplikleri ise sevgidendir.

(17)

Kader daima kulağıma söylüyor ki Senin bu gönlünün derdi çaresizdir.

Mücevher olsan da isteklin yoktur İşte bu senin canın revaçta değildir.

(18)

Göz ile gönül elinden feryat ediyorum Çünkü göz neyi gördüyse gönül onu hatırlar Ucu çelikten bir hançer yapayım Onu göze sokacağım ki gönül azat olsun

(19)

Ne mutlu onlara ki can ile vücudu ayrıt etmezler Candan cananı, canandan canı ayırt etmezler.

Onun derdine alışırlar, aylarca yıllarca Fakat kendi dertlerine bir çare bulamazlar.

(20)

Âşık olan herkes canından korkmaz Âşık, kütük ve zindandan korkmaz Âşığın gönlü aç bir kutrun heyheyinden Korkmadığı gibi hiçbir şeyden korkmaz.

(21)

Ne mutlu onlara ki her akşam seni görürler Seninle konuşur ve seninle otururlar Eğer seni gelip görmek mümkün olmazsa Gider seni görenleri görürüm.

(22)

Ne mutlu onlara ki her akşam seni görürler Onlar her zaman sevinçli bir gönülle otururlar Acaba bu aşk ve sevişme âdetimi ki,

Küstahça gelirler seni görürler.

(23)

Ne mutlu onlara ki başla ayağı ayrıt edemezler

Alev içinde kuru ile yaşı ayrıt edemezler

İster kilise veya Kâbe, isterse puthane veya meyhane olsun

Sevgilinin olmadığı bir sarayı düşünmezler.

(24)

Ey lale ekicileri, artık lale ekmeyin Ey bahçıvanlar artık iki elinizi gülden çekiniz Eğer çiçeklerin vefası benim gördüğümse Çiçeğin kökünü kazıyın yerine diken ekin.

(25)

Ayağına taş dokuyacak bir iş yapma Ve böyle büyük bir dünya sana dar gelsin Yarın (kıyamet günü) yazı isteyenler senden yazı isteseler Sen yazını okumaya utanacaksın(amel defterini)

(26)

Senin aşkının gamı beni çöllere düşürdü Bahtın hevesi beni kolsuz kanatsız bıraktı Bana sabırlı ol, sabırlı dedin.

Sabır görünmemiş toprak döktü başıma

(27)

Feleğin boynu kırılsın inşallah Ki, dünyanın bütün çocuklarını götürdü Kimse demiyor filan yaşıyor Herkes diyor ki, falan oğlu falan öldü.

(28)

Yine akşam oldu ki benim canımı yaksın

Yakamdan eteğime kadar yaksın

Bir yeşil rengin uğruna

Daima imanımın yanmasından korkuyorum.

(29)

Ne mutlu onlara ki sevdanı taşıyorlar Ne zaman ayaklarına kafalarını eğiyorlar İçimde öylelerini arzu ediyorum ki İçlerinde seni özlüyorlar

(30)

Ne mutlu onlara ki A’yı B’den ayrıt edemezler Ne bir harf yazar ne bir harf okurlar Ne onun gibi çöle doğru yöneldikleri zaman Bu dağlarda ceylan otlatırlar

(31)

Benim yârimin yâr olmaya niyeti yoktur Benim derdimin hafifleyeceği yoktur Bana diyorlar ki sevgilin uykudadır Öyle bir uykuda ki onun uyanması yoktur

(32)

Geceleri çiçek yanında uyuttu ve Çiçeğin kopardı, uykumu ziyan etti.

Bahçıvan çiçeği sevdiğimi görünce Binlerce dikeni çiçeğime bekçi yaptı

(33)

Şaşkınım zira kâfir şaşkın ölür Öyle şaşkınım ki kâfir dahi bana acır.

Bin can ve kalp veren bu Tanrı Muma ve pervaneye kol kanat verir.

(34)

Gönlüm senin visalin olmadan sevinmesin Dertten başka bir serbestlik görmesin.

Harap olan bu gönül, senin kademin olmadan Dilerim ki hiçbir zaman onarılmasın.

(35)

Benim hayatımda yaşama düzeni yaratılmamış Perişan yaratılmışım.

Perişan olanlar toprağa girdiler Beni onların toprağından yaratmışlar.

(36)

Felek nihayet beni güçsüz ve zarif yaptı Beni nihayet çiçek yüzlümden ayırdı Tavla ortasına oturttu beni Sonra bir şeşü beş ile kolumu bağladı

(37)

Benim dağdaki lalelerim sensin sevgili

Benim su kenarındaki menekşelerim sensin sevgili

Dağdaki laleler bir haftalıktır

Bütün ömrümün ümidi sensin ey yâr.

(38)

Ben öyle bir gönül eriyim ki, adım kalenderdir Ne yurdum var, ne yuvam var, ne de sabit yerim. Gündüz olunca mahallenin etrafını dolaşırım Gece olunca başımı kerpiçlere koyarım

(39)

Karanlık gecede, gönülde senin hayalin çizilir Karanlık gecede, senin hatların hayali çizilir Gözün etrafını kirpik çiti ile öyle çevirdim ki, Karanlık gecede senin yüzünü görebileyim

(40)

Ey Müslümanlar üç dert birden geldi.

Gurbet, esirlik ve yârin derdi.

Gurbet ve esirlik kolay giderilir Yârin derdi zordur iş ne olacak belli değil

(41)

Bir şahin kuşu idim avlanmaya gittim.

Kara bir el kanadımı okla vurdu Çeşme kenarında, gafil otlama Gafil otlayan, gafil okla yaralanır

(42)

Benim gönlüm sen olmadan rahat edemiyor Ve bana eziyet etmekten başka bir işi yoktur Yaramaz bir çocuk gibi iki eli tepesinde Gece gündüzün geçmesi onu bu işten alıkoymuyor

(43)

Dikenin eteğinde bir lale gördüm

Dedim ki ey lale, ne zaman seni koparmalıyım?

Dedi ki ey bahçıvan mazeretli bil Dostluk ağacı geç meyve verir.

(44)

Ey yâr, biraz gel de halimi gör Canım sıkkın, gel de geceni benimle geçir Ey benim çiçeğim sen başına çiçek takasın Ben ise çiçek yerine elimi başıma vururum.

(45)

Gönlüm hastadır ve gönlüm hastadır ve gönlüm hastadır Hekim getirin derdime çare bulun Hekim beni böyle hasta görünce Çaresiz, derdime deva olacaktır.

(46)

Sen bal dudaklı ve yasemin vücutlusun

Ben ise alevli vücutlu ve yaşlı gözlüyüm

Acaba, ateşte gümüşün ve suda şekerin eridiği gibi

Sen de benim kucağımda eriyeceğinden korktuğun için mi gelmiyorsun

(47)

Onun gülü, sümbülün gölgesinde bile parlar.

Onun fidan boyu yeni meyve veren bir hurma ağacı gibidir.

O kırmızı çiçek yüzlünün aşkı yüzünden Bülbül gibinle ve ağla.

(48)

Ben ki gece gündüz çöllerdeyim

Gece gündüz gözlerimden damlalar yağdırıyorum

Ne ateşim var, ne de bir yerim ağrıyor

Sade gece gündüz, inlediğimi biliyorum

(49)

Sen ki biliyorsun, bana çareyi öğret Ki bu karanlık geceleri kiminle sabah edeyim Bazen ne zaman sabah olacak diyorum Bazen de hiç sabah olmayacak diyorum

(50)

Ey bülbül gel de bu dertten inleyelim

Gel de sabah benden öğren

Sen beş günlük bir çiçek için inliyorsun

Ben ise sevgilim için gece gündüz ağlıyorum.

