11 Teknoloji Toplumu: Tekniklerin Birbirine Zorunlu Bağlılığı - Jacques Ellul

"Birey tek başına, makineler için gerekli olanı kabul edecek derecede rasyonel değildir. İnsan çok çabuk isyan eder. Onu sınırlayacak bir kurum ister; devlet de bu rolü oynamak zorundaydı. Ama devlet, artık geçmişte olduğu gibi ahenksiz, güçsüz ve keyfi devlet olmamalıydı."

İki teknik karakteristiğin, kendini çoğaltmanın ve monizmin nasıl birleştiklerini görmüş bulunuyoruz. Şimdi ise tüm farklı tekniklerin tarihsel ve gerekli bağlantısını ele almalıyız. Bu analizle, bu iki karakteristiği tartışmam da tamamlanmış olacak.

Makine tekniği 1750'den sonra kendini gösterdi. Akim teknik hali, önce bilimin ilkelerinin uygulanmasında ortaya çıktı. Bu gerekliliğin nasıl meydana geldiğini zaten biliyoruz; tüm ders kitapları bunu vurgular. 1733 tarihli uçan mekik, daha fazla miktarda iplik üretimini gerekli kıldı. Fakat uygun bir makine olmadan üretim imkansızdı. Bu ikileme cevap, James Hargreaves'in iplik eğirme çıkrığıydı. Fakat bu durumda da iplik, dokumacıların kullanabileceğinin çok üzerinde üretilmeye başlandı. Bu sorunu çözmek için Hargreaves çok beğenilen dokuma tezgahını üretti. Bu olaylar dizisinde, makinelerin gelişi-mine ivme kazandıran etkileşimin en basit biçimini görüyoruz. Her bir makine üretim dengesini bozmakta; dengenin yeniden kurulması, işlemin diğer alanlarında bir veya daha fazla sayıda ilave makinenin yapılmasını gerektiriyor.

Üretim giderek daha karmaşıklaşmaktadır. Makinelerin aynı teşebbüs içerisinde birleşmesi, 19. yüzyılın göze çarpan bir özelliğidir. Aslında yalıtılmış vaziyette bir makinenin olması im-kansızdır. Hazırlayıcı makineler olmasa bile yardımcı makineler olmalıdır. Tekstil sanayiinde çok açık olmayan bu gereksinim (bir dokuma tezgahı görece kendine yeterlidir), metalürji sanayiinde son derece iyi tanımlanmıştır. Bu alandaki üretim, birbirinden ayrılamaz çok sayıda işlemden oluşur. Bu işlemlerin her biri için de bir veya iki makine gerekir. Bu da, üretim organizasyonunun uygulanmasını gerektiren karmaşık bir teşebbüsü doğurur. Makinelerin organizasyonu ihtiyacı tekstil sanayiinde bile duyulur. Bireysel olarak hiçbir makine çok fazla enerji tüketmediğinden, en fazla hareket eden makineyi en etkili biçimde kullanabilmek için çok sayıda dokuma tezgahı bir grupta toplanmalıdır. Azami çıktı elde edilecekse, makineler gelişigüzel konuşlandırılamaz. Ne de üretim düzensiz biçimde gerçekleşebilir. Tüm teknik alanlarda bir plan izlenmelidir. Ve artan üre-time oranla giderek hiç esnek olmayan bu plan, bir organizasyon ve işletme tekniğinin ürünüdür.

19.yüzyıl başında organizasyon tekniği hâlâ yarım yamalaktı. Fakat manüfaktür malların sayısındaki artışla birlikte yeni ticari yöntemler bulunmak zorundaydı. Sermaye, işgücü, üreticiler ve tüketiciler bulunmak zorundaydı. Üç yeni teknik türü kendini gösterdi: ticari, endüstriyel ve ulaşım. Ticari teknikler, 19. yüzyılın başında endüstriyel tekniklerle aynı süratte gelişti. Bu teknikler, daha önceleri ara sıra ve pek de kuvvetli olmaksızın gözükmüş olan tüm eski sistemleri kullandı. Poliçeler, bankalar, takas odaları, çift girişli muhasebe filan daha da geliştirildi.

Üretilen mallan dağıtma ihtiyacı böylece güçlü bir ticari tekniğin ortaya çıkmasına yol açtı - her ne kadar bu teknik yeterli dağıtım gücünü sağlayacak kapasiteye ulaşamadıysa da. Sermaye birikimi (makinenin ürettiği ve onun gerektirdiği), büyük fırmaları, sigortası, kredisi ve sınırlı sorumlulukları olan anonim şirketiyle uluslararası finansal bir organizasyonun kaynağı haline geldi. Muazzam yoğunlaşmanın ortaya çıkardığı ticari trafiğin boyutlan düşünülünce şirketleşme kaçınılmazdı.

