Milli ya da Genel İrade İllüzyonu ve Bu İllüzyonun İfşasına Dair – Numan Bey

"Birey kendi elinde olan yetkisi ve yetkinliğini – özellik, özgüllük ve kendi için olma, ne ise o olma – bir başkasına, kişiye, topluluğa devredemez. Devreder görünen şey aslında bir anlık bir yanılsamadır. Devletler ve siyasal gruplar işte bu yanılsama üzerinden varlık – devlete, soyut ve soysuz canavar der Nietzsche – oluşturur."

Milli İrade, Kamu İradesi, Seçmen İradesi gibi kavramları özelikle genel ve yerel seçim, referandum vb. gibi toplumsal hezayanların vuku bulduğu anlarda ve öncesinde sıklıkla duyuyoruz.

Özellikle irade kavramı sadece bir teke – kendi içinde dahi homojen olmayan bir insan teki – gönderme yapar. İrade kendi halinde karar alma, eylemde bulunma-bulunmama, yıkma ve yaratma yetisi demektir. Sözlük anlamı "istek, arzu, dilek, emir, sevk ve güç" anlamlarına gelir. İslam felsefesinde külli ve cüzi irade kavramları da homojen bir tekliği ifade eder. Cüzi iradeye sahip olan insanlar değil, tek tek insanların kendileridir. Külli irade de tek olana, Allah’a, gönderme yapar. Yani aslında İrade bir tek, bütünlük gösteren tek bir varlığa atfedilecek bir kavram. Homojenlik gösteren bir gövdesi vardır.

Topluluğa gönderme yapan siyasal bir irade fikriyatı bildiğim kadarıyla Rousseu’dan geliyor. O bunu Genel İrade adı altında ifade ediyor. Şöyle:

 “Yasa genel iradenin ifadesidir. Tüm vatandaşların kişisel olarak ya da temsilcileri yoluyla onun biçimlendirilmesine ve ona katkı sunmaya hakları vardır. Koruması ya da cezalandırması herkes için aynıdır. Onun nazarında eşit olan tüm vatandaşların tüm kamusal itibarı, pozisyonu ve istihdamı, kapasitelerine göre, yetenekleri ve meziyetleri ayrım gözetilmeksizin eşit kabul edilir.” [1]

Rousseou’nun ifade ettiği modern devletin vatandaşı yasa önünde, adı konmamış ve birileri – devlet – tarafından yapılmış ve vatandaşlarına haklarını veren Yasa ya da Anayasa’yı yani Devlet’in vatandaşlarıyla sözleşmesini ifade eder. Teoriye göre yasa da bu yetkiyi vatandaşlarından alır.

Bu Genel İrade fikriyatına karşı çıkan Liberal felsefeci ve düşünürler de mevcut. Şöyle:

“1952’de Jacob Talmon Rousseau’nun “Genel İradesi”nin totaliter demokrasiye götüren bir şey olarak karakterize etmişti. Talmon, devlet çoğunluğun iradesinin güya yanılmaz olduğunu vatandaşlarına kabul ettirir. Bertrand Russel “Genel irade doktrininin… seçim sandığının olağan bir aygıt vasıtasıyla onaylamaya gerek olmayan insanlarıyla bir liderin mistik kimliğini olanaklı kılma” olduğu şeklinde uyarırken, dönemin diğer teorisyeni Karl Popper da Rousseau’yu bu şekilde yorumladı. Rousseou’nun Genel İrade’sine, itaatle özgürlüğün birliğini tartışan İsaiah Berlin’de dahil önde gelen diğer eleştirmenler, totaliter liderlerin özgürlük adına baskıyı savunmalarına olanak sağlayacağını ve Rousseou’yu “İnsanlığın tüm düşünce tarihinde özgürlüğün en meymenetsiz ve tüyler ürpertici düşmanlarından biri” kıldığını ifade ederler.”[2]

Türkiye’nin siyasal ortamında Genel İrade kavramına bu denli temel önemde bir fikriyatla yaklaşan bir düşünür, siyasal hareket mevcut olmadı ve olacağa da benzemiyor. Siyasal ortamın sağında ya da solunda Genel İrade, Milli İrade gibi kavramları özellikle çıkarları ve günlük siyasal faydaları açısından kullanan ve yorumlayan siyasetçi ve “fikir adamı” mebzul miktarda var.

Amerikalı bireyci Anarşist, Siyaset felsefecisi, denemeci, broşür yazarı, köleciliğin kaldırılması için mücadele etmiş ve emek hareketinin destekçisi Lysander Spooner (Ocak 1808 – Mayıs 1887) ise yasalar ve temsil gibi kavramlara dair aynen şöyle diyor:

 “Anayasanın doğal olan bir otoritesi ve zorunluluğu yoktur. Bir bireyle başka bir birey arasından bir sözleşme olması gibi bir şey yoksa bir otoritesi ve zorunluluğu kesinlikle yoktur. Ve şimdi var olan kişiler arasında bir sözleşme anlamına dahi gelmez. Bu sözleşme sadece en fazla sekiz yıl önce yaşayan insanlar arasında bir sözleşme olması anlamına gelir. Ve sadece yılların olgunluğuyla zaten bir arada olan kişiler arasında bir sözleşme olmalıdır ki mantıklı ve zorlayıcı bir sözleşme olsun. Dahası tarihsel olarak biliyoruz ki varolan insanların sadece küçük bir bölümüne - resmi şekilde karşı olmak ya da rızası olmak anlamında - kendisini ifade etmeye müsaade edilir, sorulur ya da konuyla ilgili görüşleri alınır. Resmi olarak rızasını vermiş olan bu kişiler  – eğer varsa – şimdi hepsi ölüdürler. Pek çokları kırk, elli, altmış ya da yetmiş yıldır ölmüştür. Ve anayasa, kendi sözleşmelerinin olduğu gibi, onlarla ölmüştür. Onların çocukları üzerinde doğal gücü ya da onu zorlayıcı kılmaya hakları yoktur.  Bu sadece apaçık bir şekilde, doğallığıyla, gelecek kuşakları bağlayan bir şekilde imkansız değil, aynı zamanda onları da bağlamaz.”[3]