(51)

Ey tanrım gönlümün feryadına yetiş Kimsesizin kimsesi sensin, ben ise kimsesiz kaldım. Herkes diyor ki; Tâhir’in kimsesi yoktur Allah benim yardımcımdır başkasına ne hacet.

(52)

Benim derdimi ve kaderimi Attar’a sor.

Gecenin uzunluğunu hastaya sor

Bütün yarattıklarının hepsi halimim soruyolar

Sen k, canımsın, ruhumsun bir kez olsun sor.

(53)

Gece karanlıktır kurtlar koyuna saldırıyorlar İki zülfünü hamail eyle ileri yürü Dudağının köşesinden bana bir öpücük ver Der ki, Allah yolunda dervişe verdim.

(54)

Kendi elimle yetiştirdim bir çiçeği Gözyaşı ile çiçeğe su verdim Allah indinde yakışır mı ki Çiçek benim olsun diğeri suyunu alsın

(55)

Ey gönül biçareyim biçareyim biçare Elimden namus şisesi taşa düştü Herkes diyor ki, arın yok utancın yok Âşık olanda ar ve utanç ne arar.

(56)

Çaresiz ve deli bir gönlüm var Şöhretimin veya utancımın olduğunu biliyorum Bu delilikten o zaman kurtulurum ki Yârimin eteğini elime almış olayım

(57)

Ne mutlu o güne ki, mezar beni koynuna alır Başımın üstünde kerpiç, taş ve çöp dökerler İki ayağım kıblede, canım çöllerde Vücudum yılan ve böceklerle savaş eder

(58)

Vay o günden ki, dar mezara sokarlar beni Ve başıma toprak, taş ve çöp dökerler Yılanlardan kaçmak için ayağım olmaz Böcekler ile savaşmak için elim olmaz.

(59)

Ey gönül senin elinden lacivert elbise giyerim Lale gibi derdinin alâmetinin yüreğime basarım Sabah anı gibi sevgiden söz ederim Bu andan, İsrafil’in sûru anına kadar.

(60)

Ey tanrım, bu gönülden bıktım

Bu gönül yüzünden gece gündüz eziyetteyim.

O kadar inledim ki, inlemekten kına geldim O’nu benden al ki bu gönülden bıkmışımdır.

(61)

Ey gönül, ey gönül neden üzgün duruyorsun Ey gönül, ey gönül neden hep düşünüyorsun Git bir köşede otur, Tanrı’ya şükret Ey gönül belki muradına eresin

(62)

Ey gönül sen aslan, yoksa kaplan mısın?

Ey gönül, ey gönül benimle hep savaşırsın

Elime geçersen kanını dökerim

Ta ki renk olduğunu öğreneyim, ey gönül ey gönül.

(63)

Gül topla ki güzeller gönlün lale toplayanıdır Onların lale toplaması senin için kâfidir ey gönül. Körüm sağırım benim hiç ilmim yok,

Sen ki biliyorsun gel lale topla gönül

(64)

Gideyim ki gönül yardım etsin Bu bahtıma inlesin inlesin ağlasın gönül Dolaşsan benim gibi yar bulamazsın Ki cânu gönülden yardım eder gönül

(65)

Ey gönül, tanrıdan habersizsin ne fayda,

Şeytanın nefsine boyun eğmişsin ne fayda Senin kıymetin meleklerden daha çoktur Sen kendi kıymetini bilmiyorsun ne fayda.

Senin zülfünün kokusuna meftunum ey gül.

Senin renginden ve yüzünden dilhûnum ey gül. Âşık olan ben senin aşkından kararsızım Sen Leylâ gibi ben ise Mecnunum ey gül.

(67)

Hâlâ be o tuğladan yapılmışım ki Kanatlandığım zaman bir anda dünyayı yakarım Ressam, eğer resmimi duvara çizerse O resmin etkisiyle dünyayı yakarım.

(68)

Tanrım, şu gönül elinden feryat ediyorum Çünkü bu gönül yüzünden bir an şâd olmadım. Yarın eğer adalet isteyenler adalet isteseler,

Bu gönülden yüz bin feryat söylerim.

(69)

Ey Allah kimlere gideyim, kimlere gideyim Benim ki ne ayağım var ne elim, kimlere gideyim Herkes kapıdan kovar sana gelirim Sen de şayet kapıdan kovarsan kimlere gideyim

(70)

Böyle dostsuz kimlere gideyim

Böyle yurtsuz ve yuvasız kimlere giderim.

Eğer herkes beni kovarsa sana gelirim Sen de kapıdan beni kovarsan kime giderim.

(71)

Ey Allah, söylesem de söylemesem de Sen ihtiyacımı biliyorsun ben ne diyeyim Okşayacaksan beni ihtiyacımı gider Eğer mahrum edersen ben ne yaparım.

(72)

Eğer gelirsen canına yemin ederim ki söylemem Ve eğer gelmezsen ayrılıktan yanarım Gel de derdini, kalbime koy,

Öleyim, yanayım veya onunla ünsiyet peyda eyleyeyim.

(73)

İki zülfün Rübâb’ımın telidir Bu harap halimden ne istiyorsun Sen ki başlangıçta yâr olmak istemiyorsun Neden her gece yarısı rüyama giriyorsun

(74)

Eğer bir dilberin yüzünü arzuluyorsam Menetme beni çünkü gönül elinde tutsağım Deveci, Allah için yavaş ol,

Çünkü ben bu kafileden uzak kalmışım.

(75)

Ben Kalubela’dan korkuyorum

Yağmurdan ve yapraktan daha çok günahım var

Eğer (la taknazu) celimden tutmazsa

Ben (ya veyleta) dan endişeliyim

(76)

Ters çarkın elinde feryat ediyorum Binlerce inlemem ve feryadım vardır.

Gönlümün sahibi çerçöple oturmuştur.

Nasıl gönlüm şâd etsin?

(77)

Üzüntülü, yurtsuz yuvasızım ben Nasibi dert olan sabırlı kimseyim.

Çöldeki başıboş dikenim ben ki,

Esen her rüzgârın önüne koşarım.

(78)

Ey bağrı yanıklar gelin biz inleyelim Korkusuz yârin elinden inleyelim Meftun bülbül ile gül bahçesine gidelim Eğer bülbül inlemiyorsa biz inleyelim

(79)

Çöle baktığımda çölü sen görüyorum Denize baktığımda denizi sen görüyorum Dağa, çöle ovaya nereye bakarsam Senin boyun posundan alâmet görüyorum.

(80)

Sırrımı kime söyleyeceğim bilemiyorum Beni yakan derdimi kime söyleyeyim bilmiyorum Neyi diyeyim, bakan herkes açıkça görür ve anlar Artık sırrımı kime söyleyeyim?

(81)

Ben ki bağrı yanıklardanım nasıl inlemeyeyim?

Ben ki mahsulü almayanlardanım nasıl inlemeyeyim? Gülle beraber oturan bülbül inliyor Güllerden uzak kalan ben nasıl inlemeyeyim?

(81)

Ey bağrı yanıklar gelinde bir araya gelelim Birbirimizle konuşalım ve derdimizi açalım.

Terazi getirelim ve dertlerimizi tartalım Daha dertli olan daha ağır gelir.

(83)

Gel de bir gece yuvamı aydınlat

Uzaklık ve hicran derdine bırakma beni

Senin iki kaşına yemin ederim ki

Senden uzak kaldığım sürece, gamla beraberim.

(84)

Ben kabına uygun gelen denizim Ben harfin başında gelen noktayım.