Fakat bu iki sistem, yani ticaret ve finans, ancak mallarım ticaret tekniklerinin belirlediği en avantajlı noktaya dağıtabilecek durumdalarsa tam kapasiteyle çalışabilirlerdi. Bu da, malların hızlı, düzenli ve kesin nakliyatını gerektiriyordu. Sonuçta, finans ve ticaret teknikleri işleyebilecekse, ulaşım sistemleri oluşturulmak durumundaydı. Makinenin doğrudan bir sonucu olmayan yeni bir teknik, yani ulaşım ortaya çıktı. Ayn bir daldı bu; organizasyon makinenin kendisinden daha fazla rol oynadı (demiryolu güzergahları ve tarifelerde, yüksek yerlere ilişkin sorunlarda vesaire).

Sanayi teşebbüslerinden bu teknik patlamanın çıktığı dönemlerde çok sayıda insan topluluğu da makineler etrafında toplanmaya başlıyordu. Makinenin bakımını sağlamak için çok sayıda insan lazımdı. Makinenin ürünlerini tüketmek için de çok sayıda insana ihtiyaç vardı. İlk büyük değişim, yeterli ula-şım araçları daha elli yıl geç geleceği için, tüketiciyi makinenin ayağına gelmeye zorlamak oldu. Bu gelişmeyle birlikte, o zamana dek bilinmeyen bir olgu olan büyük kent olgusu ortaya çıktı. Başlangıçta büyük kent, özel hiçbir teknik doğurmadı; insanlar açıkçası burada mutsuzdu. Fakat çok geçmeden görüldü ki mega kent, yeni ve özel bir çevreyi temsil ediyor, özel bir muameleyi de gerektiriyordu. Şehir planlaması tekniği kendini gösterdi. Şehir planlaması, başlangıçta, gecekondularla filan pek ilgilenmeyen (yüzyıl ortasındaki ütopyacı planlamacıların çabalarına rağmen) hantal bir adaptasyondan ibaretti. Bir süre sonra büyük şehir yaşamı bayağı katlanılamaz hale gelince de eğlence teknikleri geliştirildi. Eğlence tesisleriyle donatarak kentsel ıstırabı kabul edilebilir kılmak elzemdi. Bu, örneğin devasa bir sinema sanayinin gelişmesini sağlayan bir ihtiyaçtı.

Bu gelişme aşaması hâlâ makinenin egemenliğineydi ve Mumford’ın paleoteknik (eski teknik) dönem dediği döneme denk geliyordu. Bu dönemde iktidar (güç) mentalitesinin araçları gelişti. Sosyal açıdan değerli sonuçlar hasıl etmek için mekanik gelişmelerin tek başına yeterli olmadığı görüldü. Yeniliklerin eski kurumları henüz tamamen devirmediği bir geçiş dönemi olduğu açıktı bunun. İnsan hayatına da, dolaylı olanın dışında henüz temas etmemişlerdi. Bir düzensizlik dönemiydi bu. Bu düzensizliğin en göze çarpan tezahürü de insanın insanı sömürmesiydi. Ancak bu düzensizlik, yorucu bir düzen arayışına yolaçtı; bu da ilk önce ekonomik alanda gelişti. Zira bir süredir, mallardaki artan akışın otomatik olarak emileceğine inanmak mümkün olmamıştı. Fakat liberalizmin illüzyonları çok çabuk çöktü. Liberal sistem, makinelerin alabildiğine doğurduğu mal bolluğu önünde yavaş yavaş yıkıldı. Teknik üretim yöntemlerinin yarattığı sorunlarla başetmenin ancak teknik dağıtım yöntemleriyle mümkün olacağı kaçınılmazdı. Bunun başka yolu yoktu. Üretim mekanizması kadar kesin (ki o da mekanik olması sebebiyle henüz mükemmel değildi) bir dağıtım ve tüketim mekanizması gerekliydi. Üretim mekanizmasının değişik parçalarının ayarlanması ve üretilen malların gerek nitelik gerekse nicelik açısından ihtiyaca denk düşmesi elzemdi. Teşebbüsü organize etmek artık yeterli değildi. Tüm bir üretim tüm ayrıntılarıyla organize edilmeliydi. Ve eğer üretim tümüyle organize edilmişse, tüketimin (ki bu arada mekanize hale gelmişti) kendi dünya çapındaki organizasyonu olmaksızın işlemesine imkan tanımak sözkonusu olmazdı. İlkin ulusal düzeyde kendini gösteren bu mantıksal etkileşimler çok geçmeden uluslararası düzeyde de görülecekti.