Sadece birey, rıza ya da reddetme açısından bakıldığında bu alıntıda oldukça değerli şeyleri görürüz. O da bireyin biricikliği ve zamanın-mekanın akışıyla koşut giden insan teklerinin fikri, psikolojik ve felsefi vb. bakış açılarının ve duruşlarının her an değişebilecek olması ve bu minvalde sabit bir sözleşme ve özellikle Anayasa gibi bir şeyin insana uygun bir şey olmamasıdır. Dolayısıyla bir an verdiğimiz bir kararın kısa ya da uzun bir süreçte değişmesinin her an mümkün olduğuna gönderme yapan Spooner bu fikriyle kişiler arası sözleşme fikrine yakın durur ki bu aslında Stirner’in fikriyatına en yakın olandır. Kişiler arası sözleşme kavramı da anlamsız durmaktadır burada. Çünkü bu sözleşme yazılı olan değil, doğallığıyla adet, örf, anane ve cemaat ya da topluluk ilişkileri anlamına gelir. Aslında Anarşizmin bireycilikten aldığı en temel fikri duruş tam da buradan yatar.

Birey kendi elinde olan yetkisi ve yetkinliğini – özellik, özgüllük ve kendi için olma, ne ise o olma – bir başkasına, kişiye, topluluğa devredemez. Devreder görünen şey aslında bir anlık bir yanılsamadır. Devletler ve siyasal gruplar işte bu yanılsama üzerinden varlık – devlete, soyut ve soysuz canavar der Nietzsche – oluşturur. Bunun içindir ki modern devlet, vatandaşlık, demokrasi kavramı ve - dolayısıyla seçim ve post modern devlet ve siyasal oluşumların çok rağbet gösterdikleri - referandum kavramına başvurur.

Aslen böyle bir Genel, Milli vb. İrade yoktur. Yönetme ve iktidar etme çabasının bir ürünü – parlamento, meclis, seçme ve seçilme hakkı vb. - olan temsil sistemi bir yanılsamanın adıdır. Sadece tek tek kişilerin iradesi, istedikleri, eyleyişleri ve aktiviteleri vardır. Ama tektipleştirme ve dizayn etme çabası modern toplumun temel saiklerinden biri olduğundan bu homojen toplum ve irade fikriyatı siyasal aktörlerin dilinde yaygın bir şekilde yer almaktadır.

Vatandaşlık kavramıyla farklı etnik, dil, dine sahip olanlara karşı sınırlar çizerek, coğrafi sınırların kalınlaşmasına neden olurlar. Bunun doğal sonucu demokrasi gibi iyi ve güzel kavramları manipüle ederek meşruiyet sınırlarını genişletmeye çalışırlar.

Rousseou’da Genel İrade olarak ifade edilen kavramın farklı siyasal duruşlarda benzer olan farklı adları var. Türkiye’de bunun bugünkü devletin ağzındaki ifadesi Milli İrade’dir. Seçmen İradesi olarak ortaya çıktığı da oluyor. Sol cenahta Proletarya’nın İradesi olarak kimi zamanlar ifadesini bulan şey Sosyalist devletlerde her zaman Parti diktatörlüğünün adıydı ve sadece Parti aristokrasinin iradesini ifade ediyordu.

Başta da ifade ettiğim gibi İrade kavramını, topluluğun kendini birinin iradesinde görmek istemesi şeklinde de ifadesini biliyoruz. Çin Halk Cumhuriyeti’nde Güneşimiz şeklinde ifade edilmiş olan kendini bir vücutta  – Mao - görme saikinin adının bir hastalıkla ifade edilmesi gerektir. Bu ülkede de benzer bir çıldırma hali vukuu bulmadı mı?

Benzer şekilde, günlük yaşamımızın her tarafına sireyet etmiş olan politik düşünme halinin bir sonucu olarak reel politik alanda iradesini bir lidere ya da birkaç milletvekiline teslim etmeye hazır olan kitleler – kütle – kendilerini iradesiz bırakmaktan o kadar memnunlar ki…

Toplulukların homojenleştirilme çabasının adı faşizmdir. Post-modern bir zamanın içerisinde seyretmekte olan bizler bu totaliter faşizmin kucağında İrade kavramının bu çeşitlerine rıza göstererek ve dolayısıyla kendimiz olmayarak da bu sisteme katkı sunmaktan geri durmuyoruz. Sistemin savunucularının, her ne kadar farklı dururlarsa dursunlar, ısrarla vatandaşlık görevine çağırmalarının, Sandık başına gidip, oy kullanmanızı istemelerinin nedeni bizi bu olmayan iradenin içinde eritmek istemelerinden dolayıdır.

Numan Bey

[1] “Discours sur l'économie politique”’den alıntılayan James Swenson, On Jean-Jacques Rousseau (Stanford University Press 2000), S. 163.

[2] https://en.wikipedia.org/wiki/General_will

[3] Lysender Spooner, No Treason No. VI. The Constıtutıon Of No Authorıty

Önceki Yazı:Oğlan Şeyh İbrahim ve Tasavvufî Görüşleri
Sonraki Yazı:Postkolonyal Evre ve Avuntu – Umut Saygı
1 Yorum
  1. ___123___Itaatsiz | Milli ya da Genel Irade Illuzyonu ve Bu Illuzyonun Ifsas?na Dair – Numan Bey___123___

Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...