Her bin yılda bir elif boyu gelir

Ben o elif boyluyum ki bin de bir gelmişim

(85)

Ben ki dere gibiyim, dikene kanaat ederim.

Yemeğim diken ve yüküm yüz kilodur.

Bu az masrafla ve ağır yükle Hâlâ, Allah karşısında mahcubum.

(86)

Gideyim bu âlemin dışına çıkayım

Gideyim, Çin’den Maçi’den daha uzağa varayım.

Sevgiliye şöyle bir mesaj göndereyim ki,

Eğer uzaklık iyi ise ben daha uzağa gideyim.

(87)

Gel, senin yüzünü gördüğüm gün Senin için çiçek ve sümbül koparırım.

Gel de yanımda aylarca, yıllarca otur.

Ki seni, doyasıya göreyim ey sevgilim.

(88)

Senin aşkına yönelmedim

Senin visal müjdeni hâlâ işitmedim

Nihayet gönlüme sinin vefa tohumunu ektim

Fakat hüzün ve diken tohumlarından başka bir şey biçmedim.

(89)

Bilmiyorum, neden ben başıboşum?

Neden bazı inliyor, bazen ağlıyorum?

Bütün derdi olanların dermanı var,

Bilmiyorum ben neden dermansızım?

(90)

Gönlüm dertli ve hüzünlüdür, nasıl inlemesin? Vücudum yanıyor nasıl inlemeyim?

Bana niye ve niçin inliyorsun diyorlar,

Ölümüm yakındır nasıl inlemeyeyim?

(91)

Gamın, gamımdır ve gönlümü avutan gamdır.

Gamın hem munisimdir, hem de arkadaşımdır.

Gamın beni yalnız bırakmıyor ki ben yalnız oturayım Bravo gama, aferin gama

(91)

Sensiz gül bahçesi zindandır gözüme Gül bahçesi ateş bahçesidir gözüme.

Sensiz rahatlık ve bütün ömür,

Karışık bir rüyadır gözüme.

(93)

Ne mutlu o ana ki seni görüyorum Saçının amber kokulu kemendini göreyim Benim gönlüm hiçbir zaman şenlik görmez,

Senin yüzünü gördüğü andan başka

(94)

Gönlüm uzaktır ve halini bilmiyorum Haber göndermem için birine ihtiyaç var Ey tanrım ölümümü biraz geciktir de,

O yâri bir daha görebileyim

(95)

Sensiz yatak karayılan gibidir gözüme Sensiz günler karanlık gecedir gözüme.

Sensiz gül bahçesini gezmeye çıktığımda,

Gül bahçesi baştanbaşa diken olur gözüme.

(96)

Yüksek dağ başında o kadar otururum ki Lale bitsinde ben koparayım Eğer lale vefasızsa, vefasız,

Ben vefasız yâri nasıl seçerim?

(97)

Eğer gözümü dikersen, dikili isterim Eğer vücudumu yakarsan, yanık isterim Eğer çiçek koparmak için bahçeye götürürsen Senin rengin ve kokunda bir çiçek isterim

(98)

Ben ki solmuşum, nasıl inlemeyim?

Kolu kanadı kırılmışım nasıl inlemeyim?

Herkes der ki ey fidan biraz inleme,

Sen gelirsen hayalime nasıl inlemeyim?

(99)

Güzellerin cefasından yüreğim yaralıdır Yüreğimdeki dağlama laleninkinden daha büyüktür Yarın (kıyamet günü9 yazı okuyanlar yazı okusalar Utancımdan başım öne eğik olacaktır.

(100)

Bir ah ile yeşil kümbedi yakarım,

Feleği baştanbaşa yakarım.

Eğer işimi çözemezsem yanarım

Ne dersin çözecek misin? Yoksa yanayım mı?

(101)

Gel biraz inleyelim de yanalım

Çünkü her ikimizde kara günlüyüz

Bülbül bile benim gibi değildir

Ömrümden bir gün bile dertsiz, gamsız değildir.

(102)

Bütün âlem tozla doludur ne diyeyim

Benim gibi bütün gönüller dertle doludur, ne diyeyim?

Evlend’in eteğine bir sümbül ekilmiş

O da benim bahtımdan sarıdır ne diyeyim?

(103)

Elime kadeh alarak çiçekleri görmeye giderim Yeşillik ve su kenarına giderim Mutlulukla bir iki kadeh içerim Sarhoş olurum ve laleleri görmeye giderim.

(104)

Gönlüm dertli ve nâlandır, ne diyeyim?

Yüzüm tozlu ve topraklıdır, ne diyeyim?

Yetmiş, iki millet gezdim

Yüz mezhep diyenlere ne diyeyim?

(105)

Dünyada parmakla gösterilmekteyim Sevgiliden ve yurdumdan uzak olduğum için Hilesiz yere can kaybetti mi zannediyorum Başıma vurmaktan başka çârem yoktur.

(106)

O yaralı ve efkârlı gönülden Ağlayarak kabir taşının altına girdim Senin heyecanın yoktur derler Baştan ayağa heyecanım kötülüğüm yoktur.

(107)

Gece ay parçasının yüzüne hayranım Gündüz dert ve gamdan biçareyim Sen kendi yerinde sakinsin Ben ki, bütün dünyada avareyim.

(108)

Senin verdiğin hüznün derdi hâlâ gönlümdedir, Derdimden ve yakınlığımdan kimsenin haberi yoktur. Gül bahçesinden bağrı yanıklı bir bülbül yoktur Gündüz benim gibi yanan bir kâfir yoktur

(109)

Felek ne zaman ah ile figanımı duyar Her dönüşüyle canıma ateş düşürür.

Gam ve dertle bir ömür geçiririm Gökyüzü gönlümce olmaz.

(110)

Ey felek, yoksul olduğumu bilmezsin Ve ben çok kötü söyleme ki dertliyim Bir dönüşteki dönüyorsun görüyorsun Saçın teli gibi servetin samanını bağlarım.

(111)

Şimdi kimlerle olduğumu gördüğün gibi de Cefadan kemiğin yanmaktadır.

Kimi düşünüyorsun ey zalim.

Ki âhım oktur, inleyişim ise yaydır.

(112)

Ben kendi halimden habersizim Hazerde veta seyahatte miyim bilmiyorum Ey insafsız senin elinden figan ediyorum Sadece bunu biliyorum ki bir ömür derbederim.

(113)

Dostlar biz iki derdin pençesindeyiz.

Birisi çirkinlik diğeri ise yalnızlık Seni görmek bize nasip olmadı Yüzünü bir kerecik görmeden öldük

(114)

Gül bahçesi senin yerindir ey nâzeni yârim

Ben ise Külhanda ve kül içinde otururum

İster gül bahçesi olsun, İsterse külhan veya çöl olsun

Gözümü açtığım zaman senden başkasını görmüyorum.

(115)

Geceleri yıldızları teker teker sayarım Gece yarısı olunca sana kulak veririm Gece yarısından sonra gelmeyince İki gözümden gözyaşı dökerim.

(116)

Aşktan kalbimde bir ateş vardır O ateşin içinde gönül ve can yanığı vardır Ey dost köpeğin eğer ayağını gözüme basarsa Yolunun toprağını kirpiklerim ile süpürürüm.

(117)

Kalbimde binlerce toplanmış derdim vardır Göğsümde yanan bir ateşim vardır Yürekten çektiğim bir sabah âhı ile Binlerce iddiacıyı yakarım

(118)

Eğer bir daha lale ekersem kâfirim ben Eğer bir daha onu sularsam kâfirim ben Çünkü iki yüz gönül dağlamasını bana lale verdi

(119)

Bütün âlemin gamını bana yükledin Meğer ben sarhoş kervanın en kuvvetlisi miyim? Yular taktın boynuma, ehil olmayana verdin Her zaman yükümü bir daha arttırdım.