Bu mekanizmanın gelişmesi, kaçınılmaz olarak, mümkün olan en mükemmel ekonomik tekniği gerektiriyordu. Bu ekonomik teknik de yeni makinelerin kullanımını sağlayacaktı. Karşılıklı olarak, belli başka araçlar da ekonomik tekniğin gelişmesini kolaylaştıracaktı. Bundan başka, bu tür bir organizasyonda hiçbir şey şansa bırakılamazdı. Bilhassa da emek arzı bireyin aklının esişine bırakılamazdı. Ekonomik organizasyon bir işgücü (emek) tekniğini önceden varsayar. (Bu tekniğin kesin biçimi bizi burada pek az ilgilendiriyor. Sadece ilkeyle ilgiliyiz). İşgücü sistematize edilmeliydi; bilimsel olmalıydı. Sonuçta, öncekilere mecburiyetten yeni bir teknik daha eklendi. Fakat aynı zamanda, teknik işgücünün ortaya çıkardığı yorgunluk nedeniyle işçileri tazmin etmek de zorunlu oldu. Bu noktada yine karşımıza ilave kitlesel eğlence, yani büyük kentlerin varlığının zaten teşvik etmiş olduğu bir gereklilik çıkıyor. Bu döngü kaçınılmazdı.

Tüm bir büyük yapı azar azar inşa edildi ve tüm bu bireysel teknikler de karşılıklı etkileşimle geliştirildi. Ancak çok geçmeden bir başka araca daha ihtiyaç duyuldu. Çok sayıdaki bu teknikleri kim koordine edecekti? Yeni ekonomik teknik için gerekli mekanizmayı kim kuracaktı? Makinelerin bakımını yapmada gerekli bağlayıcı kararlan kim alacaktı? Birey tek başına, makineler için gerekli olanı kabul edecek derecede rasyonel değildir. İnsan çok çabuk isyan eder. Onu sınırlayacak bir kurum ister; devlet de bu rolü oynamak zorundaydı. Ama devlet, artık geçmişte olduğu gibi ahenksiz, güçsüz ve keyfi devlet olmamalıydı. Ekonomik rejimin işleyişine eşdeğer ve her şeyin kontrolünde bir etkili devlet olmalıydı ki rasgele gelişmiş olan makineler "ahenkli" olabilsinlerdi. Bu amaçla devletin kendisi de ahenkli olmalıydı. İşte bu şekilde devletin teknikleri -askeri, polisiye, idari ve siyasi- boy gösterdi. Onlar olmaksızın geri kalan her şey azami gelişmeyi sağlamaktan aciz beyhude umuttan başka bir şey olmazdı. Birbirine karışarak bir diğerini gerekli kıldılar; ve hepsi de ekonomi tarafından gerektiriliyordu.

Bu türden dışsal eylemlerin yetersiz olduğu çok geçmeden anlaşıldı. Bireyin büyük bir çaba göstermesi gerekiyordu. Sadece sınırlandırılmakla kalmayıp aynı zamanda gerçekten ikna edilmediği müddetçe de bu çabayı gösteremezdi. Bedenini ve beynini teslim ettiği gibi, yüreğini ve iradesini de teslim ettirmek gerekiyordu. Böylece, diğer tekniklere takviye olarak propaganda, eğitim ve zihinsel (psychic) manipülasyon teknikleri devreye girdi. Bunlar olmaksızın insanın, kendi organizasyonuna ve makinelerine bir eş olabilmesi pek de mümkün değildi. Yine teknik'de kendi işleyişinden tamamen emin olamazdı. Maddi tekniklerin daha da kesin hale gelmeleri oranında entelektüel ve zihinsel teknikler daha gerekli oldu. Bunlar aracılığıyla insanoğlu, diğer tekniklerin azami kullanımı için gerekli inanç ve gücü elde etti. Yapı böylece tamamlanmıştı.

Sistemin tümünü modifiye etmeksizin bir parçasını kesmek veya modifiye etmek imkansız. Sistem kaprislerle ya da kişisel ihtirasla kurulmadı. Sistemin faktörleri karşılıklı olarak doğuruldu.

Bu anlatımda durmadan gereklilik kavramıyla karşılaştık. Teknik evreni karakterize eden şey, gerekliliktir. Herşey, kendisini matematik bir kesinlikle ona uydurmalıdır. Arkadan gelen her teknik, önceden gelenlerin arkadan gelenleri gerekli kılması yüzünden ortaya çıkmıştır. Aksi takdirde etkisiz olurlar, azami getiriyi hasıl edemezlerdi. Bunun gibi bir sistemin, yani tek başına hiçbir parçanın modifiye edilemeyeceği derecede karmaşık ve kesin ayarlanmış bir sistemin modifiye edilmesini ummak beyhude. Üstelik sistem, kendisini aralıksız biçimde geliştirmekte, tamamlamaktadır. Teknik yapının herhangi bir modifikasyonun işaret eden birşeyi, teknik gereklilik üzerine kurulmayacak farklı bir toplumsal organizasyon ilkesini de göremiyorum.

Önceki Yazı:Hemen Yanımızda Olan Tarih Bize Ne Söyler: İstanbul'da Bir Zindan – Nurşin Altunay
Sonraki Yazı:Kendi Alevinle Yanmak – Nurşin Altunay
Bir yorum yazın
Siz de görüşünüzü belirtebilirsiniz...