(120)

Ey sevgili sensiz zayıf ve güçsüzüm Ciğerim diken, gözüm ise yaşla dolu Seni saran bu ellerimi,

Şimdi ise sinek avlar gibi kafana vuruyorum.

(121)

Eğer binlerce dünya malım varsa Eğer binlerce ahiret malım varsa Gel sen ki, sana söyleye ( ey dilber)

Ki senin yüzünü görmeden onun faydası yok

(122)

Ne zaman kadar ciğerim dert dolu, gelip gideceğim Visalinden uzak ne zamana kadar gelip gideceğim Niye sokağıma gelmiyorsun diyorsun Ne zamana kadar bu sarı benizle gelip gideceğim?

(123)

Ne kadar sokağın başına gelip gideceğim Visalinden yoksun ne kadar gelip gideceğim Sokağın başına seni görmek için,

Ne kadar gelip gideceğim tanrıdan korkmuyor musun?

(124)

Bu gönülden feryat ki hiç muradıma uymuyor Bu gönülden feryat ki devamlı bana eziyet ediyor Bu gönülden feryatlar ki yabani kuşlar gibi Yem yemeden tuzaktayım her gün.

(125)

Gel ki iki gözden nehir yapalım Gel de Leylâ ile mecnun olalım Aziz Feridun elimden gitti Gel ki yeniden Feridun yapalım

(126)

Ben ki senden uzaktayım ateşle bağlıyım Yâhut putperestim, eğer gülersem Ey sevgili seninle yaptığım aşk antlaşmasından sonra Bir daha başkasıyla böyle bir antlaşma yapmam.

(127)

Sen kendin dedin ki ben gemiciyim Gözyaşlarında gemi sürerim Korkarım ki gemi batsın,

Ve ben bu engin denizde kalayım

(128)

Gel ey bağrı yanık biz inleyelim O rânâ gülün aşkından inleyelim Vefasız yârin elinden inleyelim.6

(129)

Başını ayağından ayırt etmeyen sarhoş benim Sevgiliden başka baş ve ayak tanımam.

Öyle bir gönül sahibidir ki,

Gönül ondan avunur.

Kevser sakisinden başkasını bilmiyorum

(130)

Gece inlerim gece yarısı inlerim Tedbirsiz yarın elinden inlerim Bazen yarı bazen kaplan gibi Bazen de aslan gibi zincirde inlerim.

(131)

Nihayet felek düzenimi bozdu Elbisemi lacivert boyalı küpe soktu Eğer beni öldürmek için elinde beratın varsa Kopar artık bu dünyadan kökümü.

(132)

Ben ki üzüm şarabından sarhoşum Neden nazenin yârinden uzak olayım?

Ben ki senin ateşinden ısınma görüyorum.

Neden cefa dumanından kör olayım?

(133)

İnşallah düşmanını yorgun görürsün Göğsünde sapına kadar saplanmış hançer görürüm Akşam halini sormaya gelirim Sabah ise mezarını kapanmış görürüm.

(134)

Eğer sarhoşların sarhoşuysak sendendir Eğer ayaksız ve kolsuzsak sendendir Hindû, kâfir veya Müslüman’sak Ne milletten olursak olalım yine sendeniz.

(135)

Ey gönül nasılsın, ey gönül nasılsın, ey gönül nasıl? Hep kansın, hep kansın, hep kan...

Gümüş yüzlü bir Leylâ uğruna

Mecnun gibisin, Mecnun gibisin, Mecnun gibisin

(136)

Ne mutlu onlara ki ne serveti var ne de samanları Otururlar her iki ayağı eteğe dolarlar Gece gündüz sabırlı olurlar Devamlı sevgililerinin yüzünü hatırlarlar.

(137)

Dünyada kimse benim gibi olmasın Benim ayinimi kimse dinine ve ayinine sokmasın Her kimse ki benim düzenime inanmıyor Benim durumuma düşsün benim durumuma düşsün.

(138)

Gel ey gönül gel ey pişman sevgili Bir iş yapma ki sonra pişman olasın Bir iki gün mahrum yaşarız

Eteğimize çiçek koparıp dolduracağımız gün gelir.

(139)

Gönlüm senin elinden inliyor, inliyor Kalbimin içinde kan toplanmıştır Bana binden fazla söz verdin Senin bütün sözlerin tuzak tuzak

(140)

Sensiz arzu doluyum gel de gör Çanağımda zehir var gel de gör Şarabım kandır, sâki ağla, inle mutrip Arkadaş yalnız bu üç arkadaşım var gel de gör.

(141)

Gel ey canı, dert dolu gönlümü gör Kırmızı gözyaşımı sarı benzimi gör Baliğ olmamamın gamı ile sabırlılığın derdini Gel de benim gam dolu kalbimi de gör

(142)

Eğer feleğin çarkı elime geçerse Ona sorarım bu niye böyledir o neden öyledir Birisine yüz çeşit nimet vermişsin Ötekine ise kana bulanmış bir arpa ekmeği

(143)

Yaka seninle beraber titriyor Mahşer sahasında kefen boyumda Onlar ve bunlar senin halini soruyorlar

(144)

Elvend eteğine bir çiçek ektim Sabahlar ve akşamlar gözyaşı ile suladım Kokusu bana geleceği sıra gelince Onu rüzgâr diyar diyar götürüyor.

(145)

Kendini düşünmekten vazgeç Ve bizim tarafımıza temâyül et.

Bende olan bu takat kimde var Hatta bu takat dahi yok

(146)

Gel de cömertlerin minnettarı olalım Ve alçakların sofrasından el çekelim Cömertlerin eli cömertlilik sofrasındadır Ki onun sofrasıdır cömertlerin nazarı vardır.

(147)

Yine eteğini elimden çektin Bu huyundan arpa kadar pişman değilsin Nihayet gidip öyle bir eteği tutacağım ki Ondan benim işim düzene varsın

(148)

Sıkıntılıyım sabretmesini bilmiyorum Sıkıntıdan ölmeğe razıyım Senin yüzünden çektiğimden ben peçedeyim Arzu halimi kime söyleyeceğim bilmiyorum

(149)

Yurtsuz yuvasız kalan benim, ben Düzeni altüst olan benim ben Geceleri inleyiş ile sabah eden Gündüzü gece gibi olan benim ben.

(150)

Pişmanım, pişmanım, pişman Bir kervan gibi gidiyoruz Bu eski dünya kimselere kalmamış Her bir yolda bir omuzluk yük taşıyoruz.

(151)

Ben beyaz ve göğsü bileği taşı olan şahinim Gezdiğim yerler zirvesi olmayan dağlardır Herkes kılıcı bileği taşı ile biler Ben o kılıcı ki Allah beni bileği taşı yaptı

(152)

Eğer Yusuf gibi beni zindana götürseler Veya eğer zavallılar gibi gamdan inlesem Eğer yüz bahçıvan düşmanlık ederse Her zaman güler yüzlü senin gül bahçene gelirim

(153)

Gamın inleme sesini, onu toplayan bilir Halis kalbin ayarını fidan bilir Gelin ey bağrı yanıklar beraberce inleyelim Çünkü bağrı yanığın kıymetini bağrı yanık bilir.

(154)

İyileşmeyen bir kalbim vardır Nasihat ederim ona fayda etmez Rüzgâra veririm rüzgâr götürmez Ateşe koyarım dumanı olmaz

(155)

O kâkülden gelen meltem Bana sümbül kokusundan daha hoştur Gece hayalini kucakladığım zaman Sabah yatağımdan gül kokusu gelir

(156)

Yuvası olmayan bir başım var Sonu olamayan bir gamım var Eğer inanmıyorsan bana doğru gel Dermanı olamayan bu derdi gör

(157)

Bir an mutlu olamayan bir kalbim var

Hiç azalmayan bir gamım var

Benim dünya güzellerinden bir alın yazım var

Vefasız yârim dost olmuyor.

(158)

Senin aşkının gamı ne zaman biter?

Devlet kuşu her duvara her dama oturur mu?

Aşkından büyükler yararlanırlar Çünkü güneş ilk önce dağlara doğar

(159)

Allah’ yemin olsun ki cananım sensin, cananım sensin sen Arap sultanına yemin olsun ki canım sensin sen Ne olduğunu nasıl olduğunu bilmiyorum Sadece bunu biliyorum ki dermanım sensin sen

(160)

Baharım hazansızdır ey çiçeğim Hangi gam benim kökümü koparmış?

Bir an yanıma gel ey bağrı yanık Sensin bugün gönlümü tazeleyen

(161)

Benim bu gönlüm hiç işime yaramıyor Sulu kandan başka bana bir faydası yok Çiçek mevsiminde sevda peşinde Gönlüm ne kadar korkusuzdur burada

(162)

Şu kalbin dertle dolu olmadığı gece yoktur Çünkü dilber bir an bile dost değildir Allah’ın bin rahmeti olsun ki gam Bir an kalbimden uzak kalmıyor

(163)

Vay o gün ki Allah hâkimimiz olur Sırat köprüsü başında maceramız olur Sıra ile yaşlılar ve gençler geçer Vay o ana ki sıra bize gelir

(164)

Gel gel ki cananım sensin sen

Gel gel ki sultanım sensin sen

Sen kendin biliyorsun ki, senden başak bildiğim yok

Gel gel ki imanım sensin sen

(165)

Senin karanlık geceni karanlık karanlık göreyim

Onun her zulmeti burç ve kaleyi kararttı

Ey tanrı kalbime aydınlık ver ki

Sekiz ve dördün (sevgilini) yüzünü göreyim

(166)

Gönlüm senin derdinden daima gamdadır Yastığım kerpiç yatağım ise yerdir Suçum budur ki seni seviyorum Seni seven herkesin hali böyle değil mi?

(167)

Benim gibi bir bağrı yanık pervane yoktur Dünyada benim gibi bir divane yoktur Bütün yılanların ve karıncaların yuvası vardır, Divane olan benim viranem yoktur

(168)

Birden fazla gönlü yağma etmişsin Senin gibi binden fazla ciğeri kanlı etmişsin Binden fazladır ve ondan daha fazla say Daha sayma çünkü saydığından daha fazladır

(169)

Gönlümün güzellerin aşkından şaşkın ve sitemlidir

Gözümü sıktığım zaman sulu kanakar

Aşığın kalbi yaş oduna benzer

Bir taraftan yanar bir taraftan ise kanlı su döker

(170)

Birbirine bağlı saçlarını daima dağıtma Mahmur gözlerini uyku dolu yapma

Aşkını benden kesmek istiyorsan zman götürü veya keser acele etme

(171)

Bu ne biçim manastırdır ki mekeni ateştir

Bu nasıl çöldür ki toprağı kan içer

Yoksa zavallı gönüllülerin yurdu yuvası mıdır?

Yoksa nazenin aşkının çölü müdür?

(172)

Ey benim sevgilim benim işim senindir

Yoksa dünyada yâr çoktur

Benim gibi yanık birisini nerede düşünürsün

Senin gül bahçende benim gibi binlerce bülbül vardır

(173)

Sensiz gönlüm biraz mutlu kalmaz Eğer senin yüzünü görürsem gam kalmaz Eğer gönlümün derdini paylaşırlarsa Dünyada dertsiz gönül kalmaz.

(174)

Bu memlekette benim için beslenme yoktur Geceleri yerim, gündüzleri ise yemeğim yoktur İçinde beyin olmayan bir kafam var Kafasına aldırmayan bir vücudum var

(175)

Benim gönül acım sana alışmıştır Ey vefasız sen gönül acısı nedir bilmezsin Gel de ben bu yanık gönlü sana vereyim Gönül senin sen gönlün ne yaparsanız yapın

(176)

Sabahları gözyaşım aktığı zaman Âhımdan yedi gök yalvarır yakarır Gözümden öyle kanlı gözyaşı dökerim ki Bütün dünyayı sel alır götürür

(177)

Aşığın gönlü bir yağma ile yetinir Mahmur olan bir kadeh ile yetinir Senin gözünün niteliği ban yeter,

Kanaatkâr olan, bir tek badem ile yetinir.

(178)

Gariplik beni çok sıkıyor Felek boynuma bir zincir geçirmiş Ey felek, boynumdaki zinciri kaldır Çünkü gurbetin toprağı tutucudur.

(179)

Gönlüm senin bahçendeki çiçeği arzuluyor Bütün göğsüm senin dağlarınla doludur Gideyim laleliklere gönlümü şad edeyim Lalenin de senden bağlı olduğunu gördüm.

(180)

Dünyada ben, sensiz mutlu olamam Sensiz hiçbir zman kadeh elime almam.

Söğüt gibi gece gündüz titrerim Sensiz bir an sükûn bulmam.

(181)

Mest gözü olan herhangi bir dilberin Binlerce benim gibi gönlü kaptırmışı olur O ay yüzlünün âşıkları arasında,

Benim şiirim gibi çukurda tümseklikte var.

(181)

Sabahları bülbüllerin feryadı Çiçeklerin aydın yüzü içindir Benim âhımdan felek nihayet sakındı Bağrı yanıkların inleyişi etkilidir

(182)

Dünyada benim gibi bağrı yanık yoktur Benim gam ve dert yüküm kimsede yoktur Nasıl iki gözden akan seli durdurayım?

Ki bu kalbimin yarasını yakan sen değilsin

(183)

Gönlümün acısı hesapsızdır Allah bilir ki gönül kuşu kebaptır Ey cellât elini ve pazunu seveyim Beni öldürürsen vallahi sevaptır.

(185)

Benim gönlüm daima senin matemindedir Gönlümde daima senin derdin ve acın var Boynumun büküldüğünün sebebini ne soruyorsun Boynumun büküldüğü senin kuraklığındandır.

(186)

Gam yüzünden canım kargaşalıdır Kafam keskin kılıç yanında rehindir İradem kendi elimde değildir neden kıvramıyorum Benim kalbim bu sevdaya tahammül edemez

(187)

Ey istenilen yâr neresi sensizdir?

Ki ben oraya yol alayım

Her yer senin yerin ben kalben körüm

Yanlış dedim yanlış Estağfurullah

(188)

Kafam meydandaki top gibi dönmektedir Gönlüm ne zamandan ne de anlaşmadan dönmektedir Eğer dünya mert olmayanlara kalırsa Oturur yedi devrin dönmesini beklerim

(189)

Gönlümün derdi kimseye söylenmez Çünkü taş gökten yere atılmaz Bana yârini terk et derler Yârim öyle birisidir ki terk edilmez

(190)

Gönül eğer sevgini taşımazsa neye yarar?

Sevgini taşımayan gönlü istemem Senin elinden yakası yırtan her kimse Göğsü âşık bir âleme değer.

(191)

Gönlüm senden başka bir sevgili kabul etmez Bir cevherin yerini cevher almaz Benim gönlüm yandı senin vefan ise ateş Olsun yanmamışları ateş yakmaz.

(192)

Kafamda senin zülfünün sevdası vardır Gönlümde senin ay yüzünün sevgisi vardır Eğer gözüm yeni ay’a meyilli ise,

Senin kaşını görmek istemektedir.

(193)

Gemi gibi deniz kenarına oturmuş Ve bacağı kırık kuş gibi kalbim vardır Herkes diyor ki Tâhir, Târ çal Parçalanmış Târ nasıl ses çıkarabilir?

(194)

Kimin tarafında çırılçıplak edildiğimi bilmiyorum.

Kendim cellâdım benim kim gamsız bırakmış bilmiyorum. Ver hançeri de göğsümü yırtayım Bakayım, aşk vücudumda ne yapmış

(195)

İhtiyarladım ve gençliğim kalmadı.

Vücudumda artık güç kalmadı Bana git de lale topla derler.

Nasıl koparayın görüşüm kalmadı.

(196)

İki gözümü sen kanla dolu yaparsın Kafamda aklı şapkasını çıkartırsın Eğer Leylâ, Mecnun’un halini sorarsa Onun dikkatini çöle doğru çevirirsin

(197)

Senin aşkın canımdan ateş çıkartır.

Vücudumdan bir avuç kül çıkarır Gönlümdeki senin sevgi dalını keserlerse,

Her taraftan binlerce dal yeşerir.

(198)

Gam ağacı canımda kök salmıştır Allah’ın dergâhında daima inlerim Azizler birbirinizin kıymetini bilin Ecel taşa ve insan cama benzer

(199)

Bela senin boyundan bir işarettir Delilik senin sevdanın bir parçasıdır Öyle zannediyorum ki seni yaratan Gizlice seni seyretmektedir

(200)

Eğer beni kovarsan yaralı giderim sen bilirsin Eğer nihayet beni yakarsan sen bilirsin Eğer Evlend ile Meymend’i başıma koyarsan Allah bilir demen sen bilirsin

(201)

Bizi yarattığın günden bu yana Günahtan başak bir şey görmedim Ey Allah sekiz ve dördünün hatırı için Benden vazgeç deve gördüm izin görmedim.

(202)

Hatıra tarlamda gamdan başka bir şey bilmez Bahçemde matem çiçeğinden başka bir şey bilmez Benim faydasız gönlüm çölümde Ümitsizlik bitkisi bile bitmez.

(203)

Ben gözyaşı ateşten olan mumum

Bağrı yanık olan herkesin gözyaşı böyle olur.

Her gece yanarım her gün ağlarım.

Senin yüzünden gecem öyle, gündüzüm böyledir.

(204)

Bahar gelince her dalda bir çiçek olur Her bahçede binlerce bülbül olur Her yere ayak basamıyorum

Benden daha bağrı yanık birisinin orada olmasından korkarım.

(205)

Ey taş yürekli yüreğin bizim için yanmıyor Hara taşı yanmıyorsa acep değil Yüreğini yakıncaya kadar yanarım Ateş içinde yaş odun yalnız başına yanmaz.

(206)

Sensiz kirpiklerimden gözyaşı nemli akar Sensiz hayat nahlım meyvesiz olur Sensiz tenha bir köşede gece gündüz,

O kadar otururum ki ömrüm sona ersin.

(207)

Ne mutlu onlara ki Allah yardımcılarıdır Ve hamd ile işleridir Ne mutlu onlar ki daima namazdalar Edebî cennet çarşılarıdır

(208)

Dağdaki laleler bir haftalıktır Su kenarındaki menekşeler bir haftalıktır Şehirden şehre sesleniyorum ki,

Çiçek yüzlülerin vefası bir haftalıktır.

(209)

Gönül beladır, ey Tanrı gönül beladır.

Günahı gözler işledi gönül müptelâ oldu

Eğer gözler gözleyicilik yapmasaydı

Gönlüm güzellerin nerede olduğunu nerden bilirdi?

Eğer peşinden zavallı bizi çekersen kimden korkarsın? Eğer küçümseyerek kovarsam kimden korkarsın Ben bu yarım gönülle kimseden korkmam,

İki âlemin yüreğine sahipsin kimden korkarsın?

(211)

Hurma ağacının dalını dışarıya çıktığı her bağda Devamlı bahçıvanın ciğeri kanlı olur Kökünden kazılması gerekir Meyvesi hep mücevher olsa dahi

(212)

Âşık odur ki daima belada olsun Eyyüp gibi kurtlara müptela olsun Hasan gibi zehir kâsesini içsin Hüseyin gibi Kerbela şehidi olsun

(213)

Ey gönül yolun diken ve çerçöple doludur Yolun dünya ve feleğin başındadır Elinden gelirse derini etinden ayır Belki yükün birazcık hafifler

(214)

Gece karanlı ve çöl diken doludur Bütün çöl diken ve çerçöple doludur Bu yolda ışık yoktur Ne mutlu yükü az olana

(215)

Daima yüze dökülmüş zülfe sahipsin Birbirine karışmış gül ile sümbüle sahipsin Saçının o tellerini dağınık yaptığında Her telde bir yürek asılıdır.

(216)

Sen ki, boylu poslu ve dilbersin

Sen ki, sürme sürmede, sürmeli gözlüsün.

Sen ki sırtında iki siyah saçın var.

Bana neden avaresin mi dersin?

(217)

Derdim bir tane olsaydı, ne olurdu?

Gamım biraz olsaydı ne olurdu?

Başucumda sevgili veya hekim,

Bu ikisinden biri olsaydı ne olurdu

(218)

İki gözün şarap dolu kadeh olsun İki zülfün Rey mülküne haraç olsun Hep bugün yarın vaadinde bulunursun Bilmiyorum senin yarının ne zaman olacaktır?

(219)

Gönlün hoş sesli bülbüldür ki Gamdan her sabah inler Sabah çiçek dalında bülbül şöyle diyordu Ki ey çiçek vefasızsın vefasız

(220)

Senin zülfünün teli neden lale gibidir?

Neden nergis gibi devamlı naz ediyorsun?

Bir gün aşkıma baş eğmediğin zaman

Ki başında ne kadar uzun senelerin nazı var (derim)

(221)

Ben ne alışveriş fikrindeyim ne de kâr Yüreğinde ne iyilik var ne de varlık düşüncesi var Çeşme başı ve su kenarı istemem Çünkü her gözüm binlerce akan nehir gibidir

(222)

Ey sevgili can ve gönül şendendir Bütün gizli olan olmayanlarım şendedir Bilmiyorum bu derdi kim verdi bana Yalnız biliyorum ki dermanım şendedir

(223)

Dünya acıları bizim câna nasip oldu Bizim derdimize rahatlık iksir oldu Herkes nihayet derdinin ilacını bulur Yalnız bizim gönüldür ki dermanı beladır

(224)

Daima yüreğim ateş dolu yaştır

Zevk ve sefamın temeli ciğer kanıdır

Sen ki başkası tarafından yüreğin yakılmamış

Bağrı yanıklardan neden haberin olur?

(225)

Mutluyum vatanım dağ zirvesindedir Dünyayı seyrederim her taraf çimendir Ne evim var, ne yurdum ne de yuvam Ölünce kolum kanadım kefenim olur

(226)

Vefasız dünya bize zindandır Eteğimizin kıymeti gam dikenidir Eyyüp’ün sabrı ile Yakup’un çileleri Sanki hepsi bizim canın kısmetidir

(227)

Bütün vücudumdaki bağlar ney gibidir Daima uzaklık derdin peşindedir Kıyamete kadar yanıp yanacağım Kıyametin ne zaman olacağını Allah bilir

(228)

Meleğe kavuşmaya başlamak ne kadar güzel olur Senin visalin benim gönlümü avutur Ey çevik tatlı güzel senin hicranından Her zaman hasret eli tepemdedir

(229)

Ne mutlu gamdan hisse almış yüreğe Vay olsun, gamdan habersiz olan yüreğe Sevgi piyasasında o insanın geçer parası Vardır içi daha yanık olsun

(230)

Gecem gündüzüm, gündüzüm gecemden daha beterdir Karışık bahtım altüsttür Hicranımdan gece gündüz yaptığım inlemeler Zavallıların âhı gibi etkisizdir.

(231)

Güneş gibi yüzün alevli olsun Canıma giren aşk okun daha sıkı olsun Yüzündeki benin neden siyah olduğunu biliyor musun? Çünkü güneşe yakın olan daha çok yanar

(232)

Âhımdan yedi çark alev doludur Eğer ses çıkarırsam ciğer kanıdır Senin ki gam daha yüreğini yakmamış,

Bağrı yanıkların halinden ne anlarsın?

(233)

Binlerce lale vardır dünyada derler Eğer hepsini getirip bana verseler gönle ağır gelir Rengi hoş, kokusu hoş olan kendi lalem Bütün lalelerden daha üstündür.

(234)

Gecem, Yelde gecesinden daha karadır Yüreğimin derdi başka dertlerden daha betedir Bütün dertler en son ilaç bulurlar Bizim kendi derdimizin dermanı esersizdir.

(235)

O sevgilinin kapıdan girdiği gece Geçmiş ömrüm o gece başa gelir Her gece sabahlara kadar benim gözüm Sen gelinceye kadar yola bakar.

(236)

Güzellerin ölümünden sonra çiçek bitmez Bitse bile ne rengi olur ne de senin gibi kokusu Kendi kendine bitenden masul alınmaz Ancak haysiyetsizlik ve kötü nam elde edilir

(237)

Benim gibi hiçbir altın kaba girmemiş Benim gibi yüreği dört dolu yoktur Mumdan başka başucumda dostum yoktur Çünkü bağrı yanığın dostu bağrı yanıkıtır.

(238)

Sen gelinceye kadar yolunun başında otururum Sevinç kapısını yüzüme açarsın Bir gün gelir benim vaziyetime düşersin Vefasızlığın ne kadar zor olduğunu görürsün

(239)

Izdırap vermek feleğin çarkının işidir Ki daima benim gözüm tuzla doludur Zaman zaman ahımın dumanı göklere yükselir Daima benim gözyaşlarım semen olur

(240)

Daima yüreğim ateş dolu, gözüm yaştır Zevk ve sefa ciğer kanı ile doludur Ölümden sonra kokunu alarak tekrar hayat bulurum Eğer mezarımın başına yolun düşerse

(241)

Ey felek, niye bana eziyet etmek istiyorsun Eğer çiçeğim değilsen neden dikenimsin?

Sen ki sırtımdan bir yük almıyorsun Bu yük içine niye bir şey katıyorsun?

(242)

Gönül senin gamının denizinde yüzmektedir Benim için hicranımın alameti ciğerimdedir Gözümdeki kanlı gözyaşı damlarlı Sanki göz bahçesinin laleleridir

(243)

Cam gibi ince yüreğim vardır Öyle ki âh çekilince endişe duyarım Gözyaşım klanlı ise ayıp değil Ben, kökü kandan olan ağacım

(244)

İsfahan İsfahan nasıl yerdir ki?

Seçtiğim sevgililer vefasız çıktı

Gideyim durmadan Şiraz’a süreyim

Ki her konakladığım yerde yüz tanıdığım vardır

(245)

Bilmezlikten bir çıkmaz yola girdim Kuyuya düştüğümü bilmedim Gönlü eve kadar arkadaş olacak sandım Bilmedim ki yarı yol arkadaşıdır.

(246)

Daima yüreğim ciğer kanı ile doludur Daima yüreğim ıslaktır Yoluna otururum gece gündüz Belki bir gün yolun bana düşer

(247)

Bahtı ters dönmüş kara bahtıyım Günü kara olan kara günlüyüm Muhabbet köyünün mihnet çekeni oldum Ey sevgili senin elinden gönül kana gark oldu

(248)

Gece sensiz başım yastığa gelince Kemiğimden ney gibi inleyiş duyulur Hicran gecesi gözümden gözyaşı yerine Kirpiklerden ateş alevi çıkar

(249)

Bundan başka bir isteğim yoktur ki Benim arkadaşım lale yüzlü olsun Eğer yüreğimin derdini dağlara söylese Artık dağlarda çiçek bilmesin

(250)

Aşksız yüreğin solması daha iyi Derdi olmayanın ölmesi daha iyi Aşk yolunda sabit olmayan vücudun Zerre zerre ateşte yanması da iyi

(251)

Ben bağrı yanığa lâyık görmüyorsun Senin âşıklarının divanını okusun Binlerce defa bile okursan yine az olur Çünkü sen, uçsuz bucaksız bir denizsin.

(252)

Bundan eminim ki boş geziyorsun Bu gezmenden dönmeyeceksin Benim yüzüme bütün yolları kapadın,

Böyle bir âdete sahip olan sen, nasıl erkeksin?

(253)

Mekânı olmayan bir yerde olan bağışlayıcı Bütün çiçek yüzlülere gönül şenliği verir.

Halkın gece gündüzünü koruyan sen Her hareket edene rızık verirsin.

(254)

“Niye kararsızsın?”diyorsun bana,

“Meğer bahar rüzgârının beslediğiymişsin”

“Neden dağda, ovada ve çölde geziyorsun?”(diyorsun)

Senin canına yemin olsun ki iradem elimde değil.

(255)

Zannetme ki bostan benim için daha iyidir.

Kafam meydanda top olursa, benim için daha iyidir.

Sensiz gül bahçesi külhan gibi kapkaranlık görünür gözüme, Zindan benim için daha iyidir.

(256)

Feleğin adaletsizliğinden dostlar aman Aman dilemek kıyamet gününde olur Eğer yakamı yırtarsam yerinde olur Ki vay gökyüzünün sinirlendiği (gün) bana.

(257)

Sen ki nuş değilsin bana, niye zehirli iğne oluyorsun?

Sen ki yârim değilsin, niye yanımdasın?

Sen ki yüreğimin yarasına merhem değilsin,

Neden yaralı yüreğime tuz ekiyorsun?

(258)

Ben, o Hemedan’lı beyaz şahinim.

Gizlice dağda yuvam vardır.

Kendi kanaatimle, dağdan dağa uçarım, Kendi pençem ile av yeri bekçiliği yaparım.

(259)

Boyum daima üzüntü yükünden eğiktir Benim gibi çile çeken dünyada azdır Ben hiçbir zaman üzüntüden azad olmadım Talihsiz yüreğim gam dağıdır.

(260)

Azizim, namertten mertlik gelmez Dertsizden inleme ve figan gelmez. Feridun’un oğlundan gerçeği duy Ki soğuk tandırdan alev çıkmaz.

(261)

Öyle bir ah çekerim ki felek haberdar olur. Deli olan gönlüm daha deli olur Bağrı yanıkların âhının yakıcılığından kork. Çünkü bağrı yanıkların âhı etkili olur.

(262)

İki kirpiğini de zehire bulamışsın O çenendeki çukurda cadudan Asılmış olan Harut’un gönlüne sahipsin.

(263)

Gözyaşı incilerim eteğime dökülürse daha iyidir. Yüreğimin kanı gözümden akarsa daha iyidir. Senin çevrinden kimseye bir şey söylemem, Çünkü cevir (hikâyesi) saklı kalırsa daha iyidir.

(264)

Dostluğun hatırı için kendimi unuturum Geceleri gözlerimden gözyaşları dökülür.

Kim ki, yüreğinin sırrını halka söyler,

Ya deliliktendir ya da şaşkınlıktan.

(265)

Senin yüceliğin nerede halimden haberdar olur? Yüreği kanlı olan bu insana nerde rahmet olur? Sen ki bir zahmet yüreği kanlı olmadın Nasıl yüreği kanlılardan haberdar olursun?

(266)

Gecem karanlık gündüzüm daha karanlıktır Karışık bahtım altüst olmuştur Sağlam kirpik oklarıyla yaralanmışım Ki her an tesiri yenileniyor

(267)

Beni o zalime götürecek yoktur O, selvi azada haber götürecek biri yoktur Bütün güzeller toplansalar bile Seni hatırımdan silecek biri yoktur.

(268)

Ey Tanrı benim yüreğim al benden,

Çünkü benim gibi hastadan bir fayda olmaz Bilmiyorum böyle sulu dudakların,

Bu kadar sulu olmasına rağmen neden susuzdur.

(269)

Eğer benimle, şefkatli olmayan şefkati olmuşsa, Neden gözlerimden kan dökülsün?

Eğer gönlümü çalan bana yâr ise Nenden, bedenimde ne vücut var ne de can?

(270)

Bağ ile bostanda laleler açmıştır.

Bütün asmalar jale gibi açmıştır

Eğer ben kervanı Horasan yoluna bıraksam

Bengal’e doğru yönelir.

(271)

Bir dilberin tuzağına gönül müptela olmuş ki Ayrılığı da beladır, visalin de beladır Bu viranede dilhûndan başka bir Yürek deme sanki Kerbelâ çölüdür.

(272)

Benim göğsümde gam yer etmiştir.

Baykuşun viranede yer ettiği gibi Ey felek benim bu yoksun yüreğimde Her ne kadar kesende bu gamdan varsa koy.

(273)

Ey felek benim gibi küçük düşmeni Allah’tan dilerim Yüreğin benim yüreğim gibi kanda boğulsun dilerim Eğer beni bir an üzüntüsüz görürsen Eminim ki gamdan kahrolursun

(274)

Her zaman beni Elvend dağının eteğine oturtursan Eteği her iki âlemden çekersin Elvend yolundan kanlı gözyaşı saçarım Ta sevgilinin ayağına saçılıncaya kadar

(275)

Dünya sofradır insanlar ise misafir Bugün lale olur yarın ise hazân olur.

Karanlık bir çukur kazarlar, adını da kabir koyarlar Bana derler ki budur senin evin.

(276)

Ben her akşam ve her sabah ağlarım Öyle ki her köşeden sular akar Zavallı ben, kavuşma bahçende Ne kadar lale ekersem, hep diken biter

(277)

Talihimden yüreğimden inleme çıkmıyor Benim yaş kirpiklerimden şebnem çıkmıyor Seni rüyamda göreceğim bir gece gelmedi Talihimden gözüme uyku girmiyor

(278)

Gözyaşı ile gözümün yaşlı olmadığı bir gece yoktur Ciğerimin kanlı olmadığı bir gece yoktur Gece ve gündüzüm inleme ve yakarış ile geçiyor Sen benim halimden habersiz rahat uyuyorsun

(279)

Sabahları bülbül çiçeğe geldiği zaman Gözümün yaşı çiçeğin eteğine gelir Gidip çiçeğin yanına fidan ekerim Öyle ki her bağrı yanık harekete gelir

280)

Dünya malının hepsi yanmalıdır Dünya malından göz çevirmelidir Bu gün yüreğinde olan dert ile gamı Mahşer günü için toplamalısın.

(281)

Dünyada hiç kimse kalmalı değildir Kimse dünyaya eteğini sermemiştir Azizim hep ‘’Lâtaknaku’’ okuyorsun ‘’Ya Mevlana ‘’ okumamalı mıdır?

(282)

Benim yüreğim gam ateşi ile yanmalıdır Canım aşk ateşiyle inlemelidir Bağı bağlamayan kefenler Şahlar ve dilenciler için aynıdır

(283)

Derdi olmayanın ölmesi daha iyidir Dert ile aşkı olmayan yüreğin solması daha iyidir Sabahları bülbül çiçek dalında şöyle diyor ki, Kimin aşkı yoksa ölse daha iyidir.

(284)

Gönül senin gamından altüsttür İki gözüm ciğer kanı ile doludur Aziz sevgilisi nazlı olan herkesin Yüreği üzüntülü canı alevli olur

(285)

Ne söylerim her ne söylersem sendendir Az ve çok söz seninledir Denize cevher çıkarmak için girdim Her gördüğüm cevherde sen vardın.

(286)

Senin karanlık geceni göreyim sonra rica edeyim Dünya ve hayat senin yaratılışından hayat buldu Gezen TahirAden hakikati dinle Bir kez yaratılan canlı dünyayı gez

(287)

Senin sümbülün Çin esansından daha siyahtır Binlerce yürek kakülüne bağlıdır.

İnleyişlerim yüreğine yol bulmuyor Sanki yüreğin Hara taşından daha serttir

(288)

Lalelerin devri bir haftalıktır..

Çünkü bahar mevsimi bir haftalıktır.

Aziz sevgilinin visalini ganimet bil.

Çünkü sevgililerin yüzün görmek haftalıktır.

(289)

Sana yakınlığı daha çok olanın yüreği Senin uzaklığından daha çok yaralıdır.

Eğer bir defa senin kirpiklerinin görürsem. Canıma, yüz binlerce neşter gibi olur.

(290)

Öleyim ki sen göz görmeyesin Ateş dolu ah alevini görmesin Aşk ateşinden öyle yanarım ki,

Benden kül rengi görmeyesin.

(291)

Yüreğim bülbül gibi güle hayrandır İçim ağaç gibi kökü çamurdadır Erguvana benzeyen kanlı yüküm var Nahl ağacının meyvesi gönlümün kanı gibidir.

(292)

Eğer soruyorsan halim haraptır.

Eğer soruyorsan ciğerim kebaptır Sen ki gidip yeni sevgili buldun.

Eğer soruyorsan kıyamet günü de hesap vardır

(293)

Ara sıra seni hayal ediyorum Eğer beni istemezsen felaket olur Sen ki beni kana bulamışsın,

Siyahın üstüne başka bir renk yoktur.

(294)

Ey benim yeni yetişmiş sevgilim,

Ey benim gözünden sürme akan sevgilim, Tahir’in nefesi göğsüne yetişmiştir Ölüm anında azizim nerdesin?

(295)

Senin yüzün güneşten daha parlaktır.

Aşk okun canıma daha çok girsin Senin siyah benim, benim yıldızımdır,

Ey sevgili benim yıldızım daha yanıktır.

(296)

Beni deli ve meftun eden sensin Beni avare ve rezil eden sensin Yüreğimin nerde olduğunu bilmiyorum Sadece bunu biliyorum ki onda sen varsın.

 

Önceki Yazı:Zendeka (Video) Dembudem - Cemal Söyleyen
Sonraki Yazı:Şükrü Erbaş’ı Öldürmesek de Olur! (Şiir Dolayımıyla Bir Zihniyetin Eleştirisi) – Mehmet İşten
